Saglik

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Saglik

Sosyal mesafe ve maske, bulaşıcı hastalıkları azalttı

Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, koronavirüs salgınından korunmak için insanların kendilerini izole etmesi ve maske kullanımıyla birlikte damlacık yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklarda düşüş yaşandığını söyledi.

Koronavirüs salgınından korunmak için alınan maske ve sosyal mesafe önlemleri, insan hayatının bir parçası haline geldi. Maske takılması ve sosyal mesafe kuralına uyulması, diğer bulaşıcı hastalıkların da oranını düşürdü.

Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıları Anabilim Dalı Başkanı ve İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, maske kullanımı ve sosyal mesafeye uyulmasının, damlacık yoluyla bulaşan hastalıklarda ciddi oranda azalmaya neden olduğunu söyledi.

Fotoğraf: DHA

[Fotoğraf: DHA]

Prof. Dr. Çelen, “Maske kullanımı ve sosyal mesafeye uymak, COVID-19’un dışında tamamen diğer viral etkenlerin de korunması noktasında son derece önemlidir. Adenovirüsler, rhinovirüsler, influenza virüsleri gibi damlacık yoluyla bulaşan hastalıklara baktığımızda, bunların tamamı korona ile aynı yönlerle bulaştığı için, bizim etkin bir şekilde maske kullanımımız ve sosyal mesafeye uyumumuz diğer hastalıklara karşı da bizi koruyucu hale getirir. Poliklinik şartlarında deneyim ve gözlemsel oranlara baktığımızda ciddi anlamda düşüşler olduğunu gördük. İnsanların kendilerini izole etmesi, insanların maske kullanımını yaygınlaştırması, Covid-19’dan korunmayla birlikte influenzaya, adenovirüslere ve rhinovirüslere karşı da korunmayı getirmiştir” dedi.

‘Koronavirüs bize pandemi kültürünü öğretti’

Maske kullanımı ve sosyal mesafenin bize pandemi kültürünü öğrettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çelen, 1957 ve 1969 tarihlerinde yaşanan büyük pandemilerin Asya’da pandemi kültürü oluşturduğunu hatırlattı.

Fotoğraf: DHA

[Fotoğraf: DHA]

Çelen, “Maske kullanımı ve sosyal mesafe son derece önemli olup bize pandemi kültürünü öğretti. Asya ülkelerinde 1957’de yaşanan büyük bir pandemiden sonra ve yine 1969 Hong Kong pandemisinden sonra insanlarda ciddi anlamda pandemi kültürü oluştu. Bu ne demektir, insanlar birbirine çok yaklaşmıyorlar, bizim selamlaşma alışkanlıklarımız gibi öpüşmeden uzak duruyorlar, eğer hastalarsa maskelerini takıp insanlara bulaştırmıyorlar, işte buna pandemi kültürü deniyor. Biz de bu kültürü aslında öğrenmiş oluyoruz” diye konuştu. 

Maske uygulaması neden önemli?

Bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre öksürme ve hapşırmanın yanı sıra konuşmak da koronavirüsün yayılmasına neden oluyor. Bu nedenle konuşurken de sosyal mesafeyi korumak ve maske kullanmak hayati önem taşıyor.

Yunanistan’da sağlık sektörüne darbe hemşirelerden geldi

Koronavirüs ile mücadelede dünyaya örnek olan Türkiye, bu süreçte güçlü sağlık sistemiyle öne çıkarken, Yunanistan’da sağlık çalışanları ülkedeki sağlık sisteminin kronik sorunlarını ve içinde bulundukları şartları protesto ediyor.

12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü, Yunanistan’da protestolar eşliğinde kutlanıyor. Yunan sağlık çalışanları, koronavirüsten dolayı felç olan sağlık sisteminin geçmişten gelen kronik sorunlarına çözüm bulunmasını istiyor.

Aksam.com.tr’nin Kathimerini’den aktardığı habere göre, Yunanistan’daki Kamu Hastaneleri Çalışanları Federasyonu (POEDIN), 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nde hastane çalışanlarının sağlık sistemindeki “kronik sorunlara” ve içinde bulundukları şartlara dikkat çekmek için protesto gerçekleştireceğini açıkladı.

Kathimerini’nin “Hastane çalışanları yoğun bakım yatağı ve Kovid-19 testi talep ediyor” başlıklı haberinde, Yunanistan’da şu an sağlık alanında yapılan harcamaların, gayri safi yurt içi hasılanın yalnızca yüzde 4,7’sine tekabül ettiği kaydedildi. Bu rakamın, artan ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığı belirtildi.

Yunan doktorlar ve hemşireler, söz konusu rakamın AB ortalaması olan yüzde 7,5’e çıkarılmasını ve bir yılda işi bırakan ortalama 1.500 sağlık çalışanına karşılık yılda 3 bin ila 4 bin arasında çalışanın işe alınacağı bir program oluşturulmasını istiyor.

Federasyon, yaşanan bu sağlık kriziyle ilgili olarak, mevcutta 2.000 olan yoğun bakım yatağı sayısının 3 bin 500’e çıkarılmasını, koronavirüs hastalarıyla yakın temasta olan çalışanlar için alınan önlemlerin artırılmasını, bütün çalışanlara ve hastaneye giriş yapan hastalara test yapılmasını talep ediyor.

Koronavirüs sürecinde sigarayı bırakma çağrıları yüzde 82’ye ulaştı

Koronavirüs salgını öncesinde YEDAM’a yapılan aramaların yüzde 12’sini oluşturan sigarayı bırakma aramaları, salgın sürecinde yüzde 82’ye ulaştı.

Yeşilay Danışmanlık Merkezini (YEDAM) sigarayı bırakmak için arayanların sayısında, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde artış oldu.

Yeşilay’dan yapılan açıklamaya göre, ücretsiz psikolojik danışmanlık ve rehabilitasyon desteği sunan YEDAM, koronavirüs salgını sürecinde de görev yapmaya devam etti.

Arayanların yüzde 80’i erkek

YEDAM, son 15 günde, 6 bin 673’ü tütün, 602’si alkol, 801’i madde, 336’sı kumar ve teknoloji bağımlılığıyla ilgili, toplam 8 bin 412 çağrı aldı.

YEDAM’ı arayanların yüzde 80’ini erkekler, yüzde 20’sini ise kadınlar oluşturdu.

Koronavirüs öncesinde toplam aramaların yüzde 12’sini oluşturan sigarayı bırakma aramaları, salgın sürecinde yüzde 82’ye ulaştı.

Aramalardaki artışta, Yeşilay’ın “Sigarayı bırakmanın tam zamanı” kampanyası da etkili oldu.

En çok talep İstanbul’dan geldi

Sigarayı bırakmak isteyenlere bakıldığında, yüzde 20’sinin 15-25, yüzde 35’inin 25-45 ve yüzde 45’inin 45-70 yaş aralığında olduğu görüldü.

Büyük kısmı İstanbul’dan gelen çağrıları sırasıyla Ankara, İzmir ve Antalya izledi.

YEDAM’ın uzman ekibi, danışanları bilgilendirerek, haftalık takip aramalarıyla da bırakma sürecini izliyor. YEDAM’a 444 79 75 numaralı telefondan ulaşılabiliyor.

Yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihazıyla evde mavi ışık tedavisi

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesindeki bilim insanları, yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihaz geliştirdi. Bu sayede sarılığı olan bebekler, hastaneye yatırılmadan evlerinde “mavi ışık” tedavisi alabilecek.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Canpolat ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Aygen Yılmaz, yenidoğanlarda görülen sarılık hastalığının tedavisinin evde yapılabilmesi için çalışma yürüttü.

KOSGEB’e de proje yazarak destek alan Canpolat ile Yılmaz, 5 yıl süren çalışma sonucu, evlerde kolayca mavi ışık tedavisi yapabilen yerli ve milli taşınabilir fototerapi cihazı üretmeyi başardı.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Hastanelerde uygulanan cihazla eşdeğer şekilde çalışıyor

Yapılan analizlerde, cihazın hastanelerde uygulanan standart fototerapi cihazıyla eşdeğer şekilde çalıştığını tespit eden ekip, sonuçlarını uluslararası bilimsel bir dergide yayımladı.

Taşınabilir cihazın, C belgesi ve patentini alarak hizmete sunan bilim insanları, kiralama yöntemiyle kullanılabilecek cihazın özellikle yeni tip koronavirüsle (COVID-19) mücadele sürecinde salgının yayılmasının önlenmesine katkı sunacağına inanıyor.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Talimatları okuyarak kolayca kullanılabiliyor

Prof. Dr. Canpolat, yenidoğanlarda bazen sarılık meydana geldiğini, hastanelerde kuvöz içinde mavi ışık tedavisi uygulandığını ancak salgın sürecinde ailelerin hastaneye gitmekten tedirgin olabildiğini söyledi.

Bu süreçte bazı ailelerin evde mavi ışık tedavisi istediğini vurgulayan Canpolat, “Bu cihaz, hastanelerin ve sağlık kuruluşlarının yanı sıra evde fototerapi imkanı sağlıyor. Cihazın bilimsel çalışmasını yaptık. Standart fototerapi cihazıyla karşılaştırdık, hastalar üzerinde deneme yaptık. Standart fototerapi cihazıyla eşdeğer çalıştığını gösterdik” dedi.

Cihazın çantayla taşınıp, evde yatak üzerine kolayca kurulabildiğini anlatan Canpolat, hemşireye veya yardımcı personele gerek kalmadan talimatları okuyarak kolayca kullanılabildiğini belirtti.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Güvenlik ön planda

Canpolat, çocuğun gözünün korunması için yerleştirdikleri gözlüğü hastanın takmadan cihazın çalışmadığını, güvenliğin ön planda olduğunu açıkladı. Ankara, İstanbul, İzmir ve Kayseri’den cihazı isteyenlerin olduğunu vurgulayan Canpolat, seri üretim için talep gelmesi halinde bilimsel destek sunacaklarını anlattı.

Canpolat, cihazı satın almaya gerek olmadığını söyledi. Kiralama yönteminin daha ekonomik olduğunu belirten Canpolat, şöyle konuştu:

“Mutlaka doktor tavsiyesiyle kullanılması gerekiyor. Çantayla cihazın toplam ağırlığı 4 kilogram. Götürüp, kolayca kurup, tedaviyi uygulayacaklar. 12 ya da 24 saatte bir hastaneye gidip kan tahlili vererek, bilirubin seviyesini ölçtürecekler. Normal seviyeye düşünce tedaviyi kesecekler. Bu sayede, çocuğu ve anneyi enfeksiyon riskinden uzak tutuyor hem de anne ile çocuk ayrı kalmıyor. Bu cihazı ilk biz yaptık ve patentini aldık, tamamen yerli ve milli. Bizden sonra İran ve Amerika’da birkaç taklitlerimiz oldu ama bu cihazın tasarımını ilk yapan biz olduk.”

Daha yaygın kullanımı için seri üretime geçilmesi gerektiğine değinen Canpolat, “Koronavirüs nedeniyle hastanedeki yoğunluğun azalmasına ve salgının yayılmasının önlenmesine katkı sunacağına inanıyoruz. Her kullanımdan sonra dezenfekte edilmektedir. Kullananların da evde cihazı alkollü bezle silmesi yeterlidir” dedi.

Sigara virüsün hücreye yapışmasını kolaylaştırıyor

Yeni tip koronavirüsün sigara içen kişilerde hücreye yapışmasının ve vücuda girmesinin daha kolay olduğu belirtiliyor.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (TNKÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nejat Altıntaş, salgın nedeniyle yaşanan ölümlerin çoğunun solunum yetmezliğinden kaynaklandığını söyledi.

Solunum sıkıntısı olan ve sigara kullanan kişilerin büyük risk altında olduğunu belirten Altıntaş, “Virüs yaşlı, kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin yanı sıra sigara kullanan kişiler üzerinde de çok etkili oluyor ve can kaybına neden oluyor” dedi.

“Kanın akışkanlığını bozuyor”

Altıntaş, sigaranın, virüsün vücuda girmesini kolaylaştırdığını, bu dönemde sigara içen kişilerin mutlaka bu alışkanlıklarına son vermesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Vücudumuza bağlanmayı kolaylaştıran furin diye bir madde var. Sigara içen kişilerde bu madde diğer insanlara göre çok daha fazla. Bu, virüsün hücreye yapışmasını ve vücuda girmesini kolaylaştırıyor. Aynı zamanda kırmızı kan hücrelerine yapışmasını sağlıyor. Dolayısıyla sigara içmek birkaç yönden etkili. Virüsün hücrenin içerisine girmesini kolaylaştırıyor ve kırmızı kan hücrelerinin koyulaşması ve pıhtılaşmasına neden oluyor. Bu da kanın akışkanlığını bozuyor.” 

“Benzini olmayan araba haline geliyorsunuz”

Virüsün etki mekanizmasının çok karışık olduğunu ve her gün farklı bir tepki verdiğini anlatan Doç. Dr. Nejat Altıntaş, “Normalde hastalık iki yeri etkiliyor. Birincisi akciğer. Sanki suda boğulma gibi etki ediyor. Yani bütün nefes borusunun içi suyla doluyor. İkincisi ise kırmızı kan hücrelerini parçalıyor. Kırmızı kan hücreleri vücudumuzdaki oksijenin taşınmasından sorumludur. Yani soba zehirlenmesinde, gaz zehirlenmesinde, karbonmonoksit zehirlenmesinde kırmızı kan hücreleri parçalanır. Oksijen taşıyamaz hale gelir. Bunun sonucunda da nefessiz kalınır. Yani benzini olmayan araba haline geliyorsunuz” dedi.

Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın yolu sağlıklı beslenmekten geçiyor

Koronavirüsle mücadelede immün ya da bilinen adıyla bağışıklık sisteminin güçlü olması çok önemli. İmmün sistemin güçlü olması için ise sağlıklı ve dengeli beslenmek gerekiyor.

Koronavirüsle mücadele bütün hızıyla sürüyor. Virüs hakkında her gün yeni bir bilgiye ulaşılıyor. Aşı çalışmalarının yanı sıra etkin ilaç tedavisi yöntemleri üzerinde de duruluyor. Türkiye Bilimler Akademisinin hazırladığı rapora göre Covid-19’un da içinde olduğu viral hastalıklardan korunmanın veya en hafif şekilde atlatmanın yolu immün sistemi, diğer adıyla bağışıklık sistemini güçlü tutmaktan geçiyor. Raporda güçlü bağışıklık sistemi için dengeli ve sağlık beslenmenin şart olduğunun altı çiziliyor. Türkiye Bilimler Akademisi raporunda immün sistemi güçlendirmek için altı çizilen önerileri derledik.

Grafik: Hafize Yurt

[Grafik: Hafize Yurt]

Doğal savunma sistemi 

İmmün sistem, aslında vücudun doğal savunma sistemi olarak nitelendirilebilir. Vücudu bakteriler, virüsler, parazitler, funguslar gibi saldırganlara karşı koruyor. Öyle ki uygun bir şekilde çalıştığında nezleden kansere kadar değişen tüm sağlık sorunlarını önlüyor. İmmün sistem genetik, yaş, cinsiyet, beslenme durumu, sigara içme alışkanlığı, fiziksel aktivite düzeyi, alkol tüketimi, stres, hormonlar, enfeksiyon, aşı öyküsü gibi birçok faktör tarafından etkileniyor. 

Grafik: Hafize Yurt

[Grafik: Hafize Yurt]

Koronavirüse karşı dengeli beslenmenin önemi

Beslenme, immün sistemi etkileyen faktörlerin en önemlisi. Çünkü yeterli ve dengeli beslenme sayesinde immün sistem gelişiyor ve viral enfeksiyonlara karşı koruma sağlıyor. Zaman zaman bazı besin maddeleri ve bitkilerin uygun miktarda tüketilmesi de buna katkı sağılıyor. 

Vücudun karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve su olarak gruplandırılan 50’ye yakın türde besin öğesine gereksinimi bulunuyor. Farklı görevleri nedeniyle organizmanın işleyişi için vazgeçilmez olan bu besin ögelerinin, immün sistem üzerine etkileri de doğal olarak farklı. 

A ve D vitamininin immün sistemi düzenleyici ve antienflamatuar (iltihabi reaksiyonu önleme) özelliği bulunuyor. E ve C vitamini antioksidan etkisiyle immün sistem üzerinde etkili oluyor. Yine demir ile çinko eksikliğinde ise immün sistem zayıflıyor ve olumsuz etkileniyor. 

Yoğurt, kefir, boza ve tarhana gibi “probiyotikler” ile soğan, sarımsak, yer elması, muz benzeri sebze ve meyvelerin yanı sıra tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller gibi “prebiyotikler” immün sistem üzerinde etkili. Yine zerdeçal, ekinezya, zencefil, çay, karabiber, sumak, keçiboynuzu, sirke ve sarımsak antioksidan özellikleri ile immün sisteme destek oluyor. Aynı zamanda antienflamatuar etkileriyle immün sistemin yol açtığı inflamasyonu da azaltıyorlar. Bal ise antienflamatuar özelliğin yanında antibakteriyel özelliğe de sahip… Antioksidanlar da bazı mekanizmalarla serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlıyor. 

Gıda takviyesi hekim kontrolünde yapılmalı

Sağlıklı ve güçlü bir immün sistem için bir ilaç, bir vitamin ya da bir besin takviyesi yok. Ancak yeterli ve dengeli beslenmeye ilave olarak zerdeçal, ekinezya, zencefil, çay, keçi boynuzu, karabiber ve sumak gibi bitkisel ürünler uygun miktar ve sürelerde tüketildiği zaman destekleyici etki gösterebiliyor. 

Yine sağlıklı beslenme alışkanlığına ilave olarak yürüyüş yapmak, yeterli ve kaliteli uyumak, stresten uzak durmak ya da başa çıkabilmeyi bilmek immün sistemin iyileşmesine, dolayısıyla güçlenmesine yardımcı oluyor. 

Gıda takviyelerinin gelişi güzel, uzun süreli, tek yönlü kullanımı ya da dengesiz tüketilmesi, vücudu olumsuz etkiliyor. Özellikle doz aşımları vücutta kalıcı hasar oluşumuna veya metobilik faaliyetlerin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor. Bundan dolayı immün sistemi güçlendirmek ya da herhangi bir hastalığın tedavisine yönelik bu tür besin ve bitki ürünlerinin hekim kontrolünde tüketilmesi gerekiyor. Dengeli beslenmesinin yanında düzenli bir hayat sürmek ve hareketsiz kalmamak da immün sistemin güçlenmesine katkı sağlıyor.

Dr. Ender Saraç: Orucun kansere iyi geldiği tespit edildi

Uzman Dr. Ender Saraç, orucun sağlıklı kişiler için beden sağlığının ve maneviyatın korunması açısından çok önemli olduğunu belirterek, kansere iyi geldiğini söyledi.

Uzman Dr. Ender Saraç, Ramazan ayında oruç ve beslenmeye ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yeni tip koronavirüs (COVID-19) pandemi sürecinde hastalıkları olan kişilerin oruç tutmasının riskli olabileceği uyarısında da bulunan Saraç, bu kişilerin mutlaka hekim onayı ile hareket etmeleri gerektiğini söyledi.

Bu yıl Ramazan’ın tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınına denk geldiğini anımsatan Saraç, bu dönemde fiziksel ve ruhsal sağlığın korunmasına çok dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

“Bu dönemi dönüşüm için kullanmalıyız”

Pandemi sürecinde insanların evde kaldıkları zamanı, “bir yandan fiziksel sağlıklarını koruma diğer yandan da öz eleştiri yapma için fırsata dönüştürebilecekleri” değerlendirmesinde bulunan Saraç, bunu tırtılın kelebek olma sürecine benzetti. 

Saraç, sözlerine şöyle devam etti:

“Tırtıl gibi dünyaya geldik diyebiliriz. Tırtıl ona atılan format gereği sürünerek ilerler, sürekli yaprak yer ve belli bir an geldiğinde artık yaprak yemez ve ağzından ağ çıkartmaya başlar. Sonrasında ise ağı rastgele püskürtmez, mimarlık harikası olarak bir yere çekilir ve kozasını örer. Kozanın içine girerek yemez, içmez, ilişkide bulunmaz yani hiçbir şey yapmaz. Tüm yediği yapraklardan ördüğü ağ ile ördüğü kozanın içinde adeta kendine göre dönüşüm hatta belki de bir tefekkür yaşar. Tam gününde kozayı deler, kısa bir mesafede dakikalar içinde zar zor ilerleyen tırtıl, artık kanatları olan muhteşem bir canlı olmuştur. Bir saatte gidemediği yeri bir saniyede uçar, 2 boyutlu algıdan üç boyuta geçer.

Hem COVID-19 pandemisinin hem de Ramazan’ın olduğu bugünlerde tırtılın yediği yapraklar bizim deneyimlerimizdir. Evdeyiz ve Allah bizi adeta kozamıza soktu. Şimdi, tefekkür, öz eleştiri zamanı. Bu zaman, kendimizi dönüştürme zamanı. Pandemi bittiğinde bir kelebek olarak çıkabiliriz. Bu dönemi tesadüf olarak düşünmemeli, bunu dönüşüm için kullanmalıyız.”

Grafik: AA

[Grafik: AA]

Risk grubundaki kişilerin oruç tutması için hekim onayı şartı

Saraç, orucun da hem bedensel hem ruhsal sağlığın korunmasında önemli bir yer tuttuğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Oruç, sağlıklı kişiler için beden sağlığının ve maneviyatın korunması açısından oldukça önemlidir. Ancak, özellikle salgın sürecinde bazı kişilerin oruç tutması risklidir. COVID-19 geçirmiş, çok yaşlı olan ve genel bir düşkünlük hali içindekiler, böbrek yetmezliği olanlar, diyaliz tedavisine girenler, ciddi karaciğer hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar, belli saatlerde tansiyon, kalp-damar hastalıkları dolayısıyla ilaç kullananlar, ağır depresyon bozukluğu bulunan hastalar, epilepsisi olanlar, kronik tıkayıcı hava yolu hastalığı bulunanlar (KOAH), insüline bağlı şeker hastalarının oruç tutmaları sakıncalı olabilir.

Riskleri bulunanların ısrarla oruç tutmak istemeleri halinde ise onları tıbbi anlamda tanıyan, bilen ve aynı zamanda hayat görüşüne de saygı duyan bir hekimden onay almaları şarttır.”

Dr. Saraç, bu kişilerin kendilerini manevi açıdan rahat hissetmeleri için belli günlerde oruç tutabileceklerini anlatarak, “Örneğin, Ramazan’ın başı, ortası, sonu ya da Kadir Gecesi gibi günlerde oruç tutabilir. Sağlığı iyi olduğunda kaza yapabilir” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

“Orucun kansere iyi geldiği tespit edildi”

Risk grubunun dışındaki kişiler için “oruç tut sağlık bul” sözünün çok doğru olduğunu belirten Saraç, “2016 yılında Nobel Tıp Ödülü’nü alan Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi tarafından orucun kansere iyi geldiği tespit edildi. Yaklaşık 16 saat açlıkta insanın lehine çalışan vücuttaki katil hücrelerin açığa çıktığı ortaya konularak, oruç sürecinde vücut tarafından sağlıklı ve genç hücrelerin yapıldığı belirlendi” bilgisini verdi. 

Saraç, bu çalışmanın, dünyada oruca bakışı çok değiştirdiğinin altını çizerek, “Bu noktadan sonra aralıklı oruç uygulanmaya başlandı. Bilimsel araştırma ile orucun kansere karşı koruyucu olduğu, romatizma, kronik hastalıklar, ağır metal birikmesine karşı faydalı olduğu belirlenince Batı dünyasında da popüler hale geldi” diye konuştu.

“COVID-19 bir sigara içenleri bir de kan şekerinin yükselmesini çok seviyor”

Bu Ramazan’da, COVID-19 pandemisinin devam edeceğinden iftarda ve sahurda beslenme esaslarına ilişkin önerilerde bulunan Saraç, şunları söyledi:

“İftarda, sahurda ve arada kan şekeri yükseltilmemeli. Çünkü, COVID-19 bir sigara içenleri bir de kan şekerinin yükselmesini çok seviyor. Uzun süreli açlık sonrası iftarda birden sigaraya yüklenildiğinde kalbe, akciğerlere, damarlara büyük baskı yapılıyor. O nedenle kesinlikle iftardan hemen sonra sigara içilmemeli. Sigaranın yanında koyu kahve ya da koyu çay içilmemeli. Çin ve ABD’de yapılan araştırmalara göre, Çin’de ölenlerin yüzde 80’i, ABD’de ölenlerin ise yüzde 85’i sigara içenler. Çin’de ve ABD’de iyileşenlerin yüzde 90’ı sigara içmeyenler.

Kan şekerinin yükselmesi COVID-19’un yanı sıra mantar ve bakterilerin de en sevdiği şey. Bu dönemde sigara, alkol ve kan şekerini yükselten gıdalardan uzak durulmalı.”

Saraç, sosyal izolasyon döneminde birçok kişinin evde hamur işlerine ağırlık vermeye başladığını belirterek, bunun da kan şekerinin yükselmesine neden olduğuna işaret etti. 

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Sosyal izolasyon sürecinde obeziteye dikkat

COVID-19 sürecinde en büyük tehlikelerden birinin sağlıksız ve sık beslenmeye bağlı obezite riski olduğuna dikkati çeken Saraç, “Eğer dikkat edilmezse koronavirüse bağlı ölümlerden çok daha fazlası obeziteye bağlı hastalıklar nedeniyle olacaktır” dedi.

Saraç, sosyal izolasyon döneminde evde kalınan süreçte sağlıklı beslenmeye özen gösterilmesi ve Ramazan’da buna göre sofra hazırlanması gerektiğini aktardı.

Fiziksel aktivitenin de artırılması gerektiğini ifade eden Saraç, evde yürüyüşe ağırlık verilmesinin, basit egzersizler yapılmasının uygun olduğunu vurguladı. Saraç, “Bu yıl teravih namazı da yapılamıyor. Mutlaka namaz kılanlar namazları evde kılmalı, kılmayanlar ise 45 dakika ev içinde yürüyüş yapmalı” önerisinde bulundu.

Saraç, bağışıklık sisteminin ve vücudun güçlenmesi için uyku düzenine de önem verilmesi gerektiğine işaret etti.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

İftarda neler yenmeli?

Dr. Saraç, örnek iftar menüsü olarak da şunları paylaştı:

– Oruç bir iri ya da üç küçük hurma ile açılmalı.

– Bir bardak ılık su yarım tatlı kaşığı bal karıştırılarak içilmeli.

– Ardından bir kase sebze, posalı mercimek ya da tarhana çorbası tüketilmeli.

– Sonrasında 7-8 dakika beklenilmeli. Bu süreçte namaz kılınabilir. Namaz kılmayanlar ise dik bir şekilde 7-8 dakika evde yürüyüş yapılmalı. Bu şekilde olduğunda sofraya dönüldüğünde aşırı yemek yenilmeyecektir. Hurma ve bal kan şekerini dengeleyecek, çorba ve su bağırsakların su ihtiyacını karşılayacaktır.

– Sonrasında ise genellikle hayvansal protein, vejeteryan ya da veganlar ise bitkisel protein almalı. Bir porsiyon et, köfte, serbest gezen tavuk yenilebilir. Bu Ramazan’da Omega3 alımı için haftada 2 kez mutlaka balık tüketilmeli. Kızartma yapılmadan pişirilmiş balığın yanında bol yeşillik yenilmeli. Çok küçük bir parça da nefsi köreltmek için Ramazan pidesi yenilebilir.

– Tok karnına tatlı ya da şekerli meyve yenilmemeli. İftardan 1,5 saat sonra hafif yürüyüş yapılmalı ve sonrasında güllaç, armut, elma, ayva gibi fırınlanmış meyve tatlıları tüketilebilir. Kakao çekirdeği hem kan şekerini dengeliyor hem de magnezyum eksikliğine iyi geliyor. Üç-dört kakao çekirdeği hurma ya da kayısının içine konularak tatlı olarak yenilebilir. Bunun dışında az şekerli kivi, yeşil elma, erik gibi meyveler yenilebilir. İftarda 3-4 tane de ceviz yenilmeli.

– Reflüsü olanlar için rezene çayı, sarı leblebi, kudret narı hapı alınabilir. Bundan sonra bir şey yenilip içilmemeli.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

Sahurda nasıl beslenilmeli?

– Mutlaka bir tane katı yumurta, 3-4 yemek kaşığı çökelek ya da az yağlı beyaz peynir yenilmeli. Bunlar, kalsiyum ve B vitamini açısından çok önemli.

– Yanında 2 ince dilim tost ekmeği büyüklüğünde ekşi maya ile yapılmış tam buğday, çavdar gibi doğal ekmek yenilebilir. Arada Ramazan pidesi de yenilebilir. Bol limonlu yeşil salata tüketilmeli. Hararet yapmasın diye salatalık ve taze nane yenilmeli.

– Bunların dışında bir tatlı kaşığı kuşburnu marmelatı, bir tatlı kaşığı bal, 7-8 tane tuzsuz zeytin yenilmeli. Zeytinin üzerine zahter, kekik ve zeytinyağ konulabilir.

– Haftada bir kez sahurda börek, iftarda kebap ya da mantı ile yine ara öğünde tatlı gibi yiyecekler tüketilebilir.

Fotoğraf: AA

[Fotoğraf: AA]

– İftar ve sahur arasında bol su tüketilmeli. Mineral desteği sağlanması açısından maden suyu da içilebilir. Hazım için yasemin, canlanma için yeşil, spazm için rezene, kabızlık için de rezene, barut ağacı kabuğu ve bir iki yaprak sinameki çayı içilebilir. Ayrıca, bağışıklığın korunması için mürver, ebegümeci çiceği, zencefil, ıhlamur ve ekinezya ile karışım çayı yapılabilir. 

Dumansız bir hayat ve sigarayı bırakmak için 6 soru ve cevabı

Dumansız ve sağlıklı bir hayata merhaba demek isteyenlerin sayısının hiç de az olmadığını biliyoruz. Peki işinizi kolaylaştırabilecek bazı bilgiler olduğunu biliyor musunuz? İşte dumansız bir hayat için size lazım olabilecek 6 soru ve cevabı.

Dünyada sigara kullanım oranları nedir? Sigaranın zararları nelerdir?

2019 yılında yapılan araştırmaların gösterdiği üzere ne yazık ki sigara kullanımı geçen yıllara oranla daha da arttı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyadaki 1 milyar 100 milyon sigara kullanıcısının yaklaşık yüzde 80’i, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Dünya çapında yaklaşık 7 milyon (yıllık ortalama) ölüme sebebiyet veren sigara ve tütün kullanımı, ağır kronik hastalıklara da yol açarak yüz milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor.

Damar tıkanıklığı, sigaranın en yaygın zararları arasında ilk sırada yer alıyor. Cilt kanseri, dudak kanseri, gırtlak kanseri gibi birçok kanser hastalığına da neden olduğu net olarak biliniyor. Bağışıklık sistemine doğrudan zarar veren sigara ve diğer tütün ürünleri, sindirim sistemi üzerinde de olumsuz etkilerde bulunuyor. Dişlerde sararmalar, diş eti hastalıkları, diş çürükleri, diş kaybı ve ağız kokusu da sigaranın en çok bilinen zararları arasında…

Coronavirüs’ün ortaya çıktığı ülke olan Çin’de yapılan bir çalışma, sigara kullanan kişilerin bu virüse yakalanma riskinin 14 kat daha fazla olduğunu göstermiştir!

Sigarayı bırakmak neden zor ve sancılı bir süreçtir?

Sigaranın etken maddesi nikotin, beynin ödül merkezini etkileyerek bağımlılığa yol açar. Kullanımı sırasında öncelikli olarak akciğerlere hasar bırakır, daha sonra da kan dolaşımına katılır. 7 saniyeden daha kısa bir süre içerisinde beyne ulaşır. Beyin hücrelerimiz olan nöronlar arası iletişimi sağlayan asetilkolin’i taklit eder.  Böylece mutluluk hormonu olarak bilinen dopaminin salgılanmasına sebep olur. Böylece bağımlılar, sigara kullanımını zihinsel olarak mutluluk ile eşler ve mutluluğa sebep olan etkenin sigara olduğu yanılgısına kapılır.

Nikotin yoksunluğu sırasında huzursuzluk, konsantrasyon zorluğu, çeşitli seviyelerde anksiyete (kaygı) ve hatta depresyon görülmektedir. Bu sebeple bağımlılar kısa süreli yaşanan bu kriz anlarının sürekli olacağı yanılgısına kapılarak sigaradan asla kopamayacağını düşünür.

Sigarayı bırakmak için hangi yöntemler tercih edilebilir?Sigara bağımlısı bireyin sigarayı bırakma süresinde destek alması çok önemlidir. Bu destek öncelikle bilişsel destekler olarak öne çıkar. İlaç tedavisi ve gıda takviyeleri de yaygın olarak kullanılan yöntemler arasındadır
Gıda takviyeleri ile sigarayı bırakma sürecini kolaylaştırmak mümkün müdür?Bu konuyu Çin’de ve uluslararası bir kuruluş olan Anticancer Research’de yapılan iki ayrı akademik çalışmayla ele alalım. Bahsi geçen araştırmalarda kullanılan etken maddeler L-sistein ve L-theanine aminoasitleridir. L-theanine ve L-sistein içeren gıda takviyesinin, ağızda eriyen tablet veya pastil formunda tüketilmesi, tedavinin olumlu sonuçlanması olasılığını önemli ölçüde artırabilmektedir.

L-sistein gıda takviyesi, sigarayı bırakma sürecini nasıl kolaylaştırır?

Ağızda çözünen L-sistein tabletlerinin tükürükteki asetaldehiti tümüyle engellediği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Böylece bağımlılığın ve olası krizlerin azaltılmasına yardımcı olur.

Yapılan bir çalışmada, L-sistein verilen kişiler arasında sigarayı bırakma oranı %45,3 olmuştur. (Çalışma: Syrjanen, Anticancer Res. 2017)

L-theanine gıda takviyesi, sigarayı bırakma sürecini nasıl kolaylaştırır?

L-theanine etken maddesi sigaranın ödül etkisini azaltmaktadır.

Yapılan bir çalışmada sigara filtresine eklenen L-theanine’in, sigaranın toksik etkilerini azaltığı ve nikotin bağımlılığını azalttığı gösterilmiştir (Çalışma: Yan J et al. China Life Sci. 2010).
L-theanine verilen kişiler arasında sigarayı bırakma oranı %32 olarak saptanmıştır. 

L-theanine ve L-sistein amino asitlerin, ağızda eriyen tablet veya pastil formlarında beraber kullanılmasının, sigarayı bırakma sürecinin başarı ile tamamlanabilmesi açısından daha kuvvetli bir etki yaratabildiğini söylemiştik. Tabi tüm bunların yanında, sağlık kuruluşlarından alacağınız destekle bu süreci daha da kolaylaştırmanız mümkün…

Sigarayı geç olmadan bırakmak için sağlık kuruluşlarından destek almaktan çekinmeyin…

Yukarıda yer alan çalışmaların işaret ettiği gıda takviyeleri ile sigarayı bırakmak kolaylaşabilir gibi görünüyor. Bunun yanında dikkat etmeniz gereken başka önemli maddeler de var! Bırakma süreci boyunca sigarayı unutturacak aktivitelere yönelmeniz faydalı olacaktır. Düzenli yapılan yürüyüşler, spor, düzenli uyku ve sağlıklı beslenme, yine süreci sizler için süreci kolaylaştıracak aktiviteler arasında yer alıyor. Özellikle kadın sigara kullanıcılarının, ‘’Sigarayı bırakırsam kilo alırım!’’ endişesiyle sigarayı bırakmaya cesaret edemediği bilinmektedir. Bu kaygıyı minimize etmek adına, doktor diyetisyen tavsiyelerine başvurmanız sizlere büyük avantajlar getirebilir.

Exnic T.K.B.B. Vakfının sigarayı bırakma kampanyasının sponsorudur. Detaylı bilgi için tıklayın.

Kanser tedavisinde COVID-19 önlemleri genişletildi

Sağlık Bakanlığı koronavirüs tedbirlerini artırdı. Bundan sonra, kanser hastalarının takip ve tedavileri yeniden planlanacak.

Sağlık Bakanlığı tarafından, kanser hastalarına bakım veren merkezlerde enfeksiyon kontrol önlemleri güncellendi.

Önlemler kapsamında, COVID-19 ile mücadele doğrultusunda hasta, sağlık çalışanı, bekleme alanı (triaj), takip ve tedavi süreci yer alıyor.

Buna göre hasta ve yakınları, hazırlanan poster, broşür gibi materyallerle COVID-19 belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgilendirilecek. Hasta ve yakınları, ayaktan kemoterapi üniteleri, klinik ve poliklinik başvurusu öncesinde COVID-19 belirtileri açısından sorgulanacak. Ateş ve solunum semptomları olan hastaların, tedavi aldıkları merkezi arayarak bildirmesi teşvik edilecek. Hastalar ve yakınları, merkeze maske takarak gidecek.

Sağlık çalışanı standart, temas ve damlacık izolasyon önlemleri alacak

Hastaların tedavisinin kesintisiz olarak devam etmesi gerektiğinden, kemoterapi veya radyoterapi bölümlerinde çalışan hekim, hemşire, sekreter, temizlik personeli, hasta bakıcı gibi sağlık personeli başka birimlerde görevlendirilmeyecek.

Kemoterapi veya radyoterapi hizmetinin kesintisiz devam edebilmesi için, bu iki uygulamada dönüşümlü sisteme geçilerek, tedavi ekiplerinin birbirinden ayrılması sağlanacak. Sağlık çalışanları, COVID-19 belirtileri ve temas öyküsü açısından her gün sorgulanacak.

Hastaların takip edildiği yataklı ve ayakta ünitelerde, daimi personel dışında üniteye kimse alınmayacak ve mümkünse çalışan personel sayısı kısıtlanacak. COVID-19 hastasına bakım veren sağlık çalışanı standart, temas ve damlacık izolasyon önlemleri alacak.

Çok kullanımlık tekstil önlükler yıkanıp tekrar kullanılabilecek

Kişisel koruyucu ekipman olarak eldiven, önlük, tıbbi maske ve gerekli işlemlerde N95/FFP2 maske kullanılacak, gözlük, yüz koruyucu takılacak.

Kişisel koruyucu ekipmanlar giyilirken ve çıkartılırken kurallara uygun şekilde sırayla giymeye dikkat edilecek. Özellikle maskenin istasyondan çıkınca, en son çıkarılması ve sonrasında el hijyeni uygulanması ihmal edilmeyecek.

Kullanılan eldiven, önlük, tıbbi maske ve tek kullanımlık yüz koruyucu, tıbbi atık kutusuna atılacak. Tek kullanımlık olmayan gözlük ve yüz koruyucu gibi malzemeler, yüzde 70’lik alkol ile dezenfekte edilerek tekrar kullanılabilecek. Çok kullanımlık tekstil önlükler yıkanıp tekrar kullanılabilecek.

Grafik: AA

[Grafik: AA]

Masalar arası en az 1 metre olacak

Personel yemekhane ve dinlenme alanlarında, masalar ve sandalyeler arası mesafe en az 1 metre, tercihen 2 metre olacak şekilde düzenlenecek. Temaslı takibinin kolay yapılabilmesi için yemek saatleri gruplara göre belirlenecek ve mümkünse aynı kişilerin aynı masada yemek yemeleri sağlanacak.

Kemoterapi veya radyoterapi gören hastalara hizmet veren personelde COVID-19 pozitifliği saptanması durumunda, diğer personelin yönetimi, “Teması Olan Sağlık Çalışanlarının Değerlendirilmesi” algoritmasına göre ilgili bölüm tarafından planlanacak.

Hasta personel ile yakın temaslılar saptanıp İl Sağlık Müdürlüğünce takip edilecek. Merkez, hastalara hizmet vermeye devam edecek.

Dezenfektanın yüzeyde en az 1 dakika kalması sağlanacak

Bekleme alanı (triyaj) biriminde enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında, hasta randevuları, işlemden önce en az süre bekletilecek şekilde düzenlenecek.

Hasta ve yakınları bekleme alanında, hastanın her yönüne en az 1 metre olacak şekilde yerleştirilecek. Ulaşılabilir yerlere alkol bazlı el antiseptikleri konulacak. Bekleme alanlarının sık ve düzenli temizlik ve dezenfeksiyon işlemleri yapılacak. Temizlik ve dezenfeksiyon, özellikle elektrik düğmeleri, kapı kolları gibi elle sık temas edilen yerlere yoğunlaştırılacak.

Temizlik, su ve deterjan ile yapıldıktan sonra dezenfeksiyon belirtilen oranlarla hazırlanan karışımla yapılacak. Dezenfektanın temizlenen yüzeyde en az 1 dakika kalması sağlanacak.

Hastalara refakatçisiz kabul edilmesi önerisi

COVID-19 hastası varlığında, hasta ayrıldıktan hemen sonra temizlik ve dezenfeksiyon yapılacak. Semptomları sorgulamak için ayrı giriş yeri veya triyaj alanı oluşturulacak. Bu alanda çalışacak personel uygun tıbbi maske, gözlük, yüz koruyucu, önlük giyecek. İhtiyacı olmayan hastaların refakatçisiz olarak kabul edilmesi önerilecek.

Poliklinik sekreteryası ile en az 1 metre mesafenin korunması ve hastanın maske kullanımı zorunlu olacak. Sekretarya ile temas öncesi el antiseptiği kullanılması gerekli olacak. Burada çalışan personel, maske, gözlük kullanacak. Sekreter, mümkünse cam paravan arkasında hasta kabullerini yapacak.

Takip ve tedavi yeniden planlanacak

Takip ve tedavi sırasında, klinik vizitler sırasında her muayenede eldiven, maske, gözlük, bone ve önlüklerin değiştirilmesi önerilecek. Hasta viziti yapan kişiler sayıca sınırlandırılacak.

COVID-19 pandemisi süresince hastaların tedavileri konusunda hekim, hasta ve yakını ile mevcut riskleri beraberce gözden geçirecek, takip ve tedavi yeniden planlanacak.

İzolasyon önlemleri alınacak

COVID-19 enfeksiyonu şüphesi olmayan hastalarda, kanser tedavisine başlanması ve devam edilmesi önerilebilecek. Bununla birlikte yeni tanı almış hastalarda tedaviye başlama kararı, tedavi hedefleri, hastanın genel durumu, tedaviyi tolere edebilmesi ve COVID-19 enfeksiyon riski göz önüne alınarak, hekim tarafından hasta özelinde karar verilecek.

Hastaların poliklinik vizitleri mümkün olduğu kadar azaltılacak. Hastalar, tedavi almaya gelirken, mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmamaları konusunda bilgilendirilecek.

COVID-19 şüpheli bir hasta tespit edildiğinde, hastanenin COVID-19 takibini yapan bölümlere yönlendirilecek. Kemoterapi veya radyoterapi gören, kanser tedavisi alan hastalarda virüsün pozitif saptanması durumunda, gerekli izolasyon önlemleri alınarak söz konusu klinikte onkoloji tedavi hizmetlerine devam edilebilecek.

Radyolojik tetkikler ertelenebilecek

Kemoterapi veya radyoterapi görmekte olan bir hastada COVID-19 pozitifliği saptanması durumunda, onkolojik tedaviye devam, ara verme veya tedaviyi bitirme kararı onkoloji tedavisini yapan hekimi tarafından verilecek. Olası, kesin COVID-19 hastasında onkolojik tedavi devam edecekse, mutlaka diğer hastalardan ayrı bir saatte tedaviye alınması, hastaya tıbbi maske takılması, işlem sonrasında gerekli temizlik ve dezenfeksiyonun uygulanması gerekecek.

Oda temizliği ve yer yüzey dezenfeksiyonu yapılacak ve oda havalandırılacak. Temizlik ve dezenfeksiyon, özellikle elle sık temas edilen yerlere yoğunlaştırılacak. Temizlik, su ve deterjan ile yapıldıktan sonra dezenfeksiyon yapılacak.

Olası ve kesin COVID-19 hasta odasını temizlerken temizlik görevlisi tıbbi maske, gözlük, yüz koruyucu, steril olmayan önlük ve eldiven kullanacak, işlem öncesinde ve sonrasında el hijyenine uyması sağlanacak.

Bu dönemde gerekli olmadıkça temas nedeniyle yüksek bulaş riski olan, ultrasonografi başta olmak üzere, tomografi gibi radyolojik tetkikler ertelenebilecek.