S-400

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

S-400

S-400 tartışmalarına son noktayı koydu: Türkiye karar verir

“Bu konu artık bizim için kapanmıştır” diyen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinin ABD’ye alternatif olmadığını kaydetti.

Türkiye’nin S-400 konusunda attığı adımın “NATO müttefikliği sorumluluğunu ihlal anlamına gelmeyeceğini” belirten Kılıç, “Türkiye’ye olabilecek bir saldırıya karşı savunma ile alakalı attığımız ve atacağımız adımlar konusunda bizim yanımızda durmayan ve yeterince destek vermeyen NATO müttefiklerimizin ortaya koymuş olduğu tutumdan dolayı S-400’ü aldık” dedi.

Türkiye neden S-400 alıyor?

ABD’nin müttefiki Türkiye’nin Patriot talebine olumlu cevap vermemesi üzerine Ankara, kendi hava savunma sistemlerini satın alma yoluna gitti.

ABD’nin, müttefiki Türkiye’nin Patriot füze savunma sistemi talebine olumlu yanıt vermemesi üzerine Ankara, farklı alternatiflere yönelerek, Rusya’nın cazip teklifini değerlendirdi ve S-400 hava savunma sistemini satın alma kararı verdi.

Suriye savaşı başta olmak üzere güvenlik ihtiyacı gün geçtikçe artan ve hava sahası tehditlere açık hale gelen Türkiye, NATO müttefiklerince de desteklenmemesi nedeniyle kendi hava savunma sistemlerini oluşturmaya yöneldi.

Türkiye’nin Rusya’dan teslim almaya hazırlandığı günümüzün önemli askeri teknolojilerin başında gelen S-400 hava savunma sistemi, teknik özellikler, teknoloji transferi ve ortak üretim açısından rakiplerine göre ön plana çıkıyor.

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini teslim almaya hazırlanan Türkiye, ulusal güvenliği doğrultusunda bu sistemleri satın alarak hava sahasını olası tehditlerden korumayı amaçlıyor.

Türkiye gibi resti çektiler! Hindistan S-400 alıyor

ABD’nin yaptırım tehditlerine boyun eğmeyen Hindistan, Rusya’dan S-400 alıyor. Sistemin teslim tarihi de belli oldu.

ABD’nin yıllardır süren yaptırım tehditlerine boyun eğmeyen Hindistan’a S-400 füzeleri yıl sonunda Rusya tarafından teslim edilecek.

The Defense Post’ta yayınlanan habere göre 5 milyar dolarlık anlaşma çerçevesinde S-400’ler Hindistan’a ekim-aralık arasında teslim edilmiş olacak.https://6408a1eabf7d2a566f03b8132a4f82d5.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-38/html/container.html

Rus haber ajansı Interfax’a dayandırılan haberde yıl başından bu yana Hindistanlı uzmanların S-400’ler konusunda Rusya’da eğitim gördükleri bilgisi de vurgulandı.

Hindistan böylece Türkiye ile birlikte son dönemde ABD yaptırım tehditlerine boyun eğmeden S-400’leri alan ülkeler arasına girdi. Yaptırımlara karşın Türkiye S-400’leri elinde tutma kararı aldı

ABD’den Türkiye’ye üstü kapalı yeni tehdit: Türkiye, S-400’lerden başka Rus silahı almazsa…

ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerine dair bir açıklama yaptı. Jeffrey, ABD’nin S-400 konusunu artık kabullendiğini belirterek, “Türkiye S-400’leri elinde tutar ve bunun gibi kayda değer büyük başka Rus silahları almaz; ABD yaptırımları korur, şu an zaten var ki Türk ekonomisi üzerinde ciddi bir etkisi olmadı. Bu şekilde devam eder, konu gündeme gelirse iki taraf da pozisyonunu korur” dedi.

Türk-Amerikan ilişkilerinin bugününü ve muhtemel seyrini değerlendiren ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ilişkilerin bugün çok da yakın olmadığına işaret ederek “Şu an ilişkilerde bir sakinleşme döneminde olduğumuzu düşünüyorum, 6 ay sonra ilişkilerin ne durumda olduğuna yeniden bakalım, daha iyi olacağına eminim.” dedi.

ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi ve eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Türk-Amerikan ilişkilerinin son durumunu, yeni yönetim döneminde ilişkilerin muhtemel seyrini ve Suriye’ye ilişkin senaryoları, AA muhabirine değerlendirdi.

Türkiye ile ABD arasında NATO bağlamında 70 yılı aşan önemli bir ittifak ilişkisi olduğuna dikkat çeken Jeffrey, iki müttefikin son dönemde zorlu bir süreçten geçtiğini ve ilişkileri negatif etkileyen konular olduğunu belirtti.

Jeffrey, “Amerika ile Türkiye arasında çok kapsamlı ilişkiler var, bu ilişkiler devam edecek. Şu an ilişkiler çok da yakın değil. Henüz Başkan Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan görüşmedi ki, ikisi de birbirlerini iyi tanıyor. Şu an hataya çok fazla yer yok. Bu ilişkiler önemli ve önemli olmaya da devam edecek fakat daha önceki dönemlerde gördüğümüzden daha az iyi durumda.” değerlendirmesini yaparak hükümetler arasındaki güvenin artırılması gerektiğine işaret etti.

ABD’nin YPG/PKK’ya desteği

Türk-Amerikan ilişkilerinde ABD’nin YPG/PKK’ya olan desteğinin en önemli sorunlardan biri olduğu ve ABD’nin neden YPG/PKK’yı desteklediğine ilişkin soru üzerine Jeffrey, ABD’nin DEAŞ’la mücadele bağlamında Suriye’de bulunmasının kendi ulusal çıkarları olduğunu ve bunu sahada gücü olan bir ortak olmadan yapmasının mümkün olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Oraya gitmemizin nedeni, sadece Suriye’ye, Türkiye’ye ve Irak’a değil bölgenin tümüne ve hatta Avrupa’ya tehdit oluşturan DEAŞ idi. Ve sahada DEAŞ’la savaşabilmek için tek partnerimiz YPG idi.” dedi.

Bu süreçte Türkiye ile de her zaman irtibat halinde olduklarını aktaran Jeffrey, ABD ile Türkiye arasında bölgedeki güvenliğin nasıl sağlanacağı konusundaki çeşitli görüşmelerden Ankara’nın memnun olacağı bir sonucun çıkmadığını dile getirdi.

“Siyasi sözler vermedik”

Jeffrey, YPG/PKK’nın bölgede bir devlet kurma hayali olduğu ve Amerikalı yetkililerin bu konuda örgüte siyasi herhangi bir söz verip vermediği konusundaki soru üzerine şunları söyledi:

“Hayır vermedik. Bunu kendilerine her defasında söyledik. Hatta onların otonom sistemleriyle irtibat kurarken dahi temkinliydik. Eğer Suriyeli iseniz Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde yürüyen bir siyasi süreç ve yeni anayasa dahil belli koşullar olacaktır. Referandum, demokratik seçimler vesaire. Ne yapacaksanız Suriye muhalefeti ve Esed rejimi ile yaparsınız, bu sizin işiniz, bizim değil. Bu şekilde bunu herkese açıkça söyledik.”

Rusya ve İran’ın Suriye’deki varlığı ve bu bağlamda muhtemel bir Türkiye-ABD iş birliği konusuna da değinen Jeffrey, ABD, Türkiye ve İsrail’in bu ülkedeki mevcudiyetinin üç ülkenin de ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini ifade etti.

“Bu üç ülkenin (ABD, Türkiye ve İsrail) Suriye’deki askeri varlığı sayesinde gayriresmi bir ateşkes ve askeri bir ‘yenişememe’ durumu var. İdlib’deki bazı ufak çaplı olaylar dışında son 3 yıldır sahada ciddi bir değişiklik olmadı.” yorumunu yapan Jeffrey, bu durumun Esed rejimi üzerinde baskı yarattığını, Rusya ile İran’ı da bazı konularda zorladığını anlattı.

“Türkiye ile ABD, Suriye’de yakın ortaklar ve gayet tabii beraber çalışabilirler”

Suriye gibi oldukça zor bir konuda gerçekçi olduğunu vurgulayan Jeffrey, komple bir çözümün mümkün olmadığı yerlerde yeni realiteleri iyi okumak ve ona göre pozisyon almak gerektiğini kaydetti.

Ukrayna’dan örnek veren Jeffrey, ABD’nin ve Batılı müttefiklerin 2014’ten bu yana Rusya üzerinde yaptırımlarla baskı kurduğunu ancak bunun Rusya’yı Kırım’dan çıkarmaya yetmediğini belirterek “Rusya’yı Kırım’dan çıkarabildik mi? Hayır. Ancak (bu baskılar sayesinde) şu an fiili bir ateşkes var. Demek istediğim, giderek komplike hale gelen dünyada yenişememe ve taviz verilmiş sonuçlar artık yeni normaller oluyor. Türkiye ile ABD, Suriye’de yakın ortaklar ve gayet tabii beraber çalışabilirler.” değerlendirmesini yaptı.

S-400 konusunda uzlaşma ihtimalini düşük görüyor

S-400 konusunun son yıllarda ikili ilişkileri tıkayan en önemli konu başlıklarından biri olmasına ilişkin soru üzerine Jeffrey, bu konuda iki başkentin uzlaşma ihtimalinin pek olmadığını düşündüğünü dile getirdi.

Jeffrey, pratikte bu sorunun çözümünün pek kolay olmadığına işaret ederek şunları söyledi:

“Türkiye’nin gözünde bu tamamen bir egemenlik kararı: Neden egemen bir devlet, başka bir devletten silah alamasın? Fakat ABD yasalarına göre, bu bir ihlal; 2017’deki CAATSA yasasının ihlali. Aynı zamanda bizim en önemli askeri ve diplomatik programlarımızdan birine tehdit. Dolayısıyla sanıyorum şu anda yapılabilecek en iyi şey, hasarı sınırlandırmaktır.

Türkiye S-400’leri elinde tutar ve bunun gibi kayda değer büyük başka Rus silahları almaz; ABD yaptırımları korur, şu an zaten var ki Türk ekonomisi üzerinde ciddi bir etkisi olmadı. Bu şekilde devam eder, konu gündeme gelirse iki taraf da pozisyonunu korur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki muhtemel ilişkinin seyrini değerlendiren Amerikalı diplomat, Biden’ın şu anda önceliğinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iç politik dengeler, Çin’le rekabet ve iklim değişikliği olduğunu söyledi.

“6 ay sonra ilişkilerin daha iyi olacağından eminim”

ABD’nin yeni dönemde Orta Doğu’ya çok fazla para ve asker kaynağı ayırmak istemediğini, dolayısıyla bölgesel partnerlerle çalışacağını ifade eden Jeffrey, Türkiye ile ortaklık anlamında İdlib ve Trablus’u örnek gösterdi.

Jeffrey, “Şu an ilişkilerde bir sakinleşme döneminde olduğumuzu düşünüyorum, 6 ay sonra ilişkilerin ne durumda olduğuna bakalım, daha iyi olacağından eminim.” dedi.

Türkiye’nin son dönemde Avrupa Birliği (AB) ve diğer bazı bölgesel aktörlerle ilişkilerinde yeni bir sürece girmesi konusundaki yorumu sorulan Jeffrey, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle yaşadığı sorunların kendi alanını daralttığını düşündüğünü, dolayısıyla bahsi geçen ülkelerle ilişkileri düzeltmenin Türkiye’ye yarayacağına inandığını söyledi.

Biden’a “Kissingervari” politikalar önerdi

Biden yönetimine, Donald Trump dönemindeki gibi “reel politik” ve “Kissingervari” politikalara devam etmesini önerdiğini kaydeden Jeffrey, yeni yönetimin Rusya, Suriye ve genel anlamda Orta Doğu’yla ilgili politikaları inşa edecek ekipleri henüz yeterince oluşturamadığını ifade etti.

Jeffrey, Biden yönetiminin en önemli önceliklerinin Kovid-19, Çin ve iklim değişikliği olduğunu yineleyerek “Kovid-19 muhtemelen en az önemlisi ama en acil olanı, iklim değişikliği potansiyel olarak en ciddisi, uzun vadede Çin hepimiz için en kapsamlı tehdit.” dedi.

Bu konu başlıklarında ABD’nin Türkiye dahil birçok müttefikiyle çalışacağını söyleyen Jeffrey, şunları kaydetti:

“Ülkelerin iç meseleleriyle daha az ilgilenip olabildiğince geniş bir ittifakı muhafaza etmek önceliğimiz olmalı. Soğuk Savaş’ta yaptığımız şey buydu. Türkiye gibi çok önemli bir role sahip bir ülkeyle bunu başarılı bir şekilde yaptık. O noktaya yakında ulaşacağımızı düşünüyorum, o yüzden 6 ay alır dedim.”

Taliban İstanbul’a geliyor! ‘Türkiye ABD’den bunu isteyebilir’

Afganistan’da Taliban ile Kabil Hükümeti arasında kriz devam ederken Doha’da yapılan görüşmelerden istenilen sonuç çıkmadı. Dünya şimdi İstanbul’daki görüşmelere kilitlendi. İran Araştırmaları Merkezi’nden Rahimullah Farzam, İstanbul’daki görüşmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Türkiye, İstanbul Zirvesi’ndeki rolü karşılığında ABD’den S-400, YPG ve FETÖ gibi anlaşmazlıklarda bazı tavizler isteyebilir” dedi.

İran Araştırmaları Merkezi’nden Rahimullah Farzam, kaleme aldığı yazısında Afganistan-Taliban görüşmelerine dair çarpıcı ifadeler kullandı.

İşte o yazı:

2001 yılında işgal ettiği Afganistan’da istediği başarıyı elde edemeyen ABD, saplandığı bu bataklıktan uluslararası itibarını da zedelemeden çıkmak için zorlu rakibi Taliban ile uzlaşma yolunu seçti. Taraflar arasında 18 ay süren çetin görüşmelerin ardından 29 Şubat 2020 tarihinde Katar’ın başkenti Doha’da barış anlaşması imzalandı. Doha Anlaşması olarak bilinen bu anlaşma çerçevesinde Taliban, tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi ve tutuklularının serbest bırakılması karşılığında Afganistan hükûmetiyle müzakere masasına oturmayı kabul etti. Bu kapsamda Taliban ile Afganistan hükûmeti, 19 yıllık kanlı çatışmaların ardından ilk kez 12 Eylül 2020 tarihinde Doha’da müzakere masasına oturdu. Büyük umutlarla başlayan görüşmeler; taraflar arsındaki ciddi fikir ayrılıkları ve ülkede şiddetin giderek ivme kazanması gibi nedenlere bağlı olarak birçok kez tıkanma noktasına geldi. Ocak ayında ABD’de gerçekleşen iktidar değişikliği zaten ağır aksak ilerleyen barış görüşmelerini durma noktasına getirdi. Joe Biden’ın Beyaz Saray’a gelişiyle Washington’dan gelen Doha Anlaşması’nın gözden geçirileceğine dair açıklamaların ardından Taliban, müzakere masasını fiilen terk etti. Böylece beş ay süren Afganlar arası müzakereler herhangi somut bir kazanım elde edilemeden sona ermiş oldu.

ABD’nin Yeni Yol Haritası Nedir?

Biden’ın Beyaz Saray’a gelişi Afganistan barış sürecini yeni bir safhaya taşıdı. Biden’ın selefi Donald Trump’ın Taliban ile imzaladığı Doha Anlaşması’na uyup uymayacağı tartışılırken Dışişleri Bakanı Antony Blinken ülkesinin Anlaşma’yı gözden geçireceğini açıkladı. Blinken hemen ardından 7 Mart’ta Afgan liderlere bir mektup yazarak Washington’ın Afganistan konusunda bundan sonra izleyeceği yol haritasını paylaştı. Diplomatik teamüllere uymayan bir üslupla yazılan mektupta Blinken, Afgan liderleri “kapsayıcı yeni bir hükûmetin” oluşturulması için bir araya gelmeye çağırıyordu. Blinken ayrıca ilerleyen günlerde Türkiye’de Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde; Çin, İran, Rusya, Hindistan ve Pakistan gibi Afganistan sorununa etki edebilecek ülkelerin katılımıyla uluslararası bir konferans düzenleneceğini bildiriyordu. ABD Afganistan Özel Temsilcisi Zelmay Halilzad’ın daha sonra Afgan liderlerle paylaştığı Washington’ın taslak planında Blinken’ın mektubunda geçen “kapsayıcı yeni bir hükûmet” ifadesiyle bir geçiş hükûmeti kurulmasının kastedildiği anlaşıldı. Taliban’ın devrilmesinin ardından Kasım 2001’de Almanya’nın Bonn kentinde BM tarafından düzenlenen toplantıda tüm Afgan politik grupların katılımıyla bir geçiş hükûmeti kurulmuştu. ABD tıpkı 2001’de olduğu gibi ilk etapta tüm grupları kapsayan bir geçiş hükûmetinin oluşturulmasını istiyor. Bu anlamda İstanbul Zirvesi ikinci Bonn olarak değerlendirilebilir.

İstanbul Zirvesi’nde Hangi Konular Tartışılacak?

Yukarıda da işaret edildiği üzere ABD’nin “barış planı” çerçevesinde Afganistan’da bir geçiş hükûmetinin kurulması, İstanbul Zirvesi’nin öncelikli maddelerinden biri olacaktır. Henüz ayrıntılarının basınla paylaşılmadığı geçiş hükûmeti konusunda Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani dışında hemen hemen bir uzlaşı olduğu söylenebilir. Gani şu ana kadar çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda geçiş hükûmetine ilişkin muhalefetini birçok kez dile getirdi. Fakat ABD desteği olmadan iktidarını koruma gücü olmayan Gani’nin, Washington’ın baskısına karşı direnmesi beklenmemektedir. İstanbul Zirvesi’nde tartışılacak bir diğer öncelikli gündem maddesi de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi olacaktır. Doha Anlaşması’na göre ABD, 1 Mayıs 2021 tarihine kadar Afganistan’dan tamamen çekilmek zorunda. Amerikalı askerî uzmanlara göre Biden’ın 1 Mayıs’a kadar çekilme emri vermesi pek olası gözükmüyor. Nitekim Biden, 25 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında Doha Anlaşması’nda belirlenen takvime uymanın zor olduğunu söyledi. Amerikan medyasına göre Biden, çekilmeyi altı aylığına uzatmak veya zamana yayılan bir çekilme gibi seçenekler üzerinde duruyor. Washington’ın öncelikli hedefi Taliban’ı çekilmenin ileri bir tarihe ertelenmesi için ikna etmek. Biden yönetimi, Taliban’ın hâlâ Afganistan hapishanelerinde tutulan tüm savaşçılarının serbest bırakılması ve Taliban yöneticilerinin BM’nin kara listesinden çıkarılması gibi tavizler karşılığında Doha Anlaşması’nda belirlenen takvimin esnetilmesini isteyecektir. Fakat Taliban’ın bu senaryoya evet demesi düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Nitekim Biden’ın sözlerine Taliban’dan tepki gecikmedi. Taliban Sözcüsü Zabiullah Mücahit “ABD’nin Doha Anlaşması’nda belirlenen takvim çerçevesinde Afganistan’ı terk etmemesi durumunda savaşın devam edeceği” tehdidinde bulundu. Hemen ardından Taliban; Kandahar, Host, Helmend gibi büyük şehirler ve 50 ilçeyi kapsayan yıkıcı bir saldırı dalgası başlattı.

Türkiye, Afganistan Barış Sürecinde Nasıl Bir Rol Oynayabilir?

Türkiye; bir NATO müttefiki olarak ABD ile birlikte çalışabilme yeteneği, Afganistan sorununa etki edebilecek bölgesel ülkelerle yakın bağları ve Afganistan ile uzun yıllara dayanan iyi ilişkileri nedeniyle bu ülkede barışın tesisine katkı sağlayabilecek tüm niteliklere sahiptir. Türkiye bugüne kadar gerek ikili gerekse BM ve NATO çerçevesinde Afganistan’da çeşitli alanlarda büyük katkılarda bulunmuştur. Türkiye’nin Afganistan’a yaptığı katkılar başta merkezî hükûmet olmak üzere bu ülkedeki yerel aktörler ve Afganistan halkı tarafından takdirle karşılanmaktadır. Türkiye bu özelliğinden ötürü Afganistan’da etnik veya mezhep farkı gözetmeksizin bütün gruplarla diyalog kurabilmektedir. Bu da Türkiye’yi Afganistan’da barışın yeniden tesisine katkı sunabilecek nadir ülkelerden biri olarak öne çıkarmaktadır. Türkiye’nin tercih edilmesinin bir başka nedeni de Pakistan ile olan yakın ilişkileridir. Afganistan ile yaklaşık 2.400 km ortak sınırı paylaşan Pakistan, Afganistan meselesinde en kilit ülkelerden biri olarak kabul edilmektedir. Pakistan’ın özellikle askerî ve istihbarat birimlerinin Taliban’ın üzerinde ciddi bir nüfuzu bulunmaktadır. Birçok uzmana göre Pakistan’ın rızası olmadan Afganistan’da kalıcı bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu da Türkiye’nin Pakistan ile olan ilişkilerini önemli hâle getirmektedir. Bu açıdan Ankara ile İslamabad arasındaki stratejik ilişkiler, Afganistan’da istikrar ve barışın tesisi için fark yaratabilir. Son olarak Türkiye, nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan tek NATO üyesidir. Bu da Türkiye’yi Afganistan’da gözlemci sıfatıyla askerî güç bulundurması en kabul edilebilir ülke yapmaktadır. ABD veya herhangi başka bir ülkenin askerî güç bulundurmasını kesinlikle kabul etmeyen Taliban veya diğer muhalif gruplar, Türkiye’nin öncülüğünde oluşturulan barışı koruma görev gücüne itiraz etmeyebilir. Tüm bu bileşenler, Türkiye’nin Afganistan barış sürecinde çok etkin bir rol üstlenebileceğini göstermektedir.

İstanbul Zirvesi’nin Türkiye İçin Önemi Nedir?

Türkiye’nin Afganistan barış sürecinde aktif bir rol üstlenmesi Ankara-Washington ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir. Hâlihazırda Afganistan sorunu Biden yönetiminin acil olarak ilgilenmesi gereken dış politika maddelerinin başında yer alıyor. Yukarıda da işaret edildiği üzere ABD, Doha Anlaşması ile 1 Mayıs 2021 tarihine kadar Afganistan’dan çekilmeyi taahhüt etmiş durumda. Dolayısıyla Biden yönetimi zaman sıkışıklığından ötürü Afganistan konusunda acil adım atmak zorunda. Bu nedenle İstanbul Zirvesi kritik öneme sahiptir. Zirvenin ev sahibi sıfatıyla Türkiye’nin bu konudaki yapıcı rolü, Washington-Ankara ilişkilerine olumlu yansıyacaktır. Türkiye, İstanbul Zirvesi’ndeki rolü karşılığında ABD’den S-400, YPG ve FETÖ gibi anlaşmazlıklarda bazı tavizler isteyebilir.

Öte yandan Türkiye’nin Afganistan sorunu gibi oldukça kronikleşmiş bir sorunun çözüm arayışında üstlendiği rol, Ankara’nın uluslararası kamuoyunda ara buluculuk rolünü pekiştirecektir. Bu açıdan İstanbul Zirvesi gelecekte çözüm bekleyen benzer anlaşmazlıklar için bir örnek teşkil edebilir. Son olarak İstanbul Zirvesi, 40 yılı aşkın süredir iç savaşla boğuşan Afganistan halkı açısından barış için son umuttur. Başta Afgan siyasiler olmak üzere Afganistan halkı, İstanbul Zirvesi’ne Afganistan’da barışın tesisi için bir dönüm noktası olarak bakıyor. Afganistan Ulusal Uzlaşı Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah, “İstanbul Zirvesi’nden somut ilerlemeler bekliyoruz.” açıklamasında bulundu. Muhalif liderlerden İslami Parti Başkanı Gülbeddin Hikmetyar, İstanbul Zirvesi’ni “Afganistan’da barışa giden yolda önemli bir fırsat” olarak değerlendirdi. Tüm bu faktörler, Türkiye’nin Afganistan barış sürecindeki rolünün önemini ortaya koymaktadır. Ankara bu fırsatın farkında olarak hareket etmelidir. Doha Barış Görüşmeleri sadece Afganlara bırakılan görüşmelerin zor ilerlediğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla Türkiye sadece görüşmelere ev sahipliği yapmakla kalmayıp gerektiğinde inisiyatif alarak bir ara bulucu rolüyle hareket edebilir. Afganistan’da barış ve istikrar, iç ve dış dengelerin başarılı bir şekilde yönetilmesine bağlıdır. Bu yüzden Türkiye yerel aktörlerin yanı sıra Pakistan ile iyi ilişkilere sahip olma avantajından da yararlanmalıdır.

Türkiye açık açık uyardı: Bu adımı atarsanız karşılığı olur!

Ruanda ve Bosna-Hersek‘te olduğu gibi mahkeme kurulup yargılama gerektiği, ama ortada yargı kararı olmadığı hatırlatıldı. ‘Soykırım’ ifadesinin 1947’den sonra ortaya çıktığı, geriye doğru işletilemeyeceği belirtildi. ABD’nin ‘soykırım’ ifadesini kullanması hâlinde ilişkilerin ağır bir yıkıma uğrayacağının altını çizdi. Son olarak ABD’nin böyle bir adım atması halinde Türkiye’nin de karşılık vereceği aktarıldı.

Diplomatik kaynaklar, “Bu konudaki hassasiyetlerimizi muhataplarımıza ifade ettik. ABD tarafı, ‘Evet bir baskı var ama böyle bir niyetimiz yok. Yunan basınına da o haberi (ABD’nin sözde soykırımı tanıyacağı) düzelttirdik’ dedi” açıklamasını yaptı.

Eski başkanları ‘büyük felaket’ demişti

24 Nisan tarihinde Biden’ın yapacağı açıklama merakla beklenirken, eski başkanlar Trump ve Obama yaşananları “Meds Yeghern” yani “Büyük felaket” olarak adlandırmıştı.

ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi ile Kongre’nin üst kanadı Senato 2019’da, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıyan yasayı onaylamış ancak Trump bu kararları desteklemediğini açıklamıştı.

Erdoğan sert tepki göstermişti

Bu karara en sert tepki ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan gelmişti. Kararın siyasi olduğunu ifade eden Erdoğan, “Yeri geldiği zaman otururuz bütün heyetlerimizle beraber, kapatılması gerekiyorsa İncirlik’i de kapatırız, Küreci’i de kapatırız” demişti.

(Türkiye gazetesi)

Müthiş projede sona gelindi! Adeta kalkana dönüşüyor

Türk savunma sanayisi, askeri alanda kullanılmak üzere geliştirdiği teknolojilerle içeride ve dışarıda adından sıkça söz ettiriyor. S-400 tedariki sonrası ABD’nin Türkiye’ye dayattığı tehditlerin ardından ilk milli ve yerli hava savunma füze sistemlerinde sona gelindi.

Türkiye’nin satın aldığı bazı kritik silahlar dış politikada dengeleri de değiştiriyor. Bunlardan biri ise Rusya’dan satın alınan S-400 hava savunma sistemleri.

Yeni Şafak’ta yer alan habere göre, Hava Savunma Sistemi Hisar projesinde ortaya konulan Hisar-A+’da seri üretim başlarken Hisar-O+’da ise son testler gerçekleştirildi. Sıra patriot ve S-400 gibi savunma sistemlerinin yerine geçecek olan Hisar-U’ya geldi. SİPER projesi kapsamında gerçekleştirilen Hisar-U’nun menzili 150 km’ye kadar çıkacak.

S-400 üzerinden ABD’den yaptırım tehditleri gelirken sevindirici haber ise Hisar projesinden geldi.

Hisar-A’da üretim başlarken Hisar-O+’da ise son testler gerçekleştirildi.

Proje, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının koordinasyonunda, ASELSAN ve Roketsan iş birliğinde yerli ve milli olarak geliştirildi.

Testleri başarıyla şekilde tamamlanan hava savunma füze sistemi, envantere girmeye hazır hale geldi.

Önleme menzili 15 kilometre, önlem irtifası ise 8 kilometre olan HİSAR-A+ 360 derece etkinlik sağlıyor.

Hava savunma füze sistemi, 6 hedefe aynı anda angajman ve ateşleme yeteneğine sahip bulunuyor.

HİSAR-A+, sabit ve döner kanatlı uçaklar, seyir füzeleri, insansız hava araçları ve havadan karaya atılan füzelere karşı etkin savunmanın yanı sıra, sabit birliklerin ve hareketli zırhlı birliklerin korunmasını da sağlayabiliyor.

Hisar-A+’nın ayrıca hızlı konuşlanma, kısa reaksiyon süresi ve hızlı mevzi değiştirme kabiliyetleri de bulunuyor.

Çift kademeli roket motoruna sahip füze sisteminde ataletsel navigasyon ve kızılötesi görüntüleyici arayıcı başlık da yer alıyor.

HİSAR-A Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sisteminin maksimum menzil ve irtifada etkinliği yüksek hızlı hedef uçağın başarılı bir şekilde imhasıyla test edildi.

Atışlı test kapsamında, sistem üzerindeki radar ile hedef tespit ve takip edildi, komuta kontrol sisteminden angajman başlatılarak, atış kontrol sistemiyle en uygun zamanda füze otomatik olarak ateşlendi.

Kundağı Motorlu Otonom Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi tarafından sağlanan veriyle füze hedefe güdülerek, terminal safhada arayıcı başlık ile hedefe yaklaştı.

Füze harp başlığının patlatılmasıyla hedefi isabetli bir şekilde vurdu.

Hisar-A’da testlerin ardından seri üretim başlarkenHisar-O’da da son testler gerçekleştirildi.

Orta irtifa hava savunma ihtiyaçlarını karşılamak üzere nokta ve bölge hava savunması kapsamında geliştirilen Hisar-O’nun önleme menzili ise 25 km’ye kadar çıkıyor.

HİSAR-A’nın 2021’de, HİSAR-O’nun ise 2022’de Silahlı Kuvvetlere teslim edilmesi planlanıyor.

Projenin en kritik ayağında yer alan ve S-400 ile Patriot gibi yüksek irtifa hava savunma sistemi olan Hisar-U’da ise çalışmalar sürüyor.

150 km arasında menzile sahip olacak Siper, hava soluyan bütün hedeflere karşı etkili olacak.

HİSAR-U, HİSAR-A ile HİSAR-O sistemlerinde de olduğu gibi dikey atış yeteneğine, dikey atış esnasında azami etkinlik sağlayan çift darbeli motora ve Aktif Radar Arayıcı ile Görüntüleyici Kızılötesi Arayıcı başlığa sahip olacak

Sistemin, dikey atım yeteneği sayesinde kara platformlarına ek olarak deniz platformlarında da kullanılabileceği değerlendiriliyor.

HİSAR-U’nun geliştirilmesinin ardından, daha uzun menzilli füze sistemi için çalışmalar devam edecek. İlk prototip çalışmasının 2022’de tamamlanması öngörülen Siper’in, 2025-2026 yıllarında envantere girmesi planlanıyor.

Türkiye’den çarpıcı S-400 açıklaması: Bundan endişe ediyorlar

Rusya’dan satın alınan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük hazımsızlığa neden olan S-400 hava savunma sistemleriyle ilgili açıklama yapan AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, “Bu tartışmanın arkasındaki zihinler şunu biliyor ki Allah’ın izniyle Türkiye, bu istikamette ilerleyişine devam etsin çok yakın bir süre içerisinde kendi hava savunmasını kurabilecek bir güce, altyapıya sahiptir. Bir taraftan da bundan endişe ediyorlar.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus’un Irak ziyareti vesilesiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından bastırılması öngörülen hatıra pulları arasında, Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarını da içeren bir haritanın resmedilmesine ilişkin, “Asla o gösterilen haritanın bölgenin gerçeklerini yansıtmadığı, Kuzey Irak’ta yaşayan kardeşlerimizin de menfaatine olmadığı ve Türkiye ile Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi arasında fitne sokmaktan başka hiçbir amacının olmadığını çok açık söylüyorum.” dedi.

Kurtulmuş, TV NET televizyonunda canlı yayınlanan “Net Bakış” programında soruları yanıtladı ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kovid-19’un zor bir imtihan olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin sağlık alt yapısı ve sağlık çalışanlarıyla, yeni hastanelerin yapılmasıyla diğer ülkelere fark atan bir başarı yakaladığını söyledi.

Kurtulmuş, ekonominin de mümkün olduğu kadar az bir zayiatla bu süreci atlatabilmesi için adımlar atıldığını, bir taraftan sağlık alanında her türlü fedakarlığın ortaya konulacağı diğer taraftan da ekonomiyi dengeleyecek bir süreç olması için çalışıldığını anlattı.

Bir ayda yaklaşık 11 milyon doz aşının vurulduğunu dile getiren Kurtulmuş, nüfusla oranlandığında Türkiye’nin Avrupa’da ilk 2-3’üncü sırada yer aldığını kaydetti.

Kurtulmuş, Kovid-19 ile mücadele sürecinin başarıyla yürütüldüğünü vurguladı.

“Dünyanın yeni bir küresel ve siyasal mimariye ihtiyacı var”

Numan Kurtulmuş, hakkaniyetli, barışçıl, daha eşitlikçi bir dünya düzeni kurulması mecburiyetini yıllardır söylediklerini belirterek, “Dünyanın yeni bir küresel ve siyasal mimariye ihtiyacı var. Yeni bir küresel finansal mimariye ihtiyacı var. Bu artık bir zaruret haline gelmiştir. Pandemi de bunu ispat etti. Dünyanın en büyük ülkeleri bile pandemi karşısında çaresiz kaldı.” diye konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü‘nün bu süre içinde fonksiyonsuz hale geldiğini, BM’nin gücü ve deneyimine rağmen, son yayınlanan haritalara bakıldığında Afrika ve Latin Amerika ülkelerine aşının ulaşılamadığının görüldüğünü anlatan Kurtulmuş, böyle bir dünyanın ayakta kalamayacağını, daha hakkaniyetli, daha adaletli, daha paylaşımcı, daha insani bir düzene geçişin zaruri olduğunu dile getirdi.

Kurtulmuş, bir taraftan pandemiyle mücadele ederken diğer taraftan Türkiye’nin Libya hükümetiyle yaptığı anlaşmayla Akdeniz’de egemenlik haklarını koruduğunu anımsatarak, Kıbrıs’taki Maraş bölgesini açarak KKTC’nin egemenlik haklarını bütün dünyaya ilan ettiğini ve Ayasofya’yı da ibadete açtığını anlattı.

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus’un Irak ziyareti vesilesiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından bastırılması öngörülen hatıra pulları arasında, Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarını da içeren bir haritanın resmedilmesine ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, Türkiye’nin, bölge ülkelerinin tamamının toprak bütünlüğünden yana olduğunun altını çizdi.

Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Biz bir asra aşkın süredir devam eden emperyal projenin asla uygulamayacağına inanıyoruz. Yani böl, parçala, ayrıntılı bir şekilde dağıt ve kolay yönet. Bu proje artık geride kaldı. Bu bölge insanlarının, Şiiler, Sünniler, Türkler, Araplar, Acemler, Kürtler, diğerleri bütün etnik yapılarıyla birbirine düşman haline getirilmesi senaryosuna bu bölge halklarının karnı toktur. Asla buna prim vermeyeceklerdir. Kim zihninde herhangi bir şekilde bu bölgeyi, bu emperyal projenin parçası olarak, yarım kalan Sevr’in bir devamı olarak bu bölgede bir şeyler yapmaya kalkıyorsa bunlar ters teper. Irak’ın Saddam’dan sonrası durumu, Suriye’de uzun yıllardır devam eden vekalet savaşları, iç savaşı, Yemen’deki savaşı göz önünde bulundurduğunuzda bölge halkları artık yeter, diyor. Bölge dışı güçlerin bu bölgede ne işleri var.

Özellikle silah satışı başta olmak üzere bu bölgenin daha fazla silahlanmasını değil, daha fazla demokratikleşmesini sağlayacak adımlara katkıda bulunsun. Bizim bakışımız budur. Orta Doğu’daki halkların da kendisine düzen vermesi lazım. Sorunlarımızı kendimiz çözebilme becerisini kazanamazsak başkalarının bu bölge ülkelerinin iç işlerine burnunu sokma tavrına girerler. Irak’taki tüm gruplar kendi meselelerini çözebilecek güce, birikime sahiptir.”

“Eski bir alışkanlık…”

Kurtulmuş, Osmanlı Devletinin üzerinde, haritalar üzerinden siyaset yapmanın çok eski bir alışkanlık olduğunu dile getirerek, “Harita üzerinde eskizler yapıldıktan sonra böl ve yönet projesi uygulanmaya çalışılıyor. Bunlara karşı oldukça tecrübeli ve birikimli bir milletiz. Bu haritalar tesadüfen ortaya konulmaz. Burada uyanık olmak lazım. Asla o gösterilen haritanın bölgenin gerçeklerini yansıtmadığı, Kuzey Irak’ta yaşayan kardeşlerimizin de menfaatine olmadığı ve Türkiye ile Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi arasında fitne sokmaktan başka hiçbir amacının olmadığını çok açık söylüyorum.” şeklinde konuştu.

Numan Kurtulmuş, zor pandemi şartlarına rağmen AK Parti’nin kongrelerinde önemli bir ivme yakalandığını, yüzde 70 civarında yönetimlerde değişimler yapıldığını, bu dönemdeki yenilenmenin biraz daha fazla olduğunu kaydetti.

AK Partinin, 19 yıllık süreçte Türkiye için en büyük kazanımının iç ve dış vesayeti yıkması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, bu olmadığı takdirde hiçbir hedefe ulaşılamayacağını söyledi.

Kurtulmuş, ‘Darbelerle, muhtıralarla, iktidarı değiştirebilirim’ döneminin geride kaldığını ve Türkiye’nin bir daha bu günlere dönmeyeceğini aktararak, “Milletimiz bu iradesine sahip çıkacaktır. Bu iç vesayetin yanında bir de dış vesayet var. ‘Türkiye için o bunu söyledi’ dendiği zaman kendini hizaya sokan bir siyaset vardı. Tayyip Erdoğan döneminin en büyük başarısı, bu vesayeti geride bırakmasıdır. Bizim bu dönemde yaptığımız ve milli egemenliği hakim kılan unsur Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir. Millet, milli irade anahtarını eline almış oldu millet bu anahtarı bir daha verir mi? Bir daha geri dönüş olmaz. Geri döndürmek isteyenlere hodri meydan.” diye konuştu.

“Bir tweetten sarsılan ittifak çok ayakta kalamaz”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin beraberinde bazı yenilikleri getirdiğini aktaran Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Eski siyasetin bazı alışkanlıkları hala devam ediyor. Yeni sistemde yüzde 50+1 gerekiyor. Bu da kaçınılmaz olarak ittifakları gündeme getiriyor. Biz kimsenin ittifakına bir şey demeyiz. Ancak ittifaklar da açık, net, sarih ve anlaşılır olmak zorundadır. AK Parti ve MHP müşterek konularda hareket ediyor. İttifakın genel çatısı belli, bugüne kadar sorunsuz bir şekilde bu ittifak devam ediyor. Karşımızdaki ittifak ise biraz mahcup, sıkılgan. Şeffaf ve açık değil. ‘Tayip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin’ Tayip Erdoğan gidecekse gideceği tek yer millet iradesidir. Bu yanlış bir zihniyettir. Türkiye bunları geride bıraktı.

HDP’nin Eş Başkanları ‘Eğer bizim oylarımız olmasaydı İstanbul ve Ankara’yı alamazdınız’ dediler. Mesele bu kadar ayan beyan ortada iken neden HDP’nin oylarından rahatsızlık duyuluyor. İYİ Parti’ye oy vermiş milliyetçi kardeşlerim, nasıl olacak da bu HDP İle iş birliğini içlerine sindirecekler? Ya da CHP’ye oy vermiş Kemalist kardeşlerimiz, nasıl olacak da terörle yan yana duran HDP’yi içine sindirecek? Köşeye sıkıştırmak ya da siyaset yapmak için söylemiyorum. Bunun açık, net şekilde hiç mahcup olmadan ortaya konması lazım. Bir tweetten sonra bile sarsılan bir ittifak herhalde çok ayakta kalamaz. “

“Bir partinin anayası olmaz, bütün Türkiye’nin anayasası olur”

İttifakların devam etmesi için tabanda bir birleşme olması gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, “İYİ Parti, HDP ve CHP bir araya gelerek bir anlaşma yapsalar da bunun bir kıymeti harbiyesi olmadığına inanıyorum. Esas olan partilere gönül veren kardeşlerimizin ortak bir noktaya gelmiş olmasıdır. Bu partilere oy vermiş insanların ortak noktaya geldiği çok nadir alanlar var. Yukarıda istediğiniz kadar bir araya gelip konuşun, liderler ‘şuraya yönelin’ dediğinde olacağını sanmıyorum.” diye konuştu.

Kurtulmuş, muhalefet partilerinde yaşanan hırçınlıkların temelinde, Türkiye’nin teröre karşı verdiği mücadelede net bir tavır ortaya koyamamanın verdiği telaşın yattığını söyledi.

Bütün partilere temel meselelerde ortak bir noktada buluşma çağrısı yaptıklarına işaret eden Kurtulmuş, “Bütün milletin içinin kanadığı bir noktada siyaset yapılmaz, ortak noktada olunmasını doğru buluruz. Bir düşmanlık diliyle siyaset üretilmeye çalışılırsa bu kutuplaşma dediğimiz şeyi ortaya koyar ki doğru değildir. Temel meselelerde ortak noktada durmalıyız. Muhalefet partilerinin son dönemdeki hırçınlığını da buna bağlıyorum. Halk şunu bekliyor, istikrar ve güven arıyor.” şeklinde konuştu.

Kurtulmuş Anayasa ile ilgili beklentilerini AK Parti olarak çok net bir şekilde ortaya koyduklarını dile getirerek, “Herkese getirin elinizdekini ortaya koyun dedik, bir partinin Anayasası olmaz, bütün Türkiye’nin Anayasası olur.” dedi.

Kurtulmuş, yarın açıklanacak ekonomik pakete değinerek şöyle konuştu:

“Baktığımızda, Türkiye reform iradesine başvuran hükümetler sayesinde sıkıntılarından kurtulmuştur. ‘AK Parti 19 yıldır iktidardaydı neden şimdi reform yapıyorsunuz? Ya da İnsan Hakları Eylem Planı’nı şimdi yapıyorsunuz insan hakları yok muydu?’ gibi çok sığ sevimsiz, siyasi polemikler var. Bunu söyleyenler aslında reformdan bir şey anlamadığını ortaya koyuyor. Reform zamanın ruhuna uygun bir şekilde toplumun ihtiyaçlarına göre birtakım değişiklikleri yapabilme iradesidir. AK Parti 19 yıllık kesintisiz iktidarında çok sayıda reforma imza atmış olmasına rağmen hala ‘yeni reformlar yapacağım’ diyorsa bunu takdir etmek lazım. Yani hala reform yapabilecek bir gücü ve iradesi var.

19 yıllık bir iktidardan sonra bizim millete bir borcumuz daha var, sivil, demokrat, katılımcı, kapsayıcı yeni bir Anayasa yapma mecburiyetimiz var. Bu borcun ödenmesi için de defteri açıyoruz, beyaz bir sayfa. İlk dört maddenin dışında ‘kim ne söyleyecekse söylesin’ diyoruz. Bu bizim siyasi ve hukuki reformlarını taçlandıracak bir şeydir. Ayrıca siyasi partiler ve seçim yasasında birtakım değişiklikler yapılması şu an gündemimizde. Daha demokratik, huzurlu, katılımcı bir siyasal sistemi inşa etmek gayretimiz. Kavga yok, ötekileştirme yok, Türkiye’nin siyasal sisteminin sorunlarını nasıl çözeceğiz çabası var. Herkesin bu çabaya destek vermesini isteriz. “

61 ve 82 anayasalarında masum insanların kanı var

Anayasanın mutlaka sivil bir Anayasa olmasını isteklerini anlatan Kurtulmuş, “61 ve 82 anayasalarında masum insanların kanı vardır, darbelerin anayasalarıdır bunlar. Sivil, çağdaş, kapsayıcı ve kuşatıcı bir anayasa yapılması iradesi ortaya konulabilir.” dedi.

Kurtulmuş, siyasi ve hukuki reformların ekonomik reformlarla beslendiğinde başarıya ulaşabileceğinin altını çizerek, “Yarın Cumhurbaşkanımız, bu paketin son şeklini kamuoyu ile paylaşacak. Temel mantığımız, her alanda özellikle ekonomi alanında güven ve istikrarı merkezine alan bir ekonomik reform paketi olacaktır. Türkiye’nin yerli üretimini artıracak bir perspektife sahip olacaktır. Aslolan tezgahı dağıtmadan bu süreci geçmektir. Serbest pazar ekonomisinin kuralları çerçevesinde öngörülebilirliği ortaya koyan bir reform paketi olacaktır. Nasıl ki İnsan Hakları Eylem Planı hem yurt içinde hem yurt dışında olumlu etkiler oluşturduysa bu ekonomik paketin de en az onun kadar olumlu bir etki oluşturacağına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye konusundaki son gelişmelerin sorulduğu Kurtulmuş, Türkiye’nin başından beri bu noktada çok net bir tavır sergilediğini belirterek, bölgedeki sorunların bölge ülkeleri tarafından çözülmesinin en doğru yol olduğu kanaatinde bulunduklarını söyledi.

Kurtulmuş, “Şu sorunun cevabını verirsek Suriye sorunu da çözeriz. DEAŞ’a bu kadar silahı kim verdi ve 3 ay gibi kısa bir süre içerisinde kimler DEAŞ’ı dünyanın en katil terör örgütü haline çevirdi?” diye konuştu.

Numan Kurtulmuş, “İsteriz ki bölge ülkeleri olarak önce her ülke kendi başına sorunun çözebilsin ama bunu çözemiyorsa bölge ülkeleri olarak bunları çözebilelim. Ben Doha’daki müzakereleri bu anlamda olumlu bulduğumu ifade etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

Mısır ile ilgili gelişmelerin sorulması üzerine de Kurtulmuş, Mısır halkıyla asla bir problemin olmadığını, asırlardır devam eden çok yakın ilişkisi olan iki millet olunduğunu söyledi.

Kurtulmuş, Mısır’ı yöneten şu andaki darbe yönetimin dahi kendi milli menfaatleri öncelemek gibi bir zaruretinin bulunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Zaten Yunanistan’la yapmış oldukları anlaşma Mısır’ın yetki alanlarını Akdeniz’de kısıtlayan bir anlaşmaydı. Eğer bu anlamda kendi milli menfaatlerini genişletecek bir çabanın içerisinde olacaklarsa bizim Libya ile yaptığımız mutabakat gibi ya da ona benzer bir şekilde bir sürecin önü açılabilir. Bu her iki ülkenin de menfaatinedir. Ama ısrarla söylüyoruz, Mısır’da bir yönetim sorunu var mıdır? Vardır. Mısır’da bu anlamda demokrasinin inşa edilmesi için somut adımların atılması gerekir. Mısır’daki bütün siyasal grupların, aktörlerin işin içerisinde olduğu sağlam bir demokrasinin inşa edilmesi lazım ama ne yazık ki ağızlarını açtıklarında demokrasiden bahseden ülkelerin neredeyse tamamına yakınının, birkaç ülkeyi tenzih ederek söylüyorum, Mısır’daki bu süreçlerde sağır, dilsiz halde durdukları ve uygulanan yanlış politikalara seyirci kaldıklarını üzülerek gördük. Bizim meselemiz Mısır halkıyla asla değildir, olmamıştır ve olmayacaktır.”

Türkiye-Amerika ilişkileri

Türkiye-Amerika ilişkisine yönelik soru üzerine de Kurtulmuş, “Türkiye-Amerika ilişkileri dediğimiz zaman bu tek taraflı bir şey değil. Yani ne bizim ya da karşı tarafın iyi niyetli davranmamız aradaki sorunların çözümüne yetmeyeceği gibi, bir tarafın kötü niyetli davranması da sorunları büyütmez. Bunun altını çizmek isterim ve Türkiye-Amerika ilişkileri de böyle doğrusal çizgi de hiç devam etmedi.” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, yeni dönemde Biden yönetiminin pozitif bir gündemle konuya yaklaşacağını düşündüğünü, Türkiye’nin de bu anlamda kendi bakış açısından taviz vermeden bu adımları atmaya, görüşmeye hazır olduğunu belirtti.

S-400 konusuna ilişkin de Kurtulmuş, S-400’ün bir günde ortaya çıkmadığını dile getirerek, Türkiye’nin neden hava savunma sistemine ihtiyacı olduğuna yönelik bilgiler verdi.

Kurtulmuş, “S-300’ler, S-400’ler almış olan NATO müttefiklerine bir şey söylemeyeceksiniz, S-400 aldı diye Türkiye’nin NATO müttefikliğini sorgulayacaksınız. Bu samimi de değildir, tutarlı da bir politika değildir. Bu tartışmanın arkasındaki zihinler şunu da biliyor ki Allah’ın izniyle Türkiye, bu istikamette ilerleyişine devam etsin çok yakın bir süre içerisinde kendi hava savunmasını kurabilecek bir güce, altyapıya sahiptir. Bir taraftan da bundan endişe ediyorlar. Dolayısıyla S-400 meselesini siyasi bir polemik haline dönüştürenler önce dönsün baksınlar nasıl iş bu noktaya geldi ve ondan sonra Türkiye’yi suçlasınlar. Bizim de onun için S-400 faslını açmadan evvel FETÖ ve PYD/YPG meselesinin de bizim için sıcak konular olduğunu unutmasınlar.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bizim kırmızı çizgimiz”

Numan Kurtulmuş, kadına şiddet konusunun çözümüne ilişkin soru üzerine de “Kadına karşı şiddetin önlenmesi bizim kırmızı çizgimizdir. Yani bu siyasi bir mesele değildir, insani bir meseledir.” dedi.

Bunun kabul edilebilir şeyler olmadığını dile getiren Kurtulmuş, “Bunların hem en ağır şekilde cezalandırılması, takip edilmesi hem de bu şiddeti ortaya çıkaran nedenlerin çok iyi şekilde irdelenmesi lazım. Bu anlamda da zaten daha evvel hazırlanmış çok rapor var ama uygulamayı da yerinden takip etmek bakımından, ilave varsa uygulamaya ilişkin tedbirler bakımından, atacağımız, alacağımız daha somut adımlar bakımından bir Meclis komisyonunun kurulması ve burada bu tartışmanın yasama organı bünyesinde gündeme getirilmesinin ben olumlu sonuçlar getireceği kanaatindeyim. Doğru bir tekliftir.” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, bu konuda en sert tedbirleri alacaklarını aktararak, önemli bir noktanın da toplumsal farkındalığın artırılması olduğunu, bu kapsamda da hem siyaset hem de sivil toplumun çok aktif şekilde çalışması gerektiğini dile getirdi.

İsrail güçlerince Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri’nin gözaltına alınması hatırlatılan Kurtulmuş, “İkrime Sabri’nin tam da Miraç gecesi son derece sinsice hiçbir gerekçe gösterilmeden evinden, eşinin gözünün önünde, yaşı kemale ermiş bir ilim, din adamının hem böylesine kutsal bir gecede gözaltına alınması vahşettir, bir insanlık suçudur.” dedi.

Bunun, bilerek, isteyerek, Müslümanlara gözdağı vermek için yapıldığını düşündüğünü belirterek, ayrıca İslam dünyasının da bu kadar sessiz kalmasının kahredici olduğunu ifade eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama ne yaparlarsa yapsınlar Filistin davası hak ve hakikat davasıdır. Mescid-i Aksa Müslümanların kutsal kıblesidir. Her türlü zulmü aşarak Allah’ın izniyle kıyamete kadar Kudüs Müslümanların beldesi olarak kalacaktır. Eninde sonunda başkenti Kudüs olan tam bağımsız bir Filistin devleti kurulacak, buna da kimse mani olamayacak. Ama şimdi siyasi zemini, şartları oluşturmuş oldukları bir ortamda ‘Biz son altın vuruşu yapar ve bunu gerçekleştiririz.’ zannediyorlar. Ortadoğu’ya ilişkin fikir beyan eden herkesin Kudüs ve Filistin meselesini zihninde anlayıp, gönlünde çözmüş olması lazım.”

İslam düşmanlığına ilişkin soru üzerine de Kurtulmuş, İkrime Sabri’nin gözaltına alınmasına ilişkin dünyanın sessiz kaldığını aktararak, “Batı’daki İslam düşmanlığının köklerinde bu iki yüzlülük, bu çifte standart var.” diyerek sözlerini tamamladı.

Bakan Mustafa Varank’tan kritik S-400 ve F-35 açıklaması

Rus devlet savunma sanayi şirketi Rostech’in Başkanı Sergey Çemezov, Türkiye ile ikinci parti S-400 sistemlerinin satın alınmasına dair görüşmelerin devam ettiğini açıklamıştı. Ayrıca teknolojik işbirliği ve S-400 için parçaların yerel üretimi imkânının görüşüldüğü belirtilmişti.

Rusya ile ortak S-400 üretimi hakkında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank şunları kaydetti:

 “Biz, nihai hedef olarak ihtiyaç duyduğumuz bütün savunma sanayi ürünlerini kendimizin üretebilmesini istiyoruz. Türkiye’de özellikle katmanlı hava savunma sistemleri ile ilgili çok önemli projeleri kendi kuruluşlarımız gerçekleştiriyor. Şu anda bunlarla ilgili de önemli adımlar atılmış durumda. Bunlar devam ederken bağımsız bir ülke olarak Türkiye, kendi satın almalarını, işbirliklerini geliştirmek üzere de çalışmalarını yürütüyor. 

S-400 meselesinde bunun iki paket halinde olması, birinci hazır alımdan sonra ikinci pakette özellikle beraber geliştirme ile ilgili zaten kamuoyuna açıklamalar var. Savunma Sanayii Başkanlığımız ile Rusya’daki muhatapları zaten görüşmeleri sürdürüyorlar. Biz herhangi bir ülkeyle herhangi bir teknoloji alanında iş yapmanın önünde bir engel görmüyoruz. Biz kendi geliştirdiğimiz teknolojilerle ilgili de başka ülkelere destek veriyoruz.

Onların sağlayabileceği katkıları kendi ürünlerimizde de kullanmak üzere işbirlikleri geliştiriyoruz. Eğer Rusya ile her iki ülkenin de çıkarına olacak projeleri beraber geliştirebilirsek bundan memnuniyet duyarız. Türkiye’nin ihtiyacına dönük bir netice buradan çıkarsa da bizim tabii avantajımıza olur.”

“Başka ülkelerle de işbirliğine açığız”

ABD’nin Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Varank, Türkiye’nin havacılık alanında önemli projeler başlattığını belirterek “İnsansız hava araçları hususunda çok önemli kabiliyetlerimiz var. Dünya medyasında Türkiye’nin insansız hava araçları teknolojisinin tüm konsepti değiştirdiğinden bahseden makaleler okumaya başladık. Yeni nesil savaş uçağı olarak ilan ettiğimiz kendi Milli Muharip Uçak projemizi de şu anda yakın bir takip içerisinde sürdürüyoruz. Mesela bu projede İngiltere ile yakın çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Dost ve müttefik ülkelerle iş birliğine açık olduklarını kaydeden Varank, şöyle devam etti:

“F-35 projesinden evet, şu an dışlanmış durumdayız ama orada da altını çizmemiz gereken bir husus var. F-35 projesinin çok kritik parçalarını aslında şu anda Türkiye üretiyor. Bazı parçaları tek kaynak olarak üretiyor. Yani Türkiye’de bu parçalar üretilmese uçakların üretilme şansı yok ama biz taahhütlerimiz çerçevesinde verdiğimiz sözlere asla halel getirmiyoruz. F-35 projesinde ülkemize yapılan haksızlığın bir ihtimal düzeltilebileceğini bekliyoruz.

Savunma sanayindeki yerlilik oranını yüzde 70’lere kadar çıkardıklarını dile getiren Varank, “Savunma sanayisi konusunda asla dışa bağımlılığı kabul etmiyoruz. Tamamen yüzde 100 kendi kendine yetebilen bir ülke olma hedefinde ısrarcıyız. Yüzde 20’lerde olan yerlilik oranını yüzde 70’lere çıkardık. Şu anda birçok projede gizli, açık ambargolarla sıkıntılar yaşadığımız durumlar oluyor. Biz bunları yaşamak istemiyoruz. Tamamen kendi kendine yetebilen ve dünyanın en kaliteli teknolojisini üretip dünyaya satabilen bir ülke hedefini kendimize koyduk” ifadelerini kullandı.

“Kategorik olarak ‘X ülkesinin uçağına karşıyız’ dememiz mevzu bahis olamaz”

ABD’nin F-35 kararı sonrası Rusya’dan Türkiye’ye bu alanda bir teklif geldi. Rusya Askeri Teknik İşbirliği Federal Servisi, Türkiye ile Rus savaş uçaklarının sevkiyatına ilişkin görüşmelere hazır olduklarını belirtti.

Başta Su-35 ve Su-57 olmak üzere Rusya’nın yeni nesil savaş uçakları ve Rusya’nın bu alanda işbirliği teklifini olumlu değerlendirebileceklerini belirten Bakan Varank şu ifadeleri kullandı:

“Ülkelerle işbirliklerimizi kendi ihtiyaçlarımız ve iki ülkenin karşılıklı çıkarları temelinde değerlendiriyoruz. Şu anda bizim asgari olarak havacılık alanında neye ihtiyacımız olduğu, gelecekte bir ihtiyaç karşımıza çıkar mı şeklindeki değerlendirmeler, Savunma Sanayii Başkanlığımız ile askerlerimizin ortaklaşa planlamaları ile oluyor. Kategorik olarak bizim, ‘X ülkesinin uçağına karşıyız, Y ülkesinin uçağına karşıyız’ dememiz mevzu bahis olamaz. Eğer mevcut ihtiyaçlarımıza dönük Rusya’da bir uçak varsa ve bizim bunu kendi sistemimize sokup çalıştırma manasında zorluk olmayacaksa biz tabii bu uçağı Rusya’dan ya da Avrupa’da başka bir ülkeden de alabiliriz.”

Savunma Sanayii Başkanı Prof Dr. İsmail Demir’den S-400 açıklaması

Savunma Sanayii Başkanı Prof Dr. İsmail Demir, “İkinci S-400 sistemi ile ilgili çalışmalar devam ediyor” dedi.

Savunma Sanayii Başkanı Prof Dr. İsmail Demir, NTV ekibinden Özden Erkuş’un sorularını yanıtladı.

Demir özetle şunları söyledi:

“- Yaptırımların çok büyük bir etkisini görmedik.

– Hakkımızı hukuki yönden arayacağız, süreci takip ediyoruz.

– Ortada bir haksızlık var, ABD bunu gidermeli. Yaptırım dilinin Türkiye’yi etkilemeyeceğini söyledik.

– (Altay Tankı projesinde son durum) Yerli bir motor için çalışmalarımız var. En kısa sürede motorla ilgili sorunu çözmek istiyoruz. Kendi güç paketimiz için çalışmalar devam ediyor.

– Gemilere iniş yapabilecek İHA konusunda çalışma var.

– Farklı İHA’lar konusunda çalışmalar devam ediyor.

– İkinci S-400 sistemi ile ilgili çalışmalar devam ediyor.

– (Türkiye’nin uzay çalışmaları) Bizim bünyemizdeki şirketlerin tecrübeleri temel olacak.”

Türkiye’den S-400 çağrısı: Güvenlik kaygılarını giderecek bir mekanizmanın kurulabileceğine inanıyoruz

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin dış politikası ve S-400 konusuna yönelik çok önemli açıklamalarda bulundu. S-400 meselesine bir günde karar verilmediğine dikkat çeken İbrahim Kalın, “Bu karardan geri adım atmak söz konusu değil. Bir teklif yaptık, bu teklifimiz yineliyoruz. Orada bir mesafe alabileceğimize de inanıyoruz. Bu mümkün.” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin dış politikası dahil, S-400 hava savunma sistemi ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. S-400’lerin F-35 ve NATO sistemine bir risk teşkil edip etmediğinin incelenmesi üzerine bir mekanizma kurulması teklifini yenilediklerini belirten Kalın, “Bir mesafe alabileceğimize inanıyoruz” dedi.

Sabah’ın haberine göre Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, gündemdeki gelişmelerle ilgili şunları söyledi:

Türkiye’nin stratejik önemi azalmaz

(Yeni dönemde Türkiye-ABD ilişkileri) Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir tarihi var. Bu tarihi süreç içinde pek çok iniş çıkış yaşandı. Farklı yönetimler işbaşına geldiği zaman dönem dönem ilişkilerimizin çok iyi, verimli olduğu zamanlar da yaşadık; gerilimlerin olduğu dönemlerden de geçtik. Fakat değişmeyen bir şey varsa o da Türkiye’nin bölgedeki stratejik öneminin hiçbir zaman azalmadığıdır.

Türkiye ile yakın çalışmak isteyecekler

Biden yönetimi, uluslararası kurum ve kuruluşları güçlendirmeyi hedefleyen bir dış politika perspektifine sahip olduklarını ifade ediyor. Bu çerçevede hem Transatlantik ittifakı ve NATO’yu hem de diğer ittifak sistemlerini güçlendirici mahiyette adımlar atacaklarını söylüyorlar. Paris İklim Anlaşmasına geri dönmeleri, DSÖ’ye geri dönmeleri, Filistin’e kesilen yardımları devam ettirmeleri, Müslüman yasağı diye bilinen vize yasağını kaldırmaları… Türkiye’yi de bu perspektiften değerlendirdiklerini biliyoruz. Kendi mevkidaşımla yaptığım görüşmede bu izlenimi edindim. Dolayısıyla burada Türkiye’nin stratejik önemi açısından bakıldığında bölgedeki gelişmeler, Irak, Suriye, Karabağ, Doğu Akdeniz ve diğer konulara baktığımız zaman Türkiye ile yakın çalışmak isteyeceklerdir. Bu genel stratejik çerçevede çok fazla bir sorun görmüyorum.