Suriye

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Suriye

Esed’in iç savaştan bu yana karşılaştığı en büyük sorunu açıkladılar! Putin’den beklenmedik hamle

İngiliz basını katil Esed’in Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana karşılaştığı en büyük sorunu açıkladı. Vladimir Putin’in Esed yerine başkasının getirilmesine izin vereceği yönündeki söylentilere ek olarak, onu desteklemek ve güçlendirmek istemediği öne sürüldü.

İngiliz Sunday Times gazetesi, ekonomik krizin, Suriye rejimin başı katil Esed’in dokuz yıl önce Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana karşılaştığı en büyük sorun olduğuna dair bir haber yayınladı.

Haberin yayınlandığı gazetenin yazarı, Ortadoğu muhabiri Louise Callaghan, “Yıllardır başkent Şam sakinleri, onlardan uzakta gerçekleşen iç savaştan uzaktı. Ülkedeki şehirlerin, topçu ve hava saldırıları altında olduğu ve halkının yerinden edildiği bir dönemde, başkent sakinleri eski pazarda dolaşıyordu” dedi.

Bütün bunlar, bu hafta yürürlüğe girecek olan “Sezar” yasası ve koronavirüsün gelişi nedeniyle değişti.

Suriye rejimi tarafından kontrol edilen bölgelerdeki insanlar, ülkenin geri kalanı gibi acı çekmeye başladılar, ancak acıları ve başkan Esed’e meydan okumaları benzeri görülmemiş bir şekilde yükselen gıda fiyatları açısından farklı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden bir ekonomist ve araştırmacı olan Karim Shaar ise, gazeteye şunları söyledi: Esed’in ekonomik kriz yüzünden altı ayda azalan pöpüleritesi, savaş döneminde azalmamıştı. Bu inanılmaz, dedi.

Gazete bu çöküşü, özellikle ABD yaptırımlarına, Kovid-19’a ve Suriye para biriminin değerini etkileyen ve değerinin yüzde 60’ını kaybettiren Lübnan’daki ekonomik çöküşe bağladı.

Kepenkler kapatmaya başladı

Şam’daki dükkanlar geçen hafta kapılarını kapatmaya ve liranın fiyatı iyileşene kadar mallarını korumaya başladı.

İnsanlar, herkes için ayarlanan belli miktarlarla, yiyecek alma sırasına giriyorlar.

Vatandaşlardan biri, mevcut olmadığını bildiği bir antibiyotiği eczaneden almaya çalıştı. Yurt dışında yaşayan bir Suriyeli doktor, temel ilaçların bile bulunmadığı konusunda bilgilendirildiğini söyledi.

Bir şehir sakini gazeteye “Bu daha önce hiç olmadı. İnsanlar korkuyor” dedi.

Dükkanlar geçen Cuma günü, para değeri sabit kalarak, ithal mallar olmadan kapılarını tekrar açtılar.

Bölge sakinleri, bir kilo pirinç fiyatının birkaç ay içinde iki katına çıktığını söylüyor. Nüfusun yüzde 83’ünün yoksul olduğu bir ülkede ekmek, yemeklik yağ ve tıbbi malzeme gibi gıda fiyatlarının artması halkın birçoğu için bir sorundur.

Sistem alanlarında yaşayan insanlar, fiyat artışının etkisini hissetmeye başlıyor.

Bir şehir sakini: “Durumun daha da kötüye gidip gitmeyeceğini bilmiyorum. Yarın pirinç fiyatının ne kadar olacağını bilmiyorum ve elbette insanlar korkuyor.” dedi.

Para birimi devalüasyonuyla, Dürzi topluluğunun yaşadığı ve savaş dışında tutulduğu Süveyda gibi şehirlerde gösteriler yayıldı. Esed karşıtı sloganlar atan göstericilerin video görüntüleri ortaya çıktı.

Gazete, Esed ve kuzeni milyarder Rami Makhlouf arasındaki sürtüşmenin, yetkilileri dükkanları kapatmaya ve insanları evlerine girmeye zorlayan Kovid-19 gibi durumu daha da kötüleştirdiğine inanıyor.

Geçen hafta Esed, atanmasından dört yıl sonra Başbakan İmad Hamis’i aniden görevden aldı.

Gözlemciler, hareketin kötüleşen ekonomik koşullara ve protestolara tepki olarak geldiğini söylediler. Rejime bağlı bölgelerin sakinleri eleştirilerini genellikle cumhurbaşkanından ziyade başbakana yönlendiriyor.

Kovid-19 vurdu

Gazete Esed ailesinin savaş sonrası Suriye’yi böyle ummadığını söyledi. Esad’ın mesajı, savaşın başlangıcından beri açıktı; ya rejimi altında güvenlik ve istikrar ya da savaş ve radikalizm.

Şam ve Lazkiye gibi birçok şehir, diğer şehirleri vuran ve milyonları yerinden eden savaşın en kötü etkilerinden kurtuldu. Ancak kaybettiği alanların kontrolünü ele geçirdikten sonra Esed, büyük aksiliklerle karşı karşıya.

Bu ay uygulanacak ABD yaptırımları işadamlarını korkuttu. Sezar’ın yasası sadece Suriyeli yetkilileri ve onu destekleyen şirketleri değil, Suriyeli şirketlerle iş anlaşmaları yapan yurtdışındaki şirketleri ve işadamlarını da cezalandırıyor.

Esed’e yılda 6 milyar sağlayan İran gibi müttefikleri, ABD’nin yaptırımlarının ve Kovid-19’un etkilerini yaşadı.

Suriye başkentinin atardamarı olan Lübnan ciddi bir finansal, bankacılık ve ekonomik krizle karşı karşıyadır.

Suriye’nin Lübnan bankalarındaki varlıkları 45 milyar dolar.

Slogan şöyle diyor: “Suriye ve Lübnan bankacılık sistemleri birbirine bağlı ve Lübnan’daki mali krizin Suriye üzerinde ciddi etkileri oldu.”

Rejim artık yardım istemek için müttefiklerden hiçbirine sahip değil. Rejimi desteklemeye yardımcı olan Rusya, Vladimir Putin’in Esed yerine başkasının getirilmesine izin vereceği yönündeki söylentilere ek olarak, onu desteklemek ve güçlendirmekle ilgilenmiyordu.

Suriye’de çalışan bir diplomat, “Ondan bıktıklarını düşünüyorum ve rejim tutarlı olduğu sürece başka bir kuklayı, onunla değiştirmek istemiyorlar.” dedi.

Çeviri: Feyza Akyıl

ABD’li uzmandan çarpıcı Türkiye itirafı! Doğu Akdeniz detayı dikkat çekti

Jamestown Foundation Başkanı Glen Howard’ın yaptığı Türkiye itirafı gündem oldu. Glen, “Sahip olduğu deniz ve hava gücü ile alandaki durumu değiştirdi.

Haliyle Suriye’de güçlü bir ele sahip olan Rusya’nın Libya’daki eli ise oldukça zayıfladı. Doğu Akdeniz, Türkiye için vazgeçilmez öneme sahip ve bu yüzden Libya’dalar.

Bu noktada tıpkı Kıbrıs’ta ve şubat ayında Ruslara yaptıkları gibi bu konuda da karşılarına çıkan herkesle kafa kafaya geleceklerdir.

Haliyle durumun ne kadar kritik olduğunu görmeli ve Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü tarafından düzenlenen “Orta Doğu’daki Yarış” başlıklı panele katılan ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Sorumlusu Müsteşar Vekili David Schenker, Jamestown Foundation Başkanı Glen Howard ve ABD Deniz Harp Okulunda görev yapan Profesör Miles Yu, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri değerlendirdi.

Konuşmasında Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği stratejiler üzerinden özellikle Orta Doğu’da varlığını son yıllarda yoğun şekilde arttırdığını ve Suriye’ye doğrudan müdehalesiyle bunu açıkça gösterdiğini belirten Schenker, Çin’in de benzer faaliyetlere giriştiğine dikkati çekti.

Çin’in Afrika stratejisi

Schenker, Çin’in özellikle ABD’nin zayıf olduğu Orta Doğu ve Afrika’daki bölgelerde varlığını arttırmaya çalıştığına işaret ederek, “Ülkesinde toplama kampları inşa eden Çin’den insani değerlere saygı veya etiksel hassasiyet bekleyemeyiz. Özellikle Afrika’daki fakir ülkeleri borç tuzağına çeken Çin, Cibuti’ye ait limanı 99 yıllığına kiralamasında olduğu gibi borçlarını ödeyemeyen ülkelerin ülkelerin stratejik noktalarına el koyuyor. Bunu Orta Doğu’da da yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Profesör Yu da Rusya ile Çin’in dünya genelinde yıllardır zararlı aktivitelerde bulunduğunu ancak aralarında dış politika açısından büyük bir fark olduğunu söyledi.

Yu, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın global ajandası, dünya genelinde sayılır ve kabul edilir olmak. Çin’in ajandası ise global anlamda dominant ülke olmak. Bu ikisi oldukça farklı stratejiler. ABD’nin dünya üzerindeki dominantlığından hoşlanmayan Rusya, Çin’in dominant bir hale gelmesinden de rahatsızlık duyuyor. Haliyle Çin ile Rusya arasında sağlıklı bir müttefiklikten bahsedemeyiz ancak komşuluk gereği sorunları mümkün olduğunca diyalog ve diplomasi yoluyla çözmeye gayret ediyorlar. Bu durumu özellikle Orta Doğu ve Afrika’daki iş birliğinde görebiliyoruz.”

“ABD, Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmak zorunda”

Rusya’nın Libya’da da benzer strateji uygulayarak gönderdiği paralı savaşçılar, askeri silahlar ve finansal hamleler ile alandaki durumu kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye çalıştığını belirten Glen, Türkiye’nin hamleleri nedeniyle Moskova’nın bu stratejisinde başarıya ulaşamadığını dile getirdi.

Glen, “Libya, Rusya’nın benimsediği ulusal çıkarlar politikasının bir parçası durumunda ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ulusal güvenlik ve çıkarlarının ana temelini oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, sahip olduğu deniz ve hava gücü ile alandaki durumu değiştirdi. Haliyle Suriye’de güçlü bir ele sahip olan Rusya’nın Libya’daki eli ise oldukça zayıfladı.” şeklinde konuştu.

Glen, ABD’nin özellikle Orta Doğu ve Almanya’dan asker çekmesinin ardından Rusya ile mücadele kapsamında Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmak zorunda olduğunu vurguladı.

“Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız”

Glen, Türkiye’nin bölgede oluşan boşlukları iyi değerlendirdiğini ve özellikle Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumak adına Rusya ile karşı hamleler yapmaktan çekinmediğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Doğu Akdeniz, Türkiye için vazgeçilmez öneme sahip ve bu yüzden Libya’dalar. Bu noktada tıpkı Kıbrıs’ta ve şubat ayında Ruslara yaptıkları gibi bu konuda da karşılarına çıkan herkesle kafa kafaya geleceklerdir. Haliyle durumun ne kadar kritik olduğunu görmeli ve Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in geleceğinde rol almak konusundaki kararlılığını kabul etmeli ve ABD olarak Doğu Akdeniz’deki rolümüzü yeniden gözden geçirmeliyiz.”

“Gülen darbesinden dolayı Türkiye’yi yanlış anladık”

Türkiye’nin özellikle ABD ve Batı tarafından yanlış okunduğunu belirten Glen, “Bence (Fetullah) Gülen darbesinden dolayı Türkiye’yi yanlış anladık. Bu (darbe) Türkiye’yi zayıflatma girişimiydi. Türkiye’nin iç sorunlarını ve verdikleri mücadeleyi anlamayan birçok insan Türkiye’yi yanlış okudu. Türkler, bunun altından kalkmayı başardılar ve çok daha güçlü programlar geliştiriyorlar. Bu yıl sonunda ilk çıkartma gemisini suya indirmeyi planlayan bir ülkeden bahsediyoruz. Bu, Doğu Akdeniz’deki dengelerde ve Türk donanmasında büyük etki yapacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Glen, Türkiye’nin insansız hava araçları da dahil olmak üzere askeri teknoloji alanında geldiği noktaya da değinerek, Libya’daki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin kazanan taraf olacağına inandığını sözlerine ekledi.

Çarpıcı açıklama: Türkiye’nin ciddiyeti sayesinde bu oldu

Suriyeli muhalifleri temsil eden Müzakere Yüksek Heyeti (MYK) Başkanı Nasr el-Hariri, Suriye’nin İdlib kentinde 6 Mart’ta yürürlüğe giren ateşkesin Türkiye ve Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) ciddiyeti sayesinde 9 yıldan bu yana gerçekleşen en uzun ateşkes olduğunu dile getirdi.

AA muhabirine konuşan Hariri, “İdlib’deki ateşkes, geçen 9 sene boyunca varılan en uzun ateşkes oldu. Neden? Çünkü SMO ile ortak paydalarımızın olduğu, dost ve kardeş ülke Türkiye’nin ciddiyeti söz konusu. Uluslararası camianın da askeri, insani ve siyasi pek çok faktörün etkisi ve aynı zamanda siyasi çözümden başka yol olmaması nedeniyle SMO ile Türkiye’nin düzenlediği meşru operasyonlara destek vermesi, tarafları atacakları adımları bin kere düşünmeye zorladı.” dedi.

Hariri, Esed rejimi ile müttefiklerinin özellikle de İran’ın, ateşkesten elde edecekleri çıkarları olmadığı için önceki senelerde olduğu gibi terörü bahane ederek ve gerçekleştirdikleri ihlallerle ateşkesi hükümsüz kılmaya çalışacakları uyarısında bulundu.

İdlib’deki ateşkesin, bölgedeki milyonlarca insanın hayatını koruduğu için çok önemli olduğunu ifade eden Hariri, “Geldiğimiz bu noktada siyasi süreçle sahadaki gelişmeleri birbirinden ayıramayız. Özellikle de rejim ve müttefikleri, Suriye meselesinde tek çözüm olarak askeri çözümü görürken. Rejim ateşkese zorlanarak, herkese siyasi çözümden başka seçenek olmadığı mesajı verildi. Rejimi ve müttefiklerini müzakere masasına çekecek olan tek faktör belki de İdlib’de sahada yaşananlardır.” diye konuştu.

MYK seçimleri

MYK’nın çalışmaları ve seçimlerle ilgili de konuşan Hariri, “Müzakere heyeti seçimleri konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok. Heyet başkanı, yardımcısı ve genel sekreteri bunu gerçekleştirmeye hazır. Bunun önündeki asıl engel, heyetin toplanmasına mani olan usulle ilgili iç meseleler ve Riyad’daki bağımsızlar toplantısıdır.” ifadelerini kullandı.

Hariri, Suudi Arabistan, Suriyeli bileşenler ve uluslararası camia arasında iletişimin devam ettiğini, MYK’nın birliğini ve varlığını koruma, seçimler başta olmak üzere diğer hedeflerini yerine getirmesi gibi olumlu bir yaklaşım benimsendiğini kaydetti. Hariri, bağımsızlar meselesinin tartışılmasının seçimlerden sonraya ertelenmesinin de önemli bir ilerleme olduğunu vurguladı.

Hariri, MYK’nın siyasi çözümü destekleyen uluslararası camia ve Suriyeli tüm bileşenlerin mutabakatıyla Riyad-1 ve 2 Konferansları sonucu tesis edildiğini, daha önce varılan mutabakatta yapılacak herhangi bir değişikliğin diyalog yoluyla olması gerektiğini dile getirdi.

MYK’nın büyük meydan okumalardan geçtiğini ancak kimsenin içişlerine karışmalarına müsade etmediklerini belirten Hariri, “Benim dönemimde ne Suudi Arabistan’dan ne de başkasından herhangi bir müdahale görmedim. Bir yanlışlık yapıldığını hissettiğimizde ki; bunun iyi niyetli olduğunu düşünüyorum, çekincelerimizi ortaya koyduk ve bunlara kulak verildi.” dedi.

Anayasa Komitesi’nin çalışmaları

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen’ın, Anayasa Komitesi’yle ilgili çalışmalarına da değinen Hariri, BM temsilcisinin, Komite’nin çalışmalarını anayasal içeriklerin tartışıldığı bir alana kaydırmaya çalıştığını söyledi.

Hariri, rejimin 7-8 öneriyi reddetmesi ve Anayasa Komitesi’ne verilen yetkiye aykırı bir ajanda üzerinde ısrar etmesinden sonra Pedersen’ın başka bir öneri sunmak için çalıştığını, rejim ile MYK arasında yapılan görüşmeden sonra kabul edilen bu önerinin, BM Güvenlik Konseyi’ne taşındığını ve tarafların anlaşmaya varışının ilan edildiğini kaydetti.

Hariri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anlaşmadan sonra Komite’nin davet edilmesi gerekiyordu. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle toplantı yapılamadığından Pedersen, online toplantı yapılması önerisini sundu. Online görüşmeler ancak Suriye ile ilgili daha basit meselelere uygun olacağından bazı çekincelerimiz oldu. Kaldı ki; daha önce düzenlenen toplantılarda bile bir sonuç elde edemedik. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Pedersen’a olumlu yanıt verdik ama her zaman olduğu gibi rejim yine itiraz etti ancak fiziksel toplantıya hazır olduğunu ifade etti. Sanıyorum ki, salgının gerilemesiyle beraber bir araya geleceğiz.”

Esed ile Oligark kuzeni Mahluf arasındaki anlaşmazlık 

Esed’in akrabalarından iş adamı Rami Mahluf’un yayımladığı video ve aralarında yaşanan anlaşmazlıkla ilgili de değerlendirmede bulunan Hariri, “Suriye halkının yarısından fazlasını öldüren, işkence eden ya da evsiz bırakan rejimin ektikleri artık kendi yandaşlarının başına musallat oluyor.” dedi.

Rejimin ekonomik bakımdan sıkıntı içinde olduğunu, getirdiği paralı askerler ve Suriye halkını öldürmek için aldığı silahların faturasının milyarlarca dolara ulaştığını belirten Hariri, ister dışarıda isterse rejim bölgelerinde olsun bunun bedelini yine Suriye halkının ödediğini vurguladı.

Mahluf’un sosyal medya hesabından yaptığı açıklamanın “tehlikeli” olduğunu aktaran Hariri, “Bu mesaj, rejimin ne kendisine ne de muhaliflere fayda sağlamayacağını anlatıyor. Bu rejim artık kendi yandaşlarının kanını emiyor. Bu da Suriye halkının sıkıntılarını artıracaktır. Mesaj şudur: Suriyeliler için bu rejimden ve onun kollarından kurtulmaktan, yeni bir anayasa hazırlamaktan ve yeni bir sayfa açmaktan başka çare yoktur. Devrim güçlerinin ve halkın isteği budur.” tespitini yaptı.

ABD’den YPG’yi silme adımı! Suriye’deki yeni maşa Araplar

ABD, Suriye’nin kuzeyindeki petrol sahalarında gücünü artırmak için Araplardan oluşacak bir askeri birlik kurmak için harekete geçti. YPG safından birliğe katılan Araplara 350 dolar maaş verilecek. Bu birlik, İranlı teröristlerle olası çatışmalarda da kullanılacak. Bin kişiden oluşması beklenen birlik, YPG’yi tasviye adımı olarak da algılandı.

Amerika, sözde çekildiğini açıkladığı Suriye’de yeniden konuşlanmaya ve güçlenmeye başlıyor…

ABD, Suriye’de SDG ismini kullanan terör örgütü YPG/PKK işgali altındaki petrol sahalarında varlığını güçlendirmek için çalışmalarına hız verdi.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD güçleri, YPG/PKK saflarındaki yüzlerce Arap’tan oluşacak özel bir birlik kurmak için harekete geçti.

Fırat Nehri’nin doğusunda bulunan petrol sahalarının güvenliğini sağlayacak birlik, Deyrizor’da Fırat Nehri hattında konuşlu İran destekli yabancı terörist gruplarla olası çatışmalarda yer alacak. YPG/PKK unsurları aylık yaklaşık 100’er dolar alırken, ABD yeni birliğe katılacak Araplara 350 dolar verecek.

YPG karşı çıksa da kabullendi

Birliğe katılanlar, ülkenin Suriye-Irak sınırındaki Haseke iline bağlı Şeddadi ilçesinde eğitim görecek. Bine yakın silahlı adamdan oluşması beklenen birlik doğrudan Amerikan güçlerine bağlı olacak. Kaynaklar, YPG/PKK’nın otorite kaybı yaşama ve petrol konusunda gelecekte devre dışı kalma ihtimalinden ötürü ABD planına karşı çıktığını ancak daha sonra bunu kabul etmek zorunda kaldığını belirtiyor. 

Rusya ile çekişme sürüyor

Bu arada; Fırat Nehri’nin doğusunda YPG işgali altındaki alanlar ABD-Rusya çekişmesine sahne olmaya devam ediyor. ABD’li üst düzey yetkilileri taşıyan bir askeri konvoy, 5 gün önce, Türkiye sınırındaki Aynularab (Kobani) ilçesinin güneyinde bulunan ve YPG’nin kullandığı Harab Işık üssünü ziyaret etti. Yetkililer, halihazırda Rus askeri polisinin bulunduğu Sırrin üssünün yakınlarından da geçti. Bunun üzerine Rusya üssü bazı askeri unsurlarla takviye etti.

Amerikalı grup, daha sonra Rakka’ya geçerek burada aktif olan iki üs ile YPG’nin kullandığı diğer iki eski üssü ziyaret etti. Üslere yapılan ziyaretler Ekim 2019’da çekilen ABD birliklerinin buralara geri dönme hazırlığı olarak yorumlandı.

Koronavirüs karmaşasından yararlanıp harekete geçtiler! Suriye’de binlerce YPG’liyi çağırdılar

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs karmaşıklığından yararlanan ABD, Suriye’de daha önce birlikte çalıştığı yüzlerce YPG’li teröristi geri çağırdı.

ABD, Fırat’ın doğusundaki nüfuzunu yeniden tesis etme çabalarının bir parçası olarak daha önce birlikte çalıştığı yüzlerce YPG’liyi geri çağırdı.

Türkiye ve Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında ortak bir askeri nokta kurmak için hazırlıklara başlarken ABD, Fırat’ın doğusundaki nüfuzunu yeniden tesis etme çabalarının bir parçası olarak daha önce birlikte çalıştığı yüzlerce YP’li teröristi çağırdı.

Türk kaynaklar söz konusu askeri noktanın kurulmasının amacını, Türkiye’nin ‘Barış Pınarı Harekatı’nı durdurduğu 22 Ekim’de Ankara ile Moskova arasında imzalanan Soçi Anlaşması uyarınca düzenlenen Türk-Rus ortak askeri devriyelerini kolaylaştırmak olarak açıkladı.

Öte yandan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden (SOHR) dün yapılan açıklamada, Rus birliklerinin Haseke’nin kuzey kırsalındaki Derbesiye – Rasulayn – Ebu Rasin yollarının kesiştiği Um Aşbe köyündeki ekili arazilerin olduğu bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ortak bir askeri nokta kurmaya hazırlandığı bildirildi. SOHR’un yerel kaynaklardan aktardığı bilgilere göre Rusya, hazırlıkları ekipman takviyeleriyle bir birlikte yoğun askeri hamleleri arasında gizlilikle yürütüyor.

Şarkul Evsat’ın haberine göre, diğer yandan Esed rejimine bağlı haber ajansı SANA, geçtiğimiz Çarşamba günü, TSK’nın Haseke’nin kuzey kırsalındaki Rasulayn ilçesinin güneyinde bulunan Davudiye köyünde büyük bir askeri nokta kurmak için hazırlıklar yaptığını ve söz konusu noktaya askeri araçlar gönderdiğini bildirdi. Bununla birlikte Türkiye ve Rusya imzaladıkları anlaşma uyarınca, Haseke kırsalında sonuncusu geçtiğimiz Cuma günü Haseke kırsalındaki petrol kuyularının yakınlarında 6 Rus zırhlı aracın katılımıyla olmak üzere bir dizi devriye gerçekleştirdiler.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) geçtiğimiz hafta yapılan açıklamada, Türkiye ve Rusya’nın geçtiğimiz Ekim ayında Soçi Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana, ortak devriyeler düzenlemeye devam ettikleri ve o tarihten bu yana 38 ortak devriye gerçekleştirildiği bildirildi.

ABD’den YPG’ye çağrı

SOHR, ‘güvenilir’ olarak tanımladığı kaynaklardan aktardığı bilgilere göre ABD Başkan Donald Trump’ın Aralık 2018’de Suriye’deki Amerikan birliklerini geri çekme kararından kısmen döndükten sonra ABD güçleri, yüzlerce YPG unsurlarına Fırat’ın doğusunda tekrar kendileriyle birlikte çalışması için çağrı yaptı.

Kaynaklar, yüzlerce YPG’li terörist başta lojistik açıdan olmak üzere ABD güçleriyle yeniden çalışmak için Deyrizor ve Haseke’deki ABD askeri üslerine gittiklerini belirttiler. YPG unsurları bu üslerde, ABD ordusu tarafından askeri eğitimin yanı sıra daha önce olduğundan daha fazla aylık maaş alacaklar.

İdlib’de ateşkes başladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından Rusya’nın başkenti Moskova’da sağlanan mutabakat çerçevesinde, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde ateşkes yürürlüğe girdi.

Ankara-Moskova hattında günlerdir devam eden İdlib temasları sonuçlandı. Türkiye, Rusya ile 3 maddelik mutabakata vardı ve ateşkes sağlandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Rejimin yapabileceği saldırılara cevap verme hakkımız saklı

Ateşkes, 6 Mart 2020 saat 00.01 itibarıyla başladı.

Hareketlilik yerini sessizliğe bıraktı

Sınır hattında aylardır devam eden ve Bahar Kalkanı Harekatı’yla en üst düzeye çıkan hareketlilik, yerini sessizliğe bıraktı.

Silahlar sustu, patlamalar kesildi, uçuşlar durdu.

TRT Haber ekibi, ateşkesin yürürlüğe girdiği gece boyunca bölgenin nabzını tuttu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dikkatle izlediği sınır hattında, sessizlik gece boyunca sürdü.

Pazar günü ortak devriye başlayacak

Mutabakat kapsamında, M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek.

M4 karayolunun bir bölümünde ortak devriyeler gerçekleştirilecek. Bölgede sükunetin devamlılığı için Türk ve Rus askerler tıpkı Fırat’ın doğusunda olduğu gibi bir araya gelecek. Pazar günü ortak devriyelere başlanacak. Masada sağlanan ateşkesin sahada gözetimi yapılacak.

Putin: Kritik dönemlerde olduğu gibi bugün de çözüm ürettik

Moskova’da varılan mutabakat bununla sınırlı değil. İki ülke bölgedeki tüm terörist grupların ortadan kaldırılması konusunda kararlı. Ayrıca siviller de korunacak. İhtiyaç sahiplerine ayrım yapılmadan insani yardım sağlanacak. Yerinden edilen Suriyelilerin geri dönüşleri kolaylaştırılacak.

Son 24 saatte 184 rejim askeri etkisiz hale getirildi

Bahar Kalkanı Harekatı kapsamında son 24 saatte 184 rejim askeri etkisiz hale getirildi.

Milli Savunma Bakanlığı, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Bahar Kalkanı Harekatı ile ilgili son durumu açıkladı. 

Son 24 saatte 184 rejim askeri daha etkisiz hale getirildi. 

Bakanlığın açıklamasında şöyle denildi: 

“Bahar Kalkanı Harekâtı gece boyunca karadan ve havadan başarıyla sürdürülmüş, son 24 saat içerisinde; 4 tank, 5 top/ÇNRA, 3 tanksavar silahı, 8 askeri araç, 2 doçka yüklü pikap, 2 zırhlı muharebe aracı imha edilmiş, 184 rejim askeri de etkisiz hale getirilmiştir.”

2 bin 557 rejim askeri etkisiz hale getirildi

Milli Savunma Bakanı Akar, “Bugüne kadar 2 savaş uçağı, 2 İHA, 8 helikopter, 135 tank, 5 hava savunma sistemi, 2 bin 557 rejim askeri etkisiz hale getirildi” dedi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ile dün geceyi de Hatay’da sınırın sıfır noktasındaki Taktik Komuta Yeri’nde geçirdi.

“Rusya ve rejim kınanarak Türkiye ile dayanışma vurgusu yapılmaktadır”

Gece boyunca İdlib’deki faaliyetleri rejim hedeflerine yönelik operasyonu sevk ve idare eden Akar, asil milletin egemenlik, bağımsızlık ve güvenliğini sağlamak maksadıyla her türlü tehdit ve tehlikeye karşı azim ve kararlılıkla mücadelenin devam ettiğini belirtti.

Rejimin İdlib’deki ateşkese rağmen çocuk, kadın yaşlı demeden masum sivil insanlara karşı artarak devam eden kara ve hava saldırıları sonucunda derin bir insanlık dramı ve bununla birlikte Türkiye sınırına doğru büyük bir göçün yaşandığını ifade eden Akar, şunları söyledi:

“BM Sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan “Meşru Müdafaa Hakkı” ile Adana, Astana ve Soçi Mutabakatları çerçevesinde ateşkesi sağlamak, göçü önlemek, bölgede yaşanan insanlık dramını sona erdirmek ve birliklerimizin, halkımızın ve hudutlarımızın güvenliğini sağlamak, bölgeye barış, huzur ve istikrarı bir an önce getirmek maksadıyla, başlattığımız harekat başarıyla devam etmektedir. Şu ana kadar fiili bir katkıları olmamakla birlikte uluslararası kamuoyu bizimle benzer endişeleri paylaşmakta, Rusya ve Suriye rejimi kınanarak Türkiye ile dayanışma vurgusu yapılmaktadır.”

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA ]

“2 bin 557 rejim unsuru ve askeri etkisiz hale getirildi”

Türkiye’nin garantör ülke olarak mutabakatlardan doğan tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini ve getirmeye devam ettiğini belirten Akar, şöyle konuştu:

“Rusya’dan da beklentimiz garantör ülke olarak taahhütlerini yerine getirmesi, rejimin saldırılarını durdurması ve Soçi mutabakatı sınırlarına çekilmesi için rejim üzerindeki etkisini kullanmasıdır. Diğer taraftan Rusya ile görüşmelerimiz de devam etmektedir. Defalarca ifade ettiğimiz üzere Rusya’yla karşı karşıya gelmek gibi bir düşüncemizin olmadığı herkes tarafından bilinmektedir. Bizim tek isteğimiz rejimin katliama son vermesi ve böylelikle radikalleşmenin ve göçün önlenmesidir.

Bilindiği üzere 27 Şubat’taki menfur saldırı ardından Bahar Kalkanı Harekatı başlatılmıştır. Harekat şu ana kadar planlandığı şekilde başarıyla devam etmektedir. TSK tarafından tüm saldırılara misliyle, en şiddetli şekilde ve tereddütsüzce karşılık verilmiş, verilmektedir. Şehitlerimizin kanlarını yerde bırakmamak için başlattığımız Bahar Kalkanı Harekatı kapsamında bugüne kadar; rejime ait 2 savaş uçağı, 2 İHA, 8 helikopter, 135 tank, 5 hava savunma sistemi, 86 top/obüs/ÇNRA, 16 tanksavar/havan, 77 zırhlı araç, 9 mühimmat deposu, 2 bin 557 rejim unsuru ve askeri etkisiz hale getirilmiştir.”

Akar, atışlarımız ve faaliyetlerimiz planlandığı şekilde devam ettiğini belirtti. 

Esed rejimi ve destekçilerinin hedefindeki kent: İdlib

Uzun yıllardır Suriye’nin çeşitli bölgelerinden kaçan milyonlarca sivile ev sahipliği yapan İdlib, Esed rejimi ve destekçilerinin neden hedefinde? Sizler için derledik…

Türkiye’nin en uzun sınırının batı ucu İdlib. Suriye’de Beşşar Esed rejimine karşı başlayan protestoların ilk adreslerinden olan kent, rejimin silah kullanmaya başlamasıyla birlikte silahlı muhalefet için önemli noktalardan biri haline geldi.

Zeytin ağaçlarının kapladığı, geniş düzlüklere sahip İdlib, Rusya ve İran’ın destek verdiği Esed rejiminden kaçan siviller için sığınma yeri olurken, son kertede muhaliflerin elinde kalan son şehir olma özelliği taşıyor.

Yüzbinlerle ifade edilen kent nüfusu Şam, Hama ve diğer kentlerden kaçan sivillerin gelmesiyle milyonlara ulaştı.

Çok zor şartlarda yaşamaya çalışan Suriyeliler, Türkiye, Rusya ve İran arasında varılan Astana anlaşmaları ve Soçi Mutabakatı ile çatışmasızlık bölgesi içerisinde, çatışmaların dışında kalmayı umuyordu ancak öyle olmadı.

Rus uçaklarının havadan, İran destekli teröristlerin de karadan destek verdiği Esed rejimi, İdlib’de sivilleri hedef almayı durdurmadı. Öyle ki, bu saldırılarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti, yüzbinlerce kişi de ikinci defa göç etmek zorunda kaldı, tekrar yollara düştü.

Peki, Suriye krizinin başlamasında bugüne kadar milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan İdlib Çatışmasızlık Bölgesi neden Esed ve destekçilerinin hedefinde?

4 başlıkta derledik…

1- İnsansızlaştır-ele geçir

Uluslararası gözlemciler, Esed rejimi ve destekçilerinin Astana anlaşmaları ve Soçi Mutabakatı’na rağmen İdlib’i yoğun şekilde bombalama amacının halkı göçe zorlamak olduğunu ifade ediyor.

Rejimin eline geçtikten sonra hayalet şehre dönen Maarat el-Numan ilçesi. Fotoğraf: AA

[Rejimin eline geçtikten sonra hayalet şehre dönen Maarat el-Numan ilçesi. Fotoğraf: AA]

Esed rejiminin en büyük destekçilerinden Rusya’nın, Çeçenistan’ıın Grozni kentinde uyguladığı stratejiyi İdlib’de de uygulamak istediği bir sır değil. Sivillerin kenti terk etmesi için helikopterler ve savaş uçakları ile kent gelişigüzel bombalanıyor.

Kentte neredeyse her gün ya top sesi ya da sessizce başlayıp yükselen bir sesle patlayan hava borbardımanı duyuluyor.

Neredeyse rutin haline gelen bu saldırılar ya bir aileyi toptan yok ediyor ya da aile fertlerinden birini alıp götürüyor.

İdlib’in güney ilçeleri Maaret el Numan ve Han Şeyhun, Esed güçleri tarafından haftalarca bombalandıktan sonra ele geçirildi. Ancak kentten çekilen fotoğraflar, neredeyse hiçbir canlının yaşamadığı, terk edilmiş bir harabe görüntüsü veriyordu. 

2- Demografiyi değiştirmek

Suriye’de iç savaşın getirdiği en önemli değişikliklerden birisi, hiç şüphesiz kentlerin değişen demografik yapısı.

Rejimin en büyük destekçilerinden İran, Afganistan ve Pakistan’dan Şii milisleri ülkeye getirdi. Rejim saflarında savaşan bu milisler, evlerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin evlerine yerleştirilmeye başlandı.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Öyle ki, Lübnan’a göç edip daha sonra evine dönen insanlar, evlerinin ya yıkıldığını ya da başkaları tarafından sahiplenildiğini gördü.

Uluslararası raporlara yansıyan bu durum, rejimin göç eden Suriyelilerin evlerine geri dönmesine izin vermek istemediği sonucunun çıkarılmasına neden oldu.

İşte, rejimin bombalayarak evlerinden kaçmalarını sağladığı, daha sonra da evlerine Şii milisleri yerleştirdiği gerçeği göz önünde bulundurulunca, İdlib’de de halkı kuzeye doğru göç etmeye zorlama amacını taşıdığı izlenimi ediniliyor.

4- Ticaret yollarına hakim olmak

İdlib ve çevresinin taşıdığı diğer önem ise, Lazkiye ile Halep’i birbirine bağlayan M4 karayolu ve Halep, Hama, Humus ve Şam’ı birbirine bağlayan M5 karayolunu kontrol ediyor olması. Rejim güçlerinin geçtiğimiz günlerde ele geçirdiği ve Türkiye’nin de 7’si asker, 1’i sivil 8 şehit verdiği Serakib ilçesi de 2 karayolunun birleştiği noktada bulunuyor.

Rejimin denize açılan kapısı, Akdeniz kıyısındaki kenti Lazkiye ile iç bölgelerdeki kentleri birbirine bağlamak ve neredeyse bitmiş durumda olan ekonomiyi canlandırmak da rejim ve destekçilerinin önemli hedefleri arasında.

Öte yandan, başkent Şam ile Halep’i bağlayan diğer önemli bir ticaret yolu da saldırıların ana amaçlarından birini oluşturuyor.

3- Gözlem noktaları

Türkiye, Suriye içerisinde sivillerin can güvenliğini sağlamak ve çatışmasızlık ortamını temin için İdlib çatışmasızlık bölgesi çevresine 12 gözlem noktası kurdu.

Bu gözlem noktalarının önemi, Türk karar alıcıları tarafından defaatle vurgulanmış ve kesinlikle boşaltılmayacakları ifade edilmişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Esed rejiminin saldırılarını artırması ile birlikte bu noktaları askeri olarak güçlendirdiği gibi, herhangi bir saldırı olması durumunda da sert karşılık verileceğini duyurdu.

Peki, gözlem noktaları nerelerde bulunuyor?

1- 13 Ekim 2017 Dana ilçesindeki Salva köyü – 1 no’lu gözlem noktası

2- 23 Ekim 2017 Daret İzze ilçesindeki Samaan Kalesi (Takle) köyü – 2 no’lu

3- 19 Kasım 2017 Daret İzze ilçesindeki Akil Dağı – 3 no’lu

4- 5 Şubat 2018 El Hader ilçesine bağlı Tel Eys köyü – 6 no’lu

5- 9 Şubat 2018 Serakib ilçesine bağlı Tel Tukan köyü – 7 no’lu

6- 15 Şubat 2018 Marret el Numan ilçesine bağlı Sırman köyü – 8 no’lu

7- 17 Mart 2018 Halep batı kırsalındaki Anadan (Tel Tamura) – 4 no’lu

8- 3 Nisan 2018 İdlib’in güneybatısında Zeytinlik bölgesi – 12 no’lu

9- 7 Nisan 2018 Hama kırsalındaki Morik (Tel es Savvan) – 9 no’lu

10- 9 Mayıs 2018 Halep’in batı kırsalındaki Raşidin bölgesi – 5 no’lu

11- 14 Mayıs 2018 – İdlib’in güney kırsalındaki Zaviye bölgesi – 10 no’lu

12-16 Mayıs 2018 – İdlib’in güneybatı kırsalında Cisr eş Şuğur ilçesine bağlı İştabrak köyü- 11 no’lu

Esed rejimi ve destekçilerinin ana hedeflerinin biri de, sivil halkı korumayı amaçlayan ve Astana Anlaşmaları ve Soçi Mutabakatı ile bölgede bulunan Türk Gözlem Noktaları.

Rejim ve destekçileri, bu noktaları milyonlarca sivilin göç ettirilmesi ve geniş çaplı bir katliam yapmanın önünde engel görüyor.

Daha önce Halep, Dera ve diğer bölgelerde İran destekli teröristler ile Rusya’nın hava desteğiyle binlerce sivili katleden rejim, İdlib’de karşısında Türk ordusunu buldu.

1709 rejim unsuru etkisiz hale getirildi

İdlib’de 10 Şubat’tan bu yana 1709 rejim unsuru etkisiz hale getirildi, 55 tank, 3 helikopter, 19 zırhlı araç, 29 obüs imha edildi.

Alınan bilgiye göre, ateşkesi sağlamak üzere İdlib bölgesinde bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri, 17 günde 1709 rejim unsuru, 55 tank, 3 helikopter, 18 zırhlı araç, 29 obüs, 21 askeri araç, 4 doçka, 6 mühimmat deposu ve 7 havan topu mermisini etkisiz hale getirdi.