Saglik

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Saglik

Sağlık çalışanlarına tepki çeken saldırı anı kamerada

Edinilen bilgilere göre olay, akşam saatlerinde Sivas Numune Hastanesinin Acil bölümünde meydana geldi. Y.Ö. isimli ayağı kırılan hastalarını Numune Hastanesi’ne getiren şahıslar, sağlık çalışanlarının hastalarıyla ilgilenmediğini iddia ederek tartışmaya başladı. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü, şahıslar sağlık ve güvenlik çalışanlarına saldırdı. Çıkan arbedede hastanenin Acil bölümü adeta savaş alanına döndü. Şahısların saldırısında 6 güvenlik görevlisi yaralandı. Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Olayda 8 hasta yakını gözaltına alınarak adli işlem başlatıldı.

Saldırı anı ise hastanenin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde hasta yakınlarının sağlık ve güvenlik çalışanlarına darp ettiği görüldü.

Öte yandan, Sivas Valisi Salih Ayhan da darp edilen sağlık ve güvenlik çalışanlarını ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti.

Dünyayı sarsan gelişme! Yeni hastalık tespit edildi

Dünya koronavirüs salgınıyla mücadele ederken, Kanada’dan tedirgin eden haber geldi. New Brunswick eyaletinde 40’tan fazla kişide gizemli bir beyin hastalığı tespit edildi.

New Brunswick’teki yetkililer yeni beyin hastalığıyla ilgili olarak basın toplantısı düzenledi. Menşei bilinmeyen ilerleyici olan bu hastalığın 45 kişide görüldüğü, 35’nin doğrulanmış vaka, 8 kişinin ise şüpheli vaka olduğu açıklandı. Araştırma ekibinden Dr. Jennifer Russell konuyla ilgili olarak “Büyük olasılıkla yeni bir hastalık. Nedenini belirlemek için çalışmalar yapıyoruz, fakat önümüzde çok iş var” yorumunda bulundu.

Belirli bir bölgeyi etkiliyor

Iflscience.com sitesinde yer alan habere göre hastalık çeşitli yaş gruplarını etkiliyor, hatta bazı gençleri de etkiliyor. Gizemli hastalık New Brunswick’in kuzeydoğusunda yer alan Acadian Yarımadası ile güneydoğudaki Moncton bölgesinde yoğunlaşmış görünüyor. Kanada’nın başka bir yerinde veya farklı ülkelerde başka bir vaka yok.

Vaka sayısı arttı

Gizemli beyin hastalığıyla ilgili ilk vaka 2015’te ortaya çıktı, fakat son yıllarda vaka sayısı arttı. 2019’da 11, 2020’de 24 vaka daha tespit edildi. 5 kişinin bu hastalık nedeniyle öldüğü sanılıyor.

Hastalığa yakalanan insanlarda davranış değişiklikleri, uyku bozuklukları, açıklanamayan ağrılar, halüsinasyon görmek, koordinasyon sorunları, şiddetli kas ağrıları gibi nörolojik semptomlar görülüyor.

Dr. Jennifer Russell semptomların ölümcül bir beyin hastalığı olan Creutzfeldt-Jakob (CJD) ile yakın benzerlikler taşıdığını belirtti. CJD, prion adı verilen bir protein türünün yol açtığı bir hastalık.

Ancak CJD ve bilinen tüm prion hastalıkları erken yapılan testlerle anlaşılabiliyor. Bu gizemli hastalık yeni bir prion hastalığı türü ya da tamamen yeni bir hastalık olabilir.

Nörotoksinler sebep olabilir

CBC’ye göre hastalığa neden olabilecek çevresel toksinler de araştırılıyor. Raporda deniz ürünlerine bağlı bakteriler tarafından üretilen bir nörotoksin olan BMAA (B-methylamino-L-alanine) üzerinde araştırmalar yapıldığı belirtildi. BMAA dışında kabuklu deniz ürünleri, sardalya ve hamsilerdeki algler tarafından üretilen domoik asit nörotoksini de diğer bir şüpheli olarak görülüyor. Fakat hastalığa neden olan patojen bulunmuş değil.

Gizemli hastalığa neyin sebep olduğuna dair araştırmalar sürüyor. Araştırma ekibi bu konuyla ilgili olarak nörologlar dışında, hayvan bilimi, çevre sağlığı, saha epidemiyolojisi, toksikoloji, mikrobiyoloji, viroloji alanlarında farklı uzmanlarla çalışıyor.

Araştırmacılar hastalığın çevresel etkilerle bağlantı olup olmadığı konusunda da yoğun bir çalışma içinde. Nörolog Alier Marrero yaptığı açıklamada, “Çevresel bir duruma maruz kalmaya işaret eden bazı coğrafi kümelenmeler var gibi görünüyor. Ancak bundan bahsetmek için daha çok erken” dedi.

New Brunswick’te hastalıkla ilgili panik başlamış durumda. New Brunswick’teki siyasetçiler, bilim insanlarından hastalıkla ilgili olarak hızla yanıt beklediklerini belirtti. Fakat uzmanlar hastalıkla ilgili bulgulara ulaşmak için biraz daha zamanın gerekli olduğunu belirtiyor.

Pasif agresif misiniz?

Pasif agresif insanlar, tatsız bir olay yaşandığında sinirlilik hallerini pek fazla dışa vurmazlar. Ancak başka yollarla karşı atağa geçmekten de geri durmazlar.Her zaman mağdur tarafta olduklarını iddia ederler. Dedikodu yapmaktan çok hoşlanırlar ve şikâyetçi oldukları bir konuyu muhatabına değil, diğer insanlara anlatmayı tercih ederler.

Sizler için yirmi maddede pasif agresif insanların ortak davranış özelliklerini ele aldım. Hem kendinizin hem de yakınlarınızın pasif agresif olup olmadığını fark etmeniz için rehberlik edecektir.

 Pasif agresif insanların ortak özellikleri şunlardır:

-Sinirlilik halini sözlerinden ziyade hareketleriyle belli eder. Örneğin; kalemini kırar, eliyle masaya vurur, odadan çıkarken kapıyı sert şekilde çarpar, kıyafetinin yakasını yırtmak ister gibi çekiştirebilir.

-Karşısındakine karşı olumsuz hiçbir düşüncesinin olmadığını söyler, ama çok geçmeden sözleriyle davranışlarının uyuşmadığı fark edilir.

-Samimiyetle konuşurken, aniden resmileşebilir. Davranışlarında dengesizlik ve kararsızlık gözlemlenir.

-Karşısındakini anlamak istemediği için sıklıkla sözünü keser. Anlamak adına çaba göstermek yerine, ön yargılarının arkasında durmayı yeğler.

-Kendi içinde ve dışında iletişimsizlik sorunu vardır. Kendini ifade etmekte güçlük çeker. İletişimden kaynaklanan sorunları çözmede son derece başarısızdır.

-Kızdığı kişinin faydalanabileceği bir şey yapmamak için direnerek veya karşısındakine sevgisini göstermeyerek ceza verdiğini düşünür.

-Aba altından sopa göstermek, iğneleyici sözler söylemek, üstü kapalı hakaret etmek pasif agresiflerin işidir.

-Sürekli birilerini kötüler, yıkıcı eleştirilerde bulunur, suçlar.

-Çevresindekiler huysuz biri olduğunu düşünür, takım çalışmasına yatkın değildir. Sürdürülebilir ilişkiler kurmakta zorlanır.

-Tatsız bir konuyu kapatması için daha önce uyarılmış olmasına rağmen, aynı şeyi tekrar tekrar açar.

-Öfkesi yön değiştirme eğilimi taşır. Tepkilerini konuyla hiç ilgisi olmayan bir insana yöneltebilir. Eşine kızan bir öğretmenin, aynı gün öğrencilerine karşı soğuk davranması buna örnek olarak verilebilir.

-Empati kurmayı beceremez.

-Tartışma sonrasında karşısındakine rahatsızlık verecek şeyler icat etmekte uzmandır. İnsanların zayıf noktalarının üstüne giderek huzursuzluk yaratır.

-Sorumlulukları ağır geldiğinde bunu söyleyerek yardım istemek yerine, hiçbir açıklama yapmadan yerine getirmemeyi veya ertelemeyi tercih eder. Açıklama yapacaksa da bahaneler üretir, pişkinlik sergiler.

-Yapmak istemediği şeylerde karşısındakine “hayır” demeyi beceremediği zaman, başka bir sebep olmasa dahi o kişiyle iletişimini aniden kesme kararı alır.

-Sinirlendiğinde kaçmaya çalışır. Bulunduğu ortamı terk eder.

-Çaresiz ve şanssız olduğunu düşünür. Her şey onu hayal kırıklığına uğratacakmış gibi bir kaygıyla yaşar.

-Kin gütme, intikam alma güdüsü duyar ve bu hislerini dolaylı yollarla tatmin eder. Alay etmek, insanlara hoşlanmayacakları takma isimler vermek, ve mizahı onları sinirlendirmek için kullanmak da buna dahildir.

-Gereksiz yere alınganlık gösterir. Alındığını belli etmemeye çalışsa da hemen enerjisi düşer. Yüzünün asılmasına mani olamaz ve başka bir konuya odaklanmakta güçlük çeker.

-Sürekli takdir edilmeyi bekler. Onun yerine bir başkasının takdir edildiğini gördüğünde sabote etmeye çalışır.

Demet Baykal

Yaşam Koçu

Sosyal mesafe ve maske, bulaşıcı hastalıkları azalttı

Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, koronavirüs salgınından korunmak için insanların kendilerini izole etmesi ve maske kullanımıyla birlikte damlacık yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklarda düşüş yaşandığını söyledi.

Koronavirüs salgınından korunmak için alınan maske ve sosyal mesafe önlemleri, insan hayatının bir parçası haline geldi. Maske takılması ve sosyal mesafe kuralına uyulması, diğer bulaşıcı hastalıkların da oranını düşürdü.

Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıları Anabilim Dalı Başkanı ve İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, maske kullanımı ve sosyal mesafeye uyulmasının, damlacık yoluyla bulaşan hastalıklarda ciddi oranda azalmaya neden olduğunu söyledi.

Fotoğraf: DHA

[Fotoğraf: DHA]

Prof. Dr. Çelen, “Maske kullanımı ve sosyal mesafeye uymak, COVID-19’un dışında tamamen diğer viral etkenlerin de korunması noktasında son derece önemlidir. Adenovirüsler, rhinovirüsler, influenza virüsleri gibi damlacık yoluyla bulaşan hastalıklara baktığımızda, bunların tamamı korona ile aynı yönlerle bulaştığı için, bizim etkin bir şekilde maske kullanımımız ve sosyal mesafeye uyumumuz diğer hastalıklara karşı da bizi koruyucu hale getirir. Poliklinik şartlarında deneyim ve gözlemsel oranlara baktığımızda ciddi anlamda düşüşler olduğunu gördük. İnsanların kendilerini izole etmesi, insanların maske kullanımını yaygınlaştırması, Covid-19’dan korunmayla birlikte influenzaya, adenovirüslere ve rhinovirüslere karşı da korunmayı getirmiştir” dedi.

‘Koronavirüs bize pandemi kültürünü öğretti’

Maske kullanımı ve sosyal mesafenin bize pandemi kültürünü öğrettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çelen, 1957 ve 1969 tarihlerinde yaşanan büyük pandemilerin Asya’da pandemi kültürü oluşturduğunu hatırlattı.

Fotoğraf: DHA

[Fotoğraf: DHA]

Çelen, “Maske kullanımı ve sosyal mesafe son derece önemli olup bize pandemi kültürünü öğretti. Asya ülkelerinde 1957’de yaşanan büyük bir pandemiden sonra ve yine 1969 Hong Kong pandemisinden sonra insanlarda ciddi anlamda pandemi kültürü oluştu. Bu ne demektir, insanlar birbirine çok yaklaşmıyorlar, bizim selamlaşma alışkanlıklarımız gibi öpüşmeden uzak duruyorlar, eğer hastalarsa maskelerini takıp insanlara bulaştırmıyorlar, işte buna pandemi kültürü deniyor. Biz de bu kültürü aslında öğrenmiş oluyoruz” diye konuştu. 

Maske uygulaması neden önemli?

Bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre öksürme ve hapşırmanın yanı sıra konuşmak da koronavirüsün yayılmasına neden oluyor. Bu nedenle konuşurken de sosyal mesafeyi korumak ve maske kullanmak hayati önem taşıyor.

Yunanistan’da sağlık sektörüne darbe hemşirelerden geldi

Koronavirüs ile mücadelede dünyaya örnek olan Türkiye, bu süreçte güçlü sağlık sistemiyle öne çıkarken, Yunanistan’da sağlık çalışanları ülkedeki sağlık sisteminin kronik sorunlarını ve içinde bulundukları şartları protesto ediyor.

12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü, Yunanistan’da protestolar eşliğinde kutlanıyor. Yunan sağlık çalışanları, koronavirüsten dolayı felç olan sağlık sisteminin geçmişten gelen kronik sorunlarına çözüm bulunmasını istiyor.

Aksam.com.tr’nin Kathimerini’den aktardığı habere göre, Yunanistan’daki Kamu Hastaneleri Çalışanları Federasyonu (POEDIN), 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nde hastane çalışanlarının sağlık sistemindeki “kronik sorunlara” ve içinde bulundukları şartlara dikkat çekmek için protesto gerçekleştireceğini açıkladı.

Kathimerini’nin “Hastane çalışanları yoğun bakım yatağı ve Kovid-19 testi talep ediyor” başlıklı haberinde, Yunanistan’da şu an sağlık alanında yapılan harcamaların, gayri safi yurt içi hasılanın yalnızca yüzde 4,7’sine tekabül ettiği kaydedildi. Bu rakamın, artan ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığı belirtildi.

Yunan doktorlar ve hemşireler, söz konusu rakamın AB ortalaması olan yüzde 7,5’e çıkarılmasını ve bir yılda işi bırakan ortalama 1.500 sağlık çalışanına karşılık yılda 3 bin ila 4 bin arasında çalışanın işe alınacağı bir program oluşturulmasını istiyor.

Federasyon, yaşanan bu sağlık kriziyle ilgili olarak, mevcutta 2.000 olan yoğun bakım yatağı sayısının 3 bin 500’e çıkarılmasını, koronavirüs hastalarıyla yakın temasta olan çalışanlar için alınan önlemlerin artırılmasını, bütün çalışanlara ve hastaneye giriş yapan hastalara test yapılmasını talep ediyor.

Koronavirüs sürecinde sigarayı bırakma çağrıları yüzde 82’ye ulaştı

Koronavirüs salgını öncesinde YEDAM’a yapılan aramaların yüzde 12’sini oluşturan sigarayı bırakma aramaları, salgın sürecinde yüzde 82’ye ulaştı.

Yeşilay Danışmanlık Merkezini (YEDAM) sigarayı bırakmak için arayanların sayısında, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde artış oldu.

Yeşilay’dan yapılan açıklamaya göre, ücretsiz psikolojik danışmanlık ve rehabilitasyon desteği sunan YEDAM, koronavirüs salgını sürecinde de görev yapmaya devam etti.

Arayanların yüzde 80’i erkek

YEDAM, son 15 günde, 6 bin 673’ü tütün, 602’si alkol, 801’i madde, 336’sı kumar ve teknoloji bağımlılığıyla ilgili, toplam 8 bin 412 çağrı aldı.

YEDAM’ı arayanların yüzde 80’ini erkekler, yüzde 20’sini ise kadınlar oluşturdu.

Koronavirüs öncesinde toplam aramaların yüzde 12’sini oluşturan sigarayı bırakma aramaları, salgın sürecinde yüzde 82’ye ulaştı.

Aramalardaki artışta, Yeşilay’ın “Sigarayı bırakmanın tam zamanı” kampanyası da etkili oldu.

En çok talep İstanbul’dan geldi

Sigarayı bırakmak isteyenlere bakıldığında, yüzde 20’sinin 15-25, yüzde 35’inin 25-45 ve yüzde 45’inin 45-70 yaş aralığında olduğu görüldü.

Büyük kısmı İstanbul’dan gelen çağrıları sırasıyla Ankara, İzmir ve Antalya izledi.

YEDAM’ın uzman ekibi, danışanları bilgilendirerek, haftalık takip aramalarıyla da bırakma sürecini izliyor. YEDAM’a 444 79 75 numaralı telefondan ulaşılabiliyor.

Yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihazıyla evde mavi ışık tedavisi

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesindeki bilim insanları, yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihaz geliştirdi. Bu sayede sarılığı olan bebekler, hastaneye yatırılmadan evlerinde “mavi ışık” tedavisi alabilecek.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Canpolat ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Aygen Yılmaz, yenidoğanlarda görülen sarılık hastalığının tedavisinin evde yapılabilmesi için çalışma yürüttü.

KOSGEB’e de proje yazarak destek alan Canpolat ile Yılmaz, 5 yıl süren çalışma sonucu, evlerde kolayca mavi ışık tedavisi yapabilen yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihazı üretmeyi başardı.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Hastanelerde uygulanan cihazla eşdeğer şekilde çalışıyor

Yapılan analizlerde, cihazın hastanelerde uygulanan standart fototerapi cihazıyla eşdeğer şekilde çalıştığını tespit eden ekip, sonuçlarını uluslararası bilimsel bir dergide yayımladı.

Taşınabilir cihazın, C belgesi ve patentini alarak hizmete sunan bilim insanları, kiralama yöntemiyle kullanılabilecek cihazın özellikle yeni tip koronavirüsle (COVID-19) mücadele sürecinde salgının yayılmasının önlenmesine katkı sunacağına inanıyor.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Talimatları okuyarak kolayca kullanılabiliyor

Prof. Dr. Canpolat, yenidoğanlarda bazen sarılık meydana geldiğini, hastanelerde kuvöz içinde mavi ışık tedavisi uygulandığını ancak salgın sürecinde ailelerin hastaneye gitmekten tedirgin olabildiğini söyledi.

Bu süreçte bazı ailelerin evde mavi ışık tedavisi istediğini vurgulayan Canpolat, “Bu cihaz, hastanelerin ve sağlık kuruluşlarının yanı sıra evde fototerapi imkanı sağlıyor. Cihazın bilimsel çalışmasını yaptık. Standart fototerapi cihazıyla karşılaştırdık, hastalar üzerinde deneme yaptık. Standart fototerapi cihazıyla eşdeğer çalıştığını gösterdik” dedi.

Cihazın çantayla taşınıp, evde yatak üzerine kolayca kurulabildiğini anlatan Canpolat, hemşireye veya yardımcı personele gerek kalmadan talimatları okuyarak kolayca kullanılabildiğini belirtti.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Güvenlik ön planda

Canpolat, çocuğun gözünün korunması için yerleştirdikleri gözlüğü hastanın takmadan cihazın çalışmadığını, güvenliğin ön planda olduğunu açıkladı. Ankara, İstanbul, İzmir ve Kayseri’den cihazı isteyenlerin olduğunu vurgulayan Canpolat, seri üretim için talep gelmesi halinde bilimsel destek sunacaklarını anlattı.

Canpolat, cihazı satın almaya gerek olmadığını söyledi. Kiralama yönteminin daha ekonomik olduğunu belirten Canpolat, şöyle konuştu:

“Mutlaka doktor tavsiyesiyle kullanılması gerekiyor. Çantayla cihazın toplam ağırlığı 4 kilogram. Götürüp, kolayca kurup, tedaviyi uygulayacaklar. 12 ya da 24 saatte bir hastaneye gidip kan tahlili vererek, bilirubin seviyesini ölçtürecekler. Normal seviyeye düşünce tedaviyi kesecekler. Bu sayede, çocuğu ve anneyi enfeksiyon riskinden uzak tutuyor hem de anne ile çocuk ayrı kalmıyor. Bu cihazı ilk biz yaptık ve patentini aldık, tamamen yerli ve milli. Bizden sonra İran ve Amerika’da birkaç taklitlerimiz oldu ama bu cihazın tasarımını ilk yapan biz olduk.”

Daha yaygın kullanımı için seri üretime geçilmesi gerektiğine değinen Canpolat, “Koronavirüs nedeniyle hastanedeki yoğunluğun azalmasına ve salgının yayılmasının önlenmesine katkı sunacağına inanıyoruz. Her kullanımdan sonra dezenfekte edilmektedir. Kullananların da evde cihazı alkollü bezle silmesi yeterlidir” dedi.

Sigara virüsün hücreye yapışmasını kolaylaştırıyor

Yeni tip koronavirüsün sigara içen kişilerde hücreye yapışmasının ve vücuda girmesinin daha kolay olduğu belirtiliyor.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (TNKÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nejat Altıntaş, salgın nedeniyle yaşanan ölümlerin çoğunun solunum yetmezliğinden kaynaklandığını söyledi.

Solunum sıkıntısı olan ve sigara kullanan kişilerin büyük risk altında olduğunu belirten Altıntaş, “Virüs yaşlı, kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin yanı sıra sigara kullanan kişiler üzerinde de çok etkili oluyor ve can kaybına neden oluyor” dedi.

“Kanın akışkanlığını bozuyor”

Altıntaş, sigaranın, virüsün vücuda girmesini kolaylaştırdığını, bu dönemde sigara içen kişilerin mutlaka bu alışkanlıklarına son vermesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Vücudumuza bağlanmayı kolaylaştıran furin diye bir madde var. Sigara içen kişilerde bu madde diğer insanlara göre çok daha fazla. Bu, virüsün hücreye yapışmasını ve vücuda girmesini kolaylaştırıyor. Aynı zamanda kırmızı kan hücrelerine yapışmasını sağlıyor. Dolayısıyla sigara içmek birkaç yönden etkili. Virüsün hücrenin içerisine girmesini kolaylaştırıyor ve kırmızı kan hücrelerinin koyulaşması ve pıhtılaşmasına neden oluyor. Bu da kanın akışkanlığını bozuyor.” 

“Benzini olmayan araba haline geliyorsunuz”

Virüsün etki mekanizmasının çok karışık olduğunu ve her gün farklı bir tepki verdiğini anlatan Doç. Dr. Nejat Altıntaş, “Normalde hastalık iki yeri etkiliyor. Birincisi akciğer. Sanki suda boğulma gibi etki ediyor. Yani bütün nefes borusunun içi suyla doluyor. İkincisi ise kırmızı kan hücrelerini parçalıyor. Kırmızı kan hücreleri vücudumuzdaki oksijenin taşınmasından sorumludur. Yani soba zehirlenmesinde, gaz zehirlenmesinde, karbonmonoksit zehirlenmesinde kırmızı kan hücreleri parçalanır. Oksijen taşıyamaz hale gelir. Bunun sonucunda da nefessiz kalınır. Yani benzini olmayan araba haline geliyorsunuz” dedi.

Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın yolu sağlıklı beslenmekten geçiyor

Koronavirüsle mücadelede immün ya da bilinen adıyla bağışıklık sisteminin güçlü olması çok önemli. İmmün sistemin güçlü olması için ise sağlıklı ve dengeli beslenmek gerekiyor.

Koronavirüsle mücadele bütün hızıyla sürüyor. Virüs hakkında her gün yeni bir bilgiye ulaşılıyor. Aşı çalışmalarının yanı sıra etkin ilaç tedavisi yöntemleri üzerinde de duruluyor. Türkiye Bilimler Akademisinin hazırladığı rapora göre Covid-19’un da içinde olduğu viral hastalıklardan korunmanın veya en hafif şekilde atlatmanın yolu immün sistemi, diğer adıyla bağışıklık sistemini güçlü tutmaktan geçiyor. Raporda güçlü bağışıklık sistemi için dengeli ve sağlık beslenmenin şart olduğunun altı çiziliyor. Türkiye Bilimler Akademisi raporunda immün sistemi güçlendirmek için altı çizilen önerileri derledik.

Grafik: Hafize Yurt

[Grafik: Hafize Yurt]

Doğal savunma sistemi 

İmmün sistem, aslında vücudun doğal savunma sistemi olarak nitelendirilebilir. Vücudu bakteriler, virüsler, parazitler, funguslar gibi saldırganlara karşı koruyor. Öyle ki uygun bir şekilde çalıştığında nezleden kansere kadar değişen tüm sağlık sorunlarını önlüyor. İmmün sistem genetik, yaş, cinsiyet, beslenme durumu, sigara içme alışkanlığı, fiziksel aktivite düzeyi, alkol tüketimi, stres, hormonlar, enfeksiyon, aşı öyküsü gibi birçok faktör tarafından etkileniyor. 

Grafik: Hafize Yurt

[Grafik: Hafize Yurt]

Koronavirüse karşı dengeli beslenmenin önemi

Beslenme, immün sistemi etkileyen faktörlerin en önemlisi. Çünkü yeterli ve dengeli beslenme sayesinde immün sistem gelişiyor ve viral enfeksiyonlara karşı koruma sağlıyor. Zaman zaman bazı besin maddeleri ve bitkilerin uygun miktarda tüketilmesi de buna katkı sağılıyor. 

Vücudun karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve su olarak gruplandırılan 50’ye yakın türde besin öğesine gereksinimi bulunuyor. Farklı görevleri nedeniyle organizmanın işleyişi için vazgeçilmez olan bu besin ögelerinin, immün sistem üzerine etkileri de doğal olarak farklı. 

A ve D vitamininin immün sistemi düzenleyici ve antienflamatuar (iltihabi reaksiyonu önleme) özelliği bulunuyor. E ve C vitamini antioksidan etkisiyle immün sistem üzerinde etkili oluyor. Yine demir ile çinko eksikliğinde ise immün sistem zayıflıyor ve olumsuz etkileniyor. 

Yoğurt, kefir, boza ve tarhana gibi “probiyotikler” ile soğan, sarımsak, yer elması, muz benzeri sebze ve meyvelerin yanı sıra tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller gibi “prebiyotikler” immün sistem üzerinde etkili. Yine zerdeçal, ekinezya, zencefil, çay, karabiber, sumak, keçiboynuzu, sirke ve sarımsak antioksidan özellikleri ile immün sisteme destek oluyor. Aynı zamanda antienflamatuar etkileriyle immün sistemin yol açtığı inflamasyonu da azaltıyorlar. Bal ise antienflamatuar özelliğin yanında antibakteriyel özelliğe de sahip… Antioksidanlar da bazı mekanizmalarla serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlıyor. 

Gıda takviyesi hekim kontrolünde yapılmalı

Sağlıklı ve güçlü bir immün sistem için bir ilaç, bir vitamin ya da bir besin takviyesi yok. Ancak yeterli ve dengeli beslenmeye ilave olarak zerdeçal, ekinezya, zencefil, çay, keçi boynuzu, karabiber ve sumak gibi bitkisel ürünler uygun miktar ve sürelerde tüketildiği zaman destekleyici etki gösterebiliyor. 

Yine sağlıklı beslenme alışkanlığına ilave olarak yürüyüş yapmak, yeterli ve kaliteli uyumak, stresten uzak durmak ya da başa çıkabilmeyi bilmek immün sistemin iyileşmesine, dolayısıyla güçlenmesine yardımcı oluyor. 

Gıda takviyelerinin gelişi güzel, uzun süreli, tek yönlü kullanımı ya da dengesiz tüketilmesi, vücudu olumsuz etkiliyor. Özellikle doz aşımları vücutta kalıcı hasar oluşumuna veya metobilik faaliyetlerin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor. Bundan dolayı immün sistemi güçlendirmek ya da herhangi bir hastalığın tedavisine yönelik bu tür besin ve bitki ürünlerinin hekim kontrolünde tüketilmesi gerekiyor. Dengeli beslenmesinin yanında düzenli bir hayat sürmek ve hareketsiz kalmamak da immün sistemin güçlenmesine katkı sağlıyor.