Yunanistan

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Yunanistan

Türkiye’den Yunanistan’a nota

Diplomatik kaynaklar, Yunanistan’a Ege’de Türk balıkçılara karşı orantısız güç kullanılmasını protesto eden bir nota verildiğini duyurdu.

Diplomatik kaynaklarından yapılan açıklamada, olayın detayları anlatıldı.

22 Şubat’ta Yunan Sahil Güvenlik unsurları tarafından Sakız’ın kuzeyi, Karaburun’un batısında “Baba Oğul” ve “Esila Liya” isimli Türk balıkçı teknelerine ateş açılması sonucu “Baba Oğul” teknesinde bulunan bir Türk vatandaşının yaralandığı bilgisi verildi.

Bugün Yunanistan Büyükelçiliği Müsteşarı, Bakanlığa çağrılarak “orantısız güç kullanılmasını protesto eden” bir nota verildi.


Ege’de Yunanistan unsurları Türk balıkçı teknelerine ateş açtı

Açıklamada, “Ege’de seyrüsefer serbestliğine aykırı olarak balıkçı teknelerimize yapılan müdahale ve tacizlerin tekrarlanmaması gerektiği vurgulanmıştır” denildi. 

Yanan feribotta Türk yolcular da olduğu ortaya çıktı

Yunanistan’da yanan feribottaki yolcular arasında bulunan 24 Türk yolcunun sağlık durumlarının iyi olduğu açıklandı.

Yunanistan’ın Igoumenitsa Limanı’ndan İtalya’nın Brindisi Limanı’na gitmek üzere seyreden bir feribotta çıkan yangında, ölen ya da hayatını kaybeden Türk vatandaşının bulunmadığı bildirildi.

Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, gemideki 24 Türk vatandaşından hayatını kaybeden veya yaralanan herhangi bir kimse bulunmuyor.

Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, gemideki 24 Türk vatandaşından hayatını kaybeden veya yaralanan herhangi bir kimse bulunmuyor.

Yunan Devlet Ajansı AMNA’nın haberine göre ise yangın çıkan İtalyan bayraklı feribotun garaj bölümünde 2 kişi mahsur kaldı. Bu kişiler için 3 helikopterin de katıldığı kurtarma çalışması devam ediyor. Yunanistan Denizcilik Bakanlığından yapılan açıklamada, gemideki toplam 290 yolcu ve mürettebattan 21’inin Yunan vatandaşı olduğu bilgisi paylaşıldı.

Yanan feribotta Türk yolcular da olduğu ortaya çıktı

Yunanistan Sahil Güvenliği, Türk gemisinden yardım istedi

Feribot yangınına müdahalede Türk gemisi de yer aldı. Sirena adlı geminin kaptanı Cevdet Bilen, yaşananları TRT Haber’e anlattı.

Bilen, şunları kaydetti;

Gemi yandığı zaman gemi tehlike mesajı gönderiyor. Yunanistan Sahil Güvenliği de o bölgede olduğumuz için bizi arayarak olay yerine gitmemizi istediler. Ulaştığımızda gemi alev alev yanıyordu. Söndürme çalışması yoktu ilk ulaştığımızda. Personel söndürmeye çalışmış fakat büyümüş yangın. Denize atlayanlar vardı onları kurtarma çalışması oldu. 242 kişiyi biz ulaştığımızda savaş gemisi kurtarmıştı. Biz geri kalan personeli veya yolcuyu deniz üzerinde bir belirti varmı diye aramaya devam ediyoruz.

Biz ulaştığımızda geminin baş tarafı yanıyordu. Yavaş yavaş arka kısma ilerlediğini ve geminin tamamına yayıldığını gördük. Gemideki kamyonların tırların yandığını net olarak gördük. Bu olayda ilk başta gemi personale söndürme çalışmasını başlatıp söndürmeyi başaramayacaklarını anladıklarında gemiyi terk etmek zorundalar. Biz ulaştığımızda bir can pazarı vardı fakat yolcular arasından panikle atlayanlar olmuş.

“Deniz üzerinde insan belirtisi arıyoruz”

Söndürme çalışmaları bitti şu an soğutma çalışmaları yapılıyor. Mürettebatın gemide olup olmadığı konusunda bir bilgi yok. Şu an ya geminin içerisindeler ya da deniz üzerinde bu bölgenin akıntısına göre gidebileceği yerlerde insan belirtisi arıyoruz. Bu çalışmaların 7-8 saat içerisinde biteceğini düşünüyorum.

Igoumenitsa Limanı’ndan yola çıkan feribotta yangın

Sabah saatlerinde Yunanistan’ın Igoumenitsa Limanı’ndan İtalya’nın Brindisi Limanı’na gitmek üzere yolan çıkan bir feribotta yangın çıkmıştı.

AMNA’nın haberine göre, 237 yolcu ve mürettebattan 51 kişinin bulunduğu feribottan 242 kişi, sahil güvenlik birimlerine ait botlarla Yunanistan’ın Kerkira Adası’na götürüldü.

İtalya’nın da destek verdiği kurtarma çalışmaları sonucu Yunanistan’ın Kerkira Adası’na götürülen yolcuların kimlik tespit ve sayım çalışmaları başlatılmıştı.

Hafif yaralı 3 kişi ise Kerkira Hastanesinde tedaviye alınmıştı.

İtalya Sahil Güvenliği, bölgede devriye uçuşu yaptı

İtalya Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamada, feribotun Arnavutluk sularına doğru sürüklendiği bildirildi.

Açıklamada, İtalya Sahil Güvenliğine ait “ATR42” model devriye uçağının da geminin bulunduğu bölgede uçuş yaptığı belirtildi.

Yunan devlet televizyonunun ERT muhabiri, feribottan kurtarılanlar arasında Türk yolcuların da bulunduğunu belirtmişti.

Bakan Akar: Türkiye krizin diplomatik çözümünden yana

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rusya-Ukrayna gerilimine ilişkin, “Diplomasi ve diyaloğun sürdürülmesi ve bu şekilde çözüme gidilmesi hepimizin ortak dileği” dedi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın ardından Brüksel’de görev yapan Türk gazetecilerle bir araya gelerek soruları yanıtladı, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bakan Akar’ın, açıklamalarının satır başları şöyle;

Türk Silahlı Kuvvetleri bir taraftan hudut güvenliği diğer taraftan terörle mücadele faaliyetlerini kararlılıkla sürdürüyor. Ayrıca Libya, Azerbaycan gibi dost ve kardeş ülkelerde de dostlarımızın, kardeşlerimizin, haklı davalarını elimizden geldiğince desteklemeye devam ediyoruz.

Bölgesel olarak hassas, kritik bir dönemden geçiliyor. Böyle bir dönemde iki gün süreyle NATO Savunma Bakanları Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda başta Ukrayna olmak üzere İttifakın gündeminde bulunan savunma ve caydırıcılık konuları ele alındı, hem bölgesel hem de küresel gelişmeler değerlendirildi.

Ukrayna-Rusya gerilimi

Bizlerde, ilgili diğer ülkelerde ve NATO ülkelerinde bir endişe söz konusu. Bu endişeyle gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Diplomasi ve diyaloğun sürdürülmesi ve bu şekilde çözüme gidilmesi hepimizin ortak dileği. Bunu vurguladık, vurgulamaya devam ediyoruz. Bizim için hem Gürcistan’ın hem de Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliği önemli. Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi tansiyonun düşürülmesi için Türkiye olarak bugüne kadar elimizden geleni, üzerimize düşeni yaptık, yapmaya devam ediyoruz.”

Karadeniz’de Montrö’nün getirdiği bir statüko var. Bu statüko ile Karadeniz’de denge, güvenlik ve istikrar var. Bunun da hayati önemi haiz olduğunu her fırsatta belirttik, belirtmeye devam ediyoruz.

Görüşmelerde Güney Kafkasya’daki bölgesel iş birliğinin herkesin yararına olduğunu ifade ettik. DEAŞ, El-Kaide, PKK ve PKK’dan hiçbir farkı olmayan YPG ve FETÖ gibi terörün her türlüsü ile mücadele ettiğimizi, bunu sürdürdüğümüzü ve bu alanda müttefiklerimizden daha fazla işbirliği beklediğimizi de burada yine altını çizerek muhataplarımıza ifade ettik.

NATO Genel Sekreteri’nin yanı sıra İngiltere Romanya, Letonya, Estonya, Kuzey Makedonya, Hollanda, Yunanistan, Bulgaristan, İtalya, İspanya ve ABD’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda savunma bakanı ile görüşme fırsatı buldum. Hem askeri eğitim iş birliği hem de savunma sanayi konularını ele alma, ana, kilit konular hakkında görüş alışverişinde bulunma fırsatı bulduk. Bu bakımından toplantının son derece yararlı geçtiğini söyleyebiliriz.

“Tutumumuz başından beri açık ve net”

Bizim Rusya-Ukrayna krizine ilişkin tutumumuz başından beri çok açık ve net. En üst düzeyde Sayın Cumhurbaşkanımızdan başlayıp bakanlar düzeyinde ve diğer heyetler arası görüşmelerde hep dile getirildi. Biz başlangıçtan itibaren konuşmalara ve görüşmelere Kırım’ın işgaline karşıyız diye başladık. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğimizi de söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bölgedeki gerginliğin sağduyulu ve dengeli bir yaklaşımla çözülmesinden yanayız ve bu manada Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin barış, diyalog, huzur ve refah içinde yaşaması bizim en samimi temennimiz.

Gerginliğin daha fazla artmaması için ne yapılması gerekiyorsa biz bunları konuşuyor, bunları telkin ediyoruz. Bu konudaki görüş ve önerilerimizi ortaya koyup müttefiklerimizle paylaşıyoruz. Gerginliği tırmandırıcı eylem ve söylemlerden uzak durulması, eylem ve söylemlerin iyi istişare edilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye olarak üzerimize düşen siyasi, insani, hukuki, yapılması gereken ne varsa yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Gelişmelere göre bizim almamız gereken tedbirler neyse bunları bugüne kadar aldık, almaya devam edeceğiz.

Karadeniz’e en uzun kıyısı olan ülke Türkiye’dir. Tüm tarafların sükûnet, iş birliği, istişare, diyalog içinde faaliyetlerini yürütmelerinin herkesin yararına olduğunu söyledik, söylüyoruz.

Yunan Bakan ile görüşmesi

Yunanistan Savunma Bakanı Sayın Nikolaos Panagiotopoulos ile gayet olumlu, yapıcı bir görüşme yaptık. Spontane gerçekleşti, gerçekçi bir görüşme oldu.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki güven artırıcı önlemler toplantısının dördüncüsünün Ankara’da yapılması için Yunan heyete yönelik davetlerimizi yineledik.

Türkiye uluslararası hukuk, ikili anlaşmalar ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde, barışçıl yol ve yöntemlerle, diyalogla sorunları çözebilir. Farklılıklarımız var, doğru ama bir araya gelelim, bunları tartışalım diyoruz. Amacımız barış ve istikrar içinde, uluslararası hukuk dahilinde tarafların bölgenin zenginliklerinden istifade etmesi. Bunu kaç kere dile getirdik. Ege’de, Akdeniz’de zenginlikleri adil şekilde paylaşalım diyoruz. Bunların karşılık bulmasını bekliyoruz. Tüm bu iyi niyetli yaklaşımımıza rağmen müttefiklik ruhuna aykırı şekilde provokatif, gerginliği tırmandırıcı eylem ve söylemlere maalesef devam ediyorlar. Bunlarla ilgili uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalarımız var. Siz Lozan Antlaşması’nı, Paris Antlaşması’nı yok sayamazsınız. Altında imzanız olan bu anlaşmaların istediğiniz maddelerini uygulayacaksınız, istemediklerinizi uygulamayacaksınız, Dünyada böyle bir şey yok.

Bazı Yunan siyasilerin konuşmalarının ve eylemlerinin temelinde yayılmacı bir anlayış vardır. Türkiye’ye yönelik suni bir tehdit algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Buna bağlı olarak bir silahlanma sevdasına giren Yunanistan birtakım ittifaklar peşinde koşmaya çalışıyor. Biz de ‘Bunlar beyhude gayretler’ diyoruz. Zaten akil, aklı başında Yunanlar da bunu ifade ediyorlar. Bu kadar ekonomik problem varken bir silahlanma sevdasıyla Yunan halkının imkanlarını, fırsatlarını, maddi kaynaklarını heba etmek öncelikle ve özellikle Yunan halkını rahatsız ediyor, onun yükünü artırıyor.

“Türkiye güvenilir, güçlü ve etkin bir müttefik”

Türkiye, Yunanistan başta olmak üzere tüm komşularının sınırlarına, toprak bütünlüğüne saygılıdır. Türkiye coğrafyası, nüfusu, ordusu, ekonomisi, tarihi ve değerleriyle güçlü bir devlet. Fakat Türkiye hiç kimseye karşı bir tehdit değil. Bunun görülmesi, bilinmesi lazım. Türkiye hem bölgesel hem de küresel barışın ve istikrarın teminatı olmaya veya küresel ve bölgesel barışa katkı sağlamaya devam ediyor. Bizim durumumuz budur. Türkiye güvenilir, güçlü ve etkin bir müttefik. Bunu herkesin bilmesi lazım.

Yunanistan’ın Türkiye ile olan sorunlarını Türkiye-NATO, Türkiye-AB, Türkiye-Avrupa sorunu haline dönüştürmeye çalışması büyük bir yanlıştır. Diğer taraftan bazı Avrupalı dostlarımızın, AB’deki, NATO’daki bazı dostlarımızın bunu böyle algılaması da esef verici. Taraf tutmamaları lazım. Bu konuda maalesef AB mensuplarının özellikle bazıları Türk-Yunan meselelerinde önyargılı, tek yanlı ve körü körüne Yunan yanlısı. Gerçekleri bir tarafa bırakmak, göz ardı etmek suretiyle adeta olayı çözmemek için ateşe benzin dökmek şeklinde bir yaklaşım sergiliyorlar.

Türkiye çok sayıda Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. İnsani yardımda bulunuyor. Hal böyleyken Yunanistan’a girmeye çalışanlara silahla, botlarını delmek, bazen ateş etmek suretiyle karşı koymak gerçekten hiç yakışık almayan, bu çağda olmaması gereken, uluslararası hukuk, insani değerler, insan hakları bakımından kabulü mümkün olmayan davranışlardır. 3 yılda, 85 bin mülteciyi özellikle denizde acımasız, canice, insanlık dışı şekilde karşılamışlar, ittirmişlerdir. Bunun başka yolu olması lazım. Buna derhal son verilmeli.

“Kimse yokken biz vardık”

İpsala’da Yunan sınır unsurları tarafından geri itilen 19 kişi donarak öldü. AB’de, başka yerlerde insan haklarının en önde savunucusu olarak ortaya çıkanlar nerede? Avrupa’nın göbeğinde insanlar hayatlarını kaybettiler. Sağ kalanların ifadeleri var: ‘Soydular, bizi çıplak tuttular, paramız pulumuz gitti. Çoluğumuz çocuğumuzla ölüme terk ettiler.’ diyorlar. Yunan muhataplarımızdan bunlara bir çare bulunmasını istiyoruz. Bu, insan haklarının kesin ihlalidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin eşit hak sahibi olduğunu anlamaları, Türk varlığını kabul etmeleri lazım. Türk varlığını içlerine sindirmeleri lazım. Kimseler yokken biz vardık orada. Dolayısıyla bu tarihi arka planıyla, sosyal yapısıyla, değerleriyle, gelişimiyle bunları görmek lazım. Oradaki insanların da Kıbrıslı kardeşlerimizin de haklarına saygı göstermeleri lazım.

“NATO’nun güvenliğinin tam merkezindeyiz”

NATO başarılı bir savunma ittifakı. Biz de buranın tam üyesiyiz. Dolayısıyla buradahaklarımız, sorumluluklarımız var. Hem haklarımızı sonuna kadar kullanmak hem de sorumluluklarımızı sonuna kadar yerine getirmek için elimizden gelen gayreti gösterdik, gösteriyoruz.

NATO’ya 70 yıl boyunca gerçekten etkin, güçlü ve kesintisiz bir destek sağladık. Bunu da halen sürdürüyoruz. Önemli katkılarımız oldu, NATO yöneticileri de bunun farkında. NATO’nun değerlerini ve sorumluluklarını paylaştık, paylaşmaya devam ediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO içinde ikinci büyük ordu. NATO’nun güvenliğinin tam merkezindeyiz. Üstlenmiş olduğumuz görev ve misyonları da gerçekten büyük bir başarıyla yerine getirdik. Türkiye NATO’ya en çok katkı veren ilk 5 ülke arasında, mali katkı bakımından da 8. sırada. Bu, önemli bir şey. Bizim ortaya koyduğumuz ciddi bir fedakarlık, ciddi bir potansiyel var. 

Ayrıca burada NATO misyonunda çalışan büyükelçilerimizi, askerlerimizi, temsilciliğimizdeki arkadaşlarımızı, geçmişte görev yapanları saygı ve şükranla anıyorum. Gerçekten burada ciddi bir mücadele var, ağır bir mücadele var. Görünen ve görünmeyen mücadele var. Buradaki arkadaşlar çok ciddi gayret içindeler. Onlara teşekkür ediyorum. Birlik ve beraberlik içinde ülkemizin ve milletimizin, 85 milyon olduk artık, hak ve menfaatlerini, onurunu, prestijini, bayrağını yükseklerde dalgalandırmak için bugüne kadar çalıştık, aynı şekilde çalışmaya devam edeceğiz.

TRT Haber Avrupa’nın orta yerindeki terör kampını görüntüledi

Terör örgütü PKK’nın Yunanistan’daki varlığı 1980’li yıllara kadar dayanıyor. Lavrion Kampı, Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen halen faal. TRT Haber ekibi, o kampı görüntüledi. Örgüt, mülteci kampı adı altında terör faaliyetlerini kamufle ediyor.

Atina’ya yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Lavrion kasabası, küçük limanı ve sahil boyunca uzanan kafeleriyle şirin bir tatil beldesi. Ancak Lavrion’u gündeme getiren doğal güzellikleri değil, ev sahipliği yaptığı terör kampı.

TRT Haber ekibi başta PKK olmak üzere Türkiye’deki pek çok terör örgütüne mensup militanların toplandığı Lavrion Kampı’nı görüntüledi.

Çok sayıda terör örgütü militanı Atina’ya yaklaşık 65 kilometre uzaklıktaki kampta bulunuyor. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen kamp halen kapatılmadı.

Kampta örgütün paçavraları dalgalanıyor

Kampın çevresinde dolaşırken ilk göze çarpan duvarlardaki yazılar, göndere çekilen örgütün paçavraları.

Yunan polisi kamp çevresinin denetimini adeta teröristlere devretmiş vaziyette. Yunan istihbaratı, bölgede çekim yapılmasına müsaade etmiyor. Kampın çevresinde büyük bir sessizlik hakim.  

Farklı örgütlerin Türkiye’ye karşı işbirliğini kanıtlıyor

İçeriden çekilen ve örgüte yakın internet sayfaları tarafından paylaşılan fotoğraflar ise Lavrion’un bir mülteci değil, terör kampı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu fotoğraflarda terör örgütlerinin yurt dışında Türkiye’ye karşı nasıl bir işbirliği içinde olduğunu görmek de mümkün.  

Teröristlerin ihtiyaçları Yunan Kızılhaçı tarafından karşılanıyor

Kamp, resmi olarak Yunanistan Göç Bakanlığına bağlı. Konaklama koşulları gibi idari işler, yedi kişiden oluşan bir komite tarafından yönetiliyor. İhtiyaçlar ise çoğunlukla Yunan Kızılhaçı tarafından karşılanıyor. Giriş çıkışları ise tamamen kamptaki teröristler kontrol ediyor. 

Teröristler, Türkiye’yi karalamak için Batı medyasını kullanıyor

Kamptaki militanlar zaman zaman Batılı gazetecileri ağırlıyor. Teröristlerin söylediği yalanlar, Batı kamuoyunda Türkiye’ye karşı bir kara propaganda malzemesi olarak kullanılıyor.

Terör örgütü Lavrion Kampı’nı ideolojik eğitim için kullanıyor

Peki kampın, terör örgütünün Avrupa yapılanmasındaki yeri ne? 

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından hazırlanan kitaba göre, Lavrion Kampı terör örgütü mensuplarına ideolojik eğitimlerin verildiği bir karargah. 

400 kişi kapasiteli kampta şu an 350 terörist kalıyor. Mülteci kampı görünümündeki bu karargah, terör örgütünün faaliyetlerini insani gerekçeler ileri sürerek kamufle etmesi açısından da önemli. 

İki ülke arasında krize neden olmuştu

Aslında kampın geçmişi Soğuk Savaş yıllarına kadar dayanıyor. 60 yıl önce açılan kampta o dönem Sovyetler Birliği’nden kaçanlar barınıyordu. Ancak 1984 yılından itibaren kamp terör örgütünün kontrolüne geçti.  

Terör örgütü elebaşı yakalandıktan sonraki sorgusunda Lavrion Kampı’nda örgüt militanlarına silahlı eğitim verildiğini söylemiş ve kampın varlığı iki ülke arasında krize neden olmuştu.

Atina yönetimi, Türkiye’nin kampın kapatılması için başlattığı girişimlere bugüne kadar olumlu bir yanıt vermedi.

Yunan polisi, 2013’te kampa yaptığı baskında “şüphe uyandırıcı” bir bulguya rastlanmadığını duyurmuştu. Ancak Türkiye’de daha önce kanlı eylemler gerçekleştiren teröristlerin anlattıkları Yunan makamlarının savlarını çürütüyor. 

Yakalanan teröristler Lavrion’da eğitim aldıklarını itiraf etti

Seydo Hazar kod adlı Seyithan Samacan, Hayri Cemil kod adlı Gıyaseddin Altın, Hasan kod adlı Ahmet Akkurt ve 1994’te Ayasofya’nın bahçesine bıraktığı bomba ile iki turisti yaralayan Dilek Öz gibi PKK’lı teröristler, Lavrion Kampı’nda eğitim aldıklarını itiraf etmişti. 

Yunan basınında yer alan haberlere göre, terör örgütü Lavrion dışındaki mülteci kamplarında da etkin. Örgüt, özellikle Suriye’nin kuzeyinden gelen Kürt kökenli mülteciler arasından militan devşirmek için faaliyetlerini sürdürüyor.

Haber: Osman Küçükdalak
Kamera: Necmi Hastürk

Bakan Soylu: Yunanistan Lavrion’u PKK lehine harekete geçirdi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Yunanistan Lavrion’u 7-8 aydır PKK terör örgütü lehine harekete geçirdi. Yunanistan’dan Irak bölgesine gidiş hattı oluşturuluyor.” dedi.

Soylu, Vilayetler Evi’nde “Medya Temsilcileriyle Göç Toplantısı”da açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Göçe kaynaklık eden ülkelerde iç savaşların, vekalet savaşların, ekonomik problemlerin yaşandığını belirten Soylu, bunların sebebinin Türkiye olmadığını vurguladı.

Batı ülkelerini eleştiren Soylu, göç sorununun Türkiye-Yunanistan, Türkiye-Suriye, Türkiye-İran sınırlarında sıkıştırılmaya çalışıldığını dile getirdi.

Bakan Soylu: Yunanistan Lavrion'u PKK lehine harekete geçirdi

Türkiye’nin göç konusuna vicdani temelde baktığını ifade eden Soylu, göçü yönetmeye yönelik anlayışın ortaya konulduğunu bildirdi.

Yunanistan’daki Lavrion kampına da değinen Bakan Soylu, şöyle devam etti:

“Karmaşıklığı kullanmak isteyen etraf ülkeler de var, Yunanistan gibi. Örneğin, tabelası Birleşmiş Milletler olan Lavrion kampını Yunanistan, yaklaşık 7-8 aydır tekrar PKK terör örgütü lehine harekete geçirdi. PKK, kırsalda zayıflayınca şehirlerde eylem yapma kabiliyeti talimatı verdi. Bu talimatı yaklaşık 1-1,5 yıldır Murat Karayılan’ın kendisi yönetmeye çalışıyor.”

Bakan Soylu: Yunanistan Lavrion'u PKK lehine harekete geçirdi

“İsim isim biliyoruz”

PKK’nın terörist aktarırken Yunanistan-Irak ve Irak üzerinden terör kamplarına gidecek yeni bir hat oluşturmaya çalıştığını anlatan Soylu, “Bizim tespitimiz, emniyet istihbaratımızın tespiti ve yakaladığımız, engellediğimiz eylemler içerisinde, özellikle YPS eylemleri içerisinde Lavrion’dan gelen talimatların olduğuna yöneliktir.” bilgisini paylaştı.

Soru üzerine Bakan Soylu, “Yunanistan hükümetine buradaki tabloyu ilettik. Lavrion kampına PKK’nın getirdiği, Lavrion kampından sonra PKK’nın kuzey Irak’a geçirdiği teröristleri, daha doğrusu terörist yapmak istediklerini de isim isim biliyoruz.” dedi.

Suriye’den Türkiye’ye gelmeye çalışanlarla ilgili de bilgi veren Bakan Soylu, Şam’dan kaçak yolları kullanarak gelmek isteyenlerin olduğunu anlattı. Soylu, “Son zamanlarda Suriye’den gelmeye çalışanların ve kaçak olarak yakaladıklarımızın önemli bir bölümü Şam çevresinden geliyor. Şam’daki ekonomik kriz vesilesiyle ya hedef ülke Türkiye ya da Türkiye üzerinden Batı’yı hedefleyen bir süreç söz konusu.” bilgisini paylaştı.

Bakan Soylu: Yunanistan Lavrion'u PKK lehine harekete geçirdi

“8 milyonun üzerinde göç kütlesi var”

Göç akımının bitip bitmeyeceğine ilişkin “Bizim kanaatimiz şu, yeni başladı.” ifadesini kullanan Bakan Soylu, gelişmiş ülkelerin bu konuda hiçbir şey yapmadığını, izlemeyi tercih ettiğini kaydetti.

Süleyman Soylu, defalarca anlatılmasına rağmen Avrupa Birliğinin de anlamazlıktan geldiğini vurguladı.

Bakan Soylu, “2 milyon potansiyel göç İran sınırında Afgan var, 3,9 milyon İdlib’de, 1,2 milyon Cerablus-Azez-Mare-El Bab-Çobanbey bölgesinde, 550-600 bin Afrin’de, 350 bin de Tel Abyad ve Resulayn’da var… Yani 8 milyonun üzerinde hemen harekete geçmeye hazır göç kütlesi var. Herhangi bir saldırıda, teşvikte, tehditte veya bulabildikleri bir fırsatta.” diye konuştu.

Türkiye’nin yaşananları yönetmeye çalıştığının altını çizen Soylu, son 5 yılda doğu ve güney sınırlardan 2,5 milyon insanın Türkiye girmek için baskı yaptığını ve bunların engellendiğini söyledi.

Son 5 yılda Batı’ya gidenlerin sayısının 620 bin olduğunu bildiren Soylu, Suriye’ye gönüllü geri dönüşler hariç Türkiye’nin Afganistan başta olmak üzere Pakistan ve Afrika’ya geri gönderdiği kişi sayısının da 306 bin 138 olduğunu dile getirdi.

Süleyman Soylu, dünyada böyle güçlü bir geri gönderme mekanizmasının bulunmadığını belirtti.

Taliban’ın yönetimi almasının ardından Afganistan’a geri gönderimlerin havalimanı ve çeşitli şartlar nedeniyle durdurulduğunu hatırlatan Soylu, “27 Ocak tarihinde Afganistan’a Ariana Hava Yolları ile charter seferlerle yeniden buradaki kaçak Afganları göndermeye başladık. Yaklaşık şu ana kadar 5 charter sefer yaptık.” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili bilgi veren Soylu, istisnai olarak 31 Aralık 2021 tarihine kadar 84 bini çocuk olmak üzere 194 bin Suriyelinin Türk vatandaşı olduğunu bildirdi.

Süleyman Soylu, Türkiye’de 700 binin üzerinde Suriyeli çocuğun dünyaya geldiğini belirtti.

Türkiye’de 3 milyon 700 bin civarında geçici koruma statüsünde Suriyelinin bulunduğunu aktaran Soylu, bu kişilerin hepsinin kaydının alındığını dile getirdi.

Soylu, “İki yüzlülük var. Batı şöyle yapıyor, ‘Siz onları orada tutun biz elimizden geleni yapalım’ diyorlar diğer taraftan da muhalefeti yabancı düşmanı politikalar üzerinden tahrik ediyorlar. Aslında birincisi işlerine geliyor fakat ikincisinden de vazgeçemiyorlar.” ifadesini kullandı.

Suriyelilerin geldiği günden itibaren önemli bir sürecin yaşandığını aktaran Soylu, ilgili kurumların, sivil toplum kuruluşlarının çeşitli adımlar attığını dile getirdi.

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) tahakküm ve tasfiye etmeye çalıştığı sivil toplum kuruluşlarının örgütün ortaya koyduğu tasalluttan kurtulup kendine gelme süreci yaşadığına işaret eden Soylu, bu kuruluşların sivil dayanışmayı başarılı bir şekilde ortaya koyduğunu kaydetti. Süleyman Soylu, sivil toplum kuruluşlarının Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde evler yaptığını anlattı.

“İkamet almama sınırı koyduk”

1 Aralık’tan itibaren Türkiye’deki geçici koruma statüsündeki adreslere polis ve jandarmanın gittiğini aktaran Soylu, tekrar bir sayım yapıldığını bildirdi.

“3 milyon 700 bin Suriyelinin yüzde 71,07’sinin verilen adreslerde bulunduğu” bilgisini paylaşan Süleyman Soylu, bu çalışmanın yapıldığının duyulması üzerine yaklaşık 300 bin kişinin adreslerinin güncellenmesini talep ettiğini ifade etti.

Bakan Soylu, şöyle devam etti:

“Bazı bölgelerde nüfusun yüzde 25’i üzerinde Suriyeli nüfusu var. Biz otomatik olarak Türkiye’de bu ölçeğe göre bir daha buraya ikamet almama sınırı koyduk. Buraya artık sadece Suriyeli değil ikamet dahil hiçbir yabancı alınmayacak. Bir tek istisnası var öğrenci, sağlık ve parçalanmış aileler.”

Yapılan sınır duvarlarına da değinen Süleyman Soylu, bu konuda başarılı bir çalışmanın yürütüldüğünü vurguladı.

Bütün kapasitenin burada kullanıldığının altını çizen Soylu, İran’la da bu konuda iyi ikili ilişkiler yürütüldüğünü söyledi.

İçişleri Bakanı Soylu, “Bu yıl Van’ı bitiriyoruz. Van-İran hattı bu yıl bitmiş oluyor, Hakkari-İran hattının önemli bir bölümü bitmiş oluyor… Yani bu hattın yüzde 90’ını önemli ölçüde kapatmış oluyoruz bu yıl itibarıyla. Bu, çok büyük önem taşıyor.” şeklinde konuştu.

Ege’de tansiyon yükseldi! ‘Yunanistan sinir uçlarımızı zorluyor’

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de yükselen tansiyonu değerlendiren uzmanlar, Yunanistan’ın Türkiye’nin sinir uçlarıyla oynadığını belirterek, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına dikkat çekti.

Yunanistan, Ege Denizi’ndeki gayri askerî statüde olan adalarda silahlanmaya devam ediyor. Milli Savunma Bakanlığı, Yunanistan’ın 2022’de askeri deniz-hava araçları ile gayri askeri statüdeki adalara yönelik 229 ihlâl gerçekleştirdiğini ve bunların söz konusu antlaşmaların ‘esastan ihlâli’ anlamına geldiğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da adaların silahlandırılmasıyla ilgili Yunanistan’a sert tepki göstererek, “Ada’ya koyduğun birkaç asker ve silahla mı tehdidi önleyeceksin? Yani doğru söylemiyorlar. İnsani konularda da sürekli yalan söylüyorlar. Tehdit varmış, ondanmış. Biz bunun peşindeyiz, peşini de bırakmayacağız. Bu anlaşmaların tarafları var Lozan, Paris Anlaşması. Uluslararası arenada elbette tartışmayı başlatacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Dünyada bunun başka bir örneğini göremezsiniz”

Emekli Büyükelçi Oğuz Çelikkol, Yunanistan’ın uluslararası hukuku dikkate almadan hareket ettiğini belirtti. Çelikkol, “Yunanistan kara sularının çok üstünde bir hava sahası iddiasında bulunuyor. Kara sularını 6 mil olarak belirlemişler, uluslararası hukuka göre hava sahasını da bu şekilde belirlemiş olmaları gerekiyor. Dünyada bunun başka bir örneğini göremezsiniz. Bir ülkenin hava sahası kara sularının uzunluğu kadar olur ama Yunanistan 1930’lu senelerde tek taraflı bir karar ile hava sahasını 10 mil olarak belirlemiş. Aradaki 4 mil fark, uluslararası hukuk baz alındığında uluslararası hava sahası olarak geçiyor. Yani bu bölge bizim için de uluslararası hava sahası konumunda. Uçaklarımız bu alana girdiği zaman Yunanistan bizi hava sahasını ihlâl etmekle itham ediyor. Oysa uluslararası hukuka göre Türkiye herhangi bir ihlâl yapmıyor” diye konuştu.

Oğuz Çelikkol, Ege denizinde gayri askeri statüde bulunan adaların Yunanistan tarafından silahlandırıldığını ve bu durumun yapılan anlaşmalara aykırı olduğunun da altını çizdi. Çelikkol, “Ege’de bulunan ve Yunanistan’a ait olan adalar Lozan Anlaşması ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Paris Anlaşması ile üzerinde silah bulundurmamak şartıyla Yunanistan’a verildi. Ancak Yunanistan günümüzde bu adaları da silahlandırıyor. Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklama da bu duruma dikkat çekiyor. Konunun temelinde yatan husus üzerinde silah bulunmaması gereken adaların silahlandırılması” dedi.

Avrupa Birliği ve ABD de bu kararı tanımıyor”

Yunanistan’ın tek taraflı hava sahasını 10 mil olarak belirlenmesinin hiçbir ülke tarafından tanınmadığını belirten Emekli Büyükelçi Oğuz Çelikkol, “Hava sahasıyla ilgili alınan karar aslında hiçbir ülke tarafından tanınmıyor. Avrupa Birliği ve ABD de bu kararı tanımıyor. Ancak Yunanistan tarafından uluslararası hukukun dikkate alınmamasına karşı diğer ülkeler bir söylem geliştirmiyor. Bu da Yunanistan’ı daha da cesaretlendiriyor. Bakın daha geçtiğimiz günlerde çok sayıda göçmen donarak hayatını kaybetti ama Avrupa Birliği bu konuda hiçbir tepki göstermedi. Bu olay uluslararası hukukun ciddi şekilde ihlâl edildiği bir olay ama ne Avrupa basınından ne de Brüksel’den bu konuda bir tepki geliyor. Bu tepkisizlik Yunanistan’ı cesaretlendiren en önemli etkenlerden birisi. ABD’de Yunan asıllı senatörler veya Yunanistan’ı destekleyen senatörler bu konuda sürekli dışişleri bakanlığından belge isterler. ABD’nin Yunanistan’ın hava sahası konusunda aldığı kararı tanımasını isterler. Oysa ABD Dışişleri Bakanlığı bugüne kadar yayınladığı raporlar göz önüne alındığında 10 mil kararını tanımıyor. Bu açık şekilde ifade ediliyor. Uluslararası anlaşmalar çok açık fakat bu kararlar uygulanmıyor” vurgusunu yaptı.

Yunanistan’ın birçok konuda uluslararası kararları dikkate almadığını ifade eden Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü: “2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Batı Trakya’da yaşayan Türk toplumuyla ilgili aldığı kararlar var. Bunlar da uygulanmıyor ve Avrupa Birliği bu konuda hiçbir ses çıkarmıyor. Geçmişte de bunları gördük. Filhelenizm (Yunanperverlik) denilen dönemde yaşanan şeyler tekrar ediyor. Avrupa Birliği, birlik içindeki dayanışmayı uluslararası hukuku çiğneyerek bir mahalle dayanışması şeklinde uyguluyor.”

““Doğu Akdeniz’de bulunan kaynaklar Avrupa için çok önemli”

Türkiye’nin birçok ülke ile başlattığı normalleşme adımlarının önemli olduğunu belirten Çelikkol, “Doğu Akdeniz üzerinden baktığımızda Mısır ve İsrail ile başlatılan normalleşme adımları oldukça önemli fakat bu adımlar sadece Doğu Akdeniz’i kapsamıyor. Ermenistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle de ilişkilerin düzelmesi için önemli adımlar atılıyor. Cumhurbaşkanımız yakın zamanda Birleşik Arap Emirlikleri’ne bir ziyaret gerçekleştirecek, mart ayında İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti söz konusu. Tüm bunları bir arada değerlendirmek gerekiyor” detaylarını paylaştı.

Mısır ve İsrail ile başlatılan normalleşme adımlarının Doğu Akdeniz’de bulunan enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaşmasında izlenecek yolları çeşitlendirdiğini ifade eden Çelikkol, Türkiye’nin enerji koridoru olduğunun açık şekilde anlaşıldığının da altını çizdi. Çelikkol, “Doğu Akdeniz’de bulunan kaynaklar Avrupa için çok önemli. Yunanistan’ın Mısır ve İsrail ile olan ilişkilerinde EASTMED doğal gaz boru hattı projesi önemli bir ayaktı. Bu proje AB ve ABD tarafından gerçekleşmeyeceği biliniyor olmasına rağmen uzun süre kabul edildi ve desteklendi. Oysa bu proje Türk kıta sahanlığından geçiyor, bunu bilmelerine rağmen uzun süre desteklediler. Sonunda ABD bu projeyi desteklemeyeceğini açık şekilde beyan etti. ABD’nin desteğini çekmesinin sebebinin, maliyeti olduğu anlaşılıyor. 10 milyar euroluk maliyeti ile bu şekilde bir projeyi hayata geçirebilmek oldukça zor. Ayrıca burada söz konusu olan sadece Doğu Akdeniz gazı değil, Irak’ta da zengin doğal gaz yatakları var. Tüm bu kaynaklar göz önüne alındığında Türkiye’nin bir enerji koridoru olduğu açık şekilde ortaya çıkmış gibi gözüküyor” şeklinde konuştu.

Yunanistan’ın bu yayılmacı ve hukuk tanımaz tavrından vazgeçmesi gerekiyor”

Yunanistan son dönemde yaptığı silah alımlarıyla da dikkat çekiyor. Fransa’dan sipariş ettiği Rafale tipi savaş uçaklarını teslim almaya başlayan Yunanistan, yeni savaş gemileri almayı da planlıyor. Yunanistan’ın F-35 alacağına ilişkin haberler de zaman zaman gündeme yansıyor.

Emekli Büyükelçi Oğuz Çelikkol, “Yunanistan’ın tekrar başlattığı bu silahlanma hamlesi Türkiye’ye karşı yapılıyor ise bu yetersiz. Gördüğümüz kadarıyla bu silahlar Türkiye’ye karşı alınıyor. En azından bu Yunan kamuoyuna böyle aktarılıyor çünkü Yunanistan ciddi bir ekonomik kriz yaşadı, ciddi dış borçlanmalar yaptı. Ancak bunlara rağmen yapılan bu alımların devam etmesi Yunanistan’ın kaynaklarının ziyan edilmesi anlamına geldiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO üyesi olduğunun altını çizen Çelikkol, “İki ülke arasında yaşanacak bir çatışma NATO göz önüne alındığında kabul edilebilir bir durum değil. Türkiye ve Yunanistan sorunlarını anlaşarak çözmeli. Fakat Yunanistan uzun süredir böyle bir zeminin hazırlanmasına aykırı davranıyor. Ne yazık ki Avrupa Birliği de bu konuda yapıcı davranmıyor. Fransa tarafından Yunanistan’a satılan uçaklarda aslında bunun bir göstergesi. Yunanistan’ın bu yayılmacı ve hukuk tanımaz tavrından vazgeçmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Yeditepe Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gizem Alioğlu Çakmak ise Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan sorunların yeni olmadığını ve uzun yıllardır devam eden sorunlarla bağlantılı olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Çakmak, “1999 yılından bu yana Türk-Yunan ilişkilerinde bir yakınlaşmadan bahsediyoruz fakat iki ülke arasındaki ilişkileri takip edenler aslında bu yumuşamanın 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren devlet düzeyinde yoğun bir şekilde devam etmediğini görmekteydiler” dedi.


Yunanistan’ın silahlanmasının yeni bir durum olmadığını belirten Çakmak, Yunanistan’ın 1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Harekâtı’nın ardından Türkiye’yi bir numaralı güvenlik tehdidi olarak gördüğünü ve bu bağlamda silahlanmaya hız verdiğini ifade etti.

Ege’de yaşanan gerilimlere her iki ülkenin de farklı açılardan baktığını söyleyen Doç. Dr. Gizem Alioğlu Çakmak, “Kuzey Ege Adaları’nın Lozan Anlaşması, On İki Ada’nın ise Paris Anlaşması ile silahsız olması kabul edilmiştir. Yunanistan,1936’da imzalanan Montreoux Sözleşmesi’nin Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçtiğini iddia ediyor. Yine Yunanistan tezlerine göre, Türkiye Paris Anlaşması’nın imzacılarından biri olmadığı için On İki Ada’yla ilgili meselelere taraf değil. Yunanistan uluslararası anlaşmalarca silahsız olması gereken adaları silahlandırırken, Türkiye’de Ege ordusunun varlığını öne sürüyor ve meşru müdafaa hakkını kullandığını iddia ediyor” sözleriyle Yunanistan’ın tezlerini açıkladı.

2019-2020 yılları arasında Türk-Yunan ilişkilerini etkileyecek çok önemli olaylar yaşandı”

Doç. Dr. Çakmak, “Bu durum iki ülkenin de meseleye ne kadar farklı açılardan baktığının göstergelerinden biri. Ayrıca 1999’dan bu yana iki ülke arasında 100’den fazla anlaşma imzalanmasına rağmen aralarında güvenlik sorunlarına dair bir düzenleme veya anlaşma sağlanmadı. Şu an gündemde olan meseleler, 1970’lerden bu yana devam eden anlaşmazlıkların devamı olarak görülebilir” yorumunu yaptı.

Doç. Dr. Çakmak’a göre, 2019 yılında Yunanistan’da yaşanan iktidar değişikliği Yunanistan dış politikasını etkiledi. 2019 yılında iktidarın değişmesi ile Yunanistan dış politikasında da eski geleneğe dönüş oldu. Çakmak, “Ancak ikili ilişkilerdeki sorunlu durumu sadece Yunanistan’daki iktidar değişikliğiyle açıklamak mümkün değil. 2019-2020 yılları arasında Türk-Yunan ilişkilerini etkileyecek çok önemli olaylar yaşandı. Doğu Akdeniz’de karşılıklı adımlar atıldı, mültecilerin Türk-Yunan sınırında toplanmasıyla bir kriz yaşandı. Bu gelişmeler ikili ilişkileri olumsuz yönde etkiledi” şeklinde konuştu.

Gizem Alioğlu Çakmak, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in göreve geldiği 2019 yılından beri söylemlerinde sıklıkla Türkiye’den ‘ihlâlci ve agresif’ bir aktör olarak bahsettiğini belirtti ve “Miçotakis, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de izole ve yalnız olduğunu vurgulamaktaydı. Türkiye’nin son dönemde Mısır, İsrail ve Körfez ülkeleri ile başlattığı normalleşme süreci Miçotakis’in bu söylemin geçerliliğini yitirmesine neden olabilir” dedi.


Çakmak, “Miçotakis hem Harvard hem de Stanford’da eğitim görmüş birisi, Batı dünyası ile güçlü bağlantıları var. Zaten son dönemde dikkat edilirse Yunanistan’ın hem ABD ile hem de AB içindeki ilişkileri ciddi şekilde bir ilerleme kaydetti. Türkiye’nin ABD ve AB ile sorunlu bir ilişki içinde olması Yunanistan’ın bu konuda pozisyonunu güçlendirdi. Şubat 2020’de yaşanan mültecilerin Türk-Yunan sınırına dayanması sürecinde, Türk-Yunan sınırında açıklamalar yaptığı süreçte ve sonrasında da AB’nin desteğini kazandı. Fakat ülke içinde hem aşırı sağdan insanları yakın çevresinde toplaması hem de medya üzerindeki kontrolü vadettiği liberal siyasetten bir sapma olarak görülebilir” açıklamasında bulundu.

bizim sinir uçlarımızı zorluyor”

Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar da Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye ait hava ve deniz araçlarının herhangi bir ihlâlde bulunmadan kendi bölgelerinde görev yaptıklarını fakat Yunanistan’ın yayılmacı tavırlarının her iki bölgedeki istikrarı tehlikeye düşürdüğünü belirtti. Ağar, “Yunanistan Ege’de 12 mil iddiasını zorlayarak hayata geçirmeye çalışıyor ve bu konuda bizim sinir uçlarımızı zorluyor. Bunu normalleştirerek oldu bitti yapmaya çalışıyorlar. Bu konuda Yunanistan’ın rahat olmasının en büyük sebebi, Türkiye’nin de NATO üyesi olması. Bundan hareketle Ege’deki gerilimlerin savaşa dönüşmesine ihtimâl vermedikleri için bu kadar rahat davranıyorlar” şeklinde ifade etti.

Ağar, gerilimin sürekli artması halinde çatışma ihtimalinin olduğunu söyleyerek, “Ege’de şu anda temel problem Yunanistan’ın izlediği maksimalist politikalar. Bu şekilde devam ettiği sürece bir orta yol bulunması pek mümkün görünmüyor. Silahsız olması gereken adaların silahlandırılması yenilir yutulur bir durum değil” dedi.

“Batı Yunanistan’ı evin içinde görüyor”

Yunanistan’ın Ege Denizi’nde uluslararası hukuku ihlâl ederek attığı adımların arkasında Batı’nın sessiz kalmasının çok önemli bir etkisi olduğunun altını çizen Abdullah Ağar, “Batı, Türkiye söz konusu olduğunda bizi evin dışında, Yunanistan’ı evin içinde görüyor. Onlara göre biz sürekli kontrol altında tutulmalıyız fakat Yunanistan onlardan biri. Avrupa Birliği üyelik sürecinde bu durumu çok yaşadık NATO’da zaman zaman yaşıyoruz. Bu tavır devam ettiği sürece Yunanistan bu adımları atmaya devam edecektir. Batı dünyası Türkiye’ye haksızlık yapıyor. Bunun altında kültürel, teolojik, coğrafi pek çok sebep var” diyerek bu noktalara dikkat çekti.

Türkiye’nin bir imparatorluk geçmişi var”

Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Yunanistan’ın Türkiye söz konusu olduğunda hem Doğu’dan hem de Batı’dan destek gören nadir ülkelerden birisi olduğunu vurguladı. Ağar, “Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye söz konusu olduğunda her yerden destek alıyor. Bu iki ülke dışında bu konumda olan tek ülke Ermenistan. Hem Doğu dünyası hem de Batı dünyası Türkiye’nin baskılanması için bu şekilde bir yol izler. Bunun pek çok sebebi var. En önemli sebeplerinden birisi Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli kendi menfaatleri için kullanması. Türkiye’nin bir imparatorluk geçmişi var, bu sebeple nüfuz sahibi olabileceği ülkeler var. Bu gibi özelliklere sahip olan bir ülkenin baskı altında olması gerektiğini, yönlendirilmesi ve yönetilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Batı için de Doğu için de bu ortak bir amaç. Böyle olunca Türkiye’nin de işi zorlaşıyor. Potansiyel bir güç var ama bununla birlikte çeşitli zafiyetler de var. En önemli zafiyetlerimizden birisi de ekonomik meseleler. Bu durum diğer milli güç unsurlarını da etkiliyor. Mücadelemiz devam ediyor mu? Elbette ediyor ama yapılabildiği kadar devam ediyor” detaylarını paylaştı.

Türkiye’nin kendini tabiri caizse ağırdan satması gerekiyor”

Abdullah Ağar, Türkiye’nin Mısır ve İsrail gibi ülkeler ile başlattığı normalleşme adımlarından Yunanistan’ın rahatsız olduğunu belirtti. “Türkiye’nin normalleşme adımlarının ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hemen bu adımlara karşı bir diplomasi geliştirmeye başladı” diyen Ağar, şunları da ekledi: “Bir gerçek var, Mısır, İsrail veya Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler ile Türkiye arasında başlayan normalleşme süreci sadece Türkiye’nin özgün iradesiyle olan bir durum değil. Burada diğer ülkelerin de iradesi ve o ülkeler üzerinde etkili olan ana iradenin de etkisi var yani Amerika Birleşik Devletleri’nin de etkisi var. Türkiye’yi uzun süre dışladılar ancak Ukrayna krizi ile beraber Türkiye gibi son derece önemli bir ülkenin onlar açısından ne kadar önemli olduğunu anladılar. Bu noktadan sonra ilişkiler düzelmeye başladı. Aslında bu durum ABD’li Biden yönetiminin dünya siyasetine bakış açısından kaynaklanan bir durum.”


Ağar, Batı dünyasının Türkiye’nin Doğu Bloğu ile yakınlaşma ihtimalinde oldukça zor bir durumda kalacağını belirtti ve “Doğu dünyası ile yani Rusya ve Çin ile yakın hareket eden bir Türkiye’nin var olduğu senaryoda güvenlik başta olmak üzere pek çok hususta Batı dünyasının işi oldukça zorlaşıyor. Şu an bu durumun farkına vardılar ve ilişkiler düzelmeye başladı. Tabii bunu yaparken de en az maliyetle yapmaya çalışıyorlar. Bu noktada Türkiye’nin kendini tabiri caizse ağırdan satması gerekiyor. Bunun içinde diplomatik akıl ön plana çıkmalı ve bu amaçla yeni bir diplomasi gelişmeli bunu ümit ederim başarabiliriz. Bu şekilde güzel kazanımlar elde edebiliriz. Bu saatten sonra kurulacak ortaklıklar kazan-kazan üzerine kurulmalı, artık durum eskisi gibi değil” vurgusunu yaptı.

bizim açımızdan büyük bir olumsuzluk olur

Muharebe sahasının tek bir silah sistemi üzerinden değerlendirilmeyeceğini belirten Abdullah Ağar, “Kimi ülkeler hava savunma sistemi bakımından güçlü olur kimi ülkeler ise güçlü bir hava kuvvetine sahip olur. Muharebe koşulları birden fazla faktörün iç içe olduğu bir alandır. Şartlar birçok şeye bağlı olarak değişim gösterir. Mesela şu an Yunanistan, Türk SİHA sistemlerine karşı İHA savar sistemleri edinmeye çalışıyor. SİHA sistemlerine karşı muharip jet kullanmak maliyet açısından oldukça büyük bir sıkıntı” yorumunda bulundu.

Yunanistan’ın Fransa’dan Rafale tipi savaş uçakları aldığına dikkat çeken Ağar, “Bu hususta dikkat etmek zorundayız. Rafale uçaklarının alınmasıyla birlikte Ege’de güç dengesi savaş uçağı temelinde bozulma eğilimi gösteriyor. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bizim elimizde olan F-16’lar 4.5 nesil olarak tanımlanan Rafale ile karşı karşıya geldiği zaman bu bizim açımızdan büyük bir olumsuzluk olur” ifadelerini kullandı.

Abdullah Ağar, Yunanistan’ın F-35 alacağı konusunda iddialarına da değinerek, “F-35’leri milli görevlerde ne derece kullanabilirler burası bir soru işareti. ABD buna ne kadar müsaade eder bilmiyorum ama eğer F-35’leri alıp milli görevlerde kullanabilirlerse bizim F-16 uçaklarımız yine olumsuz bir senaryoyla karşı karşıya kalır. Bu tabloya bakıldığında güç dengesinin bozulduğunu görüyoruz ve bu tam anlamıyla kızılca kıyamet kopartılması gereken bir konu” dedi.

Ağar’a göre Türk Savunma Sanayi ürünleri Yunanistan’da rahatsızlık yaratıyor. Bunu da dile getiren Abdullah Ağar, “Biz kendi sistemlerimizi yapıyoruz ve bunlar da elbette Yunanistan için sıkıntı yaratacak sistemler. Ancak Yunanistan’ın çok hızlı bir silahlanma sürecine girdiğini görüyoruz. Bu adamlar bir şeye hazırlık yapıyorlar. Bunu görmemiz lazım. Biz Yunanistan’ı bu zamana kadar tehdit etmedik ama Yunanistan’da karar vericiler ‘Türkiye Yunanistan’ı tehdit ediyor’ diyerek bu işe girdiler. Bu söylem Yunan siyasiler açısından çok iyi bir rant aracı. Oysa Yunanistan’ın çok büyük borçları var” vurgusunu yaptı.

Abdullah Ağar, Türkiye’nin Ege’de bir çatışma istemediği için durumu diplomasiyla çözmeye çalıştığını ifade edip, “Adaların silahlandırılması sessiz kalınacak bir konu değil. Şu an Türkiye bu konuda hassas davranıyor ve adeta dişlerini sıkıyor. Batı dünyasının Yunanistan’a yönelik sessiz tavrı devam ettiği sürece bu mesele diplomasiyle çözülür gibi durmuyor. Belki bir gün çok sert bir denklem çıkar ve şartlar Türkiye lehine gelişirse o zaman bizim hassasiyetlerimiz doğrultusunda bir tavır alabilirler” diyerek sözlerini noktaladı.

Türkiye, Yunanistan’a verdiği adaları geri mi alacak?

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’ndeki adaların silahlandırılması sorunu yeni bir krize dönüştü.

Son olarak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan Atina’nın provokatif hamlelerine, “Yunanistan bundan vazgeçmezse bu adaların egemenliği tartışılır” sözleriyle tepki geldi. Sabah gazetesi başyazarı Mehmet Barlas da yaşanan sıcak gelişmeler hakkında bugünkü köşesinde dikkat çeken ifadeler kullandı. Barlas, “Yunanistan ölçüyü kaçırıyor” başlıklı yazısında Yunan adalarının geri alınmasını tartışmaya açtı ve “1947 Paris Konferansı’nda Ege adalarının hiç tartışılmadan Yunanistan’a verilmesi bizim hatamızdır. Acaba dış politikada alınan bu tür kararlar geri dönülmez nitelikte midir?” dedi.

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’ndeki adaların silahlandırılması sorunu yeni bir krize dönüştü. Son olarak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan Atina’nın provokatif hamlelerine, “Yunanistan bundan vazgeçmezse bu adaların egemenliği tartışılır” sözleriyle tepki geldi. Sabah gazetesi başyazarı Mehmet Barlas da yaşanan sıcak gelişmeler hakkında bugünkü köşesinde dikkat çeken ifadeler kullandı. Barlas, “Yunanistan ölçüyü kaçırıyor” başlıklı yazısında Yunan adalarının geri alınmasını tartışmaya açtı ve “1947 Paris Konferansı’nda Ege adalarının hiç tartışılmadan Yunanistan’a verilmesi bizim hatamızdır. Acaba dış politikada alınan bu tür kararlar geri dönülmez nitelikte midir?” dedi. Barlas, şunları kaydetti:

“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Yunanistan konusunda yaptığı uyarıların hayli ciddi olduğu görülüyor.

Son dönemdeki eylemlerine baktığınız zaman Yunanların çıldırmak üzere olduklarını düşünebilirsiniz.

29 göçmeni dondurmak, Türk balıkçı teknelerine, sahil güvenlik tekneleriyle saldırmaya çalışmak vs…

Bunlar Yunanistan’ın çılgınlığının küçük örnekleri.

ADALARI VERMEK HATAYDI

Aslında bizde de kabahat var.

1947 Paris Konferansı’nda Ege adalarının hiç tartışılmadan Yunanistan’a verilmesi bizim hatamızdır.

Acaba dış politikada alınan bu tür kararlar geri dönülmez nitelikte midir?
Bu arada Yunanistan kendi tarihini biraz karıştırıp Kurtuluş Savaşı’ndaki Türk zaferinden sonra kaç tane Yunan’ın Atina’da kurşuna dizildiğini ya da cunta yönetiminin Yunanistan’a kaç yıl hâkim olduğunu hatırlasa, ne kadar güzel olurdu.

Düşünün ki Kıbrıs’a yapılan Türk müdahalesi, Yunanistan’daki darbeyi de sona erdirmiş ve Karamanlis’in dönüşüyle demokrasi yeniden başlamıştır.

TAHRİKLERE KARŞI DİKKAT

Bu arada Avrupalıların hem Yunanistan’ı hem Kıbrıslı Rumları, Avrupa Birliği’ne almaları ayrıca bir ayıptır.

Sonucu çeşitli alanlardaki çözümsüzlüklerde görüyoruz.

Türkiye ile Yunanistan savaşır mı?

Türkiye, Yunanistan’ın tahriklerine kulak vermeyecek kadar akıllı bir ülke.
Ancak yine de bardağın taşmasına izin vermemeliyiz.”

Yunanistan’dan bomba itiraf: Türkiye karşıtı anlaşmalarla hiçbir şey elde edemedik

ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin ardından Yunan basını, “Dış politika tam bir çıkmazda” başlıklı analiz yazısıyla Atina hükümetini topa tuttu.

EastMed’in teknik ve finansal olarak zor olduğu ifade edilen analiz yazısında, “Dış politikamızda kral gerçekten çıplak. EastMed, buzdağının sadece görünen kısmı. EastMed’in çöküşü, çelişkili ve maksimalist duruşlar üzerine kurulu “Türkiye” politikamızın çıkmaza girdiğini gösteriyor” denildi.

“Türkiye karşıtı anlaşmalarla hiçbir şey elde edemedik”

Türkiye karşıtı anlaşmalarla Yunanistan’ın hiçbir şey elde edemediğine vurgu yapıldı.

Haberde şu ifadeler yer aldı:

“Ankara’nın Moskova ile iş birliğini ilerletmesi Amerika’ya katılmamız için altın bir fırsat olduğunu düşündük. Kendimizi “en sadık müttefik” ilan ettik ve Washington’la ikili askeri ilişkilerimizi geliştirerek, onu Rus karşıtı haçlı seferinde “gelişmiş bir ileri karakol” haline getirdik. Ama ABD için asıl meselenin Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını engellemek olduğu görüldü. Şimdi ise Rusya ile olası bir çatışmanın ön saflarında yer alma tehlikesiyle karşı karşıyayız.”

Türkiye ile giriştiği jeopolitik rekabet nedeniyle Fransa’nın desteğini aldıklarını belirten Yunan basını, “Ancak Afrika’daki Fransız politikasının çöküşü, sömürge geçmişine özlem duyan bir orta güce, askeri olarak ne kadar güvenebileceğimizin bir göstergesidir. Ve kesinlikle hiçbir Fransız cumhurbaşkanı, çocuklarını Yunanistan için ölüme göndermez” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’yi dışlama stratejimiz başarısızlığa mahkumdur”

Bölgedeki barış için Türkiye ile doğrudan diyalog kurmaktan başka hiçbir yolun olmadığını yazan Yunan basını, “Bunu inkar edenler macera peşinde koşuyorlar. Olası bir çatışma bizim için felaket olur. Türkiye’yi tecrit etme, kuşatma, Akdeniz’den dışlama stratejimiz başarısızlığa mahkûmdur. Türkiye her yönden bizden daha fazla ağırlığa sahip ve bu nedenle Yunan-Türk çatışmasında üçüncü bir taraf pek de bizden yana olmayacak. Bunca yıldır stratejimiz açıkçası işe yaramadı” değerlendirmesinde bulundu.

star.com.tr

Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirecek gelişme! Rotayı Türkiye’ye çevirdiler

ABD’nin “EastMed” projesinden desteğini çekmesi Doğu Akdeniz’de tüm dengeleri değiştirdi. İsrail kaynakları, İsrail’in Türkiye ile olan ittifakının Yunanistan’dan çok daha önemli olduğunu ifade etti.

Arap basını, ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin ardından normalleşme sürecine giren Türkiye-İsrail ilişkilerini gündemine aldı. Türkiye-İsrail ilişkilerin karşılıklı olumlu açıklamalarla yoluna girdiği ifade edildi.

İki ülkenin gerilimi gündemde tutmak istemediği, ilişkileri ilerletmek için sükûnetin bol olduğu bir dil benimsemeyi tercih ettiği vurgulanan haberde, “Her ne kadar İsrail’in Türkiye ile işbirliği konusunda Atina ve Lefkoşa’yı rahatlatan açıklamaları olsa da olaylar tam tersi yönde ilerliyor” denildi.

“Türkiye ile ittifakımız Atina’dan daha önemli”

ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin Doğu Akdeniz’de Türkiye-İsrail iş birliğinin kapılarını açtığı yazıldı.

Arap basını ayrıca İsrail güvenlik kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre; Lefkoşa ve Atina ile ittifakın Tel Aviv için önemli olduğunu ancak Türkiye-İsrail iş birliğinin bundan çok daha önemli ve daha büyük avantajlara sahip olduğunu duyurdu.

Eastmed anlaşması Ankara’nın tepkisine neden olmuştu

Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya ulaştırılmasını hedefleyen “EastMed” projesine ilişkin anlaşma, Atina’da Ocak 2020’de düzenlenen bir törenle Yunanistan, İsrail ve GKRY arasında imzalanmıştı.

Dönemin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise Ankara’nın projeye olan tepkisini “Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’yi ve Kıbrıs Adası’nın doğal kaynakları üzerinde eşit haklara sahip olan Kıbrıs Türklerini yok sayan hiçbir proje başarılı olamayacaktır” sözleri ile ifade etmişti.

Türkiye’den müthiş hamle! Yunanistan için artık imkansız

Askeri ve savunma sanayi konularında yayım yapan Oryx Blog, Yunanistan’ın Türkiye donanmasının gerisinde kaldığına dair bir analiz yayımladı. Yazıda, Karadan karaya seyir füzesi olan KARA Atmaca’nın devreye girmesiyle birlikte Ege’de, Türkiye’nin askeri yeteneklerinin Yunanistan’ın asla yakalayamayacağı bir noktaya çıkacağı vurgulandı.

Askeri ve savunma sanayi konularında yayım yapan Oryx Blog, Yunanistan’ın Türkiye donanmasının gerisinde kaldığına dair bir analiz yayımladı. Yazıda, Karadan karaya seyir füzesi olan KARA Atmaca’nın devreye girmesiyle birlikte Ege’de, Türkiye’nin askeri yeteneklerinin Yunanistan’ın asla yakalayamayacağı bir noktaya çıkacağı vurgulandı.

Dünya medyasında savunma sanayi üzerine yayım yapan kuruluşlar, Türkiye’nin savunma gücünün üzerine yazılar yayımlamaya devam ediyor.

 Son olarak savunma sanayi ve askeri konularla ilgili içerik üreten Oryx Blog isimli sitede 2025 yılında devreye girecek KARA Atmaca’nın (karadan karaya seyir füzesi) Ege denizinde güçleri değiştireceğine dair bir analiz yayımladı. Yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Yunanistan bir SİHA çıkaramadı”

“Halihazırda Türkiye tarafından yürütülen çok sayıda askeri proje, Ege Denizi’ndeki askeri dengeyi Yunanistan’ın nitelik ve nicelik farkını asla azaltamayacağı bir noktaya götürme ve değiştirme potansiyeline sahip.

Yunanistan, kiralık olan 4 Heron TP’den oluşan İHA envanteriyle henüz herhangi bir SİHA sahaya çıkaramadı.”

“Türk Hava Kuvvetleri Yunanistan’a üstünlük sağlıyor”

“Buna karşılık, Türk Hava Kuvvetleri, kara ve deniz kuvvetlerine ateş desteği sağlamak için yaklaşık 150 UCAV ve yaklaşık 70 saldırı helikopteri ile F-16’larının çok daha büyük bir bölümünü hava savunma sortilerine ayırabilir.

Ne yazık ki Yunanistan için, Türkiye’nin UCAV’lerini, F-16’larını ve gelecekteki TF-X savaş uçaklarını silahlandırmak üzere hazırlanan mühimmatın büyük bir kısmı, neredeyse tüm Yunan hava savunma sistemlerini geride bırakıyor.”

“Türkiye kıyılarındaki fırlatma alanlarından fırlatıldığında KARA Atmaca, Ağustos 2021’de Atmaca gemisavar füzesinin bir kara saldırısı türevi olarak görücüye çıktı.

 Yunan hava savunma tesisini vurmak için yeterli olan KARA Atmaca, araziyi kucaklayan doğası nedeniyle engellenmesi çok daha zor bir hedef olacak.

 Ege’nin topografyası da füzenin lehinde çalışacak, hedefini uzun mesafeden çarpmadan önce tespit edilmekten kaçmak için dağların etrafında ve kanyonlar boyunca seyredecek.”

“İhracat başarısı olan ilk seyir füzesi olabilir”

“2025 yılında KARA Atmaca’nın devreye girmesiyle Türk Kara Kuvvetleri ilk kez seyir füzesi kabiliyetine sahip olacak. 

Potansiyel müşteriler arasında, tümü halihazırda güdümlü roket kullanan veya komşuları seyir füzeleri ile donanmış olan Azerbaycan, Katar, Ukrayna, Fas, BAE ve Endonezya yer alıyor. Bundan dolayı KARA Atmaca ihracat başarısı olan ilk seyir füzesi olabilir.”

“KARA Atmaca, Gezgin’in satın alınması ve Bora’nın daha da geliştirilmesiyle Türkiye, Ege Denizi bölgesinde kullanım için çok çeşitli oyun değiştiren silah sistemlerine sahip olacak

Bu gelişmelerin her birinde tekrar eden eğilim, yalnızca Yunanistan’ın şu anda Türkiye’ye kıyasla askeri gelişmelerde önemli ölçüde geride kalması değil, aynı zamanda Türkiye’nin askeri yeteneklerini genişletme çabalarının Yunanistan’ı asla yakalayamayacağı bir noktaya kadar geride bırakmaya devam edecek.”