Suriye

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Suriye

ABD’li emekli albaydan flaş sözler! ABD’nin hata yaptığını kabul etti

ABD’li emekli albay Richard Outzen CNN Türk’e yaptığı özel açıklamalarda önemli konulara değindi ve flaş açıklamalar yaptı. Outzen ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in danışmanı olarak görev yapmıştı.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in danışmanı olarak görev yapan ABD’li emekli albay Richard Outzen CNN Türk’e verdiği özel röportajda önemli açıklamalarda bulundu.

Jeopolitik analist olarak çalışan emekli albay ABD’nin Türkiye’ye politikası ve devamında YPG’ye verdiği desteği büyük bir hata olarak değerlendirirken kritik sorulara önemli cevaplar verdi.

ABD’nin YPG’ye desteğini nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna Outzen şöyle cevap verdi:

Siyasi açıdan ABD’nin verdiği kararı anlıyorum. Obama yönetimi Orta Doğu’ya yığına yapmak istemedi. Ancak kimilerine göre DEAŞ tehlikesi o kadar büyüktü ki ABD’nin müdahalesi şarttı. Suriye’de DEAŞ hakimiyetini yıkmak için bu gerekliydi. Obama hükümeti Türkiye’nin başı çekmesini istedi. ancak o dönemde Türkiye bunu yapabilecek durumda değildi.

Önce Sünni Arap güçleri denendi ancak etkili bir güç ortaya koymanın yıllar süreceği ortaya çıktı. Türkiye bu süreçte Özgür Suriye Ordusu’nu başarılı bir şekilde ‘Milli Suriye Ordusu’na dönüştürdü. ancak bu süreç oldukça uzun sürdü.

2014’te DEAŞ’la cephede savaşan askerler YPG’ye aitti. ABD, onları destekleme kararı aldı. Ben o dönemde bu kararın uzun vadeli zararının kısa vadeli faydasından fazla olacağını yazmıştım. Bunu Amerikalı, Türk ve Suriyeli askerlerle yapmak daha iyi olur dedim. Bu gün hala buna inanıyorum. Geldiğimiz noktada yine binlerce ABD askeri bölgeye gitmiş oldu.

Böylelikle PKK’yla bağlantısı olan YPG’yle iş birliği yapmış olduk. Dürüst olmak gerekirse 2014’te ABD hükümetinde PKK-YPG bağlantısını bilmeyen çalışanlar vardı. bilenlerse umursamadı.

Bu karar stratejik üstünlük sağlamak için yapılan taktik bir hataydı. Küresel güçler kendi çıkarları için müttefiklerine zarar verecek kararlar alabilir. Buna ‘Raison d’etat’ adı verilir.

Öte yandan ABD ve Türkiye’nin hala birçok ortak çıkarı var. Zaman içinde bu zorlu dönemin geçeceğini ve daha pozitif bir iş birliğinin gelişeceğini düşünüyorum. YPG’nin ne askeri, ne demografik üstünlüğü olmadığı kabul etmesi gerek. Suriye Kürtlerine uzun zamandır yaklaşımımız durumlarını daha iyi olması yönünde. Araplar, Türkmenler, Hıristiyanlar ve diğer gruplar için de bu geçerli.

Bu sadece BM kararları gereğince demokrasiye geçişle mümkün olabilir dayatmayla gerçekleştirilemez.

Biden döneminde bölgede nasıl bir varlık göreceğiz? ABD-Türkiye iş birliği bu dönemde artar mı?

“İlk aylara bakarak şunu söyleyebiliriz ki bu yönetim daha çok insani yardım ve mültecilerin durumuna odaklanıyor. En üst düzeyde yeni strateji oluşturulmaya henüz başlanmadı. Örneğin henüz Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in yerine birinin atandığını görmedik. Esad’ı alınan kararlara uymasını sağlamak için zorlamaya da başlamadık. Suriye muhalefetine sağlam bir destek de söz konusu değil.

Bu hükümetin öncelikleri arasında henüz Suriye yok. Bu, hükümet yeni olduğu için. Henüz bu konuda çalışacak bürokrat ve memurlar onaylanmadı. Bizler Washington’da endişeliyiz. Üst düzey siyasiler destek verire bu konuda çok bilgili insanlar görev almaya başlayabilir.

Türkiye yardımlar için istediği sınır kapısını kullanabilir ama ABD’li ve Avrupalı bağışçılar BM kurumlarıyla çalışamaz hale gelir. Nu yüzden de Türkiye’yle iş birliğini artırmaları gerek. En azından insani iş birliği konusunda daha büyük adımlar atılacağını tahmin ediyorum.

İşaretler olumlu değil ancak Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı henüz aramamış olması da anlaşılmaz bir karar. Afganistan, Suriye ve diğer meselelerin en üst düzeyde görüşülmesi gerekiyor. Gerekli ilgi verilene kadar daha büyük krizler görebiliriz.”

Katar Suriye krizi için harekete geçti

Suriye’de savaşın başladığı günden bu yana insani yardımlarını sürdüren Katar, krizin çözümü için diplomatik olarak da konuya müdahil olmaya başladı.

Körfez’de Katar ile diğer Arap ülkeleri arasında uzlaşının sağlanmasının ardından Doha yönetimi, bölgesel ve uluslararası konularda rolünü arttırdı. Suriye konusunda uzun yıllardır insani desteğini esirgemeyen Katar, diplomatik yollardan da krizin çözümü için sahada rol almaya başladı.

Bu kapsamda Katar, 11 Mart’ta Suriye krizinin görüşüldüğü Türkiye-Katar-Rusya Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’na ev sahipliği yaptı. Başkent Doha’da üç ülkenin dışişleri bakanlarının bir araya geldiği toplantıda, Suriye’deki son durumlar, terörle mücadele, krizin çözümünde işbirliği yolları, insani yardım, sığınmacıların gönüllü geri dönüşleri gibi çeşitli meseleler masaya yatırıldı.

“Suriye Katar dış politikasının önceliklerinden”

Doha yönetiminin son dönemde Suriye’yle alakalı rolünü değerlendiren Katarlı araştırmacı gazeteci Cabir el-Haremi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Suriye halkının davası, Katar dış politikası ile diplomasisinin öncelik verdiği meselelerden biri.” ifadelerini kullandı.

Katar’ın, Doha’da yapılan toplantıyla Suriye meselesindeki aktörleri bir araya getirdiğini söyleyen Haremi, bunun Suriye halkının yaşadığı sıkıntılara siyasi çözüm için bir yol haritası oluşturabileceğini sözlerine ekledi.

Haremi, “Katar, bu konuda somut adımlar atabilir. Suriye meselesiyle aktif bir şekilde alakalı taraflarla ilişkileri bulunuyor. Bunun yanı sıra tüm kesimlerin güvenini kazanan bir ülke. Doha yönetimine güvenen Rusya ile iyi ilişkileri var. Ayrıca yine güvenini kazandığı İran’la da iyi ilişkileri var.” dedi.

Doha’da yapılan üçlü toplantının, Suriye’deki krizin siyasi yollardan çözümü için yıllarca yapılan ve akamete uğrayan sürece yeni bir rakip ya da çıkış olabileceğini söyleyen Haremi, “Astana platformunda durgunluk yaşanıyor. Anayasa Komitesi meselesi de aynı şekilde çözüme ulaşmadı. Bunların sonucu olarak Rusya iyi ilişkileri olan ülkeler ya da aktörler bulmak gerektiği kanaatine vardı.” diye konuştu.

Haremi, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Rusya’da bölgeden aktörler ve özellikle iyi ilişkileri olduğu, güvenilir, Suriye arenasında yer alan Arap ülkeleri bularak Suriye meselesini hareketlendirmek gerektiği kanaati oluştu. Katar da bu kriterlere en yakın ülkeydi. Çünkü Suriye halkının davasına en yakın ülkelerden. Devrimin başladığı günden bu yana hazır bulunan Katar’ın sahada Suriyeli muhalifler ve siyasi aktörlerle iyi ilişkileri var. Ayrıca Katar, Türkiye’yle birlik içinde insani destek ve yardımlarda da aktif bir ülke.”

Haremi, Katar’ın artık müdahil olmasının Suriye meselesinde önemli bir aşama teşkil ettiğini söyledi.

Katar’ın Suriye’ye insani yardımları

Katar, devrimin başladığı 2011’den bu yana Suriye halkına en büyük insani yardımı sunan ülkeler arasında yer alıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Katar Daimi Temsilcisi Alya Ahmed bin Seyf Al Sani’nin 3 Mart’ta BM Genel Kurulu oturumundaki açıklamalarına göre, Doha’nın 2011’den bu yana Suriye halkına yaptığı yardım 2 milyar dolara ulaştı.

Öte yandan Katarlı sivil toplum kuruluşları da Suriye halkına düzenli olarak insani yardımlarını sürdürüyor.

Terör örgütü PKK’nın yeni rotası belli oldu! Önce Yunanistan…

Operasyonlar sıklaştı terör örgütü PKK‘nın Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırlarında nefes alma imkanı kalmadı. Terör örgütü, bulabildiği az sayıdaki örgüt üyesini Suriye’ye geçirmekte güçlük çekince Yunanistan rotasını kullanmaya başladı.

İtirafçı terörist ifşa etti

TRTHaber’in haberine göre; İstanbul’da terör örgütü PKK/PYD üyesi bir terörist, emniyet birimlerine başvurarak, itirafçı oldu. PKK’lı teröristin itiraflarında terör örgütünün yeni rotası ortaya çıktı. Terörist ifadesinde, PKK’nın Suriye yapılanması içerisinde yer almak için önce yasa dışı yollardan Yunanistan’a geçtiğini, ardından da, Suriye’ye giderek örgüt kamplarına katıldığını anlattı.

Yunanistan, Irak ve Suriye…

Türkiye’nin güney sınırlarında hareket imkanı kısıtlanan PKK’nın yeni rotasını, İstanbul Emniyeti ortaya çıkardı. Terör örgütünün şehir yapılanmasında yer alan teröristlerin önce Yunanistan’a, ardından ise Irak üzerinden Suriye’ye gönderildiği belirlendi.

İtirafçı, PKK’ya, Yunanistan üzerinden eleman kaçıran aracının da adını verdi. Güvenlik birimleri, yaptığı operasyonla PKK’nın insan kaçakçılığı yapan sorumlusunu yakaladı. Emniyet birimleri, örgüt üyesinin adresine 23 Şubat’ta baskın düzenledi. Aramalarda, terör örgütüne ait çok miktarda dijital veriye ulaşıldı. Şüpheli 25 Şubat’ta çıkarıldığı mahkemece silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklandı.

BM’den ‘Esed rejimi’ açıklaması: Son 10 yılda…

BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de son 10 yılda alıkonulan on binlerce sivilin Beşşar Esed rejimi güçlerince işkenceye ve tecavüze maruz kaldığını, öldürüldüğünü ve ortadan kaybolduğunu, tüm bu eylemlerin savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğini bildirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de son 10 yılda alıkonulan on binlerce sivilin Beşşar Esed rejimi güçlerince işkenceye ve tecavüze maruz kaldığını, öldürüldüğünü ve ortadan kaybolduğunu, tüm bu eylemlerin savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğini bildirdi.

Komisyonun, son 10 senede Suriye’deki insan hakları durumuna ilişkin hazırladığı 30 sayfalık raporu açıklandı.

Raporda, bir kez daha Esed rejiminin kendi halkına karşı savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediği ayrıntılarıyla yer alırken, ülkede iç savaşın patlak vermesinden itibaren rejim tarafından “zorla kaybedilen” on binlerce sivilin akıbetinin bilinmediği bildirildi.

“(Bu sivillerin) birçoğunun öldüğü veya idam edildiği varsayılırken, bazılarının insanlık dışı gözaltı koşullarında tutulduğuna inanılıyor.” ifadesine yer verilen raporda, tutukluların işkence ve tecavüze maruz kaldığı veya öldürüldüğü de belirtildi.

Raporda, ortadan kaybolan on binlerce sivilin akıbetinin ülkede ulusal travmaya yol açtığının altı çizildi.

Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Brezilyalı Paulo Pinheiro, “(Suriye’de) yüz binlerce ailenin mensupları, sevdiklerinin kaderiyle (başlarına gelenlerle ilgili) gerçeği öğrenme hakkına sahip.” ifadesini kullanarak, Esed rejimine çağrıda bulundu.

“Acil ateşkes” çağrısı

Raporda, SDG ismini kullanan ve Suriye’nin üçte birini işgal eden terör örgütü YPG/PKK ile DEAŞ ve HTŞ de dahil, çatışan tüm grupların savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlediği belirtilerek, Suriye genelinde “acil ve kapsamlı ateşkes” çağrısında bulunuldu.

Ülkede yaklaşık 5 ordunun çatışma halinde olduğu bildirilen raporda, Suriye’deki durumun oldukça karışık olduğu ifade edildi.

Raporda, kayıp kişilerin izlerinin bulunması için uluslararası bir mekanizma kurulması ve faillerin yargılanması çağrısında bulunuldu.

2 bin 500’den fazla kişiyle görüşmeler yapıldı

Komisyonun raporu, ülkedeki eski tutukluların da içinde yer aldığı 2 bin 658 kişiyle yapılan görüşmeler sonucunda hazırlandı.

Ayrıca 100’den fazla gözaltı merkezinde işlenen suçları belgelemek için resmi evraklar, fotoğraflar, videolar ve uydu görüntülerinden yararlanıldı.

Komisyon, son 4 yılda hazırladığı raporlarda, pek çok kez Esed rejiminin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediğini kaydetmişti.

New York Times satır satır yazdı! Tek ülke Türkiye

Suriye’de Beşar Esed’in katliamından kaçarak mülteci kamplarına yerleşen insanlara yönelik gözlemlerde bulunan ABD’li New York Times gazetesi, Türkiye sınırına sığınan mültecilerin uluslararası insani yardım beklediğini “ancak milyonlarcası için imkan sunan tek ülkenin Türkiye” olduğunu yazdı.

New York Times gazetesi, son zamanlarda terör örgütü YPG/PKK’ın bombalı saldırılarına maruz kalan Afrin’i ve kentin Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki mülteci kamplarını anlatan geniş bir gözlem yazısı yayımladı.

20 Ocak 2018’te Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütü YPG/PKK’yı bölgeden temizlemek için başlattığı Zeytin Dalı Harekatının dünyada büyük eleştiri aldığı hatırlatılan yazıda, “Ancak bugün, onların koruduğu Suriyeliler, tüm zorluklara rağmen Türklerin orada olmasından memnunlar” ifadelerine yer verildi.

 “Bir tek Türk askerleri var”

Gazetenin Türkiye Büro Şefi, Charlotta Gall imzalı yazıda, “10 yıllık Suriye iç savaşının son bulması konusunda dünyanın kafası karışıkken Türkiye, 5 milyon civarında evlerinden edilmiş ve zor durumdaki sivilleri korumak için bölgede bulunan tek uluslararası güç. Bugün Beşar Esed güçleri ile Rus müttefiklerinin muhtemel katliamlarının önünde bir tek Türk askerleri var.” ifadeleri dikkati çekti.

Özellikle de Şam ve Halep’teki saldırılardan kaçarak bölgeye gelen mültecilerin çok büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını detaylandıran yazıda, Türkiye’nin bölgede güvenliği sağladığına ve yerel meclisler kurarak bölgeyi yönettiğine işaret edildi.

Elektrik, para, cep telefonu…

Gözlem yazısında, “Türkiye kenti kendi elektrik ağlarına bağlayarak yıllardır süren elektriksizliği sonlandırdı, bölgede Türk cep telefonu hatları ve Türk parası kullanılıyor ve 500 Suriyeli şirket sınır ticareti için kaydedilmiş durumda.” ifadesine yer verildi.

Yazıda görüşlerine yer verilen Hatay Vali Yardımcısı Orhan Aktürk, “Amacımız, onların hayatlarını daha da normalleştirmektir. İnsanlar hayata tekrar dönsünler diye okulların ve hastanelerin açık kalmasını sağlıyoruz.” ifadesini kullandı.

Kentteki bombalı saldırılarla ilgili ise Aktürk patlatılan araçların kamyonlarla YPG/PKK işgali altındaki Münbiç ilçesinden getirildiğini tespit ettiklerini belirtti.

Tek ülke Türkiye

Gazeteye konuşan yerel meclis üyesi Said Süleyman, Türkiye’nin verdiği yardımların ötesinde daha fazla uluslararası insani yardıma ihtiyaç olduğuna dikkat çekerken, yazıda “Ancak milyonlarcası için imkan sunan tek ülke Türkiye.” ifadesine yer verildi. 

Bölgedeki öğrencilerin Türkiye’de iş ve eğitim imkanı bulmak için Türkçe öğrendiği kaydedilen yazıda, oradaki insanların savaşın şartları aynı olduğu sürece kendi memleketlerine dönemeyeceğine dikkat çekildi.

Şam’ın güneyinden kaçarak bölgeye gelen mültecilerden Süleyman Carir gazeteye verdiği demeçte, “Türkiye bize koruma sağlamadan kendi köylerimize dönemiz mümkün değil. Türkler olmadan biz hayatta kalamayız.” değerlendirmesinde bulundu

Biden gelir gelmez ABD Merkez Komutanlığı’ndan skandal paylaşım!

ABD Merkez Komutanlığı’na bağlı “DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyon” Sözcüsü Wayne Marotto, Kobani’nin DEAŞ’tan alınmasının yıldönümünde, PKK’nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG için kutlama mesajı yayımladı.

Resmi Twitter hesabından açıklamada bulunan Marotto, SDG militanlarının bulunduğu bir fotoğrafı paylaştı ve şu ifadeleri kullandı: “Bugün Kobani Kurtuluş Günü. 26 Ocak 2015’te Kürt savaşçılar, OIR’in hava saldırı desteği ile Kobani’yi kurtararak IŞİD’in yenilmez olmadığını gösterdi ve elinden stratejik bir hedefi aldı. Güvenilir ve yetenekli bir ortaklık örneği gösterdikleri için Kürtleri tebrik ediyoruz.”

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı, Marotto’nun mesajını alıntıladı ve “Kobani’nin Kurtuluşu Kutlu Olsun” dedi.

İşte o paylaşımlar:

Esed’in iç savaştan bu yana karşılaştığı en büyük sorunu açıkladılar! Putin’den beklenmedik hamle

İngiliz basını katil Esed’in Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana karşılaştığı en büyük sorunu açıkladı. Vladimir Putin’in Esed yerine başkasının getirilmesine izin vereceği yönündeki söylentilere ek olarak, onu desteklemek ve güçlendirmek istemediği öne sürüldü.

İngiliz Sunday Times gazetesi, ekonomik krizin, Suriye rejimin başı katil Esed’in dokuz yıl önce Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana karşılaştığı en büyük sorun olduğuna dair bir haber yayınladı.

Haberin yayınlandığı gazetenin yazarı, Ortadoğu muhabiri Louise Callaghan, “Yıllardır başkent Şam sakinleri, onlardan uzakta gerçekleşen iç savaştan uzaktı. Ülkedeki şehirlerin, topçu ve hava saldırıları altında olduğu ve halkının yerinden edildiği bir dönemde, başkent sakinleri eski pazarda dolaşıyordu” dedi.

Bütün bunlar, bu hafta yürürlüğe girecek olan “Sezar” yasası ve koronavirüsün gelişi nedeniyle değişti.

Suriye rejimi tarafından kontrol edilen bölgelerdeki insanlar, ülkenin geri kalanı gibi acı çekmeye başladılar, ancak acıları ve başkan Esed’e meydan okumaları benzeri görülmemiş bir şekilde yükselen gıda fiyatları açısından farklı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden bir ekonomist ve araştırmacı olan Karim Shaar ise, gazeteye şunları söyledi: Esed’in ekonomik kriz yüzünden altı ayda azalan pöpüleritesi, savaş döneminde azalmamıştı. Bu inanılmaz, dedi.

Gazete bu çöküşü, özellikle ABD yaptırımlarına, Kovid-19’a ve Suriye para biriminin değerini etkileyen ve değerinin yüzde 60’ını kaybettiren Lübnan’daki ekonomik çöküşe bağladı.

Kepenkler kapatmaya başladı

Şam’daki dükkanlar geçen hafta kapılarını kapatmaya ve liranın fiyatı iyileşene kadar mallarını korumaya başladı.

İnsanlar, herkes için ayarlanan belli miktarlarla, yiyecek alma sırasına giriyorlar.

Vatandaşlardan biri, mevcut olmadığını bildiği bir antibiyotiği eczaneden almaya çalıştı. Yurt dışında yaşayan bir Suriyeli doktor, temel ilaçların bile bulunmadığı konusunda bilgilendirildiğini söyledi.

Bir şehir sakini gazeteye “Bu daha önce hiç olmadı. İnsanlar korkuyor” dedi.

Dükkanlar geçen Cuma günü, para değeri sabit kalarak, ithal mallar olmadan kapılarını tekrar açtılar.

Bölge sakinleri, bir kilo pirinç fiyatının birkaç ay içinde iki katına çıktığını söylüyor. Nüfusun yüzde 83’ünün yoksul olduğu bir ülkede ekmek, yemeklik yağ ve tıbbi malzeme gibi gıda fiyatlarının artması halkın birçoğu için bir sorundur.

Sistem alanlarında yaşayan insanlar, fiyat artışının etkisini hissetmeye başlıyor.

Bir şehir sakini: “Durumun daha da kötüye gidip gitmeyeceğini bilmiyorum. Yarın pirinç fiyatının ne kadar olacağını bilmiyorum ve elbette insanlar korkuyor.” dedi.

Para birimi devalüasyonuyla, Dürzi topluluğunun yaşadığı ve savaş dışında tutulduğu Süveyda gibi şehirlerde gösteriler yayıldı. Esed karşıtı sloganlar atan göstericilerin video görüntüleri ortaya çıktı.

Gazete, Esed ve kuzeni milyarder Rami Makhlouf arasındaki sürtüşmenin, yetkilileri dükkanları kapatmaya ve insanları evlerine girmeye zorlayan Kovid-19 gibi durumu daha da kötüleştirdiğine inanıyor.

Geçen hafta Esed, atanmasından dört yıl sonra Başbakan İmad Hamis’i aniden görevden aldı.

Gözlemciler, hareketin kötüleşen ekonomik koşullara ve protestolara tepki olarak geldiğini söylediler. Rejime bağlı bölgelerin sakinleri eleştirilerini genellikle cumhurbaşkanından ziyade başbakana yönlendiriyor.

Kovid-19 vurdu

Gazete Esed ailesinin savaş sonrası Suriye’yi böyle ummadığını söyledi. Esad’ın mesajı, savaşın başlangıcından beri açıktı; ya rejimi altında güvenlik ve istikrar ya da savaş ve radikalizm.

Şam ve Lazkiye gibi birçok şehir, diğer şehirleri vuran ve milyonları yerinden eden savaşın en kötü etkilerinden kurtuldu. Ancak kaybettiği alanların kontrolünü ele geçirdikten sonra Esed, büyük aksiliklerle karşı karşıya.

Bu ay uygulanacak ABD yaptırımları işadamlarını korkuttu. Sezar’ın yasası sadece Suriyeli yetkilileri ve onu destekleyen şirketleri değil, Suriyeli şirketlerle iş anlaşmaları yapan yurtdışındaki şirketleri ve işadamlarını da cezalandırıyor.

Esed’e yılda 6 milyar sağlayan İran gibi müttefikleri, ABD’nin yaptırımlarının ve Kovid-19’un etkilerini yaşadı.

Suriye başkentinin atardamarı olan Lübnan ciddi bir finansal, bankacılık ve ekonomik krizle karşı karşıyadır.

Suriye’nin Lübnan bankalarındaki varlıkları 45 milyar dolar.

Slogan şöyle diyor: “Suriye ve Lübnan bankacılık sistemleri birbirine bağlı ve Lübnan’daki mali krizin Suriye üzerinde ciddi etkileri oldu.”

Rejim artık yardım istemek için müttefiklerden hiçbirine sahip değil. Rejimi desteklemeye yardımcı olan Rusya, Vladimir Putin’in Esed yerine başkasının getirilmesine izin vereceği yönündeki söylentilere ek olarak, onu desteklemek ve güçlendirmekle ilgilenmiyordu.

Suriye’de çalışan bir diplomat, “Ondan bıktıklarını düşünüyorum ve rejim tutarlı olduğu sürece başka bir kuklayı, onunla değiştirmek istemiyorlar.” dedi.

Çeviri: Feyza Akyıl

ABD’li uzmandan çarpıcı Türkiye itirafı! Doğu Akdeniz detayı dikkat çekti

Jamestown Foundation Başkanı Glen Howard’ın yaptığı Türkiye itirafı gündem oldu. Glen, “Sahip olduğu deniz ve hava gücü ile alandaki durumu değiştirdi.

Haliyle Suriye’de güçlü bir ele sahip olan Rusya’nın Libya’daki eli ise oldukça zayıfladı. Doğu Akdeniz, Türkiye için vazgeçilmez öneme sahip ve bu yüzden Libya’dalar.

Bu noktada tıpkı Kıbrıs’ta ve şubat ayında Ruslara yaptıkları gibi bu konuda da karşılarına çıkan herkesle kafa kafaya geleceklerdir.

Haliyle durumun ne kadar kritik olduğunu görmeli ve Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü tarafından düzenlenen “Orta Doğu’daki Yarış” başlıklı panele katılan ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Sorumlusu Müsteşar Vekili David Schenker, Jamestown Foundation Başkanı Glen Howard ve ABD Deniz Harp Okulunda görev yapan Profesör Miles Yu, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri değerlendirdi.

Konuşmasında Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği stratejiler üzerinden özellikle Orta Doğu’da varlığını son yıllarda yoğun şekilde arttırdığını ve Suriye’ye doğrudan müdehalesiyle bunu açıkça gösterdiğini belirten Schenker, Çin’in de benzer faaliyetlere giriştiğine dikkati çekti.

Çin’in Afrika stratejisi

Schenker, Çin’in özellikle ABD’nin zayıf olduğu Orta Doğu ve Afrika’daki bölgelerde varlığını arttırmaya çalıştığına işaret ederek, “Ülkesinde toplama kampları inşa eden Çin’den insani değerlere saygı veya etiksel hassasiyet bekleyemeyiz. Özellikle Afrika’daki fakir ülkeleri borç tuzağına çeken Çin, Cibuti’ye ait limanı 99 yıllığına kiralamasında olduğu gibi borçlarını ödeyemeyen ülkelerin ülkelerin stratejik noktalarına el koyuyor. Bunu Orta Doğu’da da yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Profesör Yu da Rusya ile Çin’in dünya genelinde yıllardır zararlı aktivitelerde bulunduğunu ancak aralarında dış politika açısından büyük bir fark olduğunu söyledi.

Yu, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın global ajandası, dünya genelinde sayılır ve kabul edilir olmak. Çin’in ajandası ise global anlamda dominant ülke olmak. Bu ikisi oldukça farklı stratejiler. ABD’nin dünya üzerindeki dominantlığından hoşlanmayan Rusya, Çin’in dominant bir hale gelmesinden de rahatsızlık duyuyor. Haliyle Çin ile Rusya arasında sağlıklı bir müttefiklikten bahsedemeyiz ancak komşuluk gereği sorunları mümkün olduğunca diyalog ve diplomasi yoluyla çözmeye gayret ediyorlar. Bu durumu özellikle Orta Doğu ve Afrika’daki iş birliğinde görebiliyoruz.”

“ABD, Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmak zorunda”

Rusya’nın Libya’da da benzer strateji uygulayarak gönderdiği paralı savaşçılar, askeri silahlar ve finansal hamleler ile alandaki durumu kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye çalıştığını belirten Glen, Türkiye’nin hamleleri nedeniyle Moskova’nın bu stratejisinde başarıya ulaşamadığını dile getirdi.

Glen, “Libya, Rusya’nın benimsediği ulusal çıkarlar politikasının bir parçası durumunda ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ulusal güvenlik ve çıkarlarının ana temelini oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, sahip olduğu deniz ve hava gücü ile alandaki durumu değiştirdi. Haliyle Suriye’de güçlü bir ele sahip olan Rusya’nın Libya’daki eli ise oldukça zayıfladı.” şeklinde konuştu.

Glen, ABD’nin özellikle Orta Doğu ve Almanya’dan asker çekmesinin ardından Rusya ile mücadele kapsamında Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmak zorunda olduğunu vurguladı.

“Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız”

Glen, Türkiye’nin bölgede oluşan boşlukları iyi değerlendirdiğini ve özellikle Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumak adına Rusya ile karşı hamleler yapmaktan çekinmediğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Doğu Akdeniz, Türkiye için vazgeçilmez öneme sahip ve bu yüzden Libya’dalar. Bu noktada tıpkı Kıbrıs’ta ve şubat ayında Ruslara yaptıkları gibi bu konuda da karşılarına çıkan herkesle kafa kafaya geleceklerdir. Haliyle durumun ne kadar kritik olduğunu görmeli ve Türklerin çıkarlarının ne olduğunu anlamalıyız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in geleceğinde rol almak konusundaki kararlılığını kabul etmeli ve ABD olarak Doğu Akdeniz’deki rolümüzü yeniden gözden geçirmeliyiz.”

“Gülen darbesinden dolayı Türkiye’yi yanlış anladık”

Türkiye’nin özellikle ABD ve Batı tarafından yanlış okunduğunu belirten Glen, “Bence (Fetullah) Gülen darbesinden dolayı Türkiye’yi yanlış anladık. Bu (darbe) Türkiye’yi zayıflatma girişimiydi. Türkiye’nin iç sorunlarını ve verdikleri mücadeleyi anlamayan birçok insan Türkiye’yi yanlış okudu. Türkler, bunun altından kalkmayı başardılar ve çok daha güçlü programlar geliştiriyorlar. Bu yıl sonunda ilk çıkartma gemisini suya indirmeyi planlayan bir ülkeden bahsediyoruz. Bu, Doğu Akdeniz’deki dengelerde ve Türk donanmasında büyük etki yapacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Glen, Türkiye’nin insansız hava araçları da dahil olmak üzere askeri teknoloji alanında geldiği noktaya da değinerek, Libya’daki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin kazanan taraf olacağına inandığını sözlerine ekledi.

Çarpıcı açıklama: Türkiye’nin ciddiyeti sayesinde bu oldu

Suriyeli muhalifleri temsil eden Müzakere Yüksek Heyeti (MYK) Başkanı Nasr el-Hariri, Suriye’nin İdlib kentinde 6 Mart’ta yürürlüğe giren ateşkesin Türkiye ve Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) ciddiyeti sayesinde 9 yıldan bu yana gerçekleşen en uzun ateşkes olduğunu dile getirdi.

AA muhabirine konuşan Hariri, “İdlib’deki ateşkes, geçen 9 sene boyunca varılan en uzun ateşkes oldu. Neden? Çünkü SMO ile ortak paydalarımızın olduğu, dost ve kardeş ülke Türkiye’nin ciddiyeti söz konusu. Uluslararası camianın da askeri, insani ve siyasi pek çok faktörün etkisi ve aynı zamanda siyasi çözümden başka yol olmaması nedeniyle SMO ile Türkiye’nin düzenlediği meşru operasyonlara destek vermesi, tarafları atacakları adımları bin kere düşünmeye zorladı.” dedi.

Hariri, Esed rejimi ile müttefiklerinin özellikle de İran’ın, ateşkesten elde edecekleri çıkarları olmadığı için önceki senelerde olduğu gibi terörü bahane ederek ve gerçekleştirdikleri ihlallerle ateşkesi hükümsüz kılmaya çalışacakları uyarısında bulundu.

İdlib’deki ateşkesin, bölgedeki milyonlarca insanın hayatını koruduğu için çok önemli olduğunu ifade eden Hariri, “Geldiğimiz bu noktada siyasi süreçle sahadaki gelişmeleri birbirinden ayıramayız. Özellikle de rejim ve müttefikleri, Suriye meselesinde tek çözüm olarak askeri çözümü görürken. Rejim ateşkese zorlanarak, herkese siyasi çözümden başka seçenek olmadığı mesajı verildi. Rejimi ve müttefiklerini müzakere masasına çekecek olan tek faktör belki de İdlib’de sahada yaşananlardır.” diye konuştu.

MYK seçimleri

MYK’nın çalışmaları ve seçimlerle ilgili de konuşan Hariri, “Müzakere heyeti seçimleri konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok. Heyet başkanı, yardımcısı ve genel sekreteri bunu gerçekleştirmeye hazır. Bunun önündeki asıl engel, heyetin toplanmasına mani olan usulle ilgili iç meseleler ve Riyad’daki bağımsızlar toplantısıdır.” ifadelerini kullandı.

Hariri, Suudi Arabistan, Suriyeli bileşenler ve uluslararası camia arasında iletişimin devam ettiğini, MYK’nın birliğini ve varlığını koruma, seçimler başta olmak üzere diğer hedeflerini yerine getirmesi gibi olumlu bir yaklaşım benimsendiğini kaydetti. Hariri, bağımsızlar meselesinin tartışılmasının seçimlerden sonraya ertelenmesinin de önemli bir ilerleme olduğunu vurguladı.

Hariri, MYK’nın siyasi çözümü destekleyen uluslararası camia ve Suriyeli tüm bileşenlerin mutabakatıyla Riyad-1 ve 2 Konferansları sonucu tesis edildiğini, daha önce varılan mutabakatta yapılacak herhangi bir değişikliğin diyalog yoluyla olması gerektiğini dile getirdi.

MYK’nın büyük meydan okumalardan geçtiğini ancak kimsenin içişlerine karışmalarına müsade etmediklerini belirten Hariri, “Benim dönemimde ne Suudi Arabistan’dan ne de başkasından herhangi bir müdahale görmedim. Bir yanlışlık yapıldığını hissettiğimizde ki; bunun iyi niyetli olduğunu düşünüyorum, çekincelerimizi ortaya koyduk ve bunlara kulak verildi.” dedi.

Anayasa Komitesi’nin çalışmaları

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen’ın, Anayasa Komitesi’yle ilgili çalışmalarına da değinen Hariri, BM temsilcisinin, Komite’nin çalışmalarını anayasal içeriklerin tartışıldığı bir alana kaydırmaya çalıştığını söyledi.

Hariri, rejimin 7-8 öneriyi reddetmesi ve Anayasa Komitesi’ne verilen yetkiye aykırı bir ajanda üzerinde ısrar etmesinden sonra Pedersen’ın başka bir öneri sunmak için çalıştığını, rejim ile MYK arasında yapılan görüşmeden sonra kabul edilen bu önerinin, BM Güvenlik Konseyi’ne taşındığını ve tarafların anlaşmaya varışının ilan edildiğini kaydetti.

Hariri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anlaşmadan sonra Komite’nin davet edilmesi gerekiyordu. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle toplantı yapılamadığından Pedersen, online toplantı yapılması önerisini sundu. Online görüşmeler ancak Suriye ile ilgili daha basit meselelere uygun olacağından bazı çekincelerimiz oldu. Kaldı ki; daha önce düzenlenen toplantılarda bile bir sonuç elde edemedik. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Pedersen’a olumlu yanıt verdik ama her zaman olduğu gibi rejim yine itiraz etti ancak fiziksel toplantıya hazır olduğunu ifade etti. Sanıyorum ki, salgının gerilemesiyle beraber bir araya geleceğiz.”

Esed ile Oligark kuzeni Mahluf arasındaki anlaşmazlık 

Esed’in akrabalarından iş adamı Rami Mahluf’un yayımladığı video ve aralarında yaşanan anlaşmazlıkla ilgili de değerlendirmede bulunan Hariri, “Suriye halkının yarısından fazlasını öldüren, işkence eden ya da evsiz bırakan rejimin ektikleri artık kendi yandaşlarının başına musallat oluyor.” dedi.

Rejimin ekonomik bakımdan sıkıntı içinde olduğunu, getirdiği paralı askerler ve Suriye halkını öldürmek için aldığı silahların faturasının milyarlarca dolara ulaştığını belirten Hariri, ister dışarıda isterse rejim bölgelerinde olsun bunun bedelini yine Suriye halkının ödediğini vurguladı.

Mahluf’un sosyal medya hesabından yaptığı açıklamanın “tehlikeli” olduğunu aktaran Hariri, “Bu mesaj, rejimin ne kendisine ne de muhaliflere fayda sağlamayacağını anlatıyor. Bu rejim artık kendi yandaşlarının kanını emiyor. Bu da Suriye halkının sıkıntılarını artıracaktır. Mesaj şudur: Suriyeliler için bu rejimden ve onun kollarından kurtulmaktan, yeni bir anayasa hazırlamaktan ve yeni bir sayfa açmaktan başka çare yoktur. Devrim güçlerinin ve halkın isteği budur.” tespitini yaptı.

ABD’den YPG’yi silme adımı! Suriye’deki yeni maşa Araplar

ABD, Suriye’nin kuzeyindeki petrol sahalarında gücünü artırmak için Araplardan oluşacak bir askeri birlik kurmak için harekete geçti. YPG safından birliğe katılan Araplara 350 dolar maaş verilecek. Bu birlik, İranlı teröristlerle olası çatışmalarda da kullanılacak. Bin kişiden oluşması beklenen birlik, YPG’yi tasviye adımı olarak da algılandı.

Amerika, sözde çekildiğini açıkladığı Suriye’de yeniden konuşlanmaya ve güçlenmeye başlıyor…

ABD, Suriye’de SDG ismini kullanan terör örgütü YPG/PKK işgali altındaki petrol sahalarında varlığını güçlendirmek için çalışmalarına hız verdi.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD güçleri, YPG/PKK saflarındaki yüzlerce Arap’tan oluşacak özel bir birlik kurmak için harekete geçti.

Fırat Nehri’nin doğusunda bulunan petrol sahalarının güvenliğini sağlayacak birlik, Deyrizor’da Fırat Nehri hattında konuşlu İran destekli yabancı terörist gruplarla olası çatışmalarda yer alacak. YPG/PKK unsurları aylık yaklaşık 100’er dolar alırken, ABD yeni birliğe katılacak Araplara 350 dolar verecek.

YPG karşı çıksa da kabullendi

Birliğe katılanlar, ülkenin Suriye-Irak sınırındaki Haseke iline bağlı Şeddadi ilçesinde eğitim görecek. Bine yakın silahlı adamdan oluşması beklenen birlik doğrudan Amerikan güçlerine bağlı olacak. Kaynaklar, YPG/PKK’nın otorite kaybı yaşama ve petrol konusunda gelecekte devre dışı kalma ihtimalinden ötürü ABD planına karşı çıktığını ancak daha sonra bunu kabul etmek zorunda kaldığını belirtiyor. 

Rusya ile çekişme sürüyor

Bu arada; Fırat Nehri’nin doğusunda YPG işgali altındaki alanlar ABD-Rusya çekişmesine sahne olmaya devam ediyor. ABD’li üst düzey yetkilileri taşıyan bir askeri konvoy, 5 gün önce, Türkiye sınırındaki Aynularab (Kobani) ilçesinin güneyinde bulunan ve YPG’nin kullandığı Harab Işık üssünü ziyaret etti. Yetkililer, halihazırda Rus askeri polisinin bulunduğu Sırrin üssünün yakınlarından da geçti. Bunun üzerine Rusya üssü bazı askeri unsurlarla takviye etti.

Amerikalı grup, daha sonra Rakka’ya geçerek burada aktif olan iki üs ile YPG’nin kullandığı diğer iki eski üssü ziyaret etti. Üslere yapılan ziyaretler Ekim 2019’da çekilen ABD birliklerinin buralara geri dönme hazırlığı olarak yorumlandı.