Yemen

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Yemen

Bir BAE stratejisi: Kontrol edemiyorsan böl ve yönet

Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği meşru hükümete karşı ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne destek vererek ülkenin fiilen 3’e bölünmesine neden olan BAE, Halife Hafter üzerinden de Libya’nın bölünmesi için mi çalışıyor? Bu sorunun yanıtını aradık.

Darbeci general Halife Hafter, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi döneminde Çad’a karşı girişilen bir savaşta esir düşüp ABD’ye götürüldükten sonra yaklaşık 20 yıl ülkesine giremedi.

2011 yılında Uluslararası Trablus Havalimanı’na indiğinde ülke, Kaddafi ve karşıtlarının sürüklendiği bir şiddet sarmalının içerisindeydi. Uzun yıllar ülkesiyle birlikte anılan Kaddafi, kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.

Esasen Hafter için Libya macerası da böyle başlamış oldu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Abdulfettah Yunus’un şüpheli bir suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından Hafter, Bingazi’deki villasını terk ederek ABD’ye gitmek zorunda kaldı.

İşte, Libyalı kaynaklara göre, Halife Hafter’in kısa bir süre olarak görülen bu yurt dışı seyahati, daha sonra girişeceği faaliyetlerle doğrudan ilintili.

Neredeyse “olağanüstü” sayılabilecek bir hızda arkasına medya desteği, mali destek ve aşiret desteğini aldı, 2014 yılında ülke yönetimini ele geçirdiğini duyurdu.

BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Fotoğraf: AA

[BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Fotoğraf: AA]

Tam bu sıralarda bölgede, Tunus’ta bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla tetiklenen ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin sonlandırılması için başlatılan “Karşı Devrimler” rüzgarı esmeye başlamıştı.

“Karşı Devrimleri” destekleyen ülkelerin başında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) geliyordu.Bölgesinde Ateş Ekiyor: Birleşik Arap Emirlikleri

Yılanların başlarıyla dans etmek: Yemen

Körfez ülkelerinin en büyüğü ve dünya petrol piyasalarında etkin Suudi Arabistan’ın güney komşusu ve dünyanın en fakir ülkelerinden Yemen de, “Arap Baharı” sürecinden etkilenenlerden biriydi.

Ülkeyi uzun yıllar yönetmiş Ali Abdullah Salih’e karşı ülkenin bütün kentlerinde ayaklanma başlamış, protesto gösterileri yerini şiddet görüntülerine bırakmıştı.

Suudi Arabistan ve “sadık” müttefiği BAE, Ali Abdullah Salih’e karşı yeni Yemen hükümetini desteklediğini açıkladı.

Ülkesindeki güç dengelerinde politika üretmeyi “yılanların başlarıyla dans etmek” olarak tanımlayan Ali Abdullah Salih, yüzyıllardır Yemen topraklarında Zeydilik olarak bilinen ve daha sonra kendilerini Husi olarak tanımlayan güçlerle iş birliği yapmayı tercih etti.

Nihayetinde, Ali Abdullah Salih, iç savaşın devam ettiği ülkesinde birçok taraf değiştirdi ancak İran destekli Şii Husiler tarafından başkent Sana’da öldürüldü.

Suudi Arabistan ve BAE ise Abdullah’a karşı Hadi hükümetini destekledi. Ancak Husiler, 2014 yılında Hadi hükümetine darbe yaptı. İran destekli Husiler, Eylül 2014’ten bu yana Sana ve bazı bölgelerin kontrolünü elinde bulunduruyor. 

Böylece, Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki koalisyon güçleri 2015’in mart ayında Husilere karşı Yemen hükümetine destek amacıyla askeri operasyon başlattı.

Uzun süredir dünyanın gözleri önünde, Yemen’de yıkıcı bir iç savaş yaşanıyor. 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından hazırlanan bir rapora göre, Yemen’de 15,9 milyon kişi gıda krizi içinde. Yemen’de açlık, iç savaşı gölgede bıraktı

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’ye göre, bugün toplam 30,5 milyonluk nüfusun 20,1 milyonu açlıkla karşı karşıya ve 14,4 milyon kişi de yaşamlarını sürdürmek veya kurtarmak için acil yardıma ihtiyaç duyuyor.

Suudi Arabistan ve BAE, mutlak hava gücü üstünlüğüne rağmen Husilere karşı kayda değer bir başarı elde edemedi. Hatta, İran destekli Husiler, Suudi petrol şirketi Aramco tesislerini vurdu. 

Yemen’de İran destekli Husiler ile hükümete bağlı güçler arasında yıllardır çatışmalar sürerken, güney bölgelerinde “ayrılık” fikirleri gündeme geldi ve “Güney Hareketi” adı altında ayrılıkçı bir hareket oluştu.

Güney Hareketi, savaş durumu ve krizleri gerekçe göstererek Mayıs 2017’de Siyasi Geçiş Konseyi adı altında bir oluşum kurulduğunu duyurdu.

BAE tarafından desteklenen Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı Hizam Emni birlikleri, 10 Ağustos 2019’da geçici başkent Aden’de, daha sonra da doğusundaki Ebyen ve Şebve kentlerinde kontrolü ele aldı.

Suudi Arabistan’ın girişimi sonucunda, Yemen hükümeti ile BAE’nin desteklediği ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi arasındaki krizi sona erdirmesi beklenen Riyad Anlaşması, 5 Kasım 2019’da imzalandı.

Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi (ortada), Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (sağda) ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın (solda). Fotoğraf: AA

[Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi (ortada), Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (sağda) ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın (solda). Fotoğraf: AA]

Ancak bu anlaşma da uygulamaya geçirilemedi. 

Kiralık milislerle ulus devlet: Libya

Aslında Libya’da yaşananlar da Yemen’den farklı değildi. Halife Hafter, Tunus’ta BM gözetiminde imzalanan Suheyrat Anlaşması’na rağmen, ülkeyi ele geçirme çalışmalarına hız verdi.

Önce ülkenin doğusundaki Derne, daha sonra ise ardında büyük bir yıkım bırakarak Bingazi’yi ele geçirdi.

Hafter milislerinin ele geçirdiği Bingazi kenti. Yıl 2019. Fotoğraf: Getty

[Hafter milislerinin ele geçirdiği Bingazi kenti. Yıl 2019. Fotoğraf: Getty]

Bu saldırılarda, Rusya’nın kiralık milis grubu Wagner, Sudan-Darfur’dan BAE’nin getirdiği Cancavid milisleri, Mısır ve BAE’li askeri uzmanlar destekçisiydi. Tüm bu desteklere rağmen Hafter ve destekçileri Arap milliyetçiliği ve Libya ulusalcılığı üzerinden propaganda yapmaya devam etti.

Öyle ki BAE, Çin yapımı silahlı insansız hava araçlarını kullanmaları için askerlerini Cufra Üssü’ne gönderdi. BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) yetkililerine göre, BAE’li askerlerden 6’sı bu üste hayatını kaybetti.

BAE’nin Halife Hafter’i Libya’nın lideri yapmak için verdiği destek bununla da sınırlı değildi.

BM raporlarına da yansıyan bilgilere göre, yabancı bir ülkeye ait savaş uçakları zaman zaman Trablus’u bombaladı. UMH’li yetkililerin işaret ettiği ülke BAE’ydi.

Kontrol edemiyorsan böl ve yönet

Halife Hafter’in Trablus saldırılarının üzerinden 1 yıldan fazla bir zaman geçti. Milis güçler, kayda değer bir başarı elde edemediği gibi, ülkenin batısındaki en önemli üsleri Vutye Hava Üssü, UMH birliklerinin saldırısı altında. 

Hafter’in kabilesi Furcan’ın merkezi konumunda olan, Trablus saldırısında lojistik üs olarak kullanılan Tarhuna ise kuşatma altında.

Tunus-Trablus arasındaki sahil yolu bir süre önce güvence altına alındı. 

Misrata’nın doğusu Veşeke ve Ebukureyn ile Trablus’un güneytindeki Selahaddin, Ayn Zara ve Gasr bin Ğaşir cephelerinde çatışamalar devam ediyor. 

Bu cephelerde, taksiksel ve günübirlik üstünlüklerin haricinde büyük bir yıpratma savaşı sürüyor.

Yemen’de ise BAE geçtiğimiz yıl, Suudi Arabistan’la birlikte Husilere karşı gönderdiği askerleri çekeceğini açıkladı. Aslında bu birçok soruyu da beraberinde getirdi.

BAE, Suudi Arabistan’ı Yemen’de yalnız mı bırakıyordu?

İki müttefik arasında görüş ayrılıkları mı vardı?

BAE gerçekten çekiliyor muydu?

Yemen’de bundan sonraki planı neydi?

Bu sorular kısa bir süre sonra açıklığa kavuştu. Zira BAE, Yemen’den çekilirken kendisine vekalet edebilecek bir gücü sahada bırakıyordu.

Üstelik bu güç, meşru hükümeti doğrudan karşısına alıyor, Suudi Arabistan’ın Husilere karşı operasyonlarını baltalıyordu.

BAE, Yemen’de uzun ve yorucu bir çatışmanın ardından Husilere karşı kesin bir askeri zafer elde edemedi. Üstelik Husilerin kontrol ettikleri alanları çoğaltırken, Suudi Arabistan içlerini vurdu ve BAE’nin başkenti Abu Dabi’yi de vurmakla tehdit etti.

Uzmanlara göre, söz konusu ülke Yemen’de Husilere karşı bir askeri zaferin elde edilebileceği inancını yitirdi. 

Suudi Arabistan’ın kontrolü altındaki meşru hükümet ve İran destekli meşru yönetim, BAE’nin Yemen’de üçüncü bir yol aramasına neden oldu:

Güney Geçiş Konseyi.

Bu konsey, geçtiğimiz günlerde geçici başkent Aden’de özerklik ilan etti.

Hem ülke içinden hem de uluslararası alandan gelen tepkilere rağmen özerklik ilanından vazgeçilmedi. 

Yemen fiilen 3’e bölünmüş oldu.

Libya’da neler oluyor?

Hafter, geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması yaparak halktan, ülkenin yönetimini ele almasını istediği kurum ya da kişileri desteklemesini talep etti.

Esasen, Libya’da güçlerin kontrol ettiği alanlara bakıldığında, ülke topraklarının çoğunluğunun milislerin kontrolü altında olduğu görülüyor. 

Ancak ülkenin en fazla nüfusa sahip kenti Trablus ve 3’üncü en fazla nüfusa sahip kenti Misrata, UMH bölgesinde.

Hafter’in bu açıklamasının ardından aşağıda isimlerini gördüğünüz kent ve kabileler destek açıklaması yaptı. 

Ülkenin batısından ise tek destek açıklaması gelmedi.

Grafik: Nursel Cobuloğlu

[Grafik: Nursel Cobuloğlu]

Libya bölünüyor mu?

Hafter, dün gece de bir açıklama yaparak halkın taleplerine olumlu cevap verdiğini ve ülkenin yönetimini ele aldığını savundu.

Bu, 2014 yılından beri 5’inci kez kendisini ülkenin lideri olarak ilan etmesiydi.

Tobruk’ta bulunan Temsilciler Meclisi (TM) ve kendi kontrolünde olan hükümetin görevine son verdi.

Libya yerel kaynakları, hem TM’nin hem de hükümetin doğrudan Halife Hafter’in kontrolünde olduğunu belirtiyor. 

Peki, durum böyleyken BAE destekli milis güçlerin lideri neden böyle bir açıklama yaptı?

Akıllara ilk gelen cevap; Yemen modeli.

Zira BAE’nin tamamında kontrol sağlayamadığı ülkelerde kendisine bağlı butik devlet kurma gibi bir alışkanlığı var. 

Somali’den tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland, BAE’nin bu konuda izlediği siyasetin ilk örneklerinden. Bu ülkeyle Somali’den bağımsız ilişki kuran ve askeri üs anlaşmaları izleyen ülke de BAE’den başkası değil.

Şimdi de sırada Libya mı var?

Libyalılar artık bu soruyu sıkça kendileri soruyor.

Siyasi anlaşmaları tanımadığını açıklayan ve ülkede yönetimi ele aldığını duyuran 76 yaşındaki darbeci Hafter’in sözleri de buna işaret ediyor.

Trablus’ta uzun süredir devam eden çatışmalardan kayda değer bir zafer elde edememesi ve yenilgilerin başlamış olması, BAE ve Hafter cephesine bu kararı aldırmış olabilir. 

Üstelik, Türkiye ile meşru Libya hükümeti arasında varılan güvenlik ve iş birliği anlaşmaları ile ufukta da bu durumun değişme ihtimali oldukça zayıfken…