teknoloji

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

teknoloji

Yerli otomobil için kritik tarih! ‘Erkene çekmeye başladılar’

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, yerli otomobilin planlandığı şekilde ilerlediğini, 2022 sonunda araçların banttan inmeye başlayacağını belirterek, “Bu proje de doğru zamanda doğru projeye yatırımın örneklerinden biri. Bütün markalar bugün elektrikli araçlarını erkene çekmeye başladılar.” dedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Milli Teknoloji Hamlesi Vizyonu ile oluşturulan yerli ve milli bir anlayışla yola devam ettiklerini belirterek, Milli Teknoloji Hamlesi’nin gerçekleşmesi için topyekun bir sahiplenmeye ihtiyaç duyulduğunu bildirdi.

Varank, Kartepe Teleferik Hattı Projesi’nin tanıtımı için Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen programda, Kocaeli’nin Türkiye’nin üretimine yaptığı katkıyla ülkenin yüz akı illerinden biri olduğunu söyledi. 

Şehrin 50 yıllık hayali olan Kartepe Teleferik Hattı’nı, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin tamamen kendi kaynaklarıyla Türkiye’de bir ilk olarak Sanayi İşbirliği Projesi kapsamında gerçekleştireceğini dile getiren Varank, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, Kartepe Teleferik Hattı Projesi’ni yerli sanayinin gelişimi için kullanacağını belirtti.

Gelişmiş ülkelerin her fırsatta globalleşme ve liberalleşmenin faydalarından bahsettiğine dikkati çeken Varank, şöyle devam etti:

“Gelin görün ki karşılarına çıkan en ufak bir zorlukta korumacı politikalara sığınırlar. Bakın, bu 300 yıl önce de 100 yıl önce de böyleydi, bugün de böyle… Kendi teknolojilerini geliştirmek için yıllarca korumacı politikalar uyguladılar. Ne zaman ki sanayileri teknolojik üstünlüğü yakaladı, işte o zaman tüm kapıların açılmasını savundular. ‘Sanayileşmenin Gizli Tarihi’ adlı kitapta bu durum merdiven metaforuyla anlatılır. Zengin ülkeler yerli sanayilerini koruyarak merdivenin basamaklarını tırmanırlar. Sanayileri gelişince de kendilerini yukarı taşıyan bu merdiveni tekmelerler. Yani, milli sanayinin korunması ve desteklenmesini çağ dışı ilan ederek başka ülkelerin oraya çıkmasına izin vermezler. Yaşanan krizler, buhranlar, salgınlar her daim globalleşmeden bahseden ülkelerin bütün planlarını altüst etti. Ülkelerin birbirlerine karşı uyguladıkları korumacılık politikaları tekrar hortladı. Bu trend salgın sonrası da giderek artacak gibi gözüküyor.”

“Salgın her anlamda dünyada dengeleri değiştirdi”

Varank, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının, siyasi, ekonomik, sosyal, teknolojik her anlamda dünyada dengeleri değiştirdiğine, küresel ticaretin yavaşladığına, tüm dünyada istihdamın daraldığına, artık ülkelerin kendi kendine yetebilmesinin önemli hale geldiğine işaret ederek, ülkelerin baş gösteren durgunlukla mücadele edebilmek için ithal ürünlere karşı yerli ürün ve sanayilerini koruma politikalarına sıkı sıkıya sarıldıklarını bildirdi. 

Neredeyse tersine bir küreselleşme döneminin başladığını dile getiren Varank, şunları söyledi: “Türkiye olarak hiçbir zaman sınırların kapatılmasına, serbest ticaretin önüne set çekilmesine taraftar olmadık, olmayız. Ancak bu gelişmeleri de elbette yakından izliyor, ülke menfaatlerimiz çerçevesinde politikalarımızı şekillendiriyoruz. Siyasi bağımsızlığımızın ekonomik ve teknolojik üstünlüğümüzde gizli olduğunu biliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Milli Teknoloji Hamlesi Vizyonu ile oluşturduğumuz yerli ve milli bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz. Tabii şu bir gerçek; Milli Teknoloji Hamlesi’nin gerçekleşmesi için ihtiyacımız olan şey topyekun bir sahiplenme. Hedefimiz, tüm sektörle, sanayimiz, üniversitelerimiz, araştırma merkezlerimiz, yerel yönetimlerimiz, bilim insanlarımız ve geleceğimiz olan gençlerimizle birlikte ülkemizi dünyanın teknoloji ve üretim merkezi haline getirmek. Bir kişinin ya da bir kurumun bile bu işin dışında kalması, bu hedefe sırtını dönmesi, hedefe ulaşmamıza darbe vurur. Yerli ve milli bir bakış açısı sanayiden sağlığa, tarımdan enerjiye her alanda sahiplenilmeli. İşte, ülke harcamalarının önemli bir kısmını oluşturan kamu alımları bunun için büyük bir fırsat. Kamu alımları dünyanın her yerinde ülkelerin ürünlerini yerlileştirmesine büyük katkı sunuyor. Talep kaynaklı destekleyici bir unsur olarak sanayinin gelişiminde kullanılıyor.” 

“Elektronik izleme sistemi ve ekipmanlarını artık yerli imkanlarla üretiyoruz”

Varank, Bakanlık olarak yerlileşme, yenilikçilik ve teknoloji transferine yönelik birçok program yürüttüklerini belirterek, Sanayi İşbirliği Programı’nın (SİP) bunlardan biri olduğunu, bu programla geleneksel satın alma yaklaşımının yerine teknoloji odaklı proje yönetim yaklaşımını getirdiklerini ifade etti.

Yüksek teknolojili ürünlerin dışarıdan hazır alınmasını değil, yerli ve milli bir şekilde üretilmesini benimsediklerini vurgulayan Varank, tedarik edilecek ürünün üretiminin yanı sıra sistem, alt sistem ve diğer tüm bileşenlerinin de yurt içinde tasarlanmasını ve üretilmesini hedeflediklerini söyledi.

Programla ilgili detaylar veren Varank, şu ifadeleri kullandı: “Bu programdaki can alıcı nokta, ihaleye konu ürünün ne kadar yerli katkıyla üretileceğinin, yapılacak teknolojik iş birliklerinin ve ihracat taahhütlerinin teklif veren firmalar tarafından ihalenin en başında ortaya konulması. Bu programla bir taraftan yurt içindeki imkan ve kabiliyetleri artırırken, diğer taraftan yan sanayinin, tedarikçilerin, üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin de projeye katılımını sağlıyoruz. Bakanlığımızın Ar-Ge destekleriyle ortaya çıkan ürünlerin de bu projelerde kullanılmasına olanak tanıyoruz. Biz daha önce SİP kapsamında kamu kurumlarımızla iş birliği halinde çok önemli projeler ihale ettik. Adalet Bakanlığı ile yürüttüğümüz proje sayesinde elektronik izleme sistemi ve ekipmanlarını artık yerli imkanlarla üretiyoruz. Bu elektronik kelepçeler kadına karşı şiddetle mücadelede aktif olarak kullanılıyor. Bu ürünleri ilk tanıttığımda tıpkı Başkanımın söylediği gibi bizimle de dalga geçtiler. ‘Türkiye’nin ürettiği teknoloji bir elektronik kelepçe mi?’ dediler. Ama bu ürünleri belki 10 yıldan fazladır İsrail’den almamızdan hiç rahatsızlık duymadılar. İşte biz bu tip projelerle gerçekten yerlileşmenin önünü açıyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığımızın ihtiyaç duyduğu modern pentatlon silahları ve hedef sistemleri de yine yerli üreticilerimiz tarafından geliştiriliyor. Toplam bedeli yaklaşık 3 milyar avro olan Sanayi İşbirliği Programı kapsamında gerçekleştirilecek diğer kamu ihalelerinin çalışmaları da tüm hızıyla devam ediyor. Yerli ve milli rüzgar türbini, radyosonde cihazları, x-band meteoroloji radarları inşallah önümüzdeki dönemde yerli imkanlarla geliştirilecek.”

Kartepe Teleferik Hattı’nın, hem kısıtlı imkanlar hem de bazı teknik sorunlar nedeniyle bir türlü hayata geçirilemediğini belirten Varank, “Tahir başkanımız sağolsun, ‘Ben bu teleferiği belediyemizin kaynaklarıyla yaparım.’ dedi. Yerli sanayinin önünü açmak için de proje ihalesini Sanayi İşbirliği Programı kapsamında yapma kararı aldı. Biz de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, ihale için gerekli teknik çalışmaları belediyemizle birlikte yürütüyoruz.” diye konuştu.

Sanayi İşbirliği Projesi kapsamında gerçekleştirilecek bu ihaleyle, teleferik hattının üretiminde yurt içindeki imkan ve kabiliyetlerin azami oranda kullanılacağı bir sanayileşme modeli oluşacağına işaret eden Varank, teleferik sistemini oluşturan araçların, sistem, alt sistem ve bileşenlerden yurt içinde tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesi mümkün olanların Bakanlık tarafından belirleneceğini kaydetti.

Varank, katma değerli ve nitelikli faaliyetlerin yerli firmalar tarafından gerçekleştirilmesinin sağlanacağını belirterek, en geç nisan ayında teleferik ihalesini yapmayı hedeflediklerini bildirdi.

Zengin bitki örtüsü ve Sapanca Gölü manzarasına sahip Kuzuyayla Tabiat Parkı’na ulaşımı sağlayacak hattın 4,7 kilometre uzunluğunda olacağını dile getiren Varank, 2 istasyona ve saatte 1500 kişi taşıma kapasitesine sahip olacak teleferiğin, aynı anda 10 kişiyi taşıyabilecek kabinlerden oluşacağını anlattı.

“Tıkır tıkır çalışıyor dedikleri CHP belediyeleri aslında patır patır dökülüyor”

Bu projeyle Türkiye’de ilk defa bir belediyenin, Sanayi İşbirliği Projesi’ne dahil olduğunu belirten Varank, “Bunun tüm belediyelerimize örnek olmasını temenni ediyorum. Bu vesileyle tüm belediyelerimize buradan seslenmek istiyorum; gelin, bu tür ihalelerinizi Sanayi İşbirliği Projesi’ne dahil edin, yerli sanayimizin gelişmesine, ölçek oluşturarak sanayimizin kabiliyetlerinin artmasına destek olun.” dedi.

Bakan Varank, bazılarının slogandan ibaret belediyeciliğinin yanında AK Parti belediyelerinin hem icraatlarıyla hem vizyonlarıyla yıldız gibi parladığını vurgulayarak şunları kaydetti:

“Tıkır tıkır çalışıyor dedikleri CHP belediyeleri, aslında patır patır dökülüyor. Belediyecilik nasıl yapılır öğrenmek isteyenler, Kocaeli’yi ziyaret edebilir. Belediyeler hizmet etme yeridir. Kimileri gibi kirli ittifaklarına zemin oluşturma yeri asla değildir. İşte dün bunun çok bariz bir örneğini gördük. İstanbul’un CHP’li belediye başkanı çıktı, HDP’nin eş başkanına selam gönderdi. HDP ile örtülü ittifakın diyetini, Kadınlar Günü üzerinden terör destekçiliğini meşrulaştırarak ödemek isteyen bu sinsi zihniyet, dün aslında bir kez daha ifşa oldu. Bu zat, daha önce de Diyarbakır’ın terör yandaşı eski yönetimine desteğe gitmiş ama Diyarbakır annelerine bir selam bile vermemişti. Üstelik bu hareketini de ‘O annelerin yanına gitsem şovmen olurdum.’ diyerek savunmuştu. Diyarbakır annelerine destek vermek şovmenlik, terör örgütüyle açık seçik iş birliği içinde olan HDP’ye selam durmak insanlık, öyle mi? Yazık yazık. Ne yaparsanız yapın, hangi güzel sözlerle hangi özel günlerle süslerseniz süsleyin, bu ülkede terör destekçilerini asla cici gösteremeyeceksiniz. CHP’yi ve İyi Parti’yi terör destekçilerine koltuk değneği yapan bu zihniyete, öncelikle bu partilerin içindeki aklı selim isimlerin sesini yükseltmesi lazım. İnanıyorum ki bu son hareket, CHP’ye ve İYİ Parti’ye samimiyetle oy veren vatandaşlarımız arasında esaslı bir itiraza kapı aralayacaktır.”

Sanayi ve teknoloji ne kadar yerli imkanlarla ikame edilebilirse ekonomik ve siyasi anlamda o kadar güçleneceklerini vurgulayan Varank, bu bakış açısıyla başlattıkları Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı ile yurt dışından ithal edilen birçok yüksek teknolojili ürünün, Türkiye’de üretilmesini hedeflediklerini söyledi.

“Türkiye’yi kritik teknolojilerin pazarı değil, üreticisi yapmakta kararlıyız”

Varank, geçen yıl ilk çağrıyı makine sektöründe yaparak toplam 2 milyar lira yatırım tutarına sahip 20 projeyi desteklemeye başladıklarını, pompa aksamlarından rüzgar türbin malzemelerine, büyük boyutlu eklemeli imalat makinesinden servo motor sistemlerine kadar birçok teknolojiyi artık yerli imkanlarla geliştirip üreteceklerini aktararak, şöyle devam etti:

“Şimdi titiz bir çalışmayla yatırımını destekleyeceğimiz ürün sayısını 919’a çıkardık ve 2021 çağrı programımızı ilan ettik. Amacımız toplamda 50 milyar dolar dış ticaret açığı verdiğimiz bu 919 ürünü yerli imkanlarla üreterek önce cari açığımızı kapatmak, sonrasında da dış pazarlara ihraç ederek ülkemize net döviz girişi sağlamak. Türkiye’yi kritik teknolojilerin pazarı değil, üreticisi yapmakta kararlıyız. İşte savunma sanayinde yakaladığımız başarıların ülkemize kazandırdıkları ortada. Artık dünya gündemini uzaktan takip eden değil, dünya gündeminde söz sahibi bir ülkeyiz. Dünyanın önde gelen ülkeleri, Suriye’nin, Libya’nın ve Dağlık Karabağ’ın kaderini değiştiren SİHA’larımızı konuşuyor. ATAK helikopterimiz, milli gemimiz, eğitim uçağımız, milli seyir füzelerimizle birçok alanda dünyanın sayılı ülkeleri arasına girdik. Aslında 2004’ten beri Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde özenle yürütülen projeler bize bir şey anlatıyor. Gerekli hassasiyeti gösterdiği takdirde, Allah’ın izniyle bu milletin altından kalkamayacağı, üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluk yoktur.”

Yakın zamanda Milli Uzay Programı’nı ilan ettiklerini hatırlatan Varank, şunları kaydetti: “İstemezükçü zihniyet tarafından hep bir kulp takılmaya çalışılsa da her platformda doğruları anlatmaya devam edeceğim. Türkiye bir uzay ülkesi dediğim için kimi mizah dergileri bunu karikatürize etmeye çalıştı ama ben üstüne basa basa tekrar diyorum ki Türkiye bir uzay ülkesi. Ne demek bu? Bakın, yetkinliklerimiz ortada. Türkiye halihazırda gözetleme uydularını yerli imkanlarla kendisi geliştirebiliyor. Milli yer gözlem uydusu RASAT, ilk milli askeri istihbarat uydusu GÖKTÜRK 2 uzaydan ülkemize hizmet etmeye devam ediyor. İlk, metre altı çözünürlükteki milli uydumuz İMECE’nin de inşallah bu sene üretimini tamamlayacağız. Yine haberleşme uydusu TÜRKSAT 6A’nın birçok elektronik ekipmanını milli imkanlarla tasarlayıp ürettik. Bu uydunun tamamlanmasıyla bu teknolojiyi kendi üretebilen dünyadaki 11 ülkeden biri olacağız. Aynı şekilde roket teknolojilerinde de çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Sıvı yakıtlı roket motoru teknolojisinin ilk uzay denemesini, ROKETSAN geçen sene başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Test atışında ROKETSAN sonda roketi, başarılı bir biçimde uzay sınırını aşarak 136 kilometre irtifaya çıktı. Ayrıca Delta V şirketimiz de uzay alanında oldukça yenilikçi kabul edilen hibrit roket sistemi teknolojisi geliştirme çalışmalarına devam ediyor. İnşallah Milli Uzay Programı’ndaki hedeflerimize işte tüm bu kabiliyetlerimiz sayesinde erişeceğiz.”

“2020’de Kocaeli’de yaklaşık 11 milyar lira sabit yatırım tutarlı 378 yatırım projesi için teşvik belgesi düzenledik”

Bakanlığın Kocaeli’de hayata geçirdiği projelerden de bahseden Varank, TÜBİTAK MAM içerisinde kurulum çalışmaları devam eden toplam bütçesi 27 milyon avro olan Gıda Yenilik Merkezi’nin tüm KOBİ’lerin kullanımına açık olacağını ifade etti.

Kocaeli’de 5 teknoloji geliştirme bölgesinin yer aldığını, bu teknoparklara sağladıkları destek miktarının 255 milyon lirayı bulduğunu belirten Varank, kentte faaliyet gösteren 129 Ar-Ge merkezi ve 18 tasarım merkezine bugüne kadar sağladıkları muafiyet tutarının 2 milyar 45 milyon liraya ulaştığını bildirdi.

Varank, son 18 yılda TÜBİTAK destek ve burs programları vasıtasıyla şehre 4,1 milyar lira destek verdiklerini vurgulayarak, yatırım yapmak isteyen işletmelerin yaşadıkları finansman zorluklarını aşmaları noktasında da her zaman yanlarında durduklarını anlattı.

Son 18 yılda KOSGEB aracılığıyla 11 bin 409 işletmeye 323 milyon lira destek sağladıklarını aktaran Varank, “Yine yaklaşık 10 bin işletmeye 106 milyon lira kredi finansman desteği verdik. 2020’de Kocaeli’de yaklaşık 11 milyar lira sabit yatırım tutarlı 378 yatırım projesi için teşvik belgesi düzenledik. Bu rakam pandemiye rağmen neredeyse bir önceki yılın iki katı. Kocaeli’de bugün itibarıyla 122 bin vatandaşımıza istihdam sağlayan 14 organize sanayi bölgesi bulunuyor. İnşallah tüm parsellerde üretime geçilmesiyle beraber istihdam sayımız 150 bini geçecek. Ayrıca Doğu Marmara Kalkınma Ajansımız Kocaeli’de 312 projeye 156 milyon lira destek sağladı. Yine ajansımızın güdümlü proje desteğiyle toplam 30 milyon lira bütçeli Türkiye Açık Kaynak Platformu ve yazılım okulu Kocaeli’mize değer katacak. Diğer bir güdümlü proje olan 16 milyon lira bütçeli İMES OSB Uygulamalı İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezi’ne yönelik desteğimiz de devam ediyor Özetle 18 yıl boyunca Bakanlık ve bağlı kuruluşlarımızla her zaman Kocaelili kardeşlerimizin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

“Yeni anayasa çalışmaları reformların zirve noktası olacak”

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, Bakanlığın ve özel sektörün yaptığı tüm bu yatırımların meyvelerini verdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz günlerde 2020 büyüme rakamımız yüzde 1,8 olarak açıklandı. Salgın sebebiyle yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen büyümesini sürdürebilen nadir ülkelerden biri olduk. Şubat ayı ihracatımız tüm zamanların en yüksek değerine ulaşarak 16 milyar doları aştı. En son Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı kontrollü normalleşme adımlarıyla ben bu salgının tüm olumsuz yansımalarının yavaş yavaş ortadan kalkacağına inanıyorum.

Cumhurbaşkanımız yine geçtiğimiz hafta İnsan Hakları Eylem Planı’nı kamuoyuna açıkladı. İnşallah cuma günü de ekonomik reform paketini kamuoyuyla paylaşacak. Yeni anayasa çalışmaları da bu reformların zirve noktası olacak. Biliyorsunuz pandemiyle birlikte küresel ekonomide kartlar yeniden karılıyor, tedarik zincirleri sil baştan dizayn ediliyor. Yeni dönemde Türkiye, coğrafi konumu, üretim kabiliyetleri ve salgın süresince ortaya koyduğu başarılı performansla yatırımcıların çok daha fazla dikkatini çekiyor. Açıkladığımız reformlarla bir yandan vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletirken diğer yandan da ülkemizdeki yatırım ortamını yerli ve yabancı yatırımcılar için çok daha cazip hale getiriyoruz.”

Bütün bu reformlarla beraber yerlileşme noktasındaki çalışmalarına da hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizen Varank, “Geleceğin Türkiyesi için sadece ekonomi ve hukuk reformları yetmez. İstiklal ve istikbalimiz için yerli ve milli bir dönüşümü yakalamak zorundayız. Kendimize zorlayıcı ama uygulanabilir hedefler koyuyoruz. Emin adımlarla ama ivmelenerek ilerliyoruz. Kemikleşmiş yapıların olduğunu, tekelleşmenin had safhaya çıktığı ve küresel şirketlerin daha da güçlendiği piyasalarda, en ufak bir boşluğu değerlendirmek için kendimizi hazır ediyoruz. Zor olduğunu biliyoruz ancak başarmaktan başka çaremiz yok. Milli Teknoloji Hamlesi yolunda asla bahane kabul etmiyor, zorluk ne olursa olsun güçlü ve dirençli duruyoruz çünkü biz biliyoruz ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” değerlendirmesinde bulundu.

Bakan dev hamleyi duyurdu! 50 milyar dolar Türkiye’de kalacak

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “50 milyar dolar Türkiye’de kalacak. Teknoloji seviyesi yüksek veya yoğun dış ticaret açığı verdiğimiz 919 ürünü yerli imkan ve kabiliyetlerle üretecek yatırımları, Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında destekliyoruz” açıklamasında bulundu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank“Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı” kapsamında, teknoloji seviyesi yüksek veya yoğun dış ticaret açığı verilen 919 ürünü yerli imkan ve kabiliyetlerle üretecek yatırımları destekleyeceklerini belirterek, programın 2021 yılı çağrı planını paylaştı.

Bakan Varank, Twitter hesabından, “50 milyar dolar Türkiye’de kalacak.” notuyla Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında desteklenecek öncelikli ürünlere ilişkin bilgi verdi.

“Yerli imkanlarla üretimi destekliyoruz”

Paylaşımında, infografikle program kapsamında çıkılacak çağrıların detaylarını aktaran Varank, “Teknoloji seviyesi yüksek veya yoğun dış ticaret açığı verdiğimiz 919 ürünü, yerli imkan ve kabiliyetlerle üretecek yatırımları, Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında destekliyoruz.” ifadesini kullandı.

İnfografiğe göre, “kimya”, “bilgisayar-elektronik ve optik”, “makine”, “eczacılık”, “elektrikli teçhizat”, “ulaşım araçları”, “tıbbi cihaz” veya bu 7 alanda sektörün gelişimi için kritik önemi olan diğer sektörlerden seçilen 919 ürün ve yenilikçi alan belirlendi.

Ürünler seçilirken, cari açığa katkı ve ihracat potansiyeli, ürün karmaşıklık ve yoğunlaşma endeksleri, yatırım başına katma değer, ürün ileri-geri bağlantıları gibi temel kriterler dikkate alındı.

Bu kapsamdaki yatırımlara, yatırım yeri tahsisi, enerji ve sermaye desteği, KDV istisnası, nitelikli personel desteği ve vergi indiriminin de aralarında bulunduğu çeşitli destekler sağlanacak.

4 çağrıya çıkılacak

Program kapsamında 2021’de 4 çağrıya çıkılması planlandı. Ulaşım araçları, elektronik, elektrikli teçhizat ve makine sektöründeki yatırımlara ilişkin mart-nisan döneminde “Mobilite Çağrısı” açılacak.

Mayıs-haziran döneminde çıkılacak “Sağlık ve Kimya Ürünleri Çağrısı” ile eczacılık, tıbbi cihaz ve kimya sektöründeki öncelikli ürünlere yönelik yatırımlar desteklenecek.

Program çerçevesinde “Dijital Dönüşüm” çağrısına temmuz-ağustos döneminde, “Üretimde Yapısal Dönüşüm” çağrısına da eylül-ekim döneminde çıkılacak.

“Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı” hakkında detaylı bilgilere “www.hamle.gov.tr” adresi üzerinden ulaşılabiliyor.

7 sektör belirlenmiş, 2 milyar destek verilmişti

Program kapsamında ilk aşamada, makine sektöründe açılan çağrıyla 2 milyar liralık servo motorlar, CNC tezgahları, eklemeli imalat makineleri gibi yüksek teknolojili ürün yatırımları desteklenmişti.

Resmi Gazete’de 27 Şubat’ta yayımlanarak yürürlüğe giren Öncelikli Ürün Listesi Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile program kapsamında 7 odak sektörde yerli üretimin sağlanması veya üretim kapasitesinin artırılması için destek verilecek ürünlerin listeleri ilan edilmişti.

Bakan Varank’tan aşı açıklaması: İnşallah biz ikincisi olacağız

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Çalışmaları ay sonuna kadar tamamlayıp faz aşamasına geçmeyi planlıyoruz. Dünyada bu alanda özellikle Dünya Sağlık Örgütünün listesine girmiş çalışmalar var ama şu ana kadar sadece bir çalışma faz 1’e geçmiş durumda. İnşallah biz ikincisi olacağız.” dedi.

Türkiye, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı en yenilikçi aşı yöntemlerinden biri olarak kabul edilen virüs benzeri parçacıklara (VLP) dayalı aşı çalışmalarında kritik bir aşamaya geldi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Sağlık Bakanlığı ile koordine halinde ocak ayı sonuna kadar insan çalışmasını başlatmak için çalıştıklarını belirterek, ‘İlk aşamada 50 milyon doz aşı üretebilecek kapasite kuruluyor. Bu inovatif bir aşı metodu olduğu için dünyadan buna talep olabilir.’ dedi.

Bakan Varank, dünyada sayılı, “TÜBİTAK Covid-19 Türkiye Platformu” kapsamında ise tek VLP ile geliştirilen aşı çalışmasını yerinde gözlemledi. Nobel İlaç’ın TÜBİTAK Marmara Teknokent’teki (MARTEK) Biyoteknolojik İlaç Tesisi’ni ziyaret eden Varank, çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.

Bakan Varank’a, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ile TÜBİTAK MARTEK Genel Müdürü Mehmet Ali Okur da eşlik etti.

Nobel İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ulusoy’un ev sahipliğindeki ziyarette, Nobel İlaç Biyoteknoloji ve Yeni Ürün Değerlendirme Direktörü Dr. Hasan Zeytin, Varank’a yürüttükleri çalışmalar hakkında sunum yaptı.

Varank, sunumun ardından aşı çalışmalarının yapıldığı laboratuvarda incelemelerde bulundu.

Bakan Varank, yaptığı açıklamada, Türkiye’de hem biyoteknolojik hem de kimyasal ilaç açısından önemli tesislere sahip bir firmada incelemede bulunduğunu belirterek, “Bölgedeki en önemli yatırımlardan biri burada diyebiliriz. TÜBİTAK MARTEK önemli bir teknopark. İleri düzeyde araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu.

Bakan Varank şunları söyledi:

Bilim insanlarına, ‘virüsle mücadele edebilecek hangi projeniz varsa bu aşı veya ilaç olabilir, korucu malzemeler olabilir, sizi desteklemek istiyoruz, yeter ki bu musibetle dünyanın mücadelesine Türkiye’nin de katkısı olsun hem de vatandaşlarını koruyabilsin.’ dedik. Bu fikirle yola çıkarak TÜBİTAK Covid-19 Türkiye Platformu’nu oluşturduk. Bu platform çatısı altında 17 farklı projeyi destekliyoruz. Bunlardan 8’i aşı çalışması. İlk günden itibaren gerek Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gerek TÜBİTAK ve gerekse Sağlık Bakanlığı olarak süreci yakından takip ediyoruz.

Varank, bilim insanlarına yardımcı olmaya ve insan kaynağına katkı sağlamaya çalıştıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

Bu platform çatısı altındaki en önemli projelerden birisi, VLP denilen virüs benzeri parçacıklara dayanan aşı çalışması. Burada İhsan Gürsel ve Mayda Gürsel hocalarımız bu projeyi aslında başka bir platform için geliştirirken salgın çıktığında hemen bunu kendi platformlarına adapte ederek VLP’yle ilgili aşı çalışmasını hızlıca başlattılar. Bu aşı çalışmasında önemli bir aşamaya geldik. Aşının faz aşamasına yani insan denemelerine geçmesi için bir üretiminin yapılması gerekiyor.

“İnşallah ikincisi biz olacağız”

Nobel İlaç’ın Sağlık Bakanlığının GMP sertifikası verdiği bu tesislerinde şu anda aşının faz çalışmalarına, insan çalışmalarına geçmesi için gerekli üretimlerin yapıldığına işaret eden Varank, şu değerlendirmelerde bulundu:

Bu üretimlerin kalite kontrollerinin yapılması lazım. Bunun yanında toksisite çalışması, yani insana ya da herhangi bir canlıya zarar verip vermediğinin çalışmalarının yapılması lazım. Tüm bu çalışmaları ay sonuna kadar tamamlayıp faz aşamasına geçmeyi planlıyoruz. Dünyada bu alanda (VLP aşı) özellikle Dünya Sağlık Örgütünün listesine girmiş çalışmalar var ama şu ana kadar sadece bir çalışma, faz 1’e geçmiş durumda. İnşallah biz ikincisi olacağız.”

Varank, çalışmanın oldukça inovatif bir yöntem olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

Protein tabanlı bir çalışma olduğu için de oldukça güvenilir ve etkisi de oldukça yüksek bir çalışma olduğuna inanıyoruz. Elbette bunları kanıtlamak için faz çalışmalarının, insan denemelerinin tamamlanması gerekiyor. Dünyada da ses getireceğine inandığımız virüs benzeri parçacıklara dayalı aşı çalışmamızda inşallah ay sonuna kadar Sağlık Bakanlığımızla koordine halinde insan çalışmasına başlamak istiyoruz. Burada alacağımız neticelere göre dünyada büyük etki oluşturabilecek bir aşıyı özel sektörümüzün de desteğiyle üretebileceğimize inanıyoruz. Faz çalışmalarına bir an önce geçebilirsek buradan dünyaya bir müjde veririz diye inanıyorum.

İlk aşamada 50 milyon dozluk kapasite kuruluyor

Aşının faz çalışmalarında başarılı olması halinde seri üretime geçileceğini aktaran Varank, “İlk aşamada 50 milyon doz aşı üretebilecek bir kapasite kuruluyor. İhtiyaç halinde bunu artırabiliriz. Bu inovatif bir aşı metodu olduğu için dünyadan buna talep olabilir. Özel sektörümüz ve Sağlık Bakanlığımızla koordinasyon halinde tüm bu süreçleri yürütüyoruz.” dedi.

Türkiye’nin ilk teknokentlerinden biri

MARTEK, 1992’de TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde Türkiye’nin ilk teknokentlerinden biri olarak kuruldu. 29 yıldır bilim ve teknoloji alanında Ar-Ge faaliyetleri yürüten firmalar için uzman ortamlar sağlayan MARTEK, ortak hedeflerde olan firmaların eşleştirilmesi, kümelenme ve ağ kurma çabalarının artırılmasını teşvik ediyor. MARTEK, global ortaklıklarla Ar-Ge merkezli projelerin üretilmesini sağlıyor.

2 bin litrelik üretim potansiyeli

Nobel İlaç, 2019 yılında Biyoteknolojik İlaç Tesisi’ni kurdu. Yılda 4 biyoteknolojik ürün geliştirme ve 2 bin litrelik üretim potansiyeli bulunan tesis, 40 seri biyoteknolojik ilaç üretimi yapabilecek kapasiteye sahip bulunuyor.

VLP aşılar, bir bağışıklık tepkisi uyandıran ancak hastalığa neden olmayan virüs benzeri parçacıklardan geliştiriliyor. Yeni bir yöntemle geliştirilen bu aşılar, bazı hastalıklar için halihazırda insanlarda kullanılıyor. Ancak dünyada Kovid-19 virüsü için onaylanmış bir VLP aşısı bulunmuyor.

Cezeri ekibiyle de görüştü

Bakan Varank, Nobel İlaç’ın ardından yine MARTEK’te bulunan Baykar Cezeri Yapay Zeka Robotik Teknolojileri Ofisi’ni ziyaret etti. Çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alan Varank, çalışmaları yerinde inceledi.

1 milyon yazılımcı” için eğitimler hız kesmeden devam ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulan ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülen “1 Milyon Yazılımcı Projesi” kapsamında bugüne kadar yapılan 451 bin başvurudan BTK Akademi’ye kayıtlı 372 bin kişinin online eğitimi sürüyor.

Söz konusu eğitimin verildiği BTK Akademi, 2017’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı bünyesinde kuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla 2020 yılı şubat ayında BTK ana yerleşkesinde halkın hizmetine açıldı.

49 bin dakika çevrimiçi eğitim verilebiliyor

Merkez Binasında 1 eğitmen odası ile 5 teknoloji eğitim sınıfının yer aldığı BTK Akademi bünyesinde oluşturulan Online Eğitim Portalına ise “btkakademi.gov.tr” adresinden ulaşılabiliyor. Eğitimlerin ücretsiz verildiği BTK Akademi Online Eğitim Portalına, e-Devlet şifresiyle giriş yapılıyor. Portalda 13 farklı kategori altında 85 konu başlığında, 1200 bölüm toplam 49 bin dakika çevrimiçi eğitim verilebiliyor.

Yetişmiş insan gücüne ihtiyaç çok fazla

Bilgi teknolojilerinde yetişmiş insan gücü açısından ABD, Çin ve Hindistan sektörün lokomotif ülkeleri konumunda bulunuyor. Almanya, İngiltere gibi AB ülkeleri, 2020 sonuna kadar 1 milyon yazılımcı sayısına ulaşmayı hedefliyor.

Türkiye’de ise yazılımcı sayısı şu an itibarıyla 140 bin civarında bulunuyor. Bilgi teknolojilerinin her alanda çok daha fazla kullanılmasından kaynaklı bu alandaki yetişmiş insan gücüne ihtiyaç artarken, birçok şirket bu ihtiyacını Hindistan, Çin ve Avrupa ülkeleri üzerinden karşılamaya başladı.

Türkiye’nin yazılımcı sayısını arttırmak amacıyla başlatıldı

Sınırlı sayıda yazılımcı olmasından kaynaklı olarak yazılımcılar, bir projede hem sistem analisti, yazılım testçisi, hem proje yöneticisi, veri tabanı uzmanı hem tasarım uzmanı hem de güvenlik uzmanı gibi birçok rolü aynı anda üstleniyor. Yazılımcılar açısından bu hem çok yorucu hem de işin kalitesini düşüren sorun haline gelirken, Türkiye’nin yazılımcı sayısını arttırmak amacıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “1 Milyon Yazılımcı Projesi” başlatıldı.

Eğitimler ücretsiz veriliyor

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında 2023’e kadar bu alanda 1 milyon yeni istihdam sağlaması amaçlıyor. Bugüne kadar 451 bin başvurunun gerçekleştiği projede BTK Akademi’ye kayıtlı 372 bin kişinin online eğitimi sürüyor.

BTK Akademi Online Eğitim Portalı’ndan ücretsiz verilen eğitimi almak isteyen her Türk vatandaşı, portala e-Devlet üzerinden giriş sağlayabiliyor.

Portaldaki toplam 49 bin dakika eğitimin, 44 bin 83 dakikası bilgi teknolojileri alanında olan 19 eğitimden oluşurken, eğitmenler de benzer platformlarda eğitim verenlerden en yüksek beğeni alanlardan seçildi.

Projede hem giriş seviye hem de ileri seviyede eğitimler veriliyor. Giriş seviye eğitimlerinde, asgari lise mezunu olan, bilgi teknolojileri alanına yatkın ve meraklı kişiler hedefleniyor. İleri seviye eğitimler ise sektörde çalışan ve kendini ilgili konuda yetiştirmek isteyenlere yönelik hazırlandı.

Eğitimler yıl sonuna kadar 100’ün üzerine çıkacak

Toplamda 19 eğitimle başlayan, yıl sonuna kadar 100’ün üzerine çıkacak eğitimlerle sektöre personel istihdamı sağlanacak.

BTK Akademi Online Eğitim Portalı’nda, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından oluşturulan CV bank ikonu da yer alıyor. Burada yer alan https://www.1milyonistihdam.hmb.gov.tr/ adresindeki öz geçmişleri dolduranların BTK Akademi’de aldıkları eğitimler ve bunlara ait başarı puanları görüntülenecek. Böylece şirketler, kendilerine uygun adayları buradan bulabilecek.

İstanbul’da yazılım okulları açılacak

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Proje ekibimizin hazırladığı Türkiye Açık Kaynak Platformunun iki yıllık çalışmalarına kalkınma ajanslarımız 30 milyon lira katkı sunacak” dedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye Açık Kaynak Platformunun düzenlediği çevrim içi seminerin açılışında yaptığı konuşmada, 2 bine yakın katılımcının bu seminerlere kayıt yaptırdığını söyledi.

Bu talepten memnun olduklarını anlatan Varank, “Yazılım ekosisteminin geliştirilmesini Bakanlık olarak çok önemsiyoruz. Dijital dönüşüm ve yapay zeka temelli tüm teknolojilerin tabanında yazılım var. Ekonomide rekabet gücü kazanma, doğru veriye ulaşma, veriyi analiz etme ve en uygun çözümü geliştirmede de yine yazılım teknolojilerine ihtiyaç duyuyoruz. Yeni tip koronavirüs (COVID-19) ile sarsılmaz dediğimiz ekonomik düzenlerin nasıl sarsılmaya başladığını gözlemliyoruz” dedi.

“Tüm bu ekosistemin omurgasını insan kaynağı oluşturuyor”

Varank, kişiye özgün eğitim, lojistik, insansız hava araçlarıyla teslimat, mikro ödemeler, süreç otomasyonu gibi iş alanlarının güç kazanmaya başladığına işaret ederek, bunların da hepsinin temelinde yazılım teknolojilerinin olduğunu açıkladı.

Bugün bir taraftan simülasyon teknikleriyle pandemi yapısına, ilaç ve aşı geliştirerek tedavide nasıl ilerleyeceklerine dair çalışıldığını anlatan Varank, “Diğer taraftan da teması takip ederek, hastalığa yakalanmayı engellemek için yazılım teknolojilerini kullanıyoruz. Tüm bu ekosistemin omurgasını insan kaynağı oluşturuyor. Bu bilinçle geçen sene Türkiye Açık Kaynak Platformunu kurduk” dedi.

Varank, platformda, özel sektörden, kamudan, sivil toplum kuruluşlarından (STK) ve üniversitelerden paydaşların olduğunu hatırlatarak, hedeflerinin Türkiye’deki yazılımcı sayısı ve niteliğini artırarak yeni teknolojilerde küresel marka ve çözümler ortaya çıkarmak olduğunu söyledi.

Platformun 2 yıllık çalışma programı hazır

Platformun, şirketlere, girişimcilere ve araştırmacılara tek başlarına yapamayacakları projelerde rekabet öncesi iş birliği ortamı sunduğuna dikkat çeken Varank, şöyle konuştu:

“Bu sayede yetkin, güvenli, fonksiyonel ve rekabetçi çözümler geliştirmenin önü açılmış oldu. Platformda 60’ı aşkın şirket, 50’den fazla üniversite, sektör temsilcisi STK ve topluluk üyesi binlerce yazılımcı bulunuyor. Burada sadece yazılım geliştirenler değil, yeni teknolojilerde yazılım ihtiyacı olan şirketler de bizim paydaşımız. Platform aracılığıyla ihtiyaç sahibiyle yazılım geliştiricileri bir araya getiriyoruz.”

30 milyon liralık katkı

Varank, proje ekibinin, platformun gelecek 2 yıllık çalışma programını hazırladığını belirterek, “Bilişim Vadisi ve TÜBİTAK-TÜSSİDE yürütücülüğündeki bu programa, İstanbul ve Doğu Marmara kalkınma ajanslarımız 30 milyon liralık katkı sunacak” dedi.

Hem kamu hem özel sektör desteğiyle 2023 yılında 500 bin yazılımcı ve yazılımda küresel ürünler geliştirilen bir ülke hedefine hızla yaklaşacağını vurgulayan Varank, platformda yapılacaklar ve burada yer alan projelere ilişkin bilgi verdi.

Yazılım okulları açılıyor

Varank, proje içinde yer alan yazılımların geliştirilmesi çağrısında bulunarak, “Milli ve özgün yazılımların geliştirilmesinde varlığınızı hissettirin. Açık Kaynak Platformu kanalıyla kodlama eğitim programları düzenleyecek, Bilişim Vadisi ve İstanbul’da yazılım okulları açacağız. Oyunla öğrenme temelli bu okullar her sene binlerce mezun verecek” dedi.

COVID-19 tehdidi sona erdiğinde okulların faaliyetlerine başlayacağını ifade eden Varank, verecekleri kodlama eğitimleri ve bugün ilkini başlattıkları seminerler serisinin, işe sıfırdan başlayanlar için önemli bir rehber olacağını söyledi.

Varank, gençlerin yetenek setlerini çeşitlendirmelerinin önemli olduğunu belirterek, onlardan kodlamaya ve yabancı dil öğrenmeye zaman harcamalarını istedi.

“Türkiye’nin aşı üretim tesisi olmadığı doğru değil”

İki hafta önce Türkiye’nin COVID-19’a odaklanan ilk sanal konferansını gerçekleştirdiklerini anımsatan Varank, şöyle konuştu:

“Konferansta üniversite öğrencileri ‘Biz de bu çalışmalara katkı sunmak istiyoruz’ dediler. Biz de COVID-19 ile ilgili çalışmalara yönelik özel bir staj programı başlattık. Konu aşı olunca, görsel ya da yazılı medyada denk gelmiş olabilirsiniz, Türkiye’nin aşı üretim tesisinin olmadığı söyleniyor, doğru değil. Bu yönde yapılan açıklamalar bence iyi niyetli de değil.”

Varank, 2018’de Resmi Gazete’de yayımlanan bir yönetmelikle veteriner tıbbi ürün üretim izni verilmiş yerlerde, uygun formda ve sınıfta beşeri tıbbi ürünlerin üretilmesinin de mümkün olduğunu dile getirerek, eğer bir tesis hayvan aşısı üretebiliyorsa Sağlık Bakanlığı denetiminden geçerek insan aşısı da üretebileceğini söyledi.

“Dijital rozet vereceğiz”

Türkiye’nin hayvan aşıları alanında oldukça güçlü, yetkin ve dünya standartlarında üretim altyapısı olduğunu vurgulayan Varank, “Bu altyapılar, uygun tedbirler alınarak çok hızlı bir şekilde viral insan aşısı üretimi de gerçekleştirebilir. Dolayısıyla ülkemizin aşı üretimi potansiyeli ve tesisi olmadığı yönündeki yorumlar gerçeği yansıtmıyor” dedi.

Varank, seminere özel ve kamudan 70’e yakın uzmanın katkı sağladığını ifade ederek, 8 haftalık seminer programına açık kaynak yazılımlarla başladıklarını açıkladı.

Seminerin PARDUS, yapay zeka, veri bilimi gibi konularla devam edeceğini anlatan Varank, “Seminer programının ardından, farklı yaş gruplarını ve yetkinlikleri hedefleyen eğitim programlarımız başlayacak. Eğitimleri başarıyla tamamlayan katılımcılara, dijital rozet vereceğiz” diye konuştu.

“En hızlı artan ülkeler arasında 6’ncı sıraya çıktık”

Varank, 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yazılım alanında 500 bin yazılımcı sayısına ulaşma hedefinin bulunduğunu anımsatarak, “Halihazırda ülkemizde 170 binin üzerinde yazılım geliştiricimiz var. Geçen sene GITHUB’a katkısı 20 bin kişiyi geçen ve en hızlı artan ülkeler arasında 6’ncı sıraya çıktık” ifadelerini kullandı.

Türkiye nüfusunun ortanca yaşının 32 olduğuna işaret eden Varank, şunları anlattı:

“Nüfus piramidinin bize sunduğu avantajı en iyi şekilde kullanmak durumundayız. 200’ü aşkın üniversite, 1500’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi, 84 teknopark ve 2 bini aşkın yerli ve yabancı yazılım şirketimizle açık kaynak ekosisteminde büyük işler başarabiliriz.”

“Yazılım alanı hiçbir zaman ölmeyecek”

Varank, COVID-19 salgınının gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ayrımını ortadan kaldırdığını belirterek, kimi ülkelerin ekonomik ya da sosyal avantajlarının virüs karşısında bir işe yaramadığını dile getirdi.

Küresel düzende herkesin eşitlenmiş durumda olduğunu vurgulayan Varank, şunları söyledi:

“Bu eşitliği bozan, yaşadığımız sorunları çözen teknolojileri geliştirenler olacak. Bundan sonraki dönemde, önleyici hassas tıp çözümleri, blokzincirle tedarik zinciri yönetimi, otonom teknolojiler, kesintisiz bağlantı çözümleri, kapsayıcı mikro ödeme sistemleri ve etik veri yönetimi üzerine geliştirilen ürünler hızla hayatımıza girecek. Belki de şu an hiçbirimizin adını dahi bilmediği yeni kavramlar geleceğin trendleri olacak. Bana öyle geliyor ki yazılım alanı hiçbir zaman ölmeyecek.”

Varank’ın açılış konuşmasının ardından, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır seminer programını anlattı. Etkinlikte daha sonra çevrim içi eğitimlere başlandı. 

Savunma sanayisi ‘rahat nefes’ aldıracak

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, savunma sanayisi şirketlerinin sahip oldukları teknolojik birikimle, solunum cihazları konusunda kapılarını sonuna kadar açtığını ve her türlü kabiliyetlerini sahaya sürdüklerini belirtti.

Türk savunma sanayisi, sahip olduğu birikim ve başarılarını sağlık alanına da yansıtmak için her türlü desteğe hazır bulunuyor.

Sektör, elektronik ekipmanlar, devreler, görüntüleme ve görüntü işleme cihazları, mikro elektromekanik sistemler, kontrol sitemleri, tıbbi cihaz ve aletlerde kullanılabilecek malzemeler ve malzeme teknolojileri, kimyasal, biyoloji ve radyasyon ile ilgili teknolojilerdeki kazanımlar, sağlık alanındaki ihtiyaçların karşılanmasında önemli katkılarda bulunabilecek.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını dolayısıyla alınan tedbirlere ve sağlık sektöründe ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanmasında savunma sanayisi şirketlerinin yapabilecekleri katkılara ilişkin değerlendirmede bulundu.

Salgına karşı ülke çapında alınan önlemlere savunma sanayisi olarak uyduklarını ifade eden Demir, bir taraftan da faaliyetlerini sürdüklerini söyledi. Demir, bu kapsamda, mutlak gerekli işlerde görevli personeli firmalarda tuttuklarını, çalışma sırasında gerekli tedbirlerin alınmasını sağladıklarını, evden çalışma uygulamalarının hayata geçirildiğini bildirdi.

İsmail Demir, “Ana unsur kritik işlerimizi aksatmadan yürütmek, aynı zamanda personelin sağlığını muhafaza etmek. Sektörde oluşan bilgi birikimi ve personelin yetkinliği bizim için önemli. Onların sağlığını korumak ve maksimum ölçüde faydalı olmalarını sağlamak açısından hem faaliyetlerimizi sürdürüyoruz hem de sağlık kurallarına azami uymalarını garanti altına alacak tedbirlerle çalışmalara devam ediyoruz.” dedi.

“Savunma projeleri için tedbir alıyoruz”

Sektördeki ana yüklenicilerin tedarik süreçlerinin gelişmelerden ister istemez etkilendiğine işaret eden Demir, şöyle konuştu:

“Her ne kadar ‘Şirketlerimiz işleri aksatmadan devam ettirsin.’ desek de bir ekosistemden beslenen tedarik süreci var. Bu ekosistemde gerek yurt içi gerek yurt dışı kaynaklı süreçler bir yavaşlamaya sebep oldu. Belirli projelerde mücbir sebepler oluşması durumunda bu başvuruları inceliyoruz, gerçekten mücbir sebep görüyorsak onunla ilgili tedbir alıyoruz. Şu anda bile o mücbir sebebin gerçekten olmaması için elimizden gelen gayreti gösteriyor, alt yüklenici bazında da çarkın dönmesi, sistemin çalışması gerektiğini vurguluyoruz. Bu mücadelede Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde alınan tedbirlere savunma sanayisi olarak azami ölçüde riayet ederken, kritik olan savunma sanayisi üretimini, Ar-Ge ve teknoloji geliştirme çalışmalarını da aksatmadan devam ettirmeye çalıştığımızı belirtmek isteriz.”

“Kazanımlar diğer sektörlere aktarılmalı”

İsmail Demir, savunma kavramının bir bütün ve bir anlayış meselesi olduğunu, sadece silahlı kuvvetlerin veya güvenlik güçlerinin ihtiyaçları ve donanımları karşılanarak sağlanamayacağını vurguladı.

Toplumun refah ve huzurunun toptan sağlanmasının önemine işaret eden Demir, şu değerlendirmede bulundu:

“Bunu etkileyen bir dizi faktör var. Şu anda sağlığı konuşuyoruz, enerji, iletişim, siber güvenlik, tarım, ulaşım olabilir. Bunlarla ilgili bütüncül bakış açısı çok önemli ve burada da bir toplumun refah ve huzurunu sağlayacak tedbirler alınırken yerli ve milli teknolojilerin, milli teknoloji hamlesinin savunma sanayisindeki örneklerinden hareketle diğer alanlarda da harekete geçmeli. Şu anda sağlıkta oluşturulan farkındalık önemli. Savunma sanayisi şirketleri bünyesinde gerek elektronik teknolojiler, milli teknolojiler arasına mikro mekanik sistemler, malzeme çalışmaları, görüntüleme sistemleri ve görüntü işleme sistemleri gibi bir dizi teknoloji alanında, aynı zamanda biyolojik, kimyasal, radyasyonla ilgili teknolojiler anlamında kazanımlar var. Bu kazanımların diğer sektörlere aktarılması ve kullanılması önemli.”

“Şirketlerin kapıları sonuna kadar açık”

Teknoloji geliştirme ve ürünleştirmede savunma sanayisi şirketlerinin önemli bir altyapısı ve kabiliyeti bulunduğunu vurgulayan Demir, bu şirketlerin başta sağlık olmak üzere çeşitli alanlarda yürütülecek çalışmalara büyük katkıları olabileceğine inandıklarını dile getirdi.

Demir, bu katkının doğrudan, dolaylı, ortaklık şeklinde olabileceğine dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Savunma sanayisinde mevcut kabiliyetlerin çoklu kullanımı anlamında zaten zaman zaman gündem oluşmuştu. O teknolojiler elimizde hazır bulunurken diğer alanlara çok rahatlıkla uygulanabileceğini düşünüyoruz. Oluşan farkındalık milli teknoloji hamlesinin sağlık alanında harekete geçirilmesi için bir uyanma vesilesi olacak. Bugünlerde aktif olarak konuşulan ventilasyon cihazları gibi konularda, cihazların alt bileşenlerinin veya belirli teknoloji ihtiyaçlarının karşılanması, mevcut altyapı, test altyapısı ve tesislerin kullanılmasına yönelik savunma sanayisi şirketleri sonuna kadar kapılarını açmış ve her türlü kabiliyetlerini sahaya sürmüş durumdalar.”

Savunma sanayisinin yerli ve milli sağlık teknolojilerinin inşası amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesindeki TÜBİTAK ve enstitülerinde yürütülen Ar-Ge çalışmaları sonucunda elde ettiği teknolojik kazanımları, bütün kabiliyet ve altyapılarıyla sağlık sektöründe faaliyet göstermeye hazır olduğunu ifade eden Demir, “Sektörümüz bu yolda, başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere ilgili tüm kurumlarımızın destekçisi olacaktır.” diye konuştu.

“Bütün kartlar masada, her türlü desteğe hazırız”

İsmail Demir, başkanlık olarak, özel sektörün dinamizmine ve sürükleyiciliğine inandıkları, bazı uygulamalarla bunları teşvik ettiklerini anlattı.

Gayretli, belirli teknolojik altyapısı veya dinamizmi olan yapıların gücünün yetmediği noktalarda veya uzun vadeli planlar yapmaya ihtiyaç duyduklarında yanlarında olduklarını dile getiren Demir, şu ifadeleri kullandı:

“Gerektiğinde proje ve sipariş vererek önlerini görmelerini sağlıyoruz. Bazı yerlerde de çoklu kullanıma yönelik teknolojiler geliştirilmesine ve kullanımı sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunuyoruz. Burada da tam anlamıyla desteğimiz olacaktır ama savunma sanayisi şirketlerinin birebir sağlık sektöründe olup devleşmesi gibi bir politikadan ziyade çeşitli kabiliyetleri desteklemek, onların yanında olmak, gerekirse ortaklık yapmak yaklaşımındayız. Burada hangi seviyede, hangi teknolojide, hangi şirket bazında, ne tür ihtiyaç olduğunun tespiti önemli. Bütün kartları masaya açmış durumdayız. Ülke yararına, ‘Milli Teknoloji Hamlesi’nin başarıya ulaşması gayesiyle sonuç odaklı her türlü desteğe hazırız. Bu başkanlığımızla, savunma sanayisi şirketlerimiz aracılığıyla olabilir. Savunma sanayisi şirketi başlığı altında bir sağlık şirketi oluşturmaktansa sağlık alanında gayretli yapılarla beraber olup onlarla birlikte yürütmek daha etkin bir çözüm olacaktır diye düşünüyoruz.”

“Savunmadaki model örnek olabilir”

Doğrudan yurt dışından tedarik edilen her türlü üründe özellikle kamunun, önce yerli imkanlara çok dikkatle bakması gerektiğini vurgulayan Demir, diğer sektörlerin de farklı alanlardaki mevcut imkanları keşfettikten sonra buralardaki yerlilik imkanlarını devreye koyarak hareket etmelerinin önem taşıdığını belirtti.

Demir, “Ürünlerin sahaya sürülmesi, hizmet vermesi önemli ama milli ve yerli imkanlarla yapılması ülke geleceği açısından daha da önemli. Belki ürünlerin ilk safhada tam fonksiyonunu görmeyebilir, biraz bekleyebiliriz. Uzun vadede geleceğimiz için millilik ve yerlilik kavramına son derece önem vermek gerekiyor. Sektörlerin birbirleriyle konuşması, sanayi ve teknoloji ekosistemimizin yaygın şekilde bir haritasının herkes tarafından bilinmesi ve yapacağımız alımlarda, kullanımlarda oradan azami faydalanılması gerekiyor. Bunun örneklerini Savunma Sanayii Başkanlığı çeşitli ortamlarda gösterdi, bu model diğer sektörlerde de örnek olabilir diye düşünüyoruz.” dedi.