Tubitak

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Tubitak

KUZGUN mühimmatlarının menzilleri açıklandı

TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE) Müdürü Gürcan Okumuş, LAGARİ Havacılık Günleri’nde yaptığı sunum esnasında KUZGUN Modüler Mühimmat Ailesi’nin teknik özellikleri açıkladı. KUZGUN ailesi, ilk olarak 14’üncü Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (IDEF’19) esnasında sergilenmişti.

Edinilen bilgiye göre; KUZGUN Modüler Mühimmat Ailesi’nin ilk atışlı testlerinin, bu yıl içerisinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. KUZGUN Mühimmatı’nın, teknik özelliklerine göre; KUZGUN-SS (Serbest Süzülen), KUZGUN-TjM (Turbojet Motorlu) ve KUZGUN-KY gibi farklı konfigürasyonları mevcut.

F-16, MMU, HÜRJET, HÜRKUŞ ve çeşitli SİHA platformlardan atılabilen KUZGUN Mühimmatı, 100 kilogramdan düşük bir ağırlığa sahip. Parçacıklı, delici, termobarik ve genel maksat gibi çeşitli harp başlığı seçeneklerine sahip olacak KUZGUN Mühimmatı; Lazer Arayıcı (LAB), Görüntüleyici Kızılötesi Arayıcı (IIR), Radar Arayıcı, HOJ, mmW Radar, Veri Bağı, ANS ve KKS gibi arayıcı başlık ile navigasyon seçeneklerine sahip.

KUZGUN mühimmatının turbojet konfigürasyonu olan KUZGUN-TjM, yaklaşık 245 kilometre menzile; KUZGUN-SS ise yaklaşık 110 kilometre menzile sahip.

SavunmaSanayiST

TÜBİTAK’tan SARB-83 paylaşımı: Karşı Konulamaz Kuvvet

TÜBİTAK, yer üstü ve yer altındaki hedeflere karşı kullanılmak üzere geliştirilen Türkiye’nin ilk 1000 LB Ardışık Delici mühimmatı olan SARB-83’e ilişkin bomba bir paylaşımda bulundu.

TÜBİTAK’ın Twitter hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:

Karşı Konulamaz Kuvvet!

HABRAS Hedef Balistiği Dinamik Test Altyapısı’nda etkinliği test edilen SARB-83, güçlendirilmiş betonu delmeyi başaran Türkiye’nin ilk 1000 LB Ardışık Delici mühimmatıdır.

TÜBİTAK SARB-83 1000 LB Delici Bomba

SARB-83, TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE) tarafından yer üstü ve yer altındaki hedeflere karşı kullanılmak üzere geliştirilen, Harp Başlığı (ADHB) teknolojisine sahip, beton delici bir mühimmattır. SARB-83’ün dış geometrisi, güdüm kiti arayüzleri, kütle, kütle merkezi ve eylemsizlik özellikleri 1000 lb (415 kg) ağırlığındaki MK-83 Genel Maksat Bombası (GMB) ile benzerdir.

Ön delici harp başlığı özelliği ile termobarik patlayıcılarla kullanılabilecek yeni nesil mühimmatlardan olan SARB-83, Mağaralar, uçak pistleri, hangarlar, sığınaklar, barajlar gibi öncelikli hedeflere yönelik geliştirilmiştir.

SARB-83, 1,8 metrelik betonu delerek, içeridekileri imha edebilecek yeteneğe sahip bir uçak mühimmatıdır.

Harekete geçildi… Türk savaş gemilerine yerli lazer silahı

Türk savaş gemileri, yerli imkanlarla üretilen lazer silah sistemleri ile donatılacak. Türk savunma sanayii şirketleri, deniz platformlarında kullanılacak yerli lazer silahı için kolları sıvadı.

Elektromanyetik Top ve Lazer Silah Sistemi teknolojisi geliştikçe, deniz platformlarına yönelik silah sistemi çeşitliliğinde de bir artış yaşanmakta. Halihazırda elektromanyetik top ve lazer silah sistemleri, ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi bazı gelişmiş ülke donanmaları tarafından kullanıma alınmış durumda. Bu alanda bomba bir haber de Türkiye’den geldi.

SSB Deniz Araçları Daire Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen bir sunumdan edinilen bilgiye göre; Türk savunma sanayii şirketleri, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB)’nın öncülüğünde lazer silah sistemi geliştiriyorlar. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyaçlarına binaen geliştirilen lazer silah sisteminin, sunumdaki sıralamaya göre; Meteksan Savunma ana yükleniciliğinde, ASELSAN ve TÜBİTAK alt yükleniciliğinde geliştirildiği tahmin edilmekte.

Söz konusu silah sisteminin, inşa faaliyetlerine yönelik planlamaların devam ettiği TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhripleri (HSHM)’lerinde kullanılması bekleniyor.

Meteksan Savunma ve TÜBİTAK-BİLGEM’in lazer teknolojileri alanındaki birtakım çözümleri, daha önce kamuoyu ile paylaşılmıştı. TÜBİTAK-BİLGEM’in hem araç üstü hem de platforma yönelik lazer silah sistemi çözümleri mevcut. Meteksan Savunma ise bu alanda, “Türkiye’de ilk” olma özelliğine sahip birtakım projeler yürütmekte.

SavunmaSanayiST

Milli ve özgün olarak geliştirildi… Ordumuzun gücüne güç katacak

TÜBİTAK BİLGEM tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen 917 adet katlanabilir metal mayın dedektörü Ozan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına sunuldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri kullanımına sunulan ​​​​​elde taşınabilir metal mayın dedektörleri Ozan ve Alper, ihracat başarısı yakaladı. TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM), güvenli haberleşme ve savunma sistemleri alanında yeni teknolojiler geliştirerek, bunları başta güvenlik güçleri olmak üzere ihtiyaç sahibi kurum ve kuruluşların hizmetine sunuyor.

BİLGEM’in geliştirdiği ürünler arasında güvenlik güçlerinin yurt içi ve sınır ötesi intikal bölgelerinde mayın ve el yapımı patlayıcı tehditlerinden korunmasına yönelik çözümler de yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ile TÜBİTAK BİLGEM arasında imzalanan Metal Mayın Dedektörü Tedarik Sözleşmesi ile 917 adet katlanabilir metal mayın dedektörü Ozan, Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edildi.

Askerlerin sınır ötesi ve sınır içi intikal bölgelerinde gerçekleştirdiği mayın ve el yapımı patlayıcı aramasının hızlı, kolay ve yüksek doğrulukta yapılabilmesi için geliştirilen Ozan, hafifliği, boyutu ve görev tamamlama yeteneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahadaki en önemli yardımcılarından biri olacak.

2020 yılının son çeyreğinde alınan 450 adetlik sipariş ve bu yılın ilk çeyreğinde tamamlanacak teslimatla Ozan’ın ilk yurt dışı satışı da gerçekleştirilecek.

TÜBİTAK BİLGEM tarafından geliştirilen Elde Taşınabilir Metal Mayın Dedektörü-3 (ETMTS-3/Alper) için de 2020 yılı sonunda 200 adetlik sipariş alındı. Yapılacak teslimatla Alper’in ilk büyük yurt dışı satışı da gerçekleştirilecek.

Ozan ve Alper’in rekabet gücü

Ozan, kompakt yapısı ve 1,5 kilogram gibi düşük taşıma ağırlığıyla harekat bölgesinde görev alan güvenlik birimlerinin ihtiyaçları dikkate alınarak tasarlandı. Dünyanın en hafif metal mayın dedektörlerinden biri olan Ozan, güvenlik birimlerine geniş arazilerde de taşıma kolaylığı sağlıyor.

Yanlış alarm oranı en aza indirgenen sistem, hedef tespitinde operatöre sesli, görsel ve titreşimli ikaz olmak üzere üç farklı tespit uyarısı sunuyor. Sistem üzerinde bulunan grafik LCD ekranla tespit edilen hedefin metal yoğunluğu kolaylıkla gözlenebiliyor.

Alper ise metal mayının yanında metal olmayan patlayıcıları da algılıyor, her iki ihtiyacı karşılayabilir olması açısından dünyadaki muadilleriyle rekabet edebilir bir ürün özelliği taşıyor. Alper, metal dedektöre ve yere nüfuz eden radar algılayıcılara sahip bulunuyor. Bu dedektör ve radar algılayıcılar ayrı ayrı ya da eş zamanlı çalışabiliyor. Sistem, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılıyor.

TÜBİTAK 9 Ar-Ge personeli alacak

TÜBİTAK, Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezine bağlı Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsünde görev yapmak üzere 9 Ar-Ge personeli alacak.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) Resmi Gazete’de yayımlanan ilanına göre, istihdam edilecek 9 Ar-Ge teknisyeni, Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezine (BİLGEM) bağlı Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) bünyesinde Kocaeli’de görev yapacak.

Başvurular, “https://kariyer.sage.tubitak.gov.tr” internet adresinden 27 Mayıs’a kadar yapılabilecek.

Alım için gerekli koşullar ile sürece ilişkin bilgilere TÜBİTAK’ın yanı sıra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumunun internet sayfalarından da ulaşılabilecek.

Türkiye aşı konusunda emin adımlarla ilerliyor

TÜBİTAK desteği ile oluşturulan ‘COVID-19 Türkiye Platformu’ çatısı altında 25 farklı üniversite, 8 kamu araştırma kurumu ve 8 firmadan yaklaşık 250 bilim insanı, aşı ve ilaç geliştirme çalışmaları yürütüyor.

Koronavirüse karşı sağlık çalışanları gibi, laboratuvarlardaki bilim insanları da gece gündüz mücadele veriyor.

Tüm Türkiye’yi ve dünyayı yakından ilgilendiren çalışmalar farklı şehirlerde, farklı laboratuvarlarda eş zamanlı devam ediyor. Sürecin ana merkezinde ise Gebze’de bulunan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) var.

MAM Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kılıçaslan, koronavirüsün daha Türkiye’ye gelmeden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının önlem almaya çalıştığını, konuyla ilgili akademisyenler, üniversiteler ve teknoloji firmaları başta olmak üzere ilgililerle görüşüldüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Virüs Türkiye’ye gelmeden bir platform kuruldu. 25 üniversitenin yanı sıra kamu ve özel kurumlardan 250’ye yakın elemanla koronavirüs kapsamında Türkiye’de ciddi bir çalışma yapılıyor. Yürütülen 17 büyük projenin koordinasyonunu MAM olarak biz yapmaktayız. Bu kapsamda bir yandan COVID-19’a karşı ilaç geliştirme projelerini yürütürken, diğer yandan platform üyelerinin ihtiyaç duyduğu malzemelerin yurt içi ve yurt dışı satın almalarını tamamen biz yapıyoruz. Burada sayın Bakanımızın talimatıyla bürokrasiyi kaldırdık, çok hızlı şekilde hareket ediyoruz. Teminde zorlandığımız ürünlerde direkt bakanlığımız devreye giriyor ve ürünler hızla temin ediliyor.“

Canlı virüs üzerinde çalışıyorlar

Bilim insanları koronavirüse karşı etkili olacak aşı ve ilacı bulmak için canları pahasına mücadele veriyor. Öyle ki, aşıya giden yolda ilk adım canlı virüs üzerinde yapılan laboratuvar çalışmaları.

Hastalardan elde edilen virüs örnekleri, Türkiye’de az sayıda bulunan, patojenlere karşı özel güvenlikli ve korumalı ‘Biyogüvenlik Seviye-3 Laboratuvarı’nda gerçekleşiyor. Basınç değerleri ve atmosferi sürekli kontrol altında tutulan bu özel laboratuvarda özel koruyucu elbiselerle çalışan bilim insanları başladıkları çalışma sona erene kadar dışarıya çıkmıyor.

Bu çalışmalar riskli olduğu kadar da geliştirilecek aşı ve ilacın temelini oluşturduğundan büyük bir öneme sahip. Çünkü virüsün aşı veya ilaç olabilecek yapılarının hedeflenebilmesi için, öncelikle virüsün doğru tanınması gerekiyor. Covid-19 virüsü de zamanla değişme özelliğine sahip olduğu için, elde edilen her yeni örnekte çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Yapılan tüm çalışmaların koordinasyonundan sorumlu olan, Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şaban Tekin süreci şu sözlerle anlattı:

“COVID için çalıştığımız proje kapsamında bizim işimiz ilk olarak virüsle başlıyor, ya da virüsü taşıyan örneklerle. Bunlar boğaz/burun sürüntüsü, balgam veya broşiyal sıvı örnekleri olabilir. Bu virüs tehlikeli bir virüs olduğu ve özellikle de teneffüs ile alınabildiği için böyle ileri güvenlikli bir laboratuvarda çalışmak zorundayız. Dışarıdan virüs bize geldiği zaman örneklerimizi buraya alıyoruz ve arkadaşlarımız çalışmalara başlıyor. Mesela arkadaşlarımız şu an örneklerden RNA izolasyonu yapıyorlar. Bunlar iyileşmiş ya da hasta insanların RNA örnekleri. Buradaki amacımız da bu hastaların virüse karşı gerçekleştirdikleri antikor kütüphanesini ortaya çıkarmak ve onlardan virüsü durduracak biyolojik bir ilaç üretmek. Temel hedefimiz bu.” 

Tekin, virüsün etkisini ortadan kaldıracak antikorlar üzerinde çalıştıklarının altını çizerek sözlerine devam etti:
“Burada biz virüsü nötralize edecek antikorları geliştiriyoruz. Virüsün hücreleri enfekte etmesini engelleyecek, tedavi amaçlı kullanılacak bir biyolojik ilaç molekülü geliştiriyoruz. Uzun süredir yaptığımız uzmanlığımızın olduğu bir teknoloji bu, daha önce de benzer biyolojik ilaç yaptığımız için. Bunun aynısını şimdi COVID için geliştiriyoruz.”

Aday moleküller SPR cihazıyla test ediliyor

Virüsün etkinliğini ortadan kaldırabilecek, ilaç geliştirmede en önemli aşamalardan biri virüsün yapısal proteinlerinin belirlenerek, aday ilaçlarla bağlanma testlerinin yapılması ve bunun hayvan denemelerinde de gösterilmesi. Ayrıca virüsün insan hücrelerine bağlanmasını sağlayan hem viral hem de hücresel proteinlerin belirlenmesi gerekiyor. Hedeflenen ilaç geliştirilirken en önemli veri kaynağı olarak virüsü yenmiş insan kan hücreleri kullanılıyor ve virüse karşı üretilen antikorlar belirleniyor. Yapılan titiz araştırmaların ardından bu doğal koruyucu moleküllerin benzerleri üretilip, virüsü etkisiz hale getirip getirmediği çeşitli testlerle belirleniyor.

Özellikle ilaç çalışmalarında doğru hedef moleküllere ilaç geliştirilmesi için en önemli aşama var olan veya yeni geliştirilen ilaç adaylarının modelleme ve SPR cihazıyla yapılan bağlanma testleri. Baş Uzman Araştırmacı Dr. Hasan Ümit Öztürk, süreci şu şekilde özetliyor:

“Elimizde bir virüs var ve virüsün sahip olduğu proteinler var. Onun hedeflediği, vücuda girmek için kullandığı bir ACE reseptörü var. Buradaki spike ve benzeri proteinlere karşı bazı ilaçlar deneniyor ve etkinlikleri bilgisayar ortamındaki çalışmalarla gösteriliyor. Tabii sadece bilgisayar ortamındaki çalışmalar yetmeyeceği için bunları laboratuvar ortamında farklı testlere tabi tutarak aynı etkileşimi gösterip göstermediğini kanıtlamamız gerekiyor ki bir sonraki aşamaya geçebilelim. Bunun için elimizde çeşitli araçlar var. En önemlisi de SPR dediğimiz yüzey plazma rezonans analizi. Bu analizi kullanarak gerçek zamanlı etkileşimi gösterebiliyoruz ve en etkili gördüğümüz aday molekülleri bir sonraki viral nötralizasyon aşamasına taşıyoruz.”

Çalışmalar hangi aşamada?

Aşı haline getirilecek moleküllerin sayısız testten geçmesi gerekiyor. Virüsün her bünyede etkisi aynı olmadığı gibi aşı ve ilaçlar da doğru testlerden geçirilip doğru sonuçlar alınmazsa her bünyede olumlu etki bırakmıyor. Olumlu etkinin aksine yapılacak bir hata ölümcül sonuçlara bile yol açabilir. Dolayısıyla ortaya uzun soluklu bir süreç çıkıyor. Çalışmaların hangi noktada olduğunu Prof. Dr. Şaban Tekin anlattı:

“Platformumuzda toplam 17 proje var. Bunlardan 8 tanesi aşı projesi. Bu projelerin hepsinde belli bir noktaya gelindi. Bir kısmı başlangıç noktasında, yani farklı teknolojilere dayalı aşı dediğimiz ürünler geliştiriliyor. Bu aşamada bazı aşı projelerine destek oluyoruz. Platform üyelerine ihtiyaçları olan molekülleri gönderiyoruz. Çok kısa bir süre sonra gerçek virüsün kullanılacağı hücresel testler başlayacak. Daha sonra da aşı ve ilaçların etkinliğini gerçek virüs kullanarak hayvanlar üzerinde test edileceği aşamaya geçeceğiz. Aşıda en kritik aşama bu molekülün hayvanda ne gibi bir etki göstereceğinin incelenmesidir. O aşamaya henüz gelinmedi ama yakında bazı projelerde bu aşamaya gelinecek. Şimdi ürünlerin çıkmasını bekliyoruz, çalışmalar devam ediyor. Umutlu olduğumuz ciddi projeler var ve buradaki 8 aşı projesinin hepsinde farklı metodolojiler uygulanıyor, farklı teknolojiler kullanılıyor. Viral aşı, inaktif virüs aşısı, RNA aşısı, DNA aşısı gibi aşı çeşitleri burada deneniyor. Hepsinin çıkış zamanları birbirinden farklı, bazıları 3-5 ayda çıkabilir bazıları 9-12 ayda çıkabilir. Bizim platformun hedefi de bu yılın sonuna kadar aşı moleküllerini belli bir yere getirebilmek, en azından hayvan deneylerini bitirmek istiyoruz. İlaç kısmıysa biraz daha farklı. Onda da aynı şekilde belli bir süreç var, şu an proje kapsamında bildiğimiz bütün projelerde ilaç molekülünün üretim kısmı devam ediyor. Virüsün hücreye bağlanmasını engelleyecek antikor benzeri yapılar üretilmeye çalışılıyor. Biz şu anda değişik antikor kütüphanelerini taradık, insan antikor kütüphanelerini, fare antikor kütüphanelerini tarıyoruz. Bu aşamaları hızla geçiyoruz şu anda, ama çalışmalar durmuyor. Daha iyi bir antikor yakalamak için bunlar tekrar tekrar yenileniyor. Zor bir süreç, kolay bir iş değil aşı ve ilaç geliştirmek, ama bütün gücümüzle 17 projede yaklaşık 250 kişilik ekip bizim koordinasyonumuzda çalışmalarına devam ediyor.”