Rusya

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Rusya

Rusya’dan tepki çeken karar! “Siyasi zulmün bir kanıtı”

Rusya’nın Rostov-na-Donu kentindeki askeri mahkeme, 3 Kırım Tatar Türkü’nü terör suçlamasıyla 13 yıldan 18 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırdı. Söz konusu karar sonrası Ukrayna’dan yapılan açıklamada “Kırım Tatar Türk halkına yapılan siyasi zulmün bir kanıtı” ifadesi kullanıldı.

Rusya’nın Rostov-na-Donu kentindeki askeri mahkeme, 3 Kırım Tatar Türkü’nü terör suçlamasıyla 13 yıldan 18 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırdı.

Kırım Dayanışması Platformunun yaptığı açıklamada, mahkemenin, 3 kişiyi terör suçlamasıyla yargıladığı kaydedildi.

Mahkemenin kararına göre, Enver Ömerov 18, Ayder Capparov 17, Rıza Ömerov da 13 sene hapis cezasına çarptırıldı.

Dava kapsamındaki 3 kişinin 2019’da Rusya’nın yasa dışı ilhak ettiği Kırım’da gözaltına alındığı bildirildi.

Ukrayna’dan tepki: Siyasi zulmün bir kanıtı

Ukrayna Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Rusya’nın 3 Kırım Tatar Türkü’ne hapis cezası vermesine tepki gösterildi.

Açıklamada, “söz konusu kişilerin evlerine 2019’da yasa dışı baskın yapıldığı, bugünkü kararın adaletle ilgisinin olmadığı, bunun Kırım Tatar Türk halkına yapılan siyasi zulmün bir kanıtı olduğu” vurgulandı.

Rusya’nın cezayı iptal etmesi ve bu kişileri derhal serbest bırakması gerektiği kaydedilen açıklamada, uluslararası topluma, Ukrayna vatandaşlarına karşı siyasi zulme son vermesi için Rusya’ya diplomatik ve siyasi baskıyı artırmaları çağrısı yapıldı.

Rusya’da tarihi görüşme! Aliyev ve Paşinyan ilk kez bir araya geldi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Moskova’daki Dağlık Karabağ görüşmesi başladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin Sarayı’nda başlayan üçlü görüşme öncesi yaptığı açıklamada, Aliyev ve Paşinyan’a Moskova’ya geldikleri için teşekkür etti.

Rusya’nın Karabağ’daki ara buluculuk adımlarının, bölgede istikrarlı bir ateşkesin sağlanmasına yönelik olduğunu savunan Putin, “Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan tarafından varılan üçlü ateşkes anlaşması istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam ediyor. Dağlık Karabağ’daki durum sakin, 48 bin mülteci şimdiden bölgeye döndü.” dedi.

Karabağ’da yaşanan çatışmaya kapsamlı bir çözüm için gerekli ön şartların oluşturulduğunu öne süren Putin, “Rusya, attığı tüm adımlarla Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu’nda belirlenen temel prensipleri takip etmeye çalışıyor. Adımlarımızı ortaklarımızla sürekli olarak istişare etmeyi sürdürüyoruz.” şeklinde konuştu.

Putin, Moskova’da yapılacak görüşmede, Dağlık Karabağ konusunda 10 Kasım 2020’de varılan anlaşmanın hatlarının belirlenmesinin önemine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Rus barış gücünün faaliyetleriyle ilgili konuları, sınır çizgilerinin netleştirilmesi, insani sorunların çözümü, kültürel mirasların korunmasını kastediyorum. Özellikle ekonomik, ticari ve ulaşım bağlantılarının ve sınırların açılması konusu büyük öneme sahip. Bu konudaki çalışmaların, Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan başbakan yardımcılarının başkanlığında ortak çalışma grubu tarafından yapılması öngörülüyor.”

Rus lider, Aliyev ve Paşinyan ile görüşmesinin olumlu havada geçmesini ve Karabağ’daki durumun çözümüne katkıda bulunmasını umduğunu kaydetti.

Rusya’dan çok konuşulacak ABD açıklaması

Rusya Parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi Uluslararası İşler Komitesi Başkanı Senatör Konstantin Kosaçev, Amerikan demokrasisinin iki ayağının üzerinde topalladığını söyledi.

Kosaçev, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ABD’nin başkenti Washington’da Başkan Donald Trump’a destek gösterisi düzenleyen protestocuların polis barikatını aşarak Kongre binasına girmesini değerlendirdi.

Washington’daki olayların birkaç sebebi bulunduğunu belirten Kosaçev, bu sebeplerden birinin Trump’ın “narsistliği, eksantrikliği ve maceracılığı” olduğunu savundu.

Olayların diğer sebebinin ise 3 Kasım’da düzenlenen seçimin sonuçlarındaki belirsiz kaymalar ve Georgia eyaletindeki seçim sonuçları olduğunu kaydeden Kosaçev, bu kez kaybeden tarafın, kazananları seçim sonuçlarını tahrif etmekle suçlamak için fazlasıyla gerekçesi olduğunu ileri sürdü. Kosaçev, “Açıkça Amerikan demokrasisi her iki ayağının üzerinde topallıyor.” ifadelerini kullandı.

Demokrasi bayramının artık sona erdiğini kaydeden Kosaçev, ABD’nin artık demokrasi konusunda bir rota çizemediğini, bu nedenle artık onu belirleme ve hatta başkalarına empoze etme hakkını da kaybettiğini vurguladı.

Trump taraftarlarının Kongre binasına girmesi

ABD Başkanı Donald Trump’ı destekleyen binlerce gösterici, Beyaz Saray önündeki mitingden sonra ABD Kongresine yürümüş ve Kongre binasının önündeki barikatları aşarak binaya girmeye çalışmıştı. Polisle yaşanan çatışmalardan kısa süre sonra bazı göstericiler Senatoya girmişti.

Kongredeki Başkanlık Seçimi Seçiciler Kurulu Oylamasının onay oturumuna ara verilmiş, oturuma başkanlık eden Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Kongre üyeleri de binadan çıkarılmıştı.

Trump’ın göstericilerden evlerine gitmesini istemesi üzerine kalabalık dağılmaya başlamış, ABD Kongresinin güvenliğinden sorumlu polis, yaklaşık 4 saat sonra yerel saatle 17.40 civarında binanın güvenliğinin sağlandığını açıklamıştı.

ABD Kongresinin basılması sırasındaki olaylarda 4 kişi hayatını kaybetmişti.

Karabağ’da beklenmeyen gelişme! Rusya anlaşmayı hiçe saydı

Karabağ için yapılan anlaşmaya göre bölgedeki temas hattı ve Laçin koridorundaki görevli Rus asker sayısı 1960 ile sınırlı olacaktı. Bölgedeki Rus varlığı işgalci gücüne döndü.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın imzaladığı anlaşma uyarınca Barış Gücü olarak Karabağ’a konuşlanan Rus güçleri amacının dışına çıkarak işgal gücüne dönüşmeye başladı. Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan mutabakat kapsamında, Dağlık Karabağ’daki temas hattı ve Laçin koridoru boyunca görev yapacak bin 960 Barış Gücü unsurunun sevk edilmesi kararlaştırılırken, Rusların farklı isim ve görevlerle bölgeye gönderdiği personel sayısının 5 bini aştığı ifade ediliyor. Rus yönetimi, mevcut askerlerin yanı sıra bölgeye Olağanüstühaller Bakanlığı’nda çalışan memurlar, teknik uzman, sağlık tesislerinde çalışacak doktor ve hemşireler ile inşaat işlerinde çalışmak üzere teknisyenleri de nakletti. Bölgedeki Rus varlığının daha da artmasından endişe ediliyor.

Rus Barış Gücü’ne bağlı olarak bölgeye giden askerlerin Karabağ’ın sarp bölgelerinde tam teçhizatlı tatbikatlar yapması da kafaları karıştırıyor. Gerek Ermeni kuvvetleriyle gerekse sözde Dağlık Karabağ yöneticileriyle görüşen Rus kuvvetlerinin burada verdikleri samimi pozlar Azerbaycan kamuoyunda büyük rahatsızlık oluşturdu. Bölgede Rus kuvvetleri olduğu halde Ermenilerin halen dağlık bölgelerde aktif faaliyette bulunarak çeşitli saldırılar düzenlemesi de kafalarda soru işaretleri bırakıyor.

“Türk askerlerine öncelik verilmeli”

Uluslararası Avrasya Basın Vakfı Başkanı Karabağlı Umud Mirzayev, “Yapılan anlaşmaya göre Rus barış gücünde bin 960 asker olmalı. Sayının 5-10 bin olduğunu düşünmüyorum ancak Ruslar daha çok adam gönderdiler. Rusların nezareti altındaki arazilerde Ermenilerden kalan silahlı kuvvetlerin tamamen çıkarılması gerekiyordu. Rus kumandanlığı Ermenistan istihbaratçılarına çok hoş davranıyorlar. Dağlık Karabağ’ın bayrağı altında, muhtelif pozlar veriyorlar bunlar gönül açan meseleler değil. Azerbaycan ordusu Türkiye öncülüğünde, bölgede Türk askerlerinin çok olmasına öncelik verilmeli. Bu konuda kararların alınması gerekiyor” diye konuştu.

Hoş karşılanmıyor

Rus Barış Gücü askerlerinin Hankendi’ye yaptıkları ziyareti hatırlatan Bayburt Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramin Sadigov, “Burada barış gücüne ‘hoş geldiniz’ merasimi yapıldı. Pasta kesildi ama pastanın üzerinde iki bayrak vardı. Ayrılıkçı güçlerin bayraklarıyla verilen bu pozlar toplumda hoş karşılanmıyor” diye konuştu. Mutabakatla birlikte Rusların ayrılıkçı güçleri bir taraf olarak görmesinin yanlış olduğunu kaydeden Sadigov, “Resmî olarak bildirmeseler de davranışları taraf olduklarını gösteriyor. Sözde olağanüstü hal kurumu, sözde devlet yetkilileriyle bir araya geliyorlar. Bunlar mutabakata zıt davranışlardır. Orada taraf Azerbaycan ve Ermenistan’dır” ifadelerini kullandı.

10 bin asker daha

Rus Uzman Maksim Şevçenko’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalara dikkat çeken Bayburt Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramin Sadigov, “Rus uzman bölgede 32 tane modül karakol yapılacağının öngörüldüğünü açıkladı. 32 karakolun her birine 300 kişinin yerleşeceğini ifade ediyor ve ince bir hesap yapıyor. Bu hesaba göre bölgeye gidecek Rus askerinin sayısı 10 binlere ulaşıyor” dedi. Söz konusu karakollardan ikisinin yapıldığını kaydeden Sadigov, geri kalan binaların ne zaman inşa edileceğinin bilinmediğini ifade etti.

Kaynak: Yeni Şafak

Uzmanlardan çarpıcı Türkiye çıkışı: Batı’nın oyunu bozuldu

Türkiye ile Rusya’nın görüş ayrılıklarına rağmen Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’da barış ve istikrar sağlayıcı adımlar attığını belirten uzmanlar bu stratejik politikanın Batılı ülkelerin bölgeye müdahale imkanını elinden aldığını söyledi. Ufuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer, “Tıpkı düşürülen Rus uçağı hadisesinde olduğu gibi, Türkiye ile Rusya’yı Kafkasya’da karşı karşıya getirmek isteyen Batı’nın çabası boşa çıktı” dedi.

Ufuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer, İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi Finans Bölümü Başkanı ve Çin Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Nadir Devlet ve İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, 2020 yılı Türk dış politikasıyla ilgili AA muhabirine 2020’deki Türkiye ile Rusya iş birliği hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Ufuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı İmer, Rusya ve Türkiye arasındaki iş birliğinin 2020’de çok faydalı sonuçlar verdiğini belirterek, bunların en sonuncusunun Azerbaycan’ın işgal edilmiş Karabağ topraklarını kurtarması olduğunu söyledi.

Rusya’nın, Ermenistan ile arasındaki Kollektif Güvenlik Antlaşması’nın Ermeni topraklarını kapsadığını, Karabağ savaşının ise işgal edilmiş Azerbaycan topraklarında yaşandığını ve taraf olmadığını vurgulayan İmer, “Tıpkı düşürülen Rus uçağı hadisesinde olduğu gibi, Türkiye ile Rusya’yı Kafkasya’da karşı karşıya getirmek isteyen Batı’nın çabası boşa çıktı.” dedi.

İmer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Rusya, Azerbaycan, İran, Gürcistan, Türkiye ve Ermenistan’a altılı bir platform kurma teklifinin Kafkaslar’da kalıcı barış ve refah sağlayacağının altını çizerek, “Ermenistan içinde bu teklifin kabul edilmesi yönünde sesler yükseliyor. Ermenistan-Türkiye sınırı da açılmış olacak, Nahçıvan’dan Bakü’ye bir koridor da açılacak, bir de Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile birleşmesi mümkün hale gelmiş olacak. ‘Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ de daha hızlı mesafe almış olacak.” diye konuştu.

Libya’da karşı karşıya gibi görünse de Türkiye ve Rusya’nın birlikte hareket ederek barış görüşmeleri yapılmasını sağladığına işaret eden İmer, Hafter’in aldığı emirler doğrultusunda hem Moskova hem de Berlin masasından anlaşma imzalamadan kaçtığını dile getirdi.

İmer, Libya’nın toprak bütünlüğünün korunması açısından Rusya ile çok önemli bir iş birliği yapan Türkiye’nin deniz yetki alanları konusundaki hakkını da koruduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:https://d7fbbc541ae7ed128b65c916c73c322f.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-37/html/container.html

“2020’de Türkiye ile Rusya’nın iş birliği sonuç verdi. İki ülke arasında Suriye’nin PKK/PYD ve DEAŞ teröristlerinden temizlenmesi konusunda da bir yakınlaşma var. Dolayısıyla bunun devam etmesi ve Suriye’de barışın bir an önce sağlanması lazım. Bütün bunlar, Türkiye ve Rusya’nın iki komşu ülke olarak iş birliği yapmaları sayesinde gerçekleşiyor, bir başka ülkenin bu bölgeye müdahale imkanı da elinden alınmış oluyor.”

“Donbass bölgesindeki çatışmanın yeniden alevlenmesini önleyebilir”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Devlet, 2020 Türk dış politikasında Suriye meselesi nedeniyle Rusya ile inişli çıkışlı bir ilişki yaşanmasına rağmen Karabağ meselesinde uzlaşının sağlandığını söyledi.

2020 yılının Türkiye-Rusya ilişkileri açısından olumlu geçtiğine dikkati çeken Devlet, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya, Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetleriyle kurduğumuz ve kuracağımız ilişkilerden dolayı bizimle iyi geçinmek istiyor. Rusya, Türkiye ile ilişkilerini ABD-Türkiye ilişkileri üzerinden dizayn ediyor. Moskova, ABD ve NATO’dan uzaklaşıp kendisine yaklaşan bir Türkiye istiyor. Ankara ise ilişkilerini daha çok ticaret üzerinden yürütmekten yana bir politika sürdürme yolunu tercih ediyor.”

Devlet, Türkiye-Rusya iş birliğinin ABD’yi ciddi şekilde rahatsız ettiğine değinerek, “Çünkü ABD, Rusya’yı çevrelemeye, sıkıştırmaya, Montrö Anlaşması’nı bypass etmeye, Karadeniz’i bir savaş alanı haline getirmeye çalışıyor. ABD, Baltık Denizi’nden başlayıp Polonya, Romanya, Bulgaristan üzerinden Dedeağaç’a kadar gelmiş. Yunanlıları da bizim üzerimize sürüyorlar.” diye konuştu.https://d7fbbc541ae7ed128b65c916c73c322f.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-37/html/container.html

ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) yaptırımlarına, Rus Dışişleri Bakanlığından Türkiye’ye destek açıklamasının geldiğini hatırlatan Devlet, “Türkiye’nin kararlı duruşu, Moskova ve Ankara’yı yakınlaştırıyor. Türkiye’nin girişimleri, belki Ukrayna’nın Donbass bölgesindeki çatışmanın da yeniden alevlenmesini önleyebilir.” dedi.

“Türkiye’nin Doğu-Batı ekseninde istikrar sağlayıcı oyuncu olma konumunu güçlendiriyor”

İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi Finans Bölümü Başkanı ve Çin Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aybar, Türkiye’nin 2020 dış politikasında önemli bir kazanım olan Karabağ zaferinin, askeri başarının ötesinde ekonomik, politik ve diplomatik sonuçları da içerdiğini vurguladı.

Yeni Asya açılımının özellikle ulaştırma ve enerji ağlarının ivme kazanarak önemini artırmasının Türkiye için Asya coğrafyasında önemli kaldıraç sağladığını belirten Aybar, “Çin, Şian’dan gelen ve AB tüketici piyasasına devam eden trenin karşılığı olarak Türkiye’den Şian’a beyaz eşya götüren trenin menziline varmış olması, Orta-Asya başta olmak üzere, Türkiye’nin Asya ile kurduğu ilişkilerin başka bir düzlemde tanımlanmasını da getiriyor.” dedi.

Aybar, Türkiye’nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleriyle imzaladığı dünyanın en büyük Serbest Ticaret Anlaşması (RCEP) çerçevesinde oluşan bütünlüklü bir “doğu” oluşumuna daha fazla dahil olacağını kaydetti.

Türkiye’nin Asya açılımının “Batı ittifakından kopma” anlamına gelmediğini belirten Aybar, şunları söyledi:

“Aksine Azerbaycan’la birlikte davranmanın getirilerinin açığa çıkmasıyla, ‘Bir Millet İki Devlet’ yaklaşımı şimdi ‘Bir Millet Beş Devlet’ biçiminde siyasi güncellenmenin önünü açtı. Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle ilişkileri daha derin ve anlamlı bir düzeye taşımak, Türkiye’nin Doğu-Batı ekseninde istikrar sağlayıcı bir oyuncu olma konumunu güçlendiriyor. Kafkaslardaki askeri başarının sonucu olarak, Batı dünyasının Kafkasya politikalarının Türkiye üzerinden yürütülme zorunluluğunun diplomatik düzeyde birtakım avantajlar da sağladığı açık.”

“21. yüzyıl Türk Yılı olacak”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Karaca ise 2020 yılının Türk dış politikasında Kafkasya, Türk dünyası ve Uzak Doğu bağlamında başarılı bir süreç yaşandığını belirtti.

Rusya’nın Kafkasya konusunda ikna edilmesinin Türk dış politikası açısından bir dönüm noktası olduğuna dikkati çeken Karaca, “Rusya’nın da Türkiye tarafından ikna edilmesi güzel bir sonuç. Azerbaycan’ın kazandığı savaş, Kafkasya adına çok büyük bir başarıdır. Türk dış politikasını tebrik etmek lazım.” dedi.

Karaca, 15 Temmuz sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerin geliştirilmesinin Türk dünyası açılımını da beraberinde getirdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Bugünkü uluslararası ortam, Türk dünyası tarafından doğru okunur ve doğru hamleler yapılırsa 21. yüzyılın ‘Türk yüzyılı’ olacağını düşünenlerdenim. Azerbaycan-Türkiye ikilisinin, Dağlık Karabağ sorununun çözümündeki etkisi ve Türkiye’nin Bakü’ye desteği karşısında Rusya’nın bile Türkiye’yi Kafkaslardaki sistemin içerisine ‘ortak’ olarak almasının etkisi, diğer Türk Cumhuriyetlerinde de göründü.”

Macaristan, Ukrayna, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerin de Türk Konseyine girmek istediğini vurgulayan Karaca, Türkiye’nin kendi çevresinde kuracağı oluşuma Doğu Avrupa’dan ve Asya’dan da destek aldığını aktardı.

ABD’den Türkiye’ye S-400 teklifi

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 2020’de yaşananları bir basın toplantısı ile değerlendirdi. Mevlüt Çavuşoğlu, ABD ile S-400 konusunda ortak çalışma grubu kurulduğunu açıkladı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yıl Sonu Basını Bilgilendirme Toplantısı’nda, 2020 yılında dış politikada yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Çavuşoğlu’nun konuşmasından satır başları;

“- 2020’de de önceliğimiz diplomasi oldu, ama tıkandığı yerde sahaya indik, tekrar diyaloğun ve diplomasinin önünü açtık.

AB’ye mesaj

– AB ile 2020’deki ilişkilerimiz inişli çıkışlı oldu. Ama 2020 özellikle Yunanistan ve Rum Kesimi’nin ve daha sonra Fransa’nın katılımıyla gergin geçen bir yıl oldu. Ama son zirveyle birlikte sağduyunun hakim olduğunu görüyoruz. Elbette sonuç bildirgesinde memnun olmadığımız hususlar var. Seneye AB ile ilişkilerimizin daha pozitif ortamda yürütülmesi için biz hazırız. AB’nin de hazır olmasını bekliyoruz. AB üyesi olmasak bile biz Avrupa’nın bir parçasıyız.

“Bizsiz bir şey yapamayacaklarını herkese gösterdik”

– Meşru çıkarlar için adım attığımız zaman herkesi memnun etmediğimizi gördük. Ama bizim önceliğimiz milletimizin çıkarlarını korumaktır. Doğu Akdeniz de bunlardan biridir. Bize rağmen bir şey yapılamayacağını, sadece Doğu Akdeniz’deki ülkelere, sadece AB’ye değil herkese gösterdik. Ne yapabileceğimizi dost da düşman da gördük. Ama bizim arzumuz Doğu Akdeniz’in barış ve istikrar bölgesi olması. O nedenle de Cumhurbaşkanımızın, AB’ye teklif ettiği çok taraflı konferans için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

S-400 ve Biden açıklaması

– ABD ile FETÖ sorunu devam ediyor. Suriye’deki YPG’ye destek sorunu devam ediyor. S-400’ler nedeniyle CAATSA uygulandı. S-400’ler için ABD ile ortak çalışma grubu oluşturuldu, teknik görüşmeler başladı. ABD yaptırım kararından sonra bize “ortak çalışalım” teklifi ile geldi. Biz o teklife “evet” dedik ve görüşmeler de başladı. Ağır ya da hafif olması önemli değil, yaptırım kararı yanlış. ABD’de yeni yönetimle olumlu bir ilişki sürdürmeyi amaçlıyoruz.-Rusya ile ilişkilerimiz olumlu bir şekilde yürüyor.

Putin’in aşı teklifine Erdoğan’dan olumlu cevap! Türkiye ve Rusya’dan ortak koronavirüs kararı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya’nın Karadeniz’e kıyısı olan Soçi kentinde bir araya geldi. İki bakan 8. Türkiye-Rusya Ortak Stratejik Planlama Grubu Toplantısı’na başkanlık etti. Lavrov ve Çavuşoğlu, Türkiye ile Rusya’nın “Sputnik V” adlı koronavirüs aşının Türkiye’de ortak olarak üretilmesi konusunda anlaştığını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya’nın Karadeniz’e kıyısı olan Soçi kentinde bir araya geldi ve ikili 8. Türkiye-Rusya Ortak Stratejik Planlama Grubu Toplantısı’na başkanlık etti.

Dışişleri Bakanları daha sonra ortak bir basın toplantısı düzenledi.

İşte Lavrov’un konuşmasından satır başları;

– ABD’nin hukuksuz yaptırımlarına karşın Türkiye ile askeri-teknik işbirliğimizi sürdüreceğiz

– Türkiye ve Rusya, Dağlık Karabağ’daki ateşkesi denetlemek için merkez kurdu. Yabancı askerlerin buraya gelmemesi iki ülkenin hemfikir olduğu bir konu.

– Libya’da tüm tarafların katılımıyla siyasi bir çözüm bulunmalı.

Çavuşoğlu’nun konuşmasından satır başları;

– Rusya ile işbirliğimizi güçlendirmeye çalışıyoruz.,

– İki ülke arasında güçlü işbirliğinin olduğu konular var. Ticareti daha da arttırmamız lazım. Domates ve diğer tarım ürünlerindeki tüm engelleri kaldırmamız lazım.

– Rus barış gücü şu an Dağlık Karabağ’da sahada. Türkiye-Rusya ortak merkez de kısa zamanda devreye girecek.

– Libya’da kalıcı bir çözüm herkesin yararınadır.

– İkili ilişkilerimizi geliştirirken, bölgesel konularda da iş birliğine devam edeceğiz.

– Türkiye olarak kime yönelik olursa olsun her türlü yaptırım kararlarına karşıyız. ABD’nin yaptırım kararlarıyla geriş adım atmayız. S-400 anlaşması CAATSA yasası çıkmadan çok daha önce imzalanmıştı.

Rusya ve Türkiye aşı konusunda anlaştı

– Rusya ile ortak aşı geliştirme konusunda bakanlıklarımız mutabakat zaptı imzaladı. Sayın Putin Rus aşısı konusunda telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teklifte bulununca, sayın cumhurbaşkanımız Sağlık Bakanlığına talimat verdi ve iki ülke bakanlıkları arasında anlaşma imzalandı. Bu iş birliğinin amacı sadece aşının tedariği değil, ortak üretimi de dahildir. Rusya’dan “Sputnik V” ile bazı bilgiler talep edildi. Sağlık Bakanlığımız bilgilerin gelmeye başladığını söyledi.

Vasilievich Rogoza: Aşı başarılı olursa Türkiye’ye akın edecekler!

Rusya’nın Antalya Başkonsolosu Oleg Vasilievich Rogoza, aşı çalışmalarının başarılı olması durumunda Rus turistlerin Türkiye’ye akın edeceğini söyledi.

Rusya‘nın Antalya Başkonsolosu Oleg Vasilievich Rogoza, 19 Aralık 2016 tarihinde Ankara’da uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov‘un ölümünün 4’üncü yılında, Demre’deki Andrey Karlov Caddesi’nde bulunan anıtındaki anma için ilçeye geldi. Başkonsolos Rogoza; önce Demre Kaymakamı Onur Şatıroğlu’nu daha sonra Demre Belediye Başkanı Okan Kocakaya’yı makamında ziyaret ederek, birer teşekkür plaketi verdi.

“Turist sayısı katlanarak artacaktır”

Başkonsolos Rogoza, Demre Belediye Başkanı Okan Kocakaya’ya yaptığı ziyarette, “Demre bizim için çok önemli bir yer. Demre ile Rusya’yı, Aziz Nikolaos Anıt Müzesi ve Andrey Karlov Anıtı, Andrey Karlov Caddesi birbirimize bağlıyor. Andrey Karlov’u unutmamak, unutturmamak için bugün buradayız. Andrey Karlov iyi bir Türk dostu, çok iyi bir diplomattı. Rusya Dışişleri Bakanlığı çalışanları için bir akademi, bir yol göstericiydi. Onun anısı Demre’de yaşıyor. Her yıl Demre’ye gelen on binlerce Rus turist, onu hatırlıyor, anıyor. Büyükelçimiz Andrey Karlov’u unutmayacağız. Bugün onu belki tek başıma anacağım. Ama onun için burada olduğumu belirtmek istiyorum. Pandemi nedeniyle Andrey Karlov Anıtı’na çelek koyacağız. Bu yıl Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeyiz. Aşı çalışmaları başarılı olursa bu yıl gelen Rus turist sayısı katlanarak artacaktır” dedi.

Başkonsolos Oleg Vasilievich Rogoza, DHA muhabirinin “Antalya domatesine, biberine ithalat yasağı sürecek mi?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

Bu durum Antalya domatesine, biberine karşı bir durum değil. İki ülke arasında sorunlar var. Görüşmeler sürüyor. Bu konuda olumlu adımlar atılıyor. Çok kısa sürede ithalat yasağı kalkacak. Bu konuda güzel haberler gelecek. Domates kotası da yükseltilecek. Ancak şu anda ne kadar yükselecek? Rakam veremem. Ama 200 bin tonunun üstünde olacak. Güzel haberler için biraz sabırlı olalım. Antalya bizim için önemli bir şehir. Antalyalının ürettiği ürünler de önemli.

Ziyaretin ardından Başkonsolos Oleg Vasilievich Rogoza, Demre Belediye Başkanı Okan Kocakaya ile birlikte Demre’deki Andrey Karlov Caddesi’ndeki Andrey Karlov Anıtı’na çelek koydu ve bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Afrika Boynuzu tam bir kurtlar sofrası! ‘Türkiye aktif, Rusya zayıfladı’

Kızıldeniz’den Afrika Boyunuzu’na kadar uzanan bölge için çarpıcı değerlendirme kaleme alan yazar Ali Maskan, “Türkiye, Hindistan ve Japonya’nın da aktif politikalar geliştirdiği coğrafyada belki de en zayıf kalan ülke Rusya oldu” ifadelerini kullandı.

Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan bölgesel ve uluslararası güç mücadelesini, bölgenin siyasi ve ekonomik potansiyelini ele alan yazar Ali Maskan, Anadolu Ajansı için çarpıcı bir analiz kaleme aldı. Maskan, ‘Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 10’unun, Avrupa’nın doğuyla ticaretinin ise yüzde 40’ının geçtiği Kızıldeniz suları, ülkelere sadece siyasi üstünlük değil, fakat aynı zamanda ticari bir gücün kapılarını da açmaktadır. Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu, bugünün değil gelecek yılların da en büyük mücadele alanlarından biri olacaktır. Türkiye, Hindistan ve Japonya’nın da aktif politikalar geliştirdiği coğrafyada belki de en zayıf kalan ülke Rusya oldu.’ ifadelerini kullandı.

AA’da yer alan analiz şöyle:

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve birçok medeniyetin kesişim noktası olmuş Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz, binlerce yıldır tarihteki stratejik konumunu muhafaza ediyor. Somali’den Mısır’a, Ürdün’den Yemen’e kadar Kızıldeniz’in etrafında kümelenmiş ülkeler, Avrupa ve Akdeniz’den Hindistan’a kadar olan bölgenin ticari ve siyasi hayatlarına doğrudan dokunan ülkeler olmuştur.

Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 10’unun, Avrupa’nın doğuyla ticaretinin ise yüzde 40’ının geçtiği Kızıldeniz suları, ülkelere sadece siyasi üstünlük değil, fakat aynı zamanda ticari bir gücün kapılarını da açmaktadır. Limanları, askeri üsleri, stratejik ada ve bölgeleriyle coğrafya, muhteşem bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, 2034 yılı itibariyle finansal sıkıntılar yaşaması beklenen petrol üreten ülkelerin, şimdiden gıda güvenliği ve ticari merkez olarak gördüğü coğrafyada daha ciddi varlık gösterme mücadelesine girdiğini görüyoruz.

Çatışmaların Boynuz’un zirvesine taşınması, Afrika’nın derinliklerindeki zenginliklerin kullanılacağı ve yeni pazar alanlarının açılacağını gösteriyor. Cibuti’yi Lagos, Abidjan ve Dakar’a bağlayacak bir demiryolu, Darüsselam ve Mombassa limanlarının kıtanın içlerine bağlanması, dünyanın en büyük iki pazarı olan Güneydoğu Asya ve Afrika’yı da birbirine bağlayacaktır.

Afrika Boynuzu’ndaki son durum

Arap baharının en önemli çıktılarından biri, deniz ticaret yolları üzerindeki mücadeleyi açıkça ortaya çıkarmasıdır. Bu aşamada mevcut düzenlerin yıkılarak yenilerinin kurulması bu bölgenin son on yıllık hikâyesi oldu.

Afrika Boynuzu’nun kilit taşı konumundaki Etiyopya’da, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile yaşanan çatışma ülkeyi bir iç savaşla karşı karşıya bıraktı. Eritre ile barış anlaşması imzalayan ve bu nedenle Nobel Barış Ödülüne layık görülen Başbakan Abiy Ahmed kuzeyde Sudan ve Mısır, doğuda Eritre, Cibuti ve Somali arasında bir denge unsuru olarak, omuzlarında çok büyük bir sorumluluk taşıyor.

Etiyopya’nın Rönesans barajında su tutmaya başlaması, Sudan ve Mısır ile ilişkilerinin geleceğini belirleyecektir. Her iki kuzey ülkesinin bütün tarımsal ve (doğal olarak) yaşamsal geleceği Etiyopya’nın elinde gibi görünüyor.

TPLF ile devam eden çatışma nedeniyle Sudan’a elli binin üzerinde mülteci gitti. Göç, kendine bakmakta zaten had safhada sıkıntı çekmekte olan Sudan için çok ciddi bir kriz durumu ortaya çıkardı. Sorunun ciddiyetine binaen Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk muhatabı Abiy Ahmed’i ziyaret etmek zorunda kaldı.

Etiyopya’nın Somali’deki terör örgütleriyle mücadele için gönderdiği askerleri geri çekmesi ise Somali ile ilişkilerinde önemli bir kırılmaya sebep olabilir. Zira bu mücadeleyi kendi imkânlarıyla gerçekleştiremeyen Somali hem terör hem de mülteci sorunuyla karşı karşıya kalacak.

Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 10’unun, Avrupa’nın doğuyla ticaretinin ise yüzde 40’ının geçtiği Kızıldeniz suları, ülkelere sadece siyasi üstünlük değil, fakat aynı zamanda ticari bir gücün kapılarını da açmaktadır. Limanları, askeri üsleri, stratejik ada ve bölgeleriyle coğrafya, muhteşem bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda.
Etiyopya en azından doğudaki komşularıyla düzenli bir ilişki için Eritre ve Somali ile ortak eylem planı üzerinde anlaşma yapma yolunda; lakin bu sürece Cibuti’nin dâhil olmaması büyük bir eksiklik olarak görülüyor. Diğer taraftan Somali sahillerini kullanmak suretiyle deniz gücü oluşturmaya çalışması da yaşamsal bir öneme sahip.

Görüldüğü üzere, kilit taşı konumundaki Etiyopya’da meydana gelen gelişmelerin çok yakından takip edilmesi lazım. Bu taş düşerse Boynuz’daki pamuk ipliğine bağlı koruyucu ve kapsayıcı kubbe de çökecektir. Bu ihtimal, Mısır’dan Somali’ye uzanan yeni bir çatışma anlamına gelmektedir.

Kuzeyden güneye, doğudan batıya bir geçiş merkezi olan Sudan, Ömer el-Beşir zamanında Batılı ülkelere kapısını kapattı. Türkiye ve Çin’le olan iyi ilişkileri ise her zaman tepkiyle karşılandı. Ülkedeki ekonomik istikrarsızlıklar nedeniyle başlayan halk hareketi sonucunda gelen yeni hükümet ilk günden itibaren Batı’ya olan yakınlığını ifade etmekten imtina etmedi.

Terör nedeniyle sebep olduğu maddi zararı telafi etmesi ve İsrail ile normalleşme sürecine girmesiyle birlikte, Sudan terör listesinden çıkartıldı. Ömer el-Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına dahi sıcak baktığını söyleyen hükümet, her türlü uluslararası desteğe rağmen, ülkede ekonomik şartlarda herhangi bir iyileştirme yapamadı. Egemenlik Konseyi’nin ikinci başkanı General Muhammed Hamdan Dagalo’nun Hızlı Destek Gücü’ndeki askerlerini Yemen ve Libya’ya göndermesine rağmen, Sudan ABD’nin ülkeyi parçalamasına mâni olamayacaktır.

Somali ise Türkiye ve Katar dostluğuna verdiği önem nedeniyle Körfez ülkelerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Ancak Somaliland ile Batı’nın iyi ilişkilere sahip olması, ülkenin önemini bir nebze de olsa ikinci plana atabiliyor. Fakat terör örgütü Şebab’ın silah ticareti bölgedeki terör faaliyetlerine de yansıyor. Kuzeydeki Berbera ve Bosaso limanlarının Batı’ya ve Körfez ülkelerine hizmet etmesi göz önünde tutulduğunda, bunun Somali’deki çatışmaların kısa zamanda sonlanmasına müsaade etmeyeceği söylenebilir. Cubaland ve deniz sınırları hususunda Kenya ile yaşadığı krizler sonucu, her iki ülke diplomatik ilişkilerini gözden geçirmeye başladı.

Arap baharının en önemli çıktılarından biri, deniz ticaret yolları üzerindeki mücadeleyi açıkça ortaya çıkarmasıdır. Bu aşamada mevcut düzenlerin yıkılarak yenilerinin kurulması bu bölgenin son on yıllık hikâyesi oldu.
Her ortamda kendine güç devşirmeyi başaran Mısır, şu an itibariyle durağan bir duruma sahip. Bölgede hatırı sayılır bir gücü olmasına rağmen, mevcut gelişmelerin öznesi olmaktan ziyade nesnesi haline geldi. Şu andaki temel önceliği Nil nehri suyuna sınırsız erişime sahip olmaktan öteye geçmiyor. Sudan ve Etiyopya ile ilişkilerini bu zeminde sürdürüyor.

Cibuti uluslararası sistemin ortak yaşam alanı oldu. Eritre ise yıllardır kapattığı kapılarını mecburen bu mücadeleye açmak zorunda kaldı.

Kızıldeniz’in doğu yakası, körfez ülkelerinin durumu

Yakın bir gelecekte petrol gelirlerinde meydana gelecek finansal kriz nedeniyle, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan Kızıldeniz’e ve Afrika Boynuzu’na eskisinden daha fazla önem vermeye başladı. Bölgenin uluslararası ticaretteki stratejik öneminden de istifade etmek istemeleri, daha ziyade Batılı bir bakış açısının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle birçok Arap ülkesi bölgede ABD taşeronu olarak aktif faaliyet göstermeye başladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Mısır ve Somaliland’deki limanlarına Massava’yı da eklemek suretiyle güçlenmek istiyor. Ticari limanlar yanında, aynı ülkelerde deniz üslerine de sahip olan BAE, Yemen’de Suudi Arabistan ile limanları ve adaları paylaşmış durumda.

Suudi Arabistan ise hem kendi kıyısında hem de Yemen’de sahip olduğu limanlar ve adalar üzerinden Kızıldeniz’deki etkisini koruyor. Bunun yanında, Sudan başta olmak üzere ülkelere yaptığı nakdi yardımlarla, ABD yanlısı yapılanmaların ayakta kalmasına destek oluyor.

Katar ise Türkiye ile aynı safta değerlendirilip Körfez ülkeleri tarafından muhalif muamelesi görüyor. Ancak son dönemde Arap ülkelerinin Katar’a uyguladığı ambargonun kaldırılması girişimlerinin bölgenin stratejik dengesine nasıl yansıyacağını zaman gösterecek. Lakin Somali üzerindeki etkinliğinin ötesinde, alanda çok fazla bir gücünün olmadığını söyleyebiliriz.

Sahip olduğu limanlar, adalar, uzun sahilleri ve Babül Mendep boğazına hâkimiyetiyle, Kızıldeniz’in en stratejik ülkelerinden biri şüphesiz Yemen’dir. Mezhepsel nedenlerle İran’ın, savaş gemisinin bombalanması nedeniyle ABD’nin doğrudan müdahil olduğu Yemen savaşı çok büyük bir insanlık dramına sahne olmakta. Aden, Duba ve Hudeyde gibi hayati limanlara sahip ülkedeki Suudi Arabistan, BAE ve İran mücadelesi devam ediyor. Sadece Kızıldeniz’in değil aynı zamanda Arap yarımadası ile Afrika Boynuzu’nun bağlantı yeri olan Yemen, ABD ve Körfez ülkelerinin en çok korktuğu ihtimal olarak İran’a kaptırılmayacak kadar stratejik bir ülke.

Somali ise Türkiye ve Katar dostluğuna verdiği önem nedeniyle Körfez ülkelerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Ancak Somaliland ile Batı’nın iyi ilişkilere sahip olması, ülkenin önemini bir nebze de olsa ikinci plana atabiliyor. Fakat terör örgütü Şebab’ın silah ticareti bölgedeki terör faaliyetlerine de yansıyor.

Bölge dışı aktörler

Dünya ticaretinin hatırı sayılır bir bölümünün güzergâhı olan coğrafyaya yönelik en büyük ilgiyi doğal olarak ABD gösteriyor. ABD genel olarak olaylara doğrudan müdahil olmayıp Arap ülkeleri ve bölgedeki kabileler üzerinden politika yürütmeyi tercih etmekte. Lakin İran’ın müdahalesi nedeniyle, bölge ülkelerinin üstesinden gelemeyeceği düşüncesiyle, Yemen’e yönelik ayrıcalıklı bir politika izlemekte. ABD Suudi Arabistan ve BAE üzerinden yürüttüğü politikalar neticesinde ülkenin önemli limanlarını elinde bulunduruyor. Husilerin yakın bir zamanda terör listesine eklenmesi arzusu gerçekleşecek olursa, bunun, ülkedeki işin içinden çıkılmaz savaş ortamını körükleyeceği şüphesiz. ABD diğer taraftan Cibuti’deki devasa büyüklükteki askeri üssü ile hem Kızıldeniz’in güneyini hem de Boynuz’u kontrol altında tutmakta. İsrail’in bölge ülkeleriyle normalleşme süreci de ABD’nin önemli bir politikası olarak karşımıza çıkıyor.

Kızıldeniz’in belki de en önemli güçlerinden biri de Çin’dir. Kuşak ve Yol Projesi kapsamında kendi limanlarından Akdeniz ve Körfez’e giden güzergâhlarda çok yoğun bir ticari liman ve askeri üs girişimleri bulunmaktadır. Cibuti’deki askeri üssü ile Etiyopya’ya giden demiryolu inşaatı, sadece Kızıldeniz’e değil, aynı zamanda Boynuz’un ötesindeki Afrika’ya talip olduğunu gösteriyor. Sudan’da meydana gelen gelişmeler siyasi olarak bir zayıflama durumu ortaya çıkarsa da, sahip olduğu limanlar hâlâ bir güç göstergesi teşkil ediyor. Çin sadece kıyı bölgelerinde değil bütün kıtadaki ekonomik varlığını demiryolu ve deniz yoluyla birbirine bağlayabilirse ekonomik olarak Afrika’nın tartışmasız lideri olabilir.

Türkiye, Hindistan ve Japonya’nın da aktif politikalar geliştirdiği coğrafyada belki de en zayıf kalan ülke Rusya oldu. Sosyalist akımların Afrika’da etkili olduğu dönemlerde Rusya’nın sahip olduğu siyasi ve askeri varlık bugün neredeyse yok denecek kadar azaldı. Bazı ülkelerdeki muhalif siyasi yapılanmalar hariç, siyasi bir muhatap bulmakta zorlanan Rusya, 2017’den beri girişimlerde bulunduğu Sudan’da bir askeri üs elde etmeyi başardı. Sudan’daki ABD üstünlüğüne rağmen böyle bir anlaşmanın imzalanabilmiş olması bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Kızıldeniz’de Çin limanları ve üslerini de kullanan Rusya’nın bölgedeki siyasi altyapısının zayıflığı aktif politika üretmesine engel oluyor. Lakin Rusya uluslararası politikada varlığını aktif hale getirmek istiyorsa, enerjisini Akdeniz’de olduğu kadar Kızıldeniz’de de kullanmalıdır.

Sonuç

Birbirinin bütünleyicileri olan Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz, kendilerine bahşedilemeyecek kadar büyük bir servete sahip olmalarının bedelini ödüyorlar. Bu zenginliğin paylaşılması hususunda kendi içlerinde bir mutabakat sağlayamamış olmaları, bölgeyi her geçen gün ayrı bir kriz ve insanlık dramının içine itiyor. Dış aktörlerin etkisindeki bölge ülkeleri etnisite, mezhep ve çıkar merkezli çatışmalarını bir kenara bırakıp, ortak yaşam kültürü oluşturamadıkları sürece bu dram devam edecektir. Bölgedeki bir ülkenin bile istikrarsızlık içinde olması, çatışma ve huzursuzluğun devamı demektir. Lakin sadece ülkelerin değil kabilelerin bile birbirine düşman olduğu coğrafyada, yakın bir zamanda istikrarın sağlanması mümkün görünmüyor.

Kızıldeniz’in batısı, doğusunun güvenliği ve huzuru için bir süre daha sıkıntılı günler yaşayacağa benziyor. Çatışmaların Boynuz’un zirvesine taşınması, Afrika’nın derinliklerindeki zenginliklerin kullanılacağı ve yeni pazar alanlarının açılacağını gösteriyor. Cibuti’yi Lagos, Abidjan ve Dakar’a bağlayacak bir demiryolu, Darüsselam ve Mombassa limanlarının kıtanın içlerine bağlanması, dünyanın en büyük iki pazarı olan Güneydoğu Asya ve Afrika’yı da birbirine bağlayacaktır.

Sadece genel dünya ticaretinin değil, iştahları kabartan yeni pazar alanlarının da merkezi olan Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu, bugünün değil gelecek yılların da en büyük mücadele alanlarından biri olacaktır.

Putin’den S-500 açıklaması

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in basın toplantısında bahsettiği S-500, düşmanın hipersonik silahlarına karşı olası bir ‘panzehir’ olarak isimlendirildi.

Rus askeri uzmanlarıS-500 karadan havaya füze / anti-balistik füze sistemini ve modernize edilmiş bir önleme füzesini, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in yıllık basın toplantısında bahsettiği düşmanın hipersonik silahlarına karşı olası bir ‘panzehir’ olarak adlandırdı.

Putin Perşembe günü gazetecilere verdiği demeçte, Rusya’nın şu anda diğer ülkelerin hala sahip olmadığı hipersonik silahlarla mücadele sistemleri üzerinde çalıştığını söyledi.

Rus Arsenal of the Fatherland dergisinin yazı işleri müdürü Victor Murakhovsky‘ye göre, S-500 sistemi bu ‘panzehir’ olabilir.

21. Yüzyıl Teknolojilerine Yardım Vakfı’nın geliştirme müdürü Ivan Konovalov, Rusya’nın hipersonik teknolojilerde ABD’nin çok ilerisinde olduğunu söyledi.

S-500 hava savunma sistemi nedir? Özellikleri nelerdir?

S-500 Prometey şu anda Almaz-Antey Hava Savunma Kuruluşu tarafından geliştirilmekte olan bir Rus yüzeyden-havaya füze sistemidir. Ayrıca 55R6M “Triumfator-M” olarak bilinir.

Uzay araçlarını yok edebiliyor

S-500 yeni nesil bir yüzeyden-havaya füze sistemidir. Bu kıtalararası balistik füze hipersonik seyir füzeleri ve uçaklara karşı etki yanı sıra yok etmek için tasarlanmıştır ve Havadan Erken Uyarı, Kontrol ve Jamming uçaklarına karşı hava savunması sağlar. 600 km (370 mil) Balistiksavar Füze (BSF) ve 400 km (250 mil) hava savunma planlı menziline sahip S-500, algılama ve aynı zamanda uçan 10 balistik süpersonik hedefe kadar angaje olması mümkün olacaktır, 7 km/s sınırına saniyede 5 kilometre (11.000 mil;, 18.000 km/s 3,1 mil/s) hıza (25,000 km/saat; 4,3 mil/s 16.000 mil) sahiptir. Aynı zamanda hipersonik seyir füzeleri ve Mach 5’ten daha yüksek hızlarda diğer hava hedeflerini ve yanı sıra uzay araçlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Angaje bir hedefin rakımı 180–200 km (110-120 mil) arasında olabilir.

Sistem son derece hareketli olacak ve hızlı konuşlandırılabilirliğe sahip olacaktır. Uzmanlar, sistemin yeteneklerini sonuna kadar kullanan ve orta bölümlü düşman kıtalararası balistik füzelerini etkileyebilirliğine inanmaktadır. Ancak Almaz-Antey tarafından oluşturulan raporlar dış hedef belirleme sisteminin (HBS Voronej-DM ve füze savunma sistemi A-135 radarı Don-2N) düşmanı balistik füzelerin orta erken uçuş kısmını durdurmada S-500 projesinin son aşamalarında yetenekli olacağını söylemektedir.

2009 yılında, sistemin Almaz-Antey tarafından tasarımı geliştirilme aşamasındadır ve 2012 yılında tamamlanması planlanmaktadır. 2011 yılının Şubat ayında, ilk S-500 sistemlerinin 2014’te seri üretimde olması gerektiği açıklanmıştır. Devlet Silahlanma Programı 2020 (GPV-2020) kapsamında, Rus Uzay Savunması’nın (VKO) 10 S-500 taburunu satın alması planlanmıştır.

S-500 ana bileşenleri nelerdir?

BAZ-69096 10×10 kamyon temelli fırlatma aracı 77P6;

55K6MA ve BAZ-69092-12 6×6 üzerinde 85Zh6-2 komut iletisi;

edinim ve savaş yönetimi radarı ‘BAZ-6403,01 8×8 çekici tarafından çekilen 91N6A (M),91N6 (Big Bird) bir değişikliği;

BAZ-69096 10×10 üzerinde 96L6-TSP edinim radarı, 96L6 (Cheese Board) yükseltilmiş bir sürümü;

BAZ-6909-022 8×8 üzerinde modlu nişan radarı 76T6;

BAZ-69096 10×10 üzerinde Balistiksavar Füze (ABM) angajman radarı 77T6;

S500U çok kanallı uçaksavar sistemi, Sovyet Hava Savunma Kuvvetleri, Sovyet Donanması tarafından 1968’de bir girişim olarak var oldu. S-500U çok kanallı uçaksavar sistemi, Sovyet Donanması, Radyo Sanayi Bakanlığı ve Gemi İnşa Sanayi Bakanlığı’nca Ulusal Hava Savunma Birlikleri, Deniz ve Yer Birlikleri’ne birleşik bir kompleks oluşturmak için Sovyet Hava Savunma Kuvvetleri tarafından 1968’de bir girişim olarak var oldu. S-500U kompleksinin füzeleri 100 km (62 mil) bir mesafeden düşman uçağına angaje olması gerekiyordu. S-500U SAM’ın karmaşık bir proje değil sadece düşman uçağına, aynı zamanda kısa menzilli balistik füzelere karşı bir gereksinimi vardı ve bu Sovyet Ordusu tarafından reddedilmiştir. Sonuç olarak, S-300 ailesi (SA-10 ve SA-12) kullanılarak geliştirilmiştir. Rusya 2015’te (geliştirimde ve üretimde) S-500 üretimi için iki fabrika kurmaktadır, ancak bazı birimlere teslimin en erken 2017 olacağı görüşündedir.

S-500’ler S-400’ler ile çalışacak ve S-300’ün yerini alacak

S-500 füzeleri beş bataryalarının 2020 yılına kadar hizmete alınması planlanmaktadır. S-500’ler S-400’ler ile çalışacak ve S-300 hava savunma füzelerinin yerini alacaktır. Rus askeriyesine sipariş edilmesi, toplamda 10 batarya 2016 yılında S-500 füze sisteminin görevlendirmesi başlayacaktır. Geliştirilmesi 2015 yılında tamamlanacak ve sistem 2017 yılına kadar hizmete girecek olabilir. İlk birimler, hipersonik uçaklar, dronlar ve hipersonik yörünge platformları, fırlatılan balistik füzeler, hipersonik seyir füzeleri, insansız hava araçları, alçak yörünge uyduları ve uzay silahları hedeflerine karşı koruma sağlayacak, Moskova ve ülkenin orta alanı çevresinde görev yapacaktır. Bir deniz sürümü 2023-25 yılında hizmete girmesine bağlı olarak yeni Leader sınıfı hava savunma destroyeri için olası silahlanmasını içerir.

4 saniyeden daha az tepki süresine (S-400 en az 10 sn.) sahiptir. Patriot 90 saniyedir ve uydu gerekmektedir. S-400, bir 9-10 saniye tepki süresi ile 400 km menzile kadar altı hedefi ençoklu işleyebilir, aksine S-500 ise 600 km dışarı eşzamanlı angajman ve 3-4 saniye tepki süresinde 10 balistik füzeyi hedefleme yeteneğine sahiptir.

S-500’ler 600 kilometre ötedeki hedefleri vurabiliyor

Yeni nesil S-500 füzeleri uzaktaki ve yüksekteki hedefleri vurabilme özelliği ile kıtalar arası balistik füzeleri de yakalayabiliyor. S-500’ler aynı zamanda uçak, helikopter, seyir füzeleri ve diğer hava araçlarını vurma özelliğine de sahip.  600 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurabilen S-500’ler saniyede 7 kilometre hızla ilerleyen süpersonik 10 balistik hedefi aynı anda vurabiliyor. 27 kilometre yükseğe çıkabilene S-500’ler hipersonik roketleri de vurma kabiliyetine sahip.

Kaynak: TASS