KKTC

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

KKTC

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar: Ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına tepki göstererek, ”Gazze’de yaşanan vahşet, terör ve soykırıma dünyanın seyirci kalması, bizlere bir kez daha Kıbrıs’ta Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ile Türk askerinin varlığının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir” dedi.

İşgalci İsrail ordusunun sivil ayrımı yapmaksızın Filistinlilere yönelik saldırıları devam ederken, dünya genelinde birçok ülkeden İsrail’in saldırılarına tepki, Filistin halkına destek mesajları geliyor. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar yaptığı yazılı açıklamada, “İsrail ordusunun, mübarek Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya düzenlediği operasyonlardan sonra Gazze’ye yönelik havadan, denizden ve karadan başlattığı saldırılar sürüyor. Bayram dinlemeden son sürat devam eden saldırılarda çocuklar, kadınlar ve siviller katledilirken, BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslararası güçler, 1964-74 döneminde Rumların Kıbrıs Türk halkına yönelik saldırılarına seyirci kaldıkları gibi, Gazze’ye yönelik İsrail saldırılarına karşı da seyirci kalıyor” dedi.

İsrail’in uyguladığı devlet terörüne, vahşete ve katliamlara seyirci kalanlar, İsrail’in işlemekte olduğu insanlık suçuna ortak oluyor” diyen Tatar, “Dünya, Gazze’ye yönelik saldırılara seyirci kalırken, Anavatan Türkiye’nin tek başına bu saldırılara karşı çıkması, tepki göstermesi, bu saldırıların sonlandırılması için gösterdiği uğraş ve gayret, insanlık, hukuk ve adalet adına en büyük hizmettir. Tarih bunu kaydedecektir. Gazze’de yaşanan vahşet, terör ve soykırıma dünyanın seyirci kalması, bizlere bir kez daha Kıbrıs’ta Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ile Türk askerinin varlığının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir” ifadelerini kullandı.

“KKTC, Gazze olmayacak”

Tatar açıklamasında, Kıbrıs’ta geçmişte yaşananlar ve Gazze’de yaşanmakta olanlar dikkate alındığında Türkiye’nin garantörlüğü ile Türk askerinden vazgeçmelerinin mümkün olmadığını belirterek, “Rum-Yunan ikilisi ile Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği’nin (AB) ‘Türkiye’nin garantörlüğü kaldırılsın, Türk askeri Kıbrıs’tan uzaklaştırılsın, Kıbrıs’ta güvenliği AB sağlasın’ taleplerinin nedeni de şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Ama dünya şunu bilmelidir ki, Türkiye’nin garantörlüğü kaldırılmayacak, Türk askeri Kıbrıs’tan çekilmeyecek ve KKTC, Gazze olmayacak” dedi.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını bir kez daha şiddetle kınayan Tatar, “Bu saldırılarda şehit düşen Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, Filistin halkına başsağlığı dilerim. Destek ve dualarımız Filistin halkı içindir” dedi.

İngiliz isimden Türkiye’ye KKTC teklifi

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanı İngiliz siyasetçi Stephen, Kıbrıs sorununu değerlendirdi. Stephen, ‘Türkiye askeri ve bölgesel güç olma pozisyonunu, Müslüman ülkelerin KKTC’yi tanıması için kullanmalı.’ diye konuştu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın danışmanlığını yapan İngiliz politikacı ve hukukçu Michael Stephen, Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkelerin de katılımıyla 5+1 formatında düzenlenen gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta “KKTC ve Türkiye’nin güvenebileceği kimsenin bulunmadığını” ve Kıbrıs sorununun çözümü için en iyi yolun “iki devletli model” olduğunu belirtti.

İngiltere’de eski Muhafazakar Parti Milletvekili Stephen, Britanya Kıbrıslı Türkler Derneğinin (BTCA) düzenlediği çevrim içi toplantıda, Kıbrıs sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Stephen, milletvekili olduğu yıllarda “Kıbrıs Türk Toplumu” hakkında çalışmalar yürüttüğünü, o dönemlerde uluslararası toplumun Kıbrıslı Rumları “kurban” olarak gördüğünü, kendisinin ise Kıbrıslı Türklerin “soykırıma” maruz kaldığını keşfettiğini söyledi.

1960’lı yıllardaki Rum politikacıların “Kıbrıs’ta Rum hakimiyeti kurma” veya “Kıbrıs’ı Yunanistan’la birleştirme” politikası yürüttüğünü, bugünkü Rum siyasetçilerinin de aynı hayallere sahip olduğunu aktaran Stephen, “Onlar akıllarından bu fikri çıkarana kadar Kıbrıs’ta hem Kıbrıslı Türklerin hem Kıbrıslı Rumların kabullenebileceği bir çözüm olması mümkün değil.” dedi.

Uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda rolü bulunuyor

Stephen, uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununun bir parçası olduğunu, BM ve Avrupa Birliğinin (AB) Rumları adanın egemen hükümeti olarak tanıyıp meşrulaştırdıklarını aktardı.

AB’nin hukuka aykırı davrandığına işaret eden Stephen, Rum kesiminin garantör ülkeler İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın izni olmadan AB’ye katılamayacağını savunan hukukçuların bulunduğunu, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler izin vermediği halde Kıbrıs’ın tek bir ülke olarak birliğe kabul edildiğini anlattı.

Stephen, İngiltere’nin Kıbrıs Rum kesiminde ABD’nin de kullandığı askeri üslerini tehlikeye atmamak için KKTC’nin tanınmasına yönelik kararı alamadığını ifade etti.

İngiltere’nin mevcut durumu korumaya, Kıbrıslı Türkleri iki devletli çözümden uzaklaştırmaya ve Annan Planı’nın başka bir versiyonunu kabul etmeleri için ikna etmeye çalıştığını söyleyen Stephen, “İngiltere hükümeti ve ABD, Kıbrıslı Türkleri umursamıyor. Onlar için Kıbrıs yalnızca stratejik bir değer.” ifadelerini kullandı.

Stephen, “İngiltere, adadaki üslerini korumak için insan haklarını ve yasal yükümlülüklerini gözden çıkarmaya ve onların yerine stratejik çıkarlarına odaklanmaya hazır.” diye konuştu.

Türkiye askeri ve bölgesel güç alma pozisyonunu, Müslüman ülkelerin KKTC’yi tanıması için kullanmalı

“Çin gibi güçlü bir ülke KKTC’yi tanıyabilir” diyen Stephen, Bangladeş’in daha önce KKTC’yi tanıdığını ancak baskılar nedeniyle bu kararı geri çektiğini, çoğunluğu Müslüman olan birkaç ülkenin KKTC’yi tanımasıyla sorunun değişebileceğini, Türkiye’nin, askeri ve bölgesel güç olma pozisyonunu Müslüman ülkelerin KKTC’yi tanıması için kullanması gerektiğini belirtti.

Stephen, Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkelerin de katılımıyla 5+1 formatında düzenlenen gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta KKTC ve Türkiye’nin güvenebileceği kimsenin olmadığını, sorunun çözümünde en iyi yolun iki devletli model olduğunu vurguladı.

Anastasiadis’i yerden yere vurdu: Sadece aptalsın

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konferansında, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kararlı duruşu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin gündeminden düşmüyor.

CRS isimli Rum karikatür sanatçısı, Cenevre’deki konferansta Rum lideri Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs Türk tarafı karşısında “etkisiz” tutum sergilediği gerekçesiyle eleştirdi. Rum Karikatürist sokaklara çizdiği karikatürde Anastasiadis’i hedef aldı. CRS, halkı uyanmaya çağırırken, “salak” (idiot) yazılı ateş ölçer cihazıyla Anastasiadis’in ateşinin ölçüldüğünü yansıtan karikatürü cadde duvarlarına astı.

“Sadece aptalsın”

CRS karikatür ile birlikte verdiği mesajında “Yalancı değilsin Sayın Başkan, sadece aptalsın. Pandemi hiç bu kadar kötü yönetilmemişti. Etkisizsin. Kıbrıs sorununa çözüm sözü dolusun ama açıkça iki devletten söz ediyorsun” ifadelerine yer verdi.

Bunu hiç beklemiyorlardı… Türk tarafının hamlesi Rumları şaşkına çevirdi

Cenevre’de 5+1 gayriresmi Kıbrıs konferansına KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın sunduğu 6 maddelik öneri damga vurdu. Rum tarafı bu hamle karşısında şaşkına dönerken Tatar’ın önerisi dünya basınında da geniş yankı buldu.

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için sunduğu 6 maddeden oluşan öneri gündem oldu.

Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferans 27-29 Nisan’da BM Cenevre Ofisi’nde gerçekleştirildi. Konferansa BM Genel Sekreteri Antonio Guterres başkanlık etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Anastasiadis, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab heyet başkanları olarak konferansa katıldı.

Kıbrıs Türk tarafı, 1968’de başlayan ve 1977’den bu yana federasyon odaklı devam eden Kıbrıs müzakerelerinin artık yeni bir zeminde yürütülmesi yönündeki iradesini Cenevre’deki gayriresmi Kıbrıs konferansında gösterdi.

Adada “iki devletli çözüm” masaya getirildi

Özellikle Ekim 2020’de KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın seçilmesiyle Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye’nin de desteğiyle, “Kıbrıs’ta egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devletli çözüm” modeliyle ilgili kararlı duruşunu sürdürdü.

Cumhurbaşkanı Tatar ve heyeti, başta BM yetkilileri olmak üzere, bir araya geldikleri tüm muhataplarına bu yeni politikayı haklı sebepleriyle anlattı. Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, konferans öncesinde belirledikleri ve tüm muhataplarına da ilettikleri yeni vizyonu (iki devletli çözüm) Cenevre’de BM Genel Sekreteri Guterres’e sundu.

BM’nin yanı sıra İngiltere de Türk tarafının bu yeni politikasını, bu politikanın altında yatan haklı sebepleri ve Kıbrıs Türk halkının yıllardır uğradığı haksız muameleyi dinleme fırsatı buldu. Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan ise müzakerelerde 53 yıldır süre gelen uzlaşmaz tavırlarından geri adım atmadı.

Cumhurbaşkanı Tatar, BM Genel Sekreteri Guterres’in taraflara yolladığı davet mektubunda yer alan “yaratıcı fikirlerle gelme” çağrısını da göz önünde bulundurarak, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için Guterres’e 6 maddeden oluşan bir öneri sundu.

Önerinin ilk maddesinde, Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararın BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmesi için Genel Sekretere inisiyatif alma çağrısı yer aldı.

Böyle bir kararın mevcut iki devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacağı da öneride belirtilirken, tarafların egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünün sağlanmasıyla BM himayesinde, “sonuç odaklı” ve “belli bir zaman aralığına dayalı” müzakerelere başlanabileceği de belirtildi.

Rum tarafı konferansa hazırlıksız geldi

Türk tarafı, on yıllardır müzakere edilen ve sonuç alınamayan federasyon modeli yerine, Ada’nın ve çağın gerçeklerine uygun, mevcut iki devletin devamını ve resmi statüye ulaşmasını sağlayacak önerisini Cenevre’de masaya getirmiş oldu.

Buna karşılık Rum tarafı ise 2017’de sonuçsuz kalan Crans Montana’daki konferansın kaldığı yerden devam etmesi yönünde bir öneriyle masaya gelirken, bir nevi Genel Sekreter’in “yaratıcı fikirlerle gelin” çağrısına da olumsuz yanıt verdi.

Crans Montana’da 2017’de kurulan müzakere masanın Rum kesimi tarafından devrilmesi de göz önüne alındığında, Rum kesiminin Cenevre’ye hazırlıksız geldiği ve mevcut statükonun devamından yana olduğu açık şekilde görüldü.

Türk tarafı yeni çözüm önerisini kayıtlara geçirdi

Cenevre’deki gayriresmi Kıbrıs konferansında Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan öneri sundu. Rum tarafı Tatar’ın bu hamlesi karşısında şaşkına döndü. Rumlar, üzerine bazı ilaveler de yaparak Cumhurbaşkanı Tatar’ın belgesini Rum basınına sızdırdı.

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, konferans sonrasında Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısında Kıbrıs’ta egemen eşitlik temelinde iki devlet siyasetinden asla vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak, “Eşitliğe dayalı ve eşit statü tanınmadan, eski şartlarda masaya oturmamızın ve resmi görüşmelere başlamamızın anlamı olmaz.” ifadelerini kullandı.

Rum Kesimi’nin amacının, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı ve anayasal değişiklikle Kıbrıslı Türklerin buna yama edilmesi” olduğunu belirten Tatar, bu çerçevede Kıbrıslı Türklerin, Avrupa Birliği içerisinde bir konumda, Türkiye ile bağlarının kopartılmaya çalışıldığını da söyledi.

Tatar, konferansta tarihi bir adım attıklarını vurgulayarak, “Egemen eşitliğe dayalı sürdürülebilir bir anlaşma talebini kayıtlara geçirdik.” vurgusunu yaptı. Tatar, tarihte ilk kez Kıbrıs görüşmeleri kapsamında, egemen eşitliğe dayalı, uluslararası alanda tanınan bir KKTC için adım attıklarının altını çizdi.

Ersin Tatar’ın önerisi dünya basınında

Tatar, KKTC’ye döndüğünde düzenlediği basın toplantısında da Cenevre’de görüşlerini BM’ye ve ilgili taraflara ifade ettiklerini ve bu yeni fikirlerinin dünya basınında da yer bulduğunu açıkladı.

Cenevre’deki çıkışlarını bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Tatar, Kıbrıs Türk tarafının federal anlaşma için 50 senedir yaptığı fedakarlıklar ve önünün açılması için bu adımın atılması gerektiğini, eğer masada iki eşit taraf oturmazsa orada adil bir çözümün çıkması imkansızdır olduğunu da dile getirdi.

Çavuşoğlu’ndan “KKTC ile birlikte devam edeceğiz” vurgusu

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise konferansa ilişkin, “Türk tarafı egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm modelini kayda geçirmiştir. Bu aslında KKTC’nin bağımsızlığı ve egemenliği mücadelesidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Çavuşoğlu, tüm dünyaya, “KKTC’nin egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm vizyonuna ve önerisine çok güçlü bir şeklide destek olmaya devam edecekleri” mesajını verdi.

KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliği konusundan ödün vermeyeceklerinin altını çizen Çavuşoğlu, “Bunlar teslim edilirse iki devlet gelecekte nasıl iş birliği yapacağını müzakere edebilirler. Teslim edilmezse yolumuza KKTC’yle birlikte devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Yunanistan ve Rum Kesimi statükoda diretti

Rum lider Anastasiadis, Türk tarafının masaya sunduğu yeni önerilere karşılık veremezken, statükonun devamında diretti.

Tatar’ın Guterres’e sunduğu 6 maddelik önerinin arından hayal kırıklığı yaşadığını dile getiren Anastasiadis, Türk tarafının müzakereler boyuncu egemenlik haklarının tanınmasına odaklanılmasında ısrar ettiğini belirtti.

Anastasiadis, Türk tarafının yeni vizyonundan geri adım atmadığını da açıklarken, kendisi ise “yaratıcı” hiçbir fikir ortaya koyamadı.

Yunanistan ise konferans sürecinde, her zaman olduğu gibi, Rum kesimine koşulsuz desteğini sürdürdü. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, konferans sonrasında, Türkiye ve KKTC’nin takındığı tavır nedeniyle ortak zemin bulunamadığını iddia etti.

Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm için yeni bir fikir üretemeyen Yunanistan da BM’nin konferans öncesi çağrısına uymamış oldu.

Ada’nın bir diğer garantörü olan ve taraflara konferans öncesi “esneklik” çağrısı yapan İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Raab da “tarafların yakın zamanda yeniden bir araya gelme taahhüdünü” memnuniyetle karşıladığını açıkladı.

Guterres vazgeçmiyor

Genel Sekreteri Guterres, müzakerelerin yeniden başlaması adına taraflar arasında yeterli ortak zemin bulamadığını ve 2-3 aylık süreci içerisinde aynı formatta bir toplantı için temaslarını sürdüreceklerini söyledi.

Türk tarafı, Cenevre’deki kararlı duruşunu BM kayıtlarına geçirirken, ileride başlayabilecek bir müzakere sürecinde de KKTC’nin egemenliğinden vazgeçmeyeceğini, uluslararası alanda Rum kesimi ile eşit statüde kabul edilmeden müzakerelere başlamayacağının mesajını net bir şekilde verdi.

Konferans Kıbrıs Türk tarafı için “dönüm noktası” oldu

Türk tarafı, tüm dünyaya konferansa ne kadar hazırlıklı geldiğini gösterirken, Rum kesimi ise konforlu ve Kıbrıslı Türklerin hakkını gasbeden pozisyonunu bırakmak istemediğini bir kez daha ortaya koydu.

BM yetkililerinin yakın gelecekte taraflar arasında yeni bir konferans için diplomasi mekiği dokumaya başlaması bekleniyor. Türkiye ile KKTC’nin yüzde 100 uyum içinde hareket ettiği konferansta, Türk tarafının haklı pozisyonundan asla taviz vermeyeceği tüm dünyaya bir kez daha teyit edildi. Ayrıca, Türk tarafı toplantılarda Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm isteyen taraf olduğunu güçlü şekilde gösterdi.

Cenevre’deki konferans, Kıbrıs Türk tarafı açısından “egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözümün” kayıtlara geçirilmesi açısından dönüm noktası oldu. Türk tarafının somut teklifi ve yapıcı tutumuna karşılık veremeyen Rum tarafı ise uzlaşmaz tavırlarını Crans-Montana’dan sonra Cenevre’de de sürdürmeye devam etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs için 6 maddelik öneri sundu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen gayriresmi Kıbrıs konferansında, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan öneri sundu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen gayriresmi Kıbrıs konferansında, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan öneri sundu.

Ayrıntılar geliyor…

Ersin Tatar’dan flaş Türkiye açıklaması

Cenevre’de 27-29 Nisan’da yapılacak gayriresmi Kıbrıs konferansına ilişkin konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Ne kadar haklı olduğumuzu bütün dünyaya göstereceğiz. En büyük gücümüz, Türkiye’nin büyük bir mutabakatla, yüzde yüz bizim arkamızda olmasıdır” diye konuştu.

27-29 Nisan’da BM öncülüğünde Cenevre’de yapılacak, Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla düzenlenecek 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferans öncesinde temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye giden Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ziyaret öncesi Ercan Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu.

Tatar, Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmeleri olacağını kaydetti.

Yarın sabah Cenevre’ye gideceklerini belirten Tatar, Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşeceğini, konferans sırasında da yoğun görüşmeler olacağını, bunların da planlandığını söyledi.

Tatar, “Bizim amacımız, KKTC adına orada Kıbrıs Türk halkının seçilmiş lider olarak yeni iradenin ortaya konulması, yeni vizyonun anlatılmasıdır. Kıbrıs’ta artık çok şeyler değişmiştir, çok farklı beklentiler vardır. Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Türkiye’nin tutumu vardır. Dolayısıyla biz orada artık federal temelde bir anlaşmanın olamayacağını, Kıbrıs’ta yan yana yaşayan, iki bağımsız, egemen ve eşit devletin iş birliğiyle ancak Kıbrıs’ta bir anlaşma olabileceğini söyleyeceğiz. Önemli olanın bir anlaşmayı yaptıktan sonra onun kalıcı ve sürdürülebilir olabilmesidir, halklarımızın bundan yarar sağlamasıdır, bölgesel gelişmelerin oluşmasına da katkı sağlayabilmesidir.” dedi.

Cenevre’de pozisyonlarını net ve ayrıntılı bir şekilde anlatacaklarını kaydeden Tatar, yeni vizyonlarını BM’ye, ilgili taraflara ve garantör ülkelere en iyi şekilde anlatacaklarını belirtti.

“Türkiye bize tam destek verecek”

Tatar, Cenevre’de meselenin esasını, prensiplerini ve egemenliği görüşeceklerini vurgulayarak güven yaratıcı önlemler ve kapalı Maraş gibi konuları görüşmeye niyetlerinin olmadığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Tatar, “Yeni bir iradenin temsilcisiyim, söylediklerimiz ve sözlerimiz var. Türkiye ile de bunları netleştirdikten sonra, bütün dünyaya Kıbrıs’taki haksızlıkları, neden Kıbrıs Türk halkının bunca yıldır mağdur olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının bütün iyi niyetine rağmen bir netice alınamadığını ayrıntılı bir şekilde kendileriyle paylaşacağız. Ne kadar haklı olduğumuzu bütün dünyaya göstereceğiz. En büyük gücümüz, Türkiye’nin büyük bir mutabakatla, yüzde yüz bizim arkamızda olmasıdır. Orada da Türkiye bize tam destek verecek.” dedi.

Tahsin Ertuğruloğlu: Türkiye ile kararımızı verdik

5+1 gayriresmi Kıbrıs konferansı öncesi konuşan KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, “KKTC, ana vatanı Türkiye ile kararını vermiştir. Ulusal dava savunuculuğunda duruşumuza birlikte karar verilir, savunacaklarımızı birlikte savunuruz” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, ay sonunda Cenevre’de düzenlenecek gayriresmi Kıbrıs konulu konferansın, 53 yıldır süren toplumlar arası görüşmeler sürecinin bir devamı olmayacağını kaydetti.

Bakan Ertuğruloğlu, 27-29 Nisan’da BM öncülüğünde, Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla düzenlenecek 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferans öncesinde AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Türkiye ve KKTC olarak başından bu yana görüş, duruş ve hedeflerinin ne olduğunu çok net ve samimi bir şekilde ifade ettiklerini kaydeden Ertuğruloğlu, 5+1 toplantısının Türk tarafının önerisi olduğunu söyledi.

Ertuğruloğlu, konferansta “neyin olacağından” ziyade “neyin olmayacağının” vurgulanmasının önemli olduğunu belirterek, “5+BM görüşmesi 53 yıldır süren toplumlararası görüşmeler sürecinin bir devamı değil, olmayacak. 5+BM, Crans Montana’da bırakıldığı yerden devam edilecek bir toplantı değil, güven artırıcı önlemlerin gündeme alınacağı bir toplantı değil. 5+BM, 53 yıllık başarısız müzakere süreci sonrasında aynı şeyleri tekrarlayarak farklı bir netice beklemenin bir akıl işi olmadığı noktasından hareketle, bundan sonra eğer bir müzakere süreci olacaksa, neyin müzakere edileceğinin ortak bir zemin olup olmadığının ortaya çıkmasını sağlamak üzere önerilmiştir.” dedi.

BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden ve BM Genel Sekreteri’nden ortak bir zeminin (Kıbrıs görüşmelerinde) olup olmadığının samimi ve net bir şekilde ortaya koymalarını beklediklerini kaydeden Ertuğruloğlu, gerekirse 5+1 sonrası bir toplantı daha olabileceğini, bunun ardından ortak bir zeminin olup olmadığına ilişkin net cevabın ortaya çıkması gerektiğini de vurguladı.

Ertuğruloğlu, “BM Genel Sekreteri’nin ‘yaratıcı fikirlerle gelin’ yönündeki çağrılarını memnuniyetle karşılıyoruz, zaten bizim düşüncemiz ve duruşumuzla örtüşen bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. BM Genel Sekreteri’nin yaratıcı fikirlerle gelin demesi, ‘Aynı şeyleri tekrarlayarak, farklı netice beklenmemesi gerekir’ duruşunun doğal bir ifadesidir. En yaratıcı fikirlerle gelecek olan da biziz, belli. Rum tarafının herhangi bir yaratıcı fikirle geleceğini kimse düşünemez.” diye konuştu.

Bakan Ertuğruloğlu, Rum kesiminin, bir 53 ya da 103 yıl daha müzakere eder gibi görünerek, Türk tarafının sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum devletinin boyunduruğu altına girmesi yönünde politika izlediğini kaydetti.

Rum tarafının 53 yıldır yaşananları yok sayarak, Kıbrıslı Türklerle federasyon kurmaya “niyetlilermiş gibi” aldatmacı bir tutumla Türk tarafını duruşundan geri adım atmaya zorlamaya çalışacağını belirten Ertuğruloğlu, bu noktada Rum tarafına böylesi bir yalan politikayı pervasızca gündemde tutma fırsatı veren uluslararası camianın suçlanması gerektiğini vurguladı.

Ertuğruloğlu, “5+BM toplantısında dünya ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden beklentimiz, yıllarca uyguladıkları haksızlıklara ve diskriminasyona bir son verme adına Kıbrıs konusunda yeni bir sayfa açmaya hazır olup olmadıklarının ortaya çıkmasıdır. Eğer onlar da yaratıcı fikirlerle gelmiyorsa, onlar da 53 yıllık müzakere sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olan, Kıbrıs konusuna 1964 yılından itibaren koydukları yanlış teşhiste devam etme kararlılığındaysalar, yaratıcı fikirle gelmiş olmuyorlar.” dedi.

Başarısızlığı kanıtlanmış politikalarla Türk tarafını haklı duruşundan geri adım atmaya zorlamaya çalışacaklarını da ifade eden Ertuğruloğlu, geri adım gibi bir olasılığın söz konusu olmayacağını da vurguladı.

Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:

“KKTC, ana vatanı Türkiye ile kararını vermiştir. Ulusal dava savunuculuğunda duruşumuza birlikte karar verilir, savunacaklarımızı birlikte savunuruz. ‘Bugün böyle, yarın böyle’ politikası güdecek tarafta değiliz. Egemenliğimizden, devlet sahibi bir halk olduğumuz noktasından geri adım atacak değiliz. Biz, Kıbrıs Cumhuriyeti denen Rum devletinin bir toplumu değiliz, devlet sahibi egemen bir halkız. Bu duruşumuz Cenevre’ye gidiyoruz. İyi niyetle, Ada’daki gerçekler zemininde bir uzlaşı arayışında var olduğumuzu söylemeye gidiyoruz. Bu gerçekler göz ardı edildiği sürece de herhangi bir uzlaşı modelinin asla mümkün olmayacağını vurgulamaya gidiyoruz. Her şey uluslararası camianın Rumları şımartmaya devam edip etmeyeceği noktasında kilitlidir.”

Görüşmeler sonrası netleşecek tabloya göre, seçenekleri ana vatan Türkiye ile birlikte değerlendireceklerini ve ona göre karar vereceklerini de söyleyen Ertuğruloğlu, seçeneksiz ve çaresiz olmadıklarını, “hayattaki tek seçeneğimiz Rumlarla ortak olmaktır” gibi bir vizyonlarının bulunmadığını da vurguladı.

Ertuğruloğlu, “AB, masada (5+1 Kıbrıs konferansında) olmayacak ama Cenevre’de olacak. ‘AB, Cenevre’ye gelmesin’ diye bir söylemimiz olamaz. Nereye gideceklerini belirleyecek değiliz ama masada olmayacakları kesin. Masada olmalarını gerektiren özellikleri yok, zaten iki tane üyeleri masadadır. Türk tarafının güvenini kaybettiklerini bilmeleri gerekir. Kıbrıs konusuna yönelik tarafsız bir birlik olmadıkları da ortadadır. Kıbrıs Rum kesimini Kopenhag üyelik kriterlerine rağmen, bu kriterleri ihlal ederek AB’ye üye almaları, zaten AB’yi Kıbrıs konusunda taraf bir örgüt haline getirmiştir, aleyhimize taraftır.” diye konuştu.

AB düşmanlığı yapmaya da sevdalı olmadıklarını kaydeden ve kimseye düşmanlık beslemediklerini kaydeden Ertuğruloğlu, “Bize düşmanlık, hata ve yanlış yapanlara da boyun eğme gibi bir özelliğimiz ve milli bir karakterimiz yok. Biz, dik duruşu çok iyi bilen ve beceren bir halkız, büyük bir milletin evlatlarıyız. Bunun gereğini de her zaman yaptık, yapmaya devam ediyoruz.” diye konuştu.

Ertuğruloğlu, Türkiye ile aynı politikaları savunmalarının kendilerinin elini güçlendirdiğini söyleyerek, “En büyük güç kaynağımız ana vatanımızla olan birlikteliğimizdir.” dedi.

Ersin Tatar’dan çok net mesaj: Buna izin vermeyiz

Terör örgütü EOKA’yı anan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis’e tepki gösteren KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Her ne pahasına olursa olsun, halkımızı o katliam ve vahşet dolu günlere geri döndürmeyeceğiz, Rum terörünün insafına terk etmeyeceğiz. Devletimizden, egemenliğimizden, özgürlüğümüzden, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ile Türk askerinden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, terör örgütü EOKA’nın 1 Nisan 1955’te silahlı eylemlere başlamasının 66. yıl dönümünde yaptığı açıklamaları kınadı.

Tatar, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Rum liderinin 1 Nisan’ı “Kıbrıs Helenizmi’nin en görkemli günlerinden biri” olarak nitelemesini eleştirerek, “Anastasiadis’in terör örgütü EOKA’nın 1 Nisan 1955 tarihinde silahlı eylemlere başlamasının 66. yıl dönümünde yaptığı açıklamalar Rum zihniyetinin değişmediğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.” ifadelerini kullandı.

Rum liderin açıklamalarında EOKA teröristlerine hayranlık ve saygı duyduğunu belirtirken, Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek için mücadeleye devam edeceklerini ifade ettiğini aktaran Tatar, “Anastasiadis, 1 Nisan 1955 tarihinde EOKA’nın bombalar ve silahlarla terör eylemlerine başlamış olduğunu ve Kıbrıs’ı kan gölüne çevirdiğini unutmuşa benziyor. Terör örgütü mensuplarına ‘hayranlık ve saygı duyduğunu’ açıklaması oldukça dikkat çekici ve ürpertici.” değerlendirmesinde bulundu.

EOKA’nın Rum liderliği, Rum Ortodoks Kilisesi ve Yunanistan tarafından organize edilip desteklenen bir terör örgütü olduğunu anımsatan Tatar, “Bunun kanıtları ve belgeleri de ortadadır. Dağıttığı ilk bildirilerde ‘İngilizlerden sonra sıra Kıbrıs Türklerine gelecektir, Kıbrıs Türklerini silah zoruyla bu adadan kovacağız, gitmeyenleri de yok edeceğiz’ diyen EOKA bir terör örgütüdür. 1955- 1958 döneminde köylerimizi yakıp kavuran, yüzlerce savunmasız insanımızı katleden EOKA bir terör örgütüdür. 1963-1974 döneminde Akritas Planı doğrultusunda Kıbrıs Türk halkına yönelik katliam ve soykırım uygulayan EOKA bir terör örgütüdür. Kumsal, Ayvasıl, Arpalık, Gaziveren, Baf, Mağusa, Atlılar, Muratağa, Sandallar, Taşkent ve diğer katliamlar da bunun kanıtıdır. Bunları da unutmamız mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.

“Güney Kıbrıs’ta Türk düşmanlığı yoğunlaşıyor”

Son günlerde Güney Kıbrıs’ta Türk düşmanlığının yoğunlaştığına, güneydeki Türklere ait camiler ile dini ve kutsal mekanlara yönelik saldırıların arttığına, buralarda ‘Türklere ölüm’ sloganları atıldığına, ayrıca terör örgütü anısına pullar bastırılıp Rum okullarına Enosis mücadelesini simgeleyen beyaz haçlı bayraklar asıldığına dikkati çeken Tatar şöyle devam etti:

“Tüm bunlara rağmen, Anastasiadis ‘Kıbrıs’ı yeniden birleştirme’ hedefinden bahsetmektedir. Bunun anlamı ise Kıbrıs’ı bir Helen adasına çevirmek ve Kıbrıs Türk halkını azınlık yaparak, Rum devletine yamalamaktır. Ama bunu başarmaları mümkün değildir ve bu bir hayalden öteye de gidemez. Geçmişte buna karşı nasıl direndiysek, yine direneceğiz ve direnmeye devam edeceğiz. Halkımızı Rum’un azınlığı yapmayacağız.”

Anastasiadis ile Rum liderliğinin Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğün kaldırılması ve Türk askerinin adadan uzaklaştırılmasını talep etmelerinin ana sebebinin Kıbrıs Türk halkını savunmasız ve korumasız bırakarak 1974 öncesine dönülmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Tatar, “Her ne pahasına olursa olsun, halkımızı o katliam ve vahşet dolu günlere geri döndürmeyeceğiz, Rum terörünün insafına terk etmeyeceğiz. Devletimizden, egemenliğimizden, özgürlüğümüzden, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ile Türk askerinden asla vazgeçmeyeceğiz.” görüşünü dile getirdi.

“Türk Mukavemet Teşkilatı savunma örgütüdür”

Cumhurbaşkanı Tatar, Anastasiadis’in Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) “terör örgütü” olarak nitelemesine ise, “TMT bir saldırı örgütü değil, bir savunma örgütüdür. Terör örgütü EOKA’nın saldırılarına karşı Kıbrıs Türk halkını korumak için kurulmuştur. EOKA terör örgütü gibi savunmasız insanları, kadınları, çocukları, yaşlıları katletmemiş, katliam ve soykırım uygulamamıştır. TMT, sadece Kıbrıs Türk halkının varlığını, namus ve haysiyeti ile insanca yaşama hakkını savunmuştur. Ve eğer TMT olmasaydı, Kıbrıs’ta ikinci bir Girit faciası yaşanacak, bir tek Türk bile sağ bırakılmayacaktı. Bu nedenlerle TMT kurucularına ve TMT’nin kahraman neferlerine minnet borcumuz vardır.” sözleriyle yanıt verdi.

Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılmasının ancak Kıbrıs’ta yaşanan gerçeklerin herkes tarafından kabul edilmesiyle mümkün olabileceğine işaret eden Tatar, şunları kaydetti:

“Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’e tavsiyem Kıbrıs’ta yaşanan gerçekleri çarpıtmaması, Kıbrıs’ı kan gölüne çeviren EOKA gibi terör örgütlerini sahiplenmemesi, gerçek dışı iddialarda bulunmaması ve Kıbrıs Türk halkının bağrından doğan TMT’nin adını bir kez daha ağzına almamasıdır.”

Ersin Tatar resti çekti: Egemenliğimizden taviz vermeyiz

Kıbrıs’ta ve bölgede şartların değiştiğini belirten KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Biz asla ve kata kendi egemenliğimizden taviz vermeyiz. KKTC, bir anlaşma durumunda mutlaka egemenliğini koruyacaktır” diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde düzenlenecek Kıbrıs konulu gayriresmi 5+1 toplantılarına kendi düşüncelerini ifade etmek için katılacaklarını belirten Tatar, “Orada bir geri adım söz konusu değildir. Buraya her gelene bunu söylüyoruz.” ifadesini kullandı.

Tatar, “Yıllar sonra belki de ilk kez Kıbrıs Türk tarafıyla, Türkiye tarafı yüzde yüz uyum içerisinde fikir birliğiyle görüşmelere hazırlanmaktadır. Bu da bize bir rahatlık veriyor. Bu rahatlığın da pozisyonumuzu güçlendirmesi fevkalade önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Maraş’ta temizleme, asfaltlama ve altyapı faaliyetlerinin sürdüğüne değinen Tatar, bu konuda yıllar sonra Kıbrıs Türkü’nün menfaatine bir tempo yakaladıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıslı Türklerin dünya çapında girişimci ve başarılı olduğunun da altını çizdi.

Kıbrıs’ın gerçeklerine bakıldığında artık yeni bir durum ve anlayışın söz konusu olduğuna işaret eden Tatar, “Türkiye Cumhuriyeti, benim ana vatanımdır, her zaman yanımda olmuştur. Türkiye, buranın garantör ülkesidir. Türkiye, bu bölgenin en büyük, en güçlü ve lider ülkesidir. Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye Cumhuriyeti ile hareket ettiğinde bu coğrafyada terazi lehimize hareket etmektedir.” diye konuştu.

“Kıbrıs eski Kıbrıs değildir”

Tatar, Kıbrıs’ta ve bölgede şartların değiştiğine dikkati çekerek, “Kıbrıs, eski Kıbrıs değildir; Doğu Akdeniz, eski Doğu Akdeniz değildir, şartlar değişiyor.” dedi.

Egemen eşitliğe dayalı yan yana yaşayan iki devletin iş birliği yapabileceğini vurgulayan Tatar, “Enerji kaynaklarının paylaşımında iş birliği yapılabilir. Başka meselelerde iş birlikleri yapılabilir ama yan yana yaşamak bu işin esasıdır.” ifadesini kullandı.

Tatar, bunların başarılı olabilmesi için “gönül rızası”nın gerekliliğinin altını çizerek, bir ihtiyaç vesilesiyle federasyonların yapılabileceğini fakat kendilerinin böyle bir ihtiyacının olmadığını kaydetti.

“KKTC’yi ihya edeceğiz”

İki devletli çözüme ilişkin KKTC’de yapılacak çalışmalarla ilgili soruya Tatar, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ihya edeceğiz.” yanıtını verdi.

Tatar, altyapı dönüşümlerini tamamlayıp üstyapıyı daha üretken bir hale getireceklerini, böylece KKTC’ye daha fazla turist ve öğrenci çekebileceklerini aktardı. KKTC’de yapılan altyapı projelerinin ekonomiyi güçlendireceğini vurgulayan Tatar, şöyle devam etti:

“Bütün bunların yapılıyor olması bizlere umut veriyor. İnsanlarımızın derdi, siyasi tanınmadan ziyade buranın refahının artırılması, ekonomisinin güçlendirilmesi, istihdam, güzel ekonomik işlerin başarıyla yürütülmesi ve buranın daha güzel bir kaliteli yaşama sahip olmasıdır.”

Tatar, KKTC’nin Azerbaycan ve Pakistan gibi Türkiye’nin etkili olduğu ülkelerle temaslarını zaman içinde artırarak daha fazla tanınacağını da dile getirdi.

En büyük sorunlardan birinin KKTC’ye direkt uçuşun bulunmaması olduğunu ve bu konuda çeşitli temaslar yaptıklarını anlatan Tatar, “Bu sorunu çözdüğümüz takdirde bu gerçekten turizm ülkesi olan Kıbrıs’ımıza çok daha fazla turist getirebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Tatar, enerji şirketleriyle masaya oturmanın mümkün olup olmayacağıyla ilgili soruya, bunun ancak Türkiye üzerinden mümkün olacağı cevabını verdi.

“Türkiye’nin ekonomik olarak güçlenmesi en büyük temennimizdir”

Kıbrıs Adası’nın yıllardır Yunan Adası’na dönüştürülmeye çalışıldığını ifade eden Tatar, “Hep haksızlıklarla karşı karşıya kaldık ama burada bir bakıma ayakta durmayı ve varlığımızı sürdürmeyi başarabildik. Zamanında atalarımız burada büyük bir direniş sergiledi, bir destan yazdı. Şu anda bu destanı taçlandırmak için bu çalışmalar içerisindeyiz.” diye konuştu.

Tatar, Türkiye’nin her zaman KKTC’nin yanında olduğunu vurgulayarak, “Türkiye her zaman ana vatanımız olmuştur. Türkiye’nin ekonomik olarak güçlenmesi ve bölgede daha da söz sahibi olması en büyük temennimiz ve dileğimizdir. Bu yönde Türkiye’nin güçlü olduğunu görüyorum.” ifadesini kullandı.

Tatar, Yukarı Karabağ’da “haksızlığı durdurma noktasındaki” etkinliği ve “Doğu Akdeniz’de hakimiyet kurması” gibi Türkiye’nin söz sahibi olma konusundaki başarılarının önemine de dikkati çekti.

ABD Başkanı Joe Biden’ın geçmişte KKTC’ye geldiğini hatırlatan Tatar, Biden’ın kendisini Rum ve Yunan tarafına daha yakın gördüğünü çünkü Kıbrıs’ın gerçeklerini “tam olarak anlayamadığını” belirtti.

“Asla ve kata egemenliğimizden taviz vermeyiz”

BM Genel Konseyi’nin kararına ve iki devletli çözüm için müzakerelerin somut olarak nasıl gerçekleşeceğine ilişkin soru üzerine Tatar, BMGK kararının 50 yıl önce alındığına dikkati çekti. Bu zaman zarfında Kıbrıslı Türklerin büyük haksızlığa uğradığını vurgulayan Tatar, “Dik duruşumuzun arkasında yaşadıklarımız ve halkımızdan aldığımız yetki var.” dedi.

Tatar, müzakerelerin ne yönde ilerleyeceğinin görüşmelerden sonra şekilleneceğine işaret ederek, “Biz asla ve kata kendi egemenliğimizden taviz vermeyiz. KKTC, bir anlaşma durumunda mutlaka egemenliğini koruyacaktır. Ayrı bir halk olmanın tüm özellikleri bizde var.” ifadesini kullandı.

Tüm dünyanın kendisini “Kıbrıs Türk halkının seçilmiş lideri” olarak kabul ettiğini kaydeden Tatar, görüşmeler gerçekleştirdiğini ve bunun gelinen aşamada bir kazanım olduğunu söyledi.

Tatar, anlaşma sağlanması için iki tarafın da “esnemesi” gerektiğinin gündeme geldiğini, bunun sadece müzakere masasında olacağını ancak egemenlik konusunda taviz verilmesinin söz konusu olmadığını yineledi.

“Alt yönetimi asla kabul etmiyoruz”

Anlaşma olması halinde Ada’nın etrafındaki doğal zenginliklerin paylaşımına ilişkin bir soruya Tatar, Kıbrıs Türklerinin en az yüzde 30’luk bir ortaklığı olduğunu kaydetti.

Tatar, bu zenginliklerde Kıbrıslı Türklerin de hakları olduğunu Rum tarafının da kabul ettiğini ancak “egemen benim” tutumuyla yaklaştığını, Kıbrıslı Türklere alt yönetim muamelesi yapmaya çalıştığını belirterek, “Alt yönetimi asla kabul etmiyoruz. Birlikte şirket kurarak, beraber yürütme teklifinde bulunduk ama kabul etmediler.” dedi.

“İlhak gündeme gelmez”

Tatar, anlaşma olmaması halinde Ada’nın bölünmüş olarak kalacağına işaret ederek, “Buradaki yapı, Türkiye’yle daha da entegre olacaktır. Şimdiye kadar da hep öyle oldu.” ifadesini kullandı. Bunun Türkiye’yle bütünleşme gibi bir seçeneğe yol açıp açılmayacağının sorulması üzerine Tatar, “O ilhak olur, görüşmelerde hiç gündeme gelmez. Kıbrıslı Türkler kendi kendini yönetmeye alışmış, Türkiye’ye çok bağlılardır.” yanıtını verdi.

Tatar, Türk yetkililerin her zaman “Türkiye’de ne varsa Kıbrıs’ta da olacak” dediklerini anımsatarak, Türkiye’yle daha entegre olunmasının da çok doğal olduğunu söyledi.

“Maraş zaman içinde KKTC’nin her bölgesi gibi olacak”

Maraş’ın askeri bölgeden sivil bölgeye dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğinin sorulması üzerine Tatar, “Maraş, zaman içinde KKTC’nin her bölgesi gibi bir bölge olacak. Sivil bölgeye dönüştürülmesi için yasal bir engel yok. Erken adım atılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz.” diye konuştu.

Tatar, Maraş’ta birçok altyapı çalışmasının yürütüldüğü ve çok zaman geçmeden çalışmaların ikinci bölümüne geçileceği bilgisini paylaştı.

“Biz gidip Rum’a yama olmayız”

Tatar, KKTC’nin Türkiye’den yıllık ne kadar bütçe katkısı aldığı sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Türkiye’den 200 milyon dolar bir katkı oluyor. Dün de yapılan bir açıklama var. Böyle bir rakamdan bahsediyoruz. Savunma, kamu maliyesi ve projeler gibi birçok farklı boyutu var ama aşağı yukarı yılda 200 milyon dolar gibi bir rakam verebilirim.”

KKTC’nin ambargo nedeniyle ürünlerini özellikle Avrupa ülkelerine ihraç ederken daha fazla gümrük vergisine tabi tutulması şeklinde bir sıkıntının bulunduğuna işaret eden Tatar, “Fakat bizim esas hedefimiz turizm, yüksek öğretim ve inşaat sektörü.” dedi.

Tatar, Kıbrıs meselesinin çözümüne ilişkin “Her zaman ümit taşıyabilirim yeter ki, karşı taraf da bize gerekli saygıyı göstersin. Biz gidip Rum’a yama olmayız. Yama olmamak için de her türlü cesareti göstereceğiz. Biz hakkımızı arıyoruz. Bu hak da egemenliğimizin tanınmasıdır. Kıbrıs’ta iki ayrı halk ve bölge vardır.” değerlendirmesinde bulundu.

Eğer bir anlaşma olacaksa, KKTC’nin lehine olacağının ve kırmızı çizgilerinden de vazgeçilmesinin mümkün olmadığının altını çizen Tatar, “Bunun başında bizim egemenliğimiz ve Türkiye’nin buradaki garantörlüğünün devam etmesi gelmektedir.” dedi.

KKTC harekete geçti! Rum medyası kudurdu

KKTC’deki Beşparmak Dağları’nın Güney Kıbrıs’a bakan yamacında, Taşkent köyü yakınında bulunan dev KKTC bayrağının boyanması Rum Yönetimi’ni kızdırdı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) Beşparmak Dağları’nın Güney Kıbrıs’a bakan yamacında, Taşkent köyü yakınında bulunan dev KKTC bayrağına yapılan bakım Rumları kızdırdı. Beşparmaklar Dağları’ndaki bayrakları daha önceki Rum liderler de gündeme getirmişti.

Rum Liderlerin korkulu rüyası

Eski Rum lider Glafkos Klerides, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la müzakerelerde, bayrağın kaldırılmasını istemişti. Denktaş’ın bu isteği reddetmesi üzerine, bayrağı görmemek için Rum başkanlık sarayının çevresine selvi ağaçları dikilmişti. Beşparmaklar’daki KKTC bayrağını daha önce “hilkat garibesi” olarak niteleyen eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimtris Hristofyas, bayraklar yüzünden “hem üzgün, hem öfkeli” olduğunu söylemişti.

12 futbol sahası büyüklüğünde

Demirören Haber Ajansı (DHA), Beşparmak Dağları Bayrağı Işıklandırma Derneği öncülüğünde başlatılan KKTC bayrağının yeniden boyanması çalışmalarını yerinde görüntülendi. 12 futbol sahası büyüklüğünde olan ve gece de aydınlatılan KKTC bayrağı Rum kesimindeki birçok bölgeden görülüyor.

Boyama işlemi 25 gün sürecek

KKTC bayrağının boyanması için özel ekip kurulurken, boyama süresi 25 günün süreceği ifade edildi.Yaklaşık 101 Bin metre kare alana işlenen devasa bayrak ilk olarak Kutlu Barış Harekatı sonrasında komando taburu tarafından yapıldı. Yapılışı sırasında Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı olarak tasarlanan alan daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağına dönüştürüldü. Kıbrıslı Türk ressam Emin Çizenel tarafından tasarlanan KKTC bayrağında, beyaz fon üzerine üstte ve altta olmak üzere iki, kırmızı, boydan boya şerit ile, ortada kırmızı renkli ay yıldızdan oluşuyor.Dev KKTC bayrağının Beş Parmak Dağları’na çizilmesine ilişkin karar, 7 Mart 1984 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi tarafından onaylandı.

Müezzinoğlu: Bayrağın kapladığı alan 101 bin metrekare

DHA’ya konuşan Beşparmak Dağları Bayrağı Işıklandırma Derneği Tanju Müezzinoğlu bayrağın çok büyük bir mücadele sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne kazandırıldığını belirtti. Müezzinoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

“Esas bayrağı komando taburu yaptı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulduktan sonra da KKTC bayrağına çevrildi. O bayrağın yapılması öyle basit bir hadise değildir. Burada büyük bir mühendislik harikası vardır. Arkamızda rahmetli Rauf Raif Denktaş, Türk askeri, Türkiye Büyükelçiliği yani Anavatanımız olmasaydı bunu yapmamız hayal bile değildi. Esas bayrağı boyu 500 metreye 280 metredir. Ama bayrağın esası 450 metreye 275 metredir. Bayrağı 10 futbol sahası olarak hesaplamayacaksınız. Bayrağın kendi alanı 101 Bin metre karedir. Biri yazsın bir yere ve ona göre hesabını kitabını yapsın. Bakın nasıl bir devasa hadisedir. Gelmeyen bilmiyor. Uzaktan davulun sesi hoş gelir”

Rum medyası kudurdu

Beşparmak dağlarındaki KKTC bayrağının boyanmasını konusunda ağır ifadeler kullanan Rum Kesimi’nde yayınlanan Simerini gazetesi, ‘Boyunduruk altındaki Beşparmaklar’daki bayrak Atilla’nın çalışmalarıyla boyanıyor” diye yazdı.

Öte yandan geçtiğimiz KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Beşparmak Dağları Taşkent sırtlarına yapılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” veciz sözünün bulunduğu yerde yapılan boyama çalışmalarını da ziyaret etti.