Turkiye

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Turkiye

Bangladeş, Türkiye’yi neden tercih ettiklerini açıkladı

Bangladeş Dışişleri Bakanı Abul Kalam Abdul Momen, askeri teçhizat tedarikinde iyi bir tercih olarak nitelendirdiği NATO üyesi Türkiye’nin savunma sektöründe Bangladeş’e yardım edebileceğini söyledi.

Momen, Avrupa’ya göç, Türkiye’den askeri teçhizat tedariki, iki ülke arasında ticaret ve Türkiye’nin Arakanlı mültecilere yardımı gibi bir dizi konuda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Bangladeş Dışişleri Bakanı Momen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın eşi Emine Erdoğan’ın 2017’de Cox’s Bazaar’da Arakanlı mültecilerin kaldığı kamplara yaptığı ziyaretini hatırlatarak mülteci krizine en hızlı şekilde karşılık verdiği için Türkiye’ye teşekkür etti.

Soru: Neden bu kadar çok Bangladeşli hayatlarını riske atarak yasa dışı yollardan Avrupa’ya göç etmeyi seçiyor?

Momen: Öncelikle Anadolu Ajansına bu konuyla ilgilendiği için teşekkür edeyim. Elbette Avrupa, sadece Bangladeşli göçmenler için değil aynı zamanda Güney Asya’daki diğer ülkeler için de göç açısından çekici bir varış noktası.

Açıkçası, Avrupa’ya göç etmek için hayatlarını tehlikeye atan insanlar, ailelerini ciddi bir zihinsel acı ve mali krizin içine sokuyor. Ama en önemlisi, bu durum Bangladeş’in yurt dışındaki imajı için de iyi değil. Başbakan Şeyh Hasina liderliğindeki Bangladeş, ülkenin ekonomik statüsünü yükseltti ve En Az Gelişmiş Ülkeler (LDC) grubundan çıkmayı başararak çok iyi bir iş çıkardı. Ülke, ekonomik ve sosyal gelişmelerde de iyi bir performans koyuyor ve son göstergeler, Bangladeş’in bölgedeki diğer birçok ülkeden daha iyi durumda olduğunu gösteriyor.

Bu sebeple, bu insanların çok tehlikeli deniz yollarını kullanarak İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışmalarını ve bunun yanı sıra önce Slovenya, Bosna-Hersek ve diğer Doğu Avrupa ülkelerine kara yoluyla ulaşarak, daha sonra muhtemelen İtalya ve diğer Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışmaları için bir neden görmüyorum.

Bu tür bir göç süreci, yalan vaatler ve dolandırıcılık şebekelerine dayanıyor. Küresel Göç Sözleşmesi’ne taraf ülke olan Bangladeş devlet olarak, hem gönderen hem de alan ülke için “kazan-kazan” anlamına gelen düzenli, güvenli ve kurallara uygun göçmenliği teşvik ediyor ve destekliyor.

Soru: Mevcut veri ve raporlar, sadece son bir ayda 500’den fazla Bangladeşlinin, Libya ve Tunus makamları tarafından çoğunlukla İtalya’ya olmak üzere Avrupa’ya yasa dışı göç etmeye çalışırken kurtarıldığını gösteriyor. Neden bu eğilimi frenleyemiyorsunuz?

Momen: Bu çok zor bir soru. Bu insanların zihinlerini okumanız lazım. Bangladeş’e döndüklerinde bu kişilerin kapsamlı bir psiko-sosyal ve ekonomik analizine ihtiyacınız var.

Göçmen Refahı ve Yurt Dışı İstihdam Bakanlığı, BMET (İşgücü, İstihdam ve Eğitim Bürosu) gibi insanların yabancı ülkelerde istihdam için eğitildiği birçok beceri geliştirme okulu ve aracına sahibiz. BMET, yasal kanallarla, ev sahibi ülkede gelecekteki istihdamları için eğitimli personel adına akıllı kartlar düzenliyor.

Uluslararası uçuşları durdurmak zorunda kaldığımız salgın döneminde bile Orta Doğu’da bazı uçuşların (beş ila altı ülke) açık kalması için ilgili taraflarla müzakere ettik.

Sonuç itibariyle, karantina döneminde 90 binden fazla kişi işine geri dönmek için yurt dışına gitti ve bazıları yeni işlere alındı.

İnsanlar şu sıralar Suudi Arabistan’a ve iki ya da üç ülkeye daha göç ediyorlar. Dolayısıyla, göçmen olmaya talip olanların, düzenli yollara sahip olmadığı doğru değil. Süreç içinde ertelenme ve zorluklar olabilir ancak hükümetimiz, yasal kanallar aracılığıyla gerçekleşen göçü teşvik etmeye kararlıdır.

Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin çoğu, gidecekleri ülkede tutuklanabileceklerini ya da hayati tehlikelerle karşılaşabileceklerini çok iyi bildikleri halde aracılar ya da insan kaçakçıları tarafından kandırılarak tüm bu riskleri almayı tercih ediyorlar.

Hükümet yasa dışı göçe sıfır tolerans gösteriyor. Ancak bunu düzeltmek için ana nedenleri ele almamız gerekiyor. Bunu çözmek sadece kolluk kuvvetlerinin görevi değildir. Aileler, köylüler, akranlar, arkadaşlar, öğretmenler ve toplumdaki tüm büyükler, bu tür yasa dışı uygulamalara karşı farkındalık yaratmak konusunda sorumluluğa sahiptir.

Çok sayıda insanın, tek bir kişinin yasa dışı yollarla Avrupa’ya göç etmek için aracılara veya komisyonculara 500 bin Bangladeş takası (6 bin dolar) ödediğine dair raporlar var. Daha sonra, farklı gruplar, milisler ya da şantajcılar tarafından yakalanırlarsa ailelerden daha fazla para gasbediliyor ve bu rakam bazen 1 milyon Bangladeş takası veya daha büyük rakamlara ulaşabiliyor.

Soru: Göçmenler bu kaçakçıların elinde işkence görüyor mu?

Momen: Evet, bu onlara gözdağı vermek ve ellerinden daha fazla para almak için yapılıyor.

Vatandaşların çoğu (çiftçiler, sanayi ve konfeksiyon işçileriyle diğerleri) ülkeyi desteklemek için çok çalışırken, bazı sorumsuz insanlar Bangladeş’in imajına zarar veren bu yolları kullanıyor.

Sayın Başbakan, halkımıza iş arayan olmak yerine kendi işini kuran olmaları yönünde telkinlerde bulunmaya devam ederken, serbest meslek sahibi insanların, başkaları için iş yaratan gururlu insanlar olduğunu sık sık ifade ediyor. Çok fazla kurumumuz var ve hükümet de girişimci fırsatlar oluşturmak için birçok fonu seferber ediyor. Sonuç olarak, eğitimli ama umutsuz olduğu için Avrupa’ya gitmek isteyenlerden bazıları gitmek yerine, iş kurarak 10 ila 15 kişiye istihdam yaratabilir.

Bazı insanların ülkenin kuzey bölgelerinden mango getirerek bunları doğrudan tüketicilere satıp iyi gelir elde ettiğine dair birçok güzel hikaye biliyoruz.

Soru: Ama bazı insanlar yine de Avrupa’ya göç etmek için riskli deniz yollarını tercih ediyor. Sizce bazıları ülkenin sosyo-ekonomik durumundan memnun değil mi?

Momen: Ülkede egemen olan ve bu insanları gerçekten yurt dışına gitmeye zorlayan herhangi bir vahim durum olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, hızlı kazanç sağlamak istiyorsunuz ve ilgili risk faktörlerini tam olarak anlamadan hisse senedi piyasalarına yatırım yapıyorsunuz, bu durumda cehaletiniz yerine tüm hisse piyasasını suçlarsınız.

Aynı şekilde, kumar probleminiz varsa, kumarhanelere gidiyor ve riskleri tam olarak anlayarak paranızı kaybediyorsunuz.

Bazı insanlar Avrupa ve Orta Doğu’ya göç konusunda başarı sağlamış olabilir ve onların hikayelerini dinleyen diğerleri de eğer giderlerse benzer kazanımlar sağlayabileceklerine inanırlar. Ancak Avrupa’da yıllar içinde bu durumun değiştiğinin ve bu ülkelerin kendi insanına iş sağlamaya önem verdiğinin farkında değiller.

Farklı sektörlerde ciddi insan kaynağı sıkıntısı çeken Orta Doğu ülkeleri bile, artık kendi vatandaşlarını daha fazla istihdam sağlayabilmek ve yabancı işçi sayısını azaltmak için birçok program düzenliyor.

Bu sebeple gelecekte, doğru yeteneklere sahip değilseniz, karşı karşıya olduğunuz fırsatlarınız kısıtlanacaktır. Yasa dışı göçü caydırmaya çalışıyoruz ve aynı zamanda yasa dışı göçün temel nedenlerini bulmak zorundayız.

Elbette yurt dışında sıkıntılar yaşayan vatandaşlarımızı geri getireceğiz. Büyükelçiliklerimiz ve yetkililerimiz yurt dışında sıkıntılar yaşayan vatandaşlarımıza hizmet vermeye hazırdır.

Ancak yasa dışı göçmeye çalışan bu insanlarla, geri döndüklerinde neden böyle yaptıklarını, onlara kimin yardım ettiğini, kimler tarafından motive edildiklerini veya kimler tarafından kandırıldıklarını öğrenebilmek için kapsamlı bir şekilde görüşülmelidir.

Aksi halde, büyük miktarda paralar kaybettikleri için bu tür bir şansı bir kez daha deneyebilirler. İkincisi, kaybettikleri paraları karşılamak için başkalarını da bu yollara sevk edebilirler.

Soru: Yerel halktan bazı insanların ve aracıların yabancı ortaklarıyla iş birliği kurarak bir ağ oluşturduklarına ve insanları yasa dışı yollarla göçe sürüklediklerine dair bazı raporlar ve iddialar var. Bunlara karşı önlem alacak mısınız?

Momen: Elbette, sağlam bilgi ve kanıtlara dayandırılırsa olaya karışan kişilerin ülkelerine de başvuruda bulunabiliriz. Diğer ülkelerle ve tüm ilgili taraflarla ortak hareket ederek bu tür ağları bozmalıyız.

Türkiye ile ticaret

Soru: Türkiye, Bangladeş ile ikili ticareti hacmini ivedi bir şekilde 1 milyar dolardan 2 milyar dolara çıkarmayı istiyor. Ne düşünüyorsunuz?

Momen: Türkiye ile Bangladeş arasındaki mevcut ilişki mükemmel ve çok olumlu bir seyir izliyor. Bunun sebebi sadece Türkiye’nin Rohingyalara siyasi veya maddi desteği değil. Emine Erdoğan, Ağustos 2017’deki askeri operasyonun ardından Myanmar’ın Arakan eyaletinden kaçan Rohingyaları ziyaret eden ilk yabancı üst düzey kişi oldu. Bu ziyaret, zulüm gören insanlar için uluslararası desteğin harekete geçirilmesine sağladığı katkı nedeniyle büyük bir jestti.

Son dönemdeki üst düzey ziyaretler de çok önemli. Dışişleri Bakanı (Mevlüt Çavuşoğlu) salgın sırasında Bangladeş’i ziyaret etti ve biz de Ankara’da yeni inşa edilen temsilciliğimizin açılışını yapmak için Türkiye’yi ziyaret ettik.

Türkiye’nin Bangladeş’teki büyük kalkınma projelerinde yer almaya artan bir ilgisi var. Türkiye inşaat alanında çok iyi. Bangladeş sağlık sektörüne de yatırım yapmakla ilgileniyor. Burada büyük bir hastane inşa etmeyi planlıyorlar.

Bunların hepsi ticari yatırımlar ama eminim iki hükümet bu tür etkileşimleri daha da kolaylaştırmakla ilgileniyor.

İşbirliği

Soru: Bangladeş, Türkiye’den askeri teçhizat tedarik ediyor. Dakka yönetimi neden Türkiye’yi tercih ediyor?

Momen: Teçhizatları çok kaliteli olduğu için Türkiye’den askeri teçhizat tedarik ediyoruz.

NATO üyesi Türkiye, uygun fiyatlarda standart askeri teçhizata sahip ve kara, deniz ve hava kuvvetlerimiz Türk askeri teçhizatından yararlanacak.

Barışı koruma harekatı ve diğer nedenlerle yakın geçmişte bir dizi teçhizat tedarik etmiştik ve bundan sonra da tedarik etmeye devam edilecek.

Soru: Yakın zamanda Bangladeş deniz ve hava kuvvetleri komutanları Türkiye’yi ziyaret ettiler ve Türk komutanlarla savunma sektörlerinde iş birliği konularını görüştüler. Sizce Türkiye, Bangladeş askeri sektöründe çalışma potansiyeline sahip mi?

Momen: Elbette, Bangladeş çok hızlı yükseliyor ve ekonomik olarak savunma sektörüne yatırım yapma kabiliyetimiz de güçlendi. Bangladeş savunma bütçesi “orantılı ve buna uygun” olarak artırıldı.

Önceleri, bazı sınırlı kaynaklardan askeri teçhizat tedarik ederdik. Artık satın alma kaynaklarımızı çeşitlendirerek bu ufku genişletiyoruz. Birçok Avrupa ülkesi de Bangladeş’e askeri teçhizat satmakla ilgilendiğini ifade etti.

Bangladeş, teknoloji transferi olasılığı olan rekabetçi tekliflerden ve geriye dönük eklemlenmiş mekanizmalar yoluyla daha fazla fırsattan kesinlikle faydalanacaktır. Hangi teklifin ülkemiz çıkarlarına daha iyi hizmet ettiğini değerlendireceğiz. Bu konuda Türkiye’nin şansının çok yüksek olduğunu düşünüyorum.

İmzalar atıldı! Türkiye bir ülke ile resmen müttefik oldu

Başkan Erdoğan, 15-16 Haziran 2021 tarihli Azerbaycan ziyareti ve ziyaret çerçevesinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte Şuşa’ya giderek burada tarihi -tam adıyla, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”ni imzaladı. Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net ortaya koyuyor. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu.

Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı Araz Aslanlı, Anadolu Ajansı için “Şuşa Beyannamesi bölgesel barış ve iş birliğinin teminatı” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

AA’da yer alan analiz şöyle

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 15-16 Haziran 2021 tarihli Azerbaycan ziyareti ve ziyaret çerçevesinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte Şuşa’ya giderek burada tarihi bir belgeyi -tam adıyla, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”ni- imzalamaları öncelikle sembolik bir anlam taşıyor. Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ve stratejik ortaklığının, Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarırken verilen manevi, siyasi, teknik ve daha birçok desteğin artarak devam edeceğinin, sürecin geri döndürülmesine müsaade edilmeyeceğinin sembolü olarak bu beyanname önem arz ediyor.

Hatırlanacağı üzere 44 günlük savaşın ardından 10 Aralık’ta düzenlenen askeri zafer törenini de iki lider birlikte izlemiş ve bölgenin geleceğine ilişkin yapıcı önerilerde bulunmuşlardı. Şuşa’yı da kapsayan son ziyarette imzalanan belge ve yapılan açıklamalarla iki lider sadece Azerbaycan-Türkiye kardeşliği adına değil, geniş anlamda bölgenin geleceği için ortaya koydukları projelerde de ısrarcı olduklarının altını çizdiler.

Kardeşlikten stratejik ortaklığa

Aslında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri her zaman çok-boyutluluğu, derinliği ve potansiyeli itibarıyla hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın diğer ülkelerle olan ilişkileriyle kıyaslanamayacak kadar özel bir niteliğe sahip olmuştur. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde genellikle tarihsel, kültürel, toplumsal ve diğer faktörler ön planda olsa da Türkiye’nin özellikle son 15 yılda gerçekleştirdiği; askeri açıdan dışa bağımlılığın azaltılması, savunma sanayisindeki ciddi atılım, bölgesel ve küresel açıdan daha aktif dış politikanın tercih edilmesi gibi atılımlar ve Azerbaycan’ın denge politikası çerçevesinde benzer bir stratejiyi uygulamaya çalışması ikili askeri ilişkilerin niteliğini daha da derinleştirdi.

Daha önce 24 Ocak 1992 tarihli Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 2 Kasım 1992 tarihli İşbirliği ve Dayanışma Anlaşması, 9 Şubat 1994 tarihli Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Anlaşma, 5 Mayıs 1997 tarihli Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Deklarasyon ve diğer önemli belgelerin imzalanmasıyla önemli bir altyapıya sahip olan ilişkiler 16 Ağustos 2010’da Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması imzalanması ve 15 Eylül 2010’da iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasıyla farklı bir boyuta taşındı. Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’nın Askeri-Siyasi ve Güvenlik Konuları başlığı altındaki ilk altı maddesi ile Askeri ve Askeri Teknik İşbirliği Konuları başlığı altında yer alan 7, 8 ve 9. maddeleri iki ülke açısından zorunlu olarak değerlendirilen askeri ittifak anlaşmasının imzalanmamış olmasından kaynaklanan eksikliği önemli ölçüde giderici niteliğe sahip.

Bu hukuki altyapı çerçevesinde geliştirilen stratejik ortaklık, ayrıca her iki ülkenin aktif bir dış politika izlemesi, özellikle Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma konusundaki kararlılığı, Türkiye’nin giderek etkisini daha çok hissettiren bir güç haline gelmesi, ciddi maliyetine rağmen hem bir zorunluluktan hem de bir hedeften kaynaklanan birden çok noktadaki (bilhassa Suriye, Libya ve Ukrayna) aktif tavırları 44 günlük savaşta zaferi getirdi.

Stratejik ortaklıktan müttefikliğe

44 günlük savaş eski Sovyet coğrafyasındaki bir çatışmada ilk kez Rusya dışında bir gücün sonuçları belirleme kapasitesine ve becerisine sahip olduğunu ortaya koydu. Türkiye ile Azerbaycan’ın geliştirdiği ortaklık, uyguladıkları dış politika ve güvenlik politikası bu anlamda ciddi bir başarı doğurdu.

Kazanılan zaferin ardından da her iki ülke yapıcı tutumlarını sürdürmeyi tercih etti. Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 Aralık 2020’de düzenlenen askeri törene katılmak üzere gerçekleştirdiği Bakü ziyareti sırasında hem Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte düzenlediği basın toplantısında hem de askeri törendeki konuşmasında Ermenistan ile ilişkiler konusunda önemli açıklamalar yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bölgede oluşması arzu edilen altılı platformun herkesin kazanacağı bir girişim olduğunu, Ermenistan’ın da bu sürece katılarak olumlu adımlar atmasının Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa açabileceğini ifade etmişti. Türkiye’nin asla kapılarını Ermenistan’a kapatma derdinin olmadığını, Ermenistan halkına kini bulunmadığını, barışın ve iş birliğinin mümkün olabileceğini, bunun için Ermenistan’ın saldırgan söylem ve politikalarından vazgeçmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev de ortak basın toplantısında bölgedeki üçlü iş birliği formatlarını (Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Azerbaycan-Rusya-İran ve Türkiye-Rusya-İran) örnek göstererek bu iş birliği formatlarını genel bir formata dönüştürmenin mümkün olduğundan bahsetmişti. Ayrıca Ermenistan’ın son savaştan ders çıkarması ve geleceğe daha olumlu bakması halinde onun da bu formatta yer alabileceğini özel olarak vurgulamıştı.

İki ülke yetkililerinin zafere rağmen olumlu mesajlar vermekteki ısrarı da aslında bu bölgede çok alışılmış bir durum değildi. Nitekim daha önce üstün güçler askeri kazanımlarının ardından bu tarz yapıcı yaklaşımlar sergilememiş, tam aksine saldırgan söylem ve politikalarla karşı tarafı daha da baskı altında tutmaya çalışmışlardı.

Fakat bölgede emeli olan diğer güçlerin, özellikle de yıkıcı ve olumsuz politikalar uygulamaya çalışan ülkelerin karşısında Azerbaycan ve Türkiye’nin daha sağlam bir duruş sergilemesi ihtiyacı hâsıl oldu. Hem iki ülke kamuoylarının beklentisi hem de 44 günlük savaş sonrasında oluşan koşullar doğal müttefikliği ve stratejik ortaklığı hukuki bir belgeye dayalı müttefiklik düzeyine yükseltme gereğini doğurdu. Bu doğrultuda iki lider son savaşta Ermenistan işgalinden kurtarılmış -bir nevi Azerbaycan topraklarının Ermenistan işgalinden kurtarılmasının sembolü olan- Şuşa’da Müttefiklik İlişkileri Hakkında Beyannameyi imzaladı.

Şuşa Beyannamesi Azerbaycan ile Türkiye arasında imzalanmış olan ve içerisinde “müttefiklik” kelimesi geçen ilk belge olması itibarıyla çok önemli. Beyannamenin hemen giriş kısmında 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması’na bağlılığın, ortak çıkarlara dayalı bölgesel ve uluslararası stratejik konulardaki faaliyetlerin karşılıklı koordinasyonunun gerekliliğinin vurgulanması ayrıca mühim. Beyannamede Karabağ sorununun artık bittiğine ilişkin Azerbaycan’ın tutumuna tam destek verilirken, bu konuda 44 günlük savaş öncesine dönme çabalarına karşı kararlı bir tutum da ortaya konulmuş oldu.

Tarafların tüm önemli konularda ve uluslararası, bölgesel kuruluşlar çerçevesinde tüm platformlarda birbirlerini tam destekleyeceklerine ilişkin niyet beyanı ile tek millet-iki devlet ruhu belgeye yansıtıldı.

Taraflardan herhangi birinin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine yönelik tehdit ya da saldırı durumunda ortak danışmalar yapılması ve ortak hareket edilmesi konusu 16 Ağustos 2010’da Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının birinci ve ikinci maddelerinde yer alan hususlar olsa da bu kez daha vurgulu bir biçimde ifade edildi. Buna ek olarak tarafların Güvenlik Konseylerinin milli güvenlik konularında düzenli olarak ortak toplantılar düzenlenmesi de müttefiklik ilişkilerini derinleştirecektir.

Geniş anlamda bölgeyi kapsayan bir işbirliği

Şuşa Beyannamesi ve ziyaret sırasında yapılan açıklamalar sadece Türkiye-Azerbaycan ilişkileri açısından değil, genel olarak bölgenin geleceği açısından da oldukça mühim. Türkiye ve Azerbaycan ilk kez kendi aralarında imzaladıkları bir belgede ikili ilişkilerin dışındaki konulara ilişkin bu kadar vurgulu ifadeler kullandılar. Bildiride tarafların, Kafkasya bölgesinde istikrar ve güvenliğin pekiştirilmesi, ekonomi ve ulaştırma alanındaki tüm bağların yeniden sağlanması, ayrıca bölge devletleri arasındaki ilişkilerin normale dönüştürülmesi ve uzun vadeli barışın sağlanması yönündeki çabalarını sürdürecekleri ifade edilmek suretiyle aslında iki liderin 44 günlük savaşın sona ermesinden itibaren sürekli vurguladıkları hususlar resmi bir belgeye yansıtılmış oldu. Bu da aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye’nin bazı devletlerin 44 günlük savaş öncesine dönme çabalarına karşı ortak duruşun ve bölgenin barış, refah ve işbirliği bölgesi olması yönündeki kararlılığın göstergesi.

Şuşa Beyannamesinde Kafkasya çerçevesinde bölgeye yönelik değerlendirmelerin yanı sıra Türk dünyası ifadesi altı yerde vurgulandı. Şuşa Türk dünyasının tarihi-kültür beşiği olarak tanımlandı. Türk dünyasının gelişimine yönelik karşılıklı faaliyetlerin bölgesel ve uluslararası düzeyde ileriye götürülmesi için çabaların birleştirilmesi, Türk kültür mirasının uluslararası düzeyde tanıtımı ve teşviki alanında çabaların artırılması, Türk dayanışmasının daha da pekiştirilmesi amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), Uluslararası Türk Akademisi, Türk Kültür ve Mirası Vakfı, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlere ivme kazandırılması öncelikli hedefler arasında sıralandı.

Belgede Zengezur koridoruna ayrıca değinilerek -Şuşa Beyannamesi bu açıdan da bir ilk oluyor-, koridorun açılması hem Türkiye ile Azerbaycan arasında hem de genel olarak bölgesel iş birliği açıdan stratejik önemde değerlendirildi.

Beyannamenin barış vizyonu

Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net ortaya koyuyor. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu. 2010 yılında imzalanan anlaşma ve konseyin kurulması ile atılan adımlarla stratejik ortaklık düzeyine yükseltilen ilişkiler bu kez müttefiklik düzeyine taşınmış oldu. Bu, her iki ülke kamuoylarının uzun zamandır arzusuydu ancak dış etkenler nedeniyle gerçekleştirilmesinin kolay olmadığı kabul edilmekteydi.

Belgenin konu bazında (ikili ilişkilere dair her alanı, özellikle de askeri ilişkileri çok net bir biçimde düzenlemiş olması) ve coğrafi (Karabağ sorunundan başlayarak Kafkasya’yı ve Türk dünyasını kapsaması, geniş anlamda bölgesel ve küresel vurgular içermesi) açıdan geniş olması da çok önemli. Müttefikliğin sadece dar çerçevede tanımlanmayarak geniş anlamda bölgeyi kapsaması, özellikle Türk dünyası vurgusu beyannamenin geleceğe de ışık tutan bir veçhesi.

Tarafların, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki siyasi ve askeri işbirliğinin üçüncü devletlere karşı olmadığını ifade etmeleri diğer bazı ülkeler arasında imzalanmış belgelerdeki sıradan ifadeler gibi görünse de sürekli bölgesel iş birliğini derinleştirmeye yönelik söylem, proje ve planlar ortaya konulması Türkiye ile Azerbaycan’ın bu konulardaki samimiyetini gösteriyor.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi, ikili ilişkileri yeni bir aşamaya taşımakla beraber, öncelikle Karabağ sorunu açısından 44 günlük savaş öncesine geri dönme çabalarına ve genel olarak bölgede yeni bir saldırganlığa izin verilmeyeceğinin, ayrıca bölgesel iş birliğinin ve Türk dünyasında entegrasyonun derinleştirileceğinin garantisidir.

Türkiye’ye gelen Ruslar şaşkına döndü

Rus heyeti, kendilerine Türkiye tarafından verilen seyahat programının dışına çıkarak gelişigüzel hareket etti. Denetimlerini rastgele gittiği otellerde gerçekleştiren Ruslar, Türkiye’nin aldığı üst düzey tedbirler ile şaşkına uğradı.

Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke olan Rusya, seyahat kısıtlamasını geçtiğimiz günlerde kaldırmıştı. Rus turist akını yarın başlıyor. Turizm sektöründe büyük sevinçle karşılanan karar öncesi enteresan gelişmeler yaşandı. Rusya’nın, Türkiye’deki sağlık şartlarını incelemek üzere gönderdiği ve 5 profesör ile 4 devlet görevlisinden oluşan ekip, geldikten sonra kendilerine verilen seyahat programına uymayarak spontane hareket etti. Âdeta ‘Rus ruleti’ oynayan heyet, daha önceden belirlenmiş olan otel programını değiştirdi ve kendi belirledikleri tesislere gideceklerini belirtti. Rus heyetin program dışına çıkmak istemesi, Türk yetkililer tarafından memnuniyetle karşılandı. Yetkililer, heyetin amacının “program dışındaki otellerde de güvenlik tedbirlerinin alınıp alınmadığını öğrenmek” olduğunu ifade etti.

Rusya’ya dönmeden kararlarını verdiler

Sektör yetkilileri “Bunu İspanya veya İtalya’ya yapamazsınız. Belli kurallar dâhilinde hareket etmeniz gerekecektir. Ancak biz ülkemize güveniyoruz. İstedikleri oteli ve destinasyonu gezebilirler ve öyle de oldu. Biz bu tedbirleri Rusya için almadık, 1,5 yıldır çalışıyoruz. Ülkemizin her noktası sağlıklı ve güveniyoruz” diye açıklama yaptı. Rus heyet de kendi belirledikleri otellerde denetimleri yaptıktan sonra, mevcut programa devam ederek, tüm temaslarını tamamladı. Yalnızca sağlık tedbirlerini değil, kullanılan dezenfektanların içeriğinden maske markalarının üretim yerlerine kadar birçok konuyu detaylı incelediler. Heyet, Türkiye’deki tedbirlerden memnun kalınca, Rusya’ya dönmeden onay kararını verdi.

Kremlin’e tepki

Türkiye’ye uçuş yasağının kaldırılması Rusya’da sevinçle karşılanırken, sosyal medyada bazı tepkilere de sebep oldu. Rus halkı, hükûmeti, geç aldığı kararla ilgili eleştirirken; Türkiye açılmayacak diye farklı ülkelerden tatil aldıklarını ve bu tatil programlarının iptali için kolaylık sağlaması gerektiğini savundu. Yapılan paylaşımlarda “Karadeniz kıyılarına tur satın aldık. Hem de fahiş fiyatla. Şimdi ne onu iade etme şansımız var ne de Türkiye’ye gitme… Bu kadar talihsizlik olmaz” denildi. Bazı yorumlarda ise “Karadeniz kıyılarında fiyatlar Türkiye’nin iki katını bulmuştu. Son yaşanan yağmurlarla her yeri su bastı ve insanların tatili zehir oldu” ifadeleri yer aldı.

Rusya’nın büyük acentelerinden Level Travel; yasağın kaldırılması ile Türkiye’ye ilginin yedi kat arttığını açıkladı. Çağrı merkezi telefonları kilitlendi. Türkiye’ye bir haftalık, iki kişilik tur için en düşük fiyat 27 bin rubleden (yaklaşık 3.250 TL) başlıyor. Bu fiyata uçak, üç yıldızlı otelde kahvaltılı konaklama, transfer ve sağlık sigortası dâhil… Bu paket 4 yıldızlı bir otelde 33 bin ruble (yaklaşık 3.965 TL), 5 yıldızlı her şey dahil otelde 42 bin rubleden (yaklaşık 5.050 TL) başlıyor.

Alman akını olacak

Alman turizm devi TUI, yaz rezervasyonlarının haftalık bazda 2019’un aynı dönemini aştığını belirtti. En çok tercih edilen destinasyonların Türkiye, İspanya ve Yunanistan olduğunu kaydeden TUI Başkanı Marek Andryszak “Tam kapasiteye ulaştık. Tüketici iyimserliği artıyor” ifadelerini kullandı. Almanya’nın ardından Fransa da Türkiye’yi kırmızı listeden çıkardığı açıklamıştı. Bu pozitif gelişmelerle birlikte 30 milyon yabancı turist hedefine ulaşılacağı belirtiliyor.

Türkiye’de konaklama sektörü 2021’in 4 aylık döneminde 1,1 milyar TL bütçeli 57 otel yatırımı için teşvik aldı. Bunlardan 37 adedi yeni otel olacak. 20 tesis de yenileme yapacak. Öte yandan Accor Grubu Bodrum’da 35 milyon dolar yatırım yapacağını, 2023’e kadar Türkiye’de 15 otel açılacağı açıkladı. Antalya Göynük’te inşa edilen NG Phaselis Bay Otel için de 1,5 milyar TL yatırım yapıldı. Kilit Grup da 21’inci otelini 1 milyar TL’lik yatırımla Antalya’ya açacak.

Kaynak: Türkiye Gazetesi

Fransa’dan Türkiye çıkışı: Ankara ile sözlü ateşkes yaptık

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, NATO Zirvesi’nde Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile Emanuel Macron arasındaki yapılan görüşme sonrası iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşadığını söyledi.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, NATO müttefikleri Fransa ve Türkiye arasındaki gergin ilişkilerin yumuşamaya başladığını belirterek, iki ülke arasında “sözlü ateşkes” gerçekleştiğini söyledi.

Le Drian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın NATO Zirvesi’nde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinin ardından, Türkiye ile ilişkilere dair açıklamalarda bulundu.

Sputnik’in aktardığına göre, Fransız televiyon kanalı BFM’ye röportaj veren Le Drian, iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘iyileşme aşamasına geldiğini’ ancak Ankara’dan Libya, Suriye ve Kıbrıs konusunda somut adımlar beklediklerini belirterek, “(Aramızda) Bir tür sözlü ateşkes var. Bu iyi ancak yeterli değil” dedi.

Öte yandan, Fransız radyo kanalı Sud Radio’ya konuşan Türkiye’nin Fransa Büyükelçisi Ali Onaner de ‘iki cumhurbaşkanı arasındaki gerginliğin video konferans yoluyla görüştükleri 2 Mart’tan itibaren yumuşadığını ve diyaloğun yeniden başladığını’ vurguladı. Onaner, Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ‘yatıştığını’ söyledi.

Beklenen açıklama geldi: Türkiye’ye gelmek istiyor

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından yapılan açıklamada Erdoğan-Biden görüşmesinin olumlu bir havada geçtiği belirtilerek “Sorunların çözümü için ortak irade var” denildi. Kabil Havaalanı’nın nasıl korunacağı konusuyla ilgili de, “Önümüzdeki günlerde görüşmeler sürecek. Müttefikler Türkiye’nin korumasını istiyor” açıklaması yapıldı.

Kaynaklar, müttefiklerin talebinin Kabil Havalimanı’nın korunmasının Türkiye tarafından sağlanması yönünde olduğunu belirtti. Bu konuda ABD yönetimi ile çeşitli düzeylerdeki görüşmelerin önümüzdeki süreçte devam edeceği ifade edildi. Taliban’ın tutumunun da yakından takip edildiğinin altını çizildi.

Cumhurbaşkanlığı kaynakları ayrıca Erdoğan-Biden görüşmesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kaynaklara göre, olumlu havada geçen görüşmede sorunların çözümü için ortak irade sergilendi.

Biden Türkiye’yi ziyaret etmek istiyor

ABD Başkanı Joe Biden’ın iki ülke ilişkileri üzerine konuşulacak çok konu olduğunu ve Türkiye’yi ziyaret etme arzusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilettiği ifade edildi. Görüşmede ayrıca Türk tarafının iki ülke arasındaki 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefini gündeme getirdiği, Biden’ın da bu hedefe destek verdiği belirtildi.

Rusya’nın Türkiye kararını Forbes duyurdu! 1 Temmuz kritik tarih

Forbes Rusya’nın iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, Rusya’nın koronavirüsle mücadele merkezinin 1 Temmuz’dan itibaren Türkiye’ye uçuş yasağını kaldırma seçeneğini değerlendirdiği belirtildi.

İlgili departmanlardan kaynakların Forbes’a verdiği demeçte, seçeneğin değerlendirildiğini ve en büyük havayollarından birindeki bir kaynağın durumu doğruladığını söyledi.

Forbes’in iki kaynağı, henüz nihai bir karar olmadığı bildirilirken ancak Rusya için popüler bir tatil bölgesi olan Türkiye’nin seyahat kısıtlaması altında olmasının Rusya’daki plajlarda yoğunluğu artırdığını ve bu durumun da koronavirüs vakalarını yükselttiğini bildirdi.

İlgili departmanlardaki kaynak, “Rusya’da insidansta (100 bin kişide görülen vaka sayısı) keskin bir sıçrama göz önüne alındığında, koronavirüs vaka sayısının istikrarlı bir şekilde düştüğü Türkiye ile uçuşları açmak şimdi daha güvenli görünüyor” dedi.

Kaynak, ilk olarak haftada yedi uçuş seferinin açılabileceğinin altını çizdi.

Heyet göndermişler

Rusya, geçtiğimiz günlerde güvenli turizm uygulamalarını yerinde incelemek amacıyla Türkiye’ye heyet göndermişti.

Rusya’dan gelen heyet Türkiye’deki güvenli turizm tedbirlerini yerinde incelerken hazırlanacak rapor sonrasında nihai kararın verileceği belirtilmişti.

ABD’de başörtülü kadın dekan oldu! İYİ Parti ise başörtüsü yüzünden Fatma Kavakçı’yı hedef aldı

ABD’de Amaney Jamal ilk Müslüman başörtülü kadın olarak dekanlık görevine atanırken Türkiye’de tepki çeken tartışmalar yaşanıyor. NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı’na tercümanlık yapan Fatma Kavakçı’nın başörtülü olduğu gerekçesiyle hedefe konması ”ABD’de bile bu sorun aşıldı’. Türkiye’de halen başörtülülerden rahatsız olunuyor” yorumlarının yapılmasına neden oldu.

ABD’nin prestijli üniversitelerinden Princeton Üniversitesi’nin Kamu ve Uluslararası İlişkiler Okulu’nun dekanlığına siyaset bilimci Amaney Jamal atandı.

Jamal, ABD üniversitelerinde böyle bir göreve atanan ilk Müslüman başörtülü kadın olurken Millet İttifakı’nda CHP ile iş tutan İYİ Parti ise halen başörtülüleri hedef almaya devam ediyor. ABD’de başörtülüler dekan olmaya başlarken biz de ise düşmanlık sürüyor.

104 amiralin darbe bildirisine destek veren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kamil Erozan, NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı’na tercümanlık yapan Fatma Kavakçı’yı hedef aldı. Erozan, “Tercüman demek zor. Merve Kavakçı’nın kızı..!” diyerek aslında Kavakçı’nın başörtülü olmasından rahatsız olduğunu gösterdi.

Türkiye’de bunlar konuşulurken ABD’de ilk Müslüman başörtülü kadın olan Amaney Jamal, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, siyasî kalkınma ve demokratikleşme, eşitsizlik ve ekonomik ayrımcılık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki Müslüman göçü ve cinsiyet üzerinde yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor. Serbestiyet.com’un haberine göre, Filistinli bir ailenin mensubu olarak 1970 yılında Kaliforniya’da doğan Jamal, 10 yaşındayken kızlarının kendi kültürünü ve dinini tanımasını isteyen ailesiyle birlikte Batı Şeria’daki Ramallah’a göçüp, kolej eğitimine kadar Filistin’de yaşadı.

Fatma Kavakçı ise hedef alınıyor

Türkiye’de başörtülü diyerek hedefe konan Fatma Kavakçı ise lisans eğitimini Uluslararası İlişkiler alanında George Mason Üniversitesinde tamamladı. Ardından Georgetown Üniversitesinde Liberal Studies programında Müslüman-Hristiyan İlişkileri bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Washington D.C.’de sürdürdüğü eğitimin yanı sıra farklı yerlerde araştırma asistanlığı görevi aldı. Bunlardan bazıları Becketfund Organization for Religious Liberty, Woodrow Wilson International Center for Scholars ve United States Congress.

ABD’den Türkiye açıklaması: Normale dönüyor

ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmesini değerlendiren ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, “Türkiye ile normal diyebileceğimiz bir ilişkiye dönülmekte olduğu söylenebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın NATO zirvesi çerçevesinde pazartesi günü ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı ilk yüz yüze görüşmenin yankıları sürüyor.

Ilımlı mesajlar

Erdoğan görüşmede S-400’ler konusunun da gündeme geldiğini, dışişleri ve savunma bakanlarının bu konuda görüşmelere devam edeceğini açıklamıştı. Ayrıca Türkiye’nin ABD çekildikten sonra Afganistan’daki Kabil havalimanının işletilmesi konusunda da bir mutabakat olduğunu söylemişti. Biden da “Olumlu ve verimli bir toplantı oldu. Ekiplerimiz görüşmeleri sürdürecek. İlerleme sağlanacağından eminim” demişti.

Önemli bir görüşme

Liderlerin mesajlarını VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e değerlendiren ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi James Jeffrey, görüşmenin gerçekleşmesinin başlı başına önemli olduğunu vurguladı. Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşu Wilson Center’ın Ortadoğu Programı Başkanı olan James Jeffrey, “İlişkilerde 3 önemli konuya dönüp duruyoruz. S-400, YPG ve Gülen. Türkiye artık Gülenci bir kalkışmayla karşı karşıya değil, Gülen de Türkiye’ye gitmiyor. Suriye Demokratik Güçleri de Türkiye’yi tehdit edecek bir pozisyonda değil. Türkiye ile vardığımız bir ateşkes de var. Burada önemli olan İdlib gibi Suriye’ye ilişkin daha geniş konularda Türkiye ile koordineli çalışmak.”

Umut verici bir hava

“S-400 konusunu tamamen çözmek çok zor olacak ama önemli olan bu durumun Türkiye’ye tüm silah satışımızı baltalamasına izin vermemek. Ukrayna’da işbirliği yapıyoruz. Afganistan konusu var. Biden Türkiye’nin Kabil’de kalma konusundaki duruşundan çok memnun. O nedenle bence Türkiye ile normal diyebileceğimiz bir ilişkiye dönülmekte olduğu söylenebilir” sözleriyle görüşmeyi değerlendirdi. Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy ise Kabil önerisinin Biden-Erdoğan görüşmesinden önce gündeme gelmesinin umut verici bir hava oluşmasına imkân verdiği görüşünü dile getirdi.

Türkiye devreye soktu! Libya detayı… İsrail panikte

Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağını yazan İsrail basını panik yaşıyor. Anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu basın, İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

Türkiye ile Filistin arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının onaylanması İsrail basınını panikletti. Anlaşmanın ayrıntılarına geniş yer veren İsrail basını anlaşmanın Milli Güvenlik Kurulu tarafından onaylandığını ve Resmi Gazete’de yayımlandığını yazdı.

Türkiye’nin anlaşma kapsamında Filistin güçlerini eğiteceği ve Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağı ifade edildi.

Filistin ile deniz sınırı anlaşmasının işleme konulmasının İsrail’i Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrol kaynaklarından uzaklaştıracağını belirten İsrail basını, anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu ve İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

İsrail basınına konuşan askeri kaynaklar ise anlaşma kapsamında Türkiye’nin Filistin’e askeri danışmanlık, mühimmat, İHA istihbaratı vb. şeklinde askeri destek sağlayacağını belirtti.

Kaynak: Star.com.tr

Yunanistan’dan Türkiye açıklaması! İlk kez yorum yaptılar ama..

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin bir açıklamada bulunarak, “Sorunlarımız devam etse de Türkiye ve Yunanistan komşu ülkelerdir. Ortak ilginin bulunduğu konularda işbirliği herkesin çıkarınadır” dedi.

NATO zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi değerlendiren Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, “Sorunlarımız devam etse de Türkiye ve Yunanistan komşu ülkelerdir. Ortak ilginin bulunduğu konularda işbirliği herkesin çıkarınadır” dedi.

Twitter’dan yaptığı açıklamada Başbakan, “Dolayısıyla, diyalog daima önemlidir” ifadesini kullandı. Yunan Hükümet Sözcüsü Aristotelia Peloni de, Miçotakis’in görüşme sırasında “güven köprülerinin kurulması amacıyla her düzeyde daha sık temasta bulunulmasını istediğini” söyledi. Peloni, Kıbrıs’ta iki ayrı devlet önerisine karşı olduklarını görüşmede yinelediklerini de anlattı, “Olumlu ortamın Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz. İyi niyet var ama önemli görüş ayrılıkları da yerinde duruyor” diye ekledi.

Öte yandan son günlerde, Türkiye konusunda farklı bir siyaset izlenmesinden yana olduğu iddia edilen Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, “Büyük ve önemli görüş ayrılıkları yerinde sayıyor. Erdoğan-Miçotakis görüşmesinde sorunlarda herhangi bir ilerleme sağlanmadı” şeklinde konuştu