Istanbul

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Istanbul

Danıştay’dan Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a kötü haber

Danıştay 10. dairesi, İçişleri Bakanlığı’nın CHP’li belediyelerin izinsiz yardım toplamasını durduran genelgesinin yürütmesinin durdurulması için açılan davayı reddetti.

Koronavirüs salgınının hemen ardından izinsiz olarak yardım kampanyaları başlatan başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dahil CHP’li belediyelere Danıştay’dan kötü haber geldi.

Danıştay 10. dairesi, İçişleri Bakanlığı’nın belediyelerin yardım toplamasını durduran genelgesinin  yürütmesinin durdurulması talebini reddetti. Fevzi Çakır’ın haberine göre, belediyelerin yardım toplamasının yasaklanmasına dair süreç devam edecek. Danıştay, genelgenin iptal istemini ise daha sonra karara bağlayacak.

Ne olmuştu?

Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında ekonomik yönden etkilenen vatandaşlara yardım için başta İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyeleri olmak üzere yardım kampanyası düzenledi. Belediyelerin yardım toplamasını Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet içinde, devlet olmanın anlamı yoktur. Bu bakımdan, şu anda bu kampanyalar sadece devletimizin açıkladığı birimler tarafından yürütülmektedir. Belediyeler böyle kampanyalar açacak olursa, devlet içinde devlet olur. Yasalar da buna müsaade etmiyor” sözleriyle eleştirdi.

İçişleri Bakanlığı tartışmaların ardından bir genelge yayımlayarak belediyelerin yardım toplamasını durdurdu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş,  yardım toplanmasını yasaklayan İçişleri Bakanlığı genelgesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

İstanbul’da yapılan araştırmadan endişelendiren sonuç! Farklı virüs…

İstanbul’da 4 kişiden alınan koronavirüsün genetik haritası çıkarıldı. Virüsün genetik mutasyonlarından Avrupa kaynaklı olduğu öğrenildi. Çalışmayı yürüten Prof. Dr. Sadrettin Pençe, “Yalancı negatif sonuçların engellenmesi için PCR testlerinin periyodik olarak bu mutasyonlara göre revize edilmesi gerekli. Ayrıca İstanbul’daki bir hasta ile Kayseri’deki bir hastaya bile farklı virüs bulaşmış olabilir” dedi.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi (İMÜ) BİLTAM Laboratuvarı ve TÜBİTAK-MAM Gen Mühendisliği Enstitüsü’nden 7 bilim insanının yaklaşık 2 ay süren çalışması sonucu İstanbul’daki hastalardan alınan Kovid-19 virüsünün genetik haritası çıkarıldı.

İMÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sadrettin Pençe’nin yürüttüğü çalışma, virüsün genom mutasyonlarının izlenmesi, mutasyonlara karşı tanı testlerinin performansının revize edilmesi ve aşı ya da ilaç geliştirilmesi gibi konulara ışık tutacak. Çalışmanın ilk sonuçlarına göre İstanbul’daki hastalardan izole edilerek genetik haritası çıkarılan virüs, Avrupa kaynaklı.

Prof. Dr. Pençe, “Çalışma Mart ayında başladı. Geçtiğimiz ay ilk aşamasını tamamladık. 4 hastadan aldığımız virüsün genetik dizilemesini yaparak National Center for Biotechnology Information (NCBI) gen bankasına yükledik. Salgın başladığından beri tüm dünyadan sonuçlar yükleniyor ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuluyor. Ülkelerarası mutasyon farkı olup olmadığı tespit ediliyor. Şimdiye dek yüklenmiş tüm gen haritaları ile ülkemizdeki koronavirüsü karşılaştırdık ve virüslerin Avrupa kökenli olduğunu bulduk” dedi.

Üretilecek PCR testleri bu mutasyonlara göre revize edilmeli”

Prof. Dr. Pençe, İstanbul’daki hastalardan elde edilen virüslerdeki mutasyonun, hastalık yapma şiddetine herhangi bir etkisinin olmadığını anlatarak “Bu fark şu açıdan önemli. Üretilecek yeni PCR testleri bu mutasyonlara göre revize edilmeli. Aksi taktirde yalancı negatif sonuçların önüne geçemeyiz ve bu da zincir şeklinde tedaviyi, hatta filyasyonu, dolayısıyla salgınla mücadeleyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sadece ülke ya da bölgeler arası değil; şehirlerarası bile virüs farklılık gösterebiliyor. Örneğin İstanbul’daki virüs ile Kayseri’de de bir çalışma var; oradaki virüs aynı değil. Örneğin Van’da da muhtemelen farklı bir mutasyon dizisi olacaktır. Bizim bununla ilgili de bir proje çalışmamız var yine TÜBİTAK ile birlikte. Bütün Türkiye’yi kapsayan bir koronavirüs genom haritası çıkaracağız” diye konuştu.

“N geninde mutasyon bulduk”

Prof. Dr. Pençe, “Zaten şu anda binlerce mutasyon var. Bunun fonksiyonel analizini yapmak gerekiyor. Bu da hastalığın şiddetinde herhangi bir değişikliğe neden olup olmadığını tespit etmek anlamına geliyor. Virüs genomundaki bu farklı dizilim hastalığın kliniğini etkilemese de bu dizilimi kullanan tanı kitlerinin sonuçlarını etkiler. Dolayısıyla değişik bölgelerdeki hastalardan alınan virüs düzenli aralıklarla taranmalı ve PCR testleri de belirlenen bu mutasyonlara göre yeniden düzenlenmeli. Kovid-19’da iki tanı aracı var. Biri antijen-antikor tanı kitleri, diğeri de genetik tabanlı tanı kitleri, yani PCR testleri. Bizim tespitlerimizde, N geninde mutasyon bulduk. Eğer tanı kiti bu, N geni üzerinden çalışıyorsa, Türkiye’de doğru sonuç alamazsınız demek olur” dedi.

“Yanlış PCR sonucu salgınla mücadeleyi toptan etkileyebilir”

PCR testlerinin yanlış sonuç verebilmesinin, tüm dünyada tartışılan bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Pençe şunları vurguladı:

“Bakıyorsunuz hasta ön tanı olarak Kovid pozitif, hastanede tedavi görüyor ancak PCR testi negatif çıkıyor. Çin, İngiltere, İtalya, Almanya, ABD, dünyanın her yerinden pekçok makale var bununla ilgili. Nedenleri hala tartışılıyor. Nedenler arasında dört etken konuşuluyor; uygun sürüntü alınmıyor, sürüntü uygun şekilde taşınmıyor, RNA izolasyonu uygun yapılmıyor veya bu testler emin ellerde çalışılmıyor. Biz bu çalışmamız ile bunlara beşincisini ekliyoruz ve diyoruz ki PCR tanı kitleri virüsteki bu mutasyonlara göre düzenli olarak revize edilmezse, pozitif bir hastanın sonucu negatif çıkabilir. Bunun için de birkaç ayda bir, düzenli bir şekilde virüsün genetik diziliminin yapılması lazım. Hatta ülkemizin çeşitli bölgelerinden, örneğin İstanbul’dan, Erzurum’dan, Gaziantep’ten, koronavirüs genleri dizilenip oradan çıkacak mutasyonlar dikkate alınarak PCR kitleri dizayn edilmeli.”

“D614G mutasyonu Türkiye’deki virüsü daha ölümcül yapmadı”

Çalışmanın bir diğer aşamasının da hastalığın neden herkeste farklı etki gösterdiğinin tespit edilmesi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sadrettin Pençe, sözlerini şöyle tamamladı:

“Koronavirüs niçin bir kısım insanda semptom oluşturuyor, bir kısım insanı entübe ettiriyor, bir kısım insanı yoğun bakımda yatırıyor, bir kısım insanda da hiç semptom oluşturmuyor? Bunun cevabını aramak istiyoruz. Yine bu günlerde dünya gündeminde de tartışılan konulardan biri de D614g mutasyonu. Amerika ve Avrupa’da bu mutasyonun görüldüğü ülkelerde hastalığın daha ölümcül seyrettiği yönünde tartışmalar var. Ancak bu da tam olarak doğruyu yansıtmıyor çünkü sayısal biyoloji kullanılarak yapılan bir modelleme çalışmasının sonucu bu. Bu genetik dizilim yeni ortaya çıkmış değil. İlk makale 26 Ocak’ta yayınlandı. Daha sonra da birçok çalışmada bu mutasyon görüldü. Ama bu son tartışmalar, yeni bir makalede bu mutasyonun, virüsün virulansında (hastalık şiddeti) artmaya neden olduğunu söylüyorlar. Oysa biz de aynı dizilimi tespit ettik. İzlediğimiz 4 hastanın virüsünde de bu mutasyonlar mevcuttu. Ama hastalık yapma şiddetinde herhangi bir değişiklik olmadığını gördük. Mutasyon tek başına bir şey ifade etmez, bir mutasyonun fonksiyonel analizi önemlidir. Bu da klinikteki sonuçlarını tespit etmek anlamına gelir. Biz önce fonksiyonel modelleme yapıyoruz daha sonra klinik sonuçlarıyla bunu karşılaştırıyoruz. Bizim karşılaştırmamızda böyle bir etki yok.”

İstanbul açıklarındaki sahipsiz 7 gemi satışa çıkarıldı

İstanbul Liman Başkanlığı, Gürpınar ve Ahırkapı açıklarında demirli, sahipsiz Türk bayraklı 7 gemiyi ihale usulüyle satışa çıkardı. İhale 9 Temmuz’da Karaköy’de bulunan İstanbul Liman Başkanlığı’nda açık teklif usulüyle yapılacak.

5 atık toplama, 1 akaryakıt ve 1 su tankerinden oluşan gemilerin fiyatları ise 120 bin lira ile 18 bin 500 lira arasında değişiyor.

Gemiler Gürpınar ve Ahırkapı açıklarında demirlemiş durumda bekliyor.

Onur-1 isimli akaryakıt gemisinin fiyatı 120 bin ira ile en yüksek olan. Bu gemi.42 metre boyunda 6.5 metre enindeki ve 196 grostonluk.

Su dünyası isimli su tankerinin ise fiyatı 100 bin lira. Tanker, 38.75 metre boyunda 7.15 metre eninde ve 197 grostonluk.

5 atık toplama gemisi satılacak

Atık toplama gemilerinin fiyatları ise 100 bin ile 18 bin 500 lira arasında değişiyor.

Ataberk-1 isimli atık toplama gemisi 100 bin liralık fiyatıyla en pahalısı. Ataberk-1 gemisi 32 metre uzunluğunda 6.2 metre eninde.

Ahtapot-M isimli atık gemisinin fiyatı ise 18 bin 500 lira.

Meke Süpüren atık toplama gemisi 38 bin lira, B. Süpürge 42 bin lira, C. Sweepe isimli atık toplama gemisi ise 52 bin 500 liraya alıcı bekliyor.

İhaleye katılmak isteyenlerin en geç 8 Temmuz’da saat 16.00’a kadar teminatlarını yatırarak ihale dosyalarını Karaköy’de bulunan İstanbul Liman Başkanlığına teslim etmesi gerekiyor.

İstanbul’da 18 ilçede FETÖ operasyonu: 34 gözaltı

İstanbul’da, FETÖ’ye yönelik 18 ilçede düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 34 şüpheli gözaltına alındı.

İstanbul Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube müdürlükleri ekipleri, kentte FETÖ’nün aktif yapılanma içerisinde yer aldıkları belirlenen şüphelilerin farklı ilçelerde bulunan hücre evlerinde (gizlenme-bulunmama-güvenli ev) saklandıkları yönünde bilgi edinilmesi üzerine çalışma başlattı.

Yapılan çalışmaların ardından haklarında gözaltı kararı verilen 38 zanlının yakalanması için Sarıyer, Esenyurt, Bahçelievler, Kadıköy, Beşiktaş, Esenler, Çekmeköy, Küçükçekmece, Büyükçekmece, Şişli, Pendik, Kartal, Tuzla, Kağıthane, Maltepe, Gaziosmanpaşa, Ümraniye ve Beyoğlu’nda belirlenen hücre evlerine yönelik 13 Haziran’da eş zamanlı operasyon düzenlendi.

4 kişinin yakalanması için çalışmalar sürüyor

Operasyonlarda, 34 şüpheli gözaltına alındı. Haklarında gözaltı kararı bulunan 4 kişinin yakalanması için başlatılan çalışmalar sürüyor.

Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda 15 diz üstü bilgisayar, 23 hard disk, 31 flash bellek, 40 SD kart ve hafıza kartı,8 tablet, 25 cep telefonu ve bu telefonlara takılı SIM kartlar, 44 bin lira, 1000 euro, 8 bin dolar, çok sayıda sahte nüfus cüzdanları, çok sayıda ziynet eşyası ile FETÖ/PDY elebaşına ait çok sayıda bilgi, belge ve dokümanlar ele geçirildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli net konuştu: Ayasofya’dan çan değil, ezan sesi yükselecek

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’yi Hedef Alan Sinsi, Sivri ve Stratejik Tehditlerle” ilgili açıklamalarda bulundu. Ayasofya Camii ile ilgili de açıklamalarda bulunan Bahçeli, “Ayasofya’dan çan değil, Allah’ın izniyle ezan sesi yükselecektir.” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’yi Hedef Alan Sinsi, Sivri ve Stratejik Tehditlerle” ilgili basın açıklamasında bulundu.

Gündemi değerlendiren Bahçeli, Libya ile ilgili “Darbeci Hafter’in işgal ve yıkım girişimleri boşa çıkarılmıştır.” ifadelerini kullanırken; Libya’da UMH güçleri tarafından yapılan “Zafer Yolları Harekatı” ile ilgili olarak da “CHP ve ittifak ortaklarını telaşlandırıp ürkütüyor.” dedi.

Öte yandan Bahçeli, Fatih Sultan Mehmet‘in İstanbul’un fethinin nişanesi olan Ayasofya’ya ilişkin ise, “Ayasofya’dan çan sesi değil, Allah’ın izniyle ezan sesi yükselecektir.” dedi.

İşte MHP lideri Devlet Bahçeli’nin basın açıklaması:

“Türkiye’mizi kapsam ve hedefine alan stratejik tehditlerin mahiyeti çeşitlenirken, muhtevası hem çetrefilleşmekte hem de çetin bir hal almaktadır.

Milli hassasiyetlerimizi tahriş, milli haklarımızı taciz, milli haysiyetimizi tahrip etmek için sürekli tertip ve tezgâh kurgulayan iç ve dış odaklar ülkemizi köşeye sıkıştırmak amacıyla menfi ve menfur operasyonlarını devamlı güncellemektedir.

Türkiye düşmanları dört bir koldan ısrarla üzerimize gelmektedir.

Akıl, ahlak ve aidiyet ölçülerini tümden kaybetmiş işbirlikçi ve ihanet kafilesi milli birlik ve dayanışma ruhumuzu boğmak için hesap üstüne hesap yapmaktadır.

“Çıkar lobisinin yerli ve yabancı uzantılarını gizleyip saklayacak maske kalmamıştır”

Gerçekleri çarpıtmak geldiğimiz bu aşamada imkânsızdır.

Türkiye’nin zafiyetini kollayan, açığını kovuşturan, olmayan acziyet ve ataletini konuşan çıkar lobisinin yerli ve yabancı uzantılarını bundan sonra gizleyip saklayacak hiçbir maske kalmamıştır.

Yağmura ve rüzgâra dayanıksız kâğıttan kaplandan farksız olan Türkiye muhaliflerinin tuzakları beyhude, iftiracı ve izansız taarruzları boşunadır.

Bunlar ne yaparsa yapsın muvaffak olamayacaklardır.

Feraseti yüksek aziz milletimiz karanlık niyetlerin, kapalı devre çalışan servis elemanlarıyla hıyanet figüranlarının ziyadesiyle farkında ve bilincindedir.

Bahçeli’den 4 ana başlık

Geldiğimiz bu aşamada, Türkiye özet olarak şu ana başlıklarla ifade edilebilecek iç ve dış stratejik tehditlere direkt maruz ve muhataptır:

1 – Libya’daki haklı, hukuki ve meşru varlığımız dış güçleri rahatsız ettiği gibi, CHP’yi ve ittifak ortaklarını da telaşlandırıp ürkütmektedir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle 27 Kasım 2019’da uluslararası hukuk kurallarına uygun şekilde imzalanan “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” bölgesel dengeleri etkilemekle kalmamış lehimize çevirmiştir.

Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarımız bu sayede güçlü olarak savunulmuş, bununla birlikte güvenceye kavuşturularak teyit ve tescil edilmiştir.

“Hafter’in işgal ve yıkım girişimleri boşa çıkarılmıştır”

Türkiye tarihin sesine kulak vermiş, coğrafyanın mesajına dikkat kesilmiş, deniz ve kara sınırlarımız üzerinde kuşku uyandıran mesnetsiz şayia ve şaibelerin sabırla üstesinden gelmiştir.

Türkiye ile Libya arasında kurulan diyalog köprülerinin tarihsel, kültürel ve ülkesel müktesebata müzahir olacak şekilde tesisi ve temini sağlanmıştır.

Darbeci Hafter’in işgal ve yıkım girişimleri boşa çıkarılmıştır.

Kiralık tetikçilerin komploları çuvallamıştır.

Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, hatta Suudi Arabistan gibi ülkelerin yanısıra iç işgal cephesi de Türkiye ile Libya arasındaki müspet ilişkileri asla hazmedememişlerdir.

“Emperyalizmin sınır bekçisi CHP”

CHP emperyalizmin sınır bekçisi olmak uğruna milli hedeflere kara çalmış, zalim planların tedarikçisi ve teşvikçisi konumuna göz göre göre düşmüştür.

Siyasetin ayrık ve ayıplı markası CHP’nin bu durumu yürek yaralayıcı, utanç vesikasıdır.

Libya’da Hafter’in mevzi kaybı, istila ettiği yerlerden aşama aşama çekilmek zorunda kalması Zillet İttifakı’nı sukutu hayale uğratmış, ters köşeye yatırmıştır.

Türkiye’nin kaybına umut ve siyasi ikballerini bağlayanlar küresel zulmün içimizdeki taşeronlarıdır.

Milli varlığımızın karşı kutbunda birleşen, bekamıza diş bileyen, pusu kuran, çevremizi önce boşaltıp sonra da kuşatmak isteyenler kandan nemalanan zalimlerdir.

Son gelişmeler heveslerin kursaklarda kaldığının ispat ve ilanıdır.

Ne var ki, Libya merkezli oyunlar bitmeyecek, pis senaryolardan vazgeçilmeyecektir.

“CHP-İP-HDP’nin istediği de budur”

Stratejik tehditlerin dozajında herhangi bir azalma bu ortam ve şartlar dahilinde oldukça zor ve zahmetli bir zamana ihtiyaç duymaktadır.

Türk milletinin dayatmayla Anadolu’ya çekilip içe kapanması, etrafındaki hadiselere ilgisiz ve iradesiz yaklaşması, herkes bilmelidir ki, vatanı orta ve uzun vadede tamiratı ve telafisi neredeyse imkansız risklere mahkum edecektir.

CHP-İP-HDP’nin istediği de budur.

KOVİD-19 sonrası yeni bir dünyanın çatısı örülüp kapısı aralanırken milli ve haklı davalarımızdan taviz vermemiz, tarihin gerisine düşmemiz, bizzat içinde olmamız gereken olayları yedek kulübesinden izlememiz düşünülemeyecektir.

Bu nedenle CHP yanılmıştır, yanlışa düşmüştür, yanlış ata oynamıştır.

CHP tutsak alınmış, FETÖ-PKK-küresel vampirlerin yörüngesine girmiştir.

İnanıyorum ki, emel ve eylem ortaklarıyla birlikte hukuki ve demokratik bedeli de mutlaka ödeyecektir.

“Tehditlere boyun eğersek Türk vatanına hainler ve zalimler hücum edecektir”

 2 – Ne işimiz var Libya’da, ne arıyoruz Suriye’de sorusunu soran gafiller süngüleri düşmüş, sadakatleri erimiş mağlup ve mankurtlardan başkası değildir.

Vatan müdafaasının sınır hattı Misak-ı Milli Haritası’nın son eşiğinden başlayacaktır.

Türkiye’nin haklarından, tezlerinden, ülkülerinden ödün vermesi milli şerefini tartışmaya açacaktır.

Mücavir toprak ve ülkelerdeki mevcudiyetimizin yegâne dayanağı uluslararası hukuk ve milli güvenlik mülahazalarıdır.

Bilinmelidir ki, sınır ötesinde bulunduğumuz meskûn mahallerden geri dönersek, tehditlere boyun eğersek, eşzamanlı şekilde Türk vatanına hainler ve zalimler hücum edecektir.

Suriye’de son iki hafta içinde verdiğimiz şehit sayısı ikidir.

İdlib’in güneyindeki M-4 Karayolu hala temizlenmiş değildir.

Bugüne kadar Türk-Rus askerlerinden mürekkep birlikler 15 kez ortaklaşa devriye görevini yerine getirmişlerdir.

“Gereğince görevini harfiyen icra eden ülke Türkiye’dir”

Moskova Mutabakatı’nın üzerinden de üç ay geçmiştir.

Rus yönetiminin sık sık Türkiye’ye yükümlüklerini yerine getirme uyarısı sorumsuz ve sorunlu bir dilin aleniyet kazanmasıdır.

M-4 Karayolunun 6’şar kilometrelik kuzey ve güneyinde mezkur mutabakat hükmü gereğince görevini harfiyen icra eden ülke Türkiye’dir.

Bu kapsamda Libya ve Suriye’de ikili oynayan Rusya’nın siyasi tutumu güvensizlik aşılamakta, terör örgütlerine ve Esad rejimine güven vermektedir.

Milli bekamızı tehdit eden terör musibeti vatan toraklarıyla birlikte sınır ötesindeki alanlardan muhakkak temizlenecektir.

“Suriye’nin geleceğini bizzat Suriyeliler belirlemelidir”

Toplumsal sinir uçlarımıza dokunan seri tahrik ve saldırganlıkların cevabı inanıyorum ki misliyle verilecektir.

CHP’nin, HDP’nin, İP’in ve diğer ziyan olmuş siyasi zihniyetlerin müfsit ve müfrit zorlamalarına aldırış edip itibar edecek milli ve ahlaki düşünen hiç kimse yoktur.

Önemle altı çizilmesi gereken husus şudur: Suriye’nin geleceğini bizzat Suriyeliler belirlemelidir.

Fakat tezahür eden Suriye Anayasa Komitesi’nin 2.tur görüşmeleri Cenevre’de 25-29 Kasım 2019 tarihinde başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

BM Suriye Özel Temsilcisinin 19 Mayıs 2020’de, Suriye’de çatışan tarafların anayasa taslak çalışmaları için Cenevre görüşmelerini yeniden başlatmasıyla ilgili düşünce ve teklifi Suriye meselesinin siyasi çözüm için yeni bir teşebbüstür.

Türkiye tarihin doğru tarafında duruş göstermiştir.

Kaldı ki komşu ülkelerin siyasi ve toprak bütünlüklerine de saygılıdır.

Bu saygının hatalı yorumu, buna eklemlenmiş hunhar operasyon ve projeler aynısıyla ters tepecek, nifak eken felaket biçecektir.

Türk milleti bölgesel ve küresel emperyalizme karşı tek ses, tek bilek, tek yürektir.

“Herkes haddini hududunu iyi bilmelidir”

 3 – Son günlerde Yunanistan’ın sivil ve asker yöneticilerinden gelen tehditvari açıklamalar milli tahammülü zorlamaktadır.

Yunanistan yönetimi aba altından gösterdiği sopanın kendi tepesine ineceğinden ya habersizdir ya da nefret ve öfke selinin tesiriyle körleşmiştir.

İki durumda da kaybedecek olan bellidir.

Komşuluk hukukunu yok sayıp iki asırdır şantaj ve saldırgan bir siyasetin müellifi olan Yunanistan aklını başına almalı, denizin dibine gömülmek istemiyorsa denetim ve kontrolü elden bırakmamalıdır.

Türkiye hiçbir küstahın sabah akşam tehdit edeceği bir ülke değildir.

Herkes haddini hududunu iyi bilmelidir.

Savaş baltalarını çıkarıp fütursuzca sallayanlar unutmasınlar ki, Türk milleti muzaffer ve kahraman bir millettir.

Yunanistan Savunma Bakanı’nın askeri çatışma ihtimalini de ifade ederek “Her türlü senaryoya göre hazırlık yapıyoruz” demesi korkak bir meydan okumadır.

Türkiye Cumhuriyeti, stratejik bir tehdide dönüşen Yunanistan’ın Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve diğer milli konulardaki alçak hesaplarını alt üst edecek muktedirliğe sahiptir.

“Ayasofya’dan çan değil, ezan sesi yükselecek”

Ayasofya Caminde manevi aşk ve adanmışlıkla okunan Fetih Suresi’nden rahatsızlık duyan, egemen devlet vasfımızı hiçe sayıp hayasızca tepki gösteren Yunan Hükümeti’ne hatırlatırım ki, Ayasofya fethin kutlu bir sembolü, kutsal bir emanetidir.

Kıbrıs Limasol’daki Köprülü Camisi’nin avlusuna molotofkokteyli atanların ve Larnaka’daki Tuzla Camisi’nin duvarına Bizans bayrağı asanların kimlerden beslendiği aşikârdır.

Camilerimize yönelik bu çirkin saldırıları şiddetle lanetliyor, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin suçluları derhal bulup cezalandırmasını ümit ediyorum.

Bizans’ı ihya peşinde koşan ahmaklar boşa kürek çekmektedir.

Zulmün perdesi 567 yıl önce kapanmıştır.

Ayasofya Müslüman Türk milletinin fetih camisidir.

Bu hakikat değişmeyecektir.

Herkes hesabını buna göre yapmalıdır.

Ayasofya’dan çan sesi değil, Allah’ın izniyle ezan sesi yükselecektir.

“Fitne ve bozguncu emeller boş durmamıştır”

4- Uzun bir süredir milli ve manevi değerlerimiz seri ve sistematik şekilde istismara uğramaktadır.

Karanlık eller son günlerde provokasyonlarına hız vermişlerdir.

Zamanlama itibariyle şüphe uyandıran bu düşmanca muamelelerin iç huzur ve barış ortamımızı bozmak, budamak, sabote etmek gayesi taşıdığı açıktır.

İzmir’de bazı camilerimizin hoparlörlerinden korsan müzik yayını yapan alçaklardan Etimesgut’ta işlenen bir cinayeti Türk-Kürt karşıtlığına sabitlemeye çalışan satılmışlara, dahası Kiliselere yönelik saldırılarla birlikte Hrant Dink Vakfı’na gönderilen tehdit mektubuna varıncaya kadar fitne ve bozguncu emeller boş durmamıştır.

25 Mayıs 2020 Pazartesi günü ABD’de işlenen ırkçı cinayet sonucunda sokaklara çıkan göstericileri Türkiye’de emsal gösterip devamlı surette sokak edebiyatı yapan CHP ve yedeklerinin yangına körükle gitmeleri tehlikeli bir tuzaktır.

Türk yargısının hükmünü verdikten sonra Anayasa’nın 84. maddesinin 2.fıkrasına göre milletvekillikleri düşürülen ve işledikleri suçların hukuken karşılığını gören eski milletvekillerini müdafaa bahanesiyle CHP-HDP-İP’in aynı kareye girmesi ibretlik bir tablodur.

HDP, usulü bir işlemin tamamlanması suretiyle milletvekilliklerinin düşürülmesi yönündeki uygulamalara ve kayyım atamalarına karşılık Türkiye’nin farklı noktalarından Ankara’ya yürüyüş başlatma kararı alması habis ve hain bir hedefin icra planlamasıdır.

CHP-HDP-İP şer bir amacın sacayağıdır

Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, CHP’li yöneticilerin devamlı; “Bizi sokağa çekmek istiyorlar” beyanı sinsi bir hazırlığın, sokaktan iktidar ve ikbal devşirmenin gizli ajandasıdır.

Hiç kimse bu bayat numaraları yemeyecek, yutmayacaktır.

CHP-HDP-İP şer bir amacın sacayağıdır.

Kılıçdaroğlu’nun bedel ödemekten bahsetmesi, TBMM Genel Kurulu’nda CHP-HDP ittifakının sıra kapaklarına vura vura, nefes alamıyoruz propagandasıyla gözler önüne serilmesi büyük bir tehdittir.

Hakkında fezleke düzenlenen milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını 7 Mart 2016’da ilk kez dile getiren CHP Genel Başkanı’dır.

Bağımsız yargının önünde hesap verelim” diyen bizzat bu şahıstır.

İki HDP’li, bir CHP’linin milletvekilliklerinin düşürülmesi adaletin ve demokrasi ahlakının zorunlu bir gereğidir.

Nitekim kanun önünde herkes eşittir.

Hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı veya özgürlüğü yoktur.

Milletvekili sıfatını taşımalarına rağmen suç işlemiş şahısların, diğer tutuklu ve hükümlü kişilerin aksine, milletvekilliğinin sağladığı haklardan istifade talepleri, anayasal bir kuralın dönem sonuna bırakılmasını istemeleri kınanması gereken bir çelişki, aynı zamanda da haksızlıktır.

Bu haksızlık giderilmiş, adalet yerini bulmuştur.

“Gezi çıkmazına umut bağlayanlar karşılarında Türk devletinin kudretini bulacaklardır”

TBMM, teröre yardım ve yataklık yapan suçluların sığınacağı yer olamayacaktır.

Terör örgütleriyle aralarına mesafe koyamayanların sonu bellidir, bundan da hiç kimse muaf tutulamayacaktır.

4 Haziran 2020 tarihinde Gazi Meclis ayıklanmıştır.

Sokağa göz kırpan, sokakta gelecek arayan, yeni bir Gezi çıkmazına umut bağlayan, milletimizin huzur ve güvenliğine kast eden kim olursa olsun karşılarında Türk devletinin kudretini bulacaklardır.

Cumhur İttifakı’nın dış destek ve tesirli muhtemel sokak hareketlerini kaynağında söndürmeye gücü yetecektir.

Bekçilerimizi terörle ilişkilendiren, polislerimizi ve askerlerimizi hayasızca isnat eden gafiller sabrımızı test etmemelidir.

KOVİD-19 salgınının yaralarını sarmaya azim ve inanmışlıkla çaba gösteren Türkiye’yi; sokakların karanlığına, asayişsizliğin kundağına, kutuplaşmanın kuytusuna hiçbir mihrak itemeyecektir.

Türkiye sokakta bulunmamış, sokağa da teslim edilmeyecektir.

İstikbal hedeflerimizi perdelemeye, istiklal sevdamızı nefessiz bırakmaya hiç kimsenin provokasyon ve rezil projesi kafi gelemeyecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletine fedakârca, hiçbir karşılık beklemeden hizmete sonu cefada olsa sefada olsa kararlılıkla devam edecektir.

Türklüğün sancağı inmeyecek, Türk milleti hiçbir zulmete tamam demeyecektir.”

Bizden kazanıyorlar sapkınları besliyorlar

Türk milletinin sırtından milyonlarca dolar kazanan uluslararası firmalar, aile yapımızı yerle bir etmek isteyen LGBTİ sapkınlara olağanüstü bir destek veriyor.

LGBTİ sapkınların Haziran ayında düzenledikleri sözde onur haftası etkinlikleri münasebetiyle Decathlon firmasının yayımladığı açıklama infiale neden oldu. Puma, Shell, Converse, Marriott, Apple, Google ve Hilton gibi devasa firmalar da şeytanın kölesi olmuş sapkınlara her türlü desteği veriyor.

Türkiye’de önemli bir pazar payı bulunan Decathlon isimli spor giyim mağaza zincirinin sözde onur haftası bahanesiyle yayımladığı açıklama, vehametin boyutunu gözler önüne seriyor. Decathlon’un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Cinsel kimlik ve yönelimden bağımsız olarak herkes için eşit bir çalışma ortamında, çeşitlilik ve kapsayıcılığı destekliyoruz” denildi. Kamuoyunda infial meydana getiren açıklama sonrası gözler eşcinsel destekçisi diğer firmalara çevrildi.

İfsada destek veriyorlar

İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere birçok ilimizde otel zinciri bulunan Hilton ise eşcinsel sapkınların günah ayinlerine ev sahipliği yapıyor. Eşcinsel ahlaksızlar için tatil imkanı sunan Hilton, derneklerine ise maddi imkan sağlıyor. Dünyanın en büyük arama motoru olan Google de eşcinsellere sınırsız destek veriyor. Şirketin Genel Merkezi’ndeki amblemi LGBTİ renklerini içeriyor. Sözde onur haftasına özel logo tasarlıyor. Eşcinselliğin doğal ve meşru olduğu yönünde yayın yapıyor. ‘360 derece’ videosuyla cinsiyet değiştirmenin doğal olduğu algısı oluşturuyor. Teknoloji devi Apple ise tasarladığı ürünlerde LGBTİ renkleri kullanıyor. Faaliyet yürüttükleri ülkelerde eşcinsel oluşumlar destekleniyor. Üçüncü bir türün normal olduğunu savunan Eşitlik Yasası’nın ilk onaylayıcılarından.

Palazlıyorlar

Ülkemizde faaliyet gösteren bir başka otel zinciri Marriott da LGBTİ sapkınlar için özel seyahat ve konaklama hizmetleri sunuyor. LGBTİ’nin sözde mevzuatına açıkça destek veriyor. Ayakkabı ve spor giyim markası Converse de her sene sözde onur haftasında, eşcinseller için kıyafetler hazırlıyor. Bir başka spor giyim markası Puma ise eşcinsel sapkınlara finansal destek sağlıyor. Son olarak 1 milyon dolarlık devasa bir meblağı LGBTİ derneklerine bağışladı. Sapkınların propaganda faaliyetlerine katkı sunuyor. Akaryakıt firması Shell ad internet sitesinden “Shell’de farklı deneyimlere sahip göze çarpan kişilere destek oluyor ve işyerinde LGBT kapsayıcılığının öncüsü olmak için mücadele ediyoruz” açıklamasını yapmış ve sapkınlara desteğini ilan etmişti.

İstanbul Sözleşmesi tam 9 yıldır yuva yıkıyor

Müslüman-Türk aile yapısını ifsada sürükleyen İstanbul Sözleşmesi adlı fesat projesinin imzalanmasının üzerinden tam 9 yıl geçti. Türkiye koşulsuz olarak kabul ettiği sözleşme aileleri parçalamaya devam ediyor.

Müslüman-Türk aile yapısının temeline dinamit döşeyen İstanbul Sözleşmesi tam 9 yıldır yuva yıkıyor. Macaristan’ın toplum yapısına uymadığı gerekçesiyle parlamentoda reddettiği Rusya ve Ermenistan gibi ülkelerin bazı maddelere şerh koyarak imzaladığı İstanbul Sözleşmesi Türkiye tarafından şerhsiz olarak kabul edildi.

Cinsiyetsiz bir toplum oluşturarak insan neslini yok etmek için özel olarak tasarlanan Batı dayatması sözleşme 2011 yılında İstanbul’da imzalandı.

LGBT sapkınlığının kalkanı: İstanbul Sözleşmesi

24 Kasım 2011 tarihinde AK Parti, CHP, MHP ve BDP’nin 246 kabul, 0 ret oyuyla jet hızında meclisten geçerek kanunlaşan fesat projesi ile cinsiyetsiz bir toplum inşa edilmek isteniyor.

Cinsiyet eşitliği adı altında Müslüman Türk toplumunun manevi değerlerine savaş açan İstanbul Sözleşmesi ile cinsel sapkınlıklar ve LGBT hakları koruma kalkanı altına girdi. Avrupa Birliği’nin dayattığı sözleşmeyle birlikte geleneksel değerler, örf, kültür hedef tahtasına kondu.

Müslüman Türk toplumu hedefte

İstanbul Sözleşmesi’nin metninde namus ifadesi sözde vurgusu ile verilerek namus kavramı net bir biçimde tahrip edildi. İslam dinini kendine apaçık bir şekilde düşman olarak seçen fesat projesinde din bir ayrımcılık kaynağı olarak gösteriliyor.

Yürürlüğe girdiği tarihten bu yana aileleri paramparça eden sözleşme iddia edilenin aksine aileyi ve kadın haklarını korumadığı gibi baba rolünü de ortadan kaldırıyor.

Sözleşme ile birlikte tam 9 yıldır Türkiye sokaklarında LGBT’li azgınlar cirit atıyor. Bunun yanında İstanbul Sözleşmesi ile birlikte LGBT ve eşcinsel kelimesi altında dernekler kurulmasına da izin verildi.

Koronavirüs bile trafik canavarını durdurmaya yetmedi! On binlerce kaza, yüzlerce can kaybı

Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen trafik kazaları, koronavirüsle mücadele sürecinde de dinmedi. Ölümcül salgın nedeniyle toplumun büyük kesiminin karantinada olmasına rağmen, 2020’nin ilk 4 ayında 106 bin 545 trafik kazası gerçekleşti, 543 kişi yaşamını yitirdi.

Yapılan tüm ikaz ve denetimlere rağmen kural tanımaz sürücüler, ocak söndürmeye devam ediyor. Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını sebebiyle toplumun büyük kesiminin karantinada olmasına rağmen 2020’nin ilk 4 ayında Türkiye genelinde meydana gelen 106 bin 545 trafik kazasında 60 bin 626 kişi yaralanırken 543 kişi hayatını kaybetti. Bursa’da 4 aylık dönemdeki kazalarda 15 kişi ölürken, 2 bin 189 kişi de yaralandı.

60 binden fazla yaralı

Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığı, 2020 Nisan ayı dönemine dair kaza bilançosunu kamuoyu ile paylaştı. Bir ay boyunca ülke genelinde meydana gelen 15 bin 212 kaza meydana geldi. 7 bin 747 kişi yaralanırken 142 kişi hayatını kaybetti. Yılın 4 ayında ise meydana gelen 106 bin 545 trafik kazasında 60 bin 626 kişi yaralanırken 543 kişi hayatını kaybetti. Kazalardan 40 bin 726’sına sürücü kurusu sebep olurken, 3 bin 678 kazaya yaya, 939 kazaya araç, 197 kazaya yol, 568 kazaya ise yolcu kusuru damga vurdu.

Yüzlerce alkollü sürücü kazaya karıştı

Yılın ilk 4 ayındaki kazalardan bin 139’u kırmızı ışıkta durmayan sürücüler yüzünden gerçekleşirken, taşıt giremez trafik işareti bulunan yerlere giren 962 sürücü de kazaya davetiye çıkardı. Alkol alıp direksiyon başına geçen 610 kural tanımaz sürücü, yaralamalı ve ölümlü kazalara karıştı. Aşırı hızla araç kullanan 377 sürücü de kazalara davetiye çıkardı.

Sürücülerin anlaştığı kazalar dahil edilmedi

Resmi verilere göre; yılın 4 ayında Ankara’da 25, Bursa’da 15, İstanbul’da 24 ve İzmir’de 41 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti. Bin 490 yaralamalı kazanın meydana geldiği Bursa’da 2 bin 189 kişi hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.

Bursa Emniyet Müdürlüğü, kent genelinde geçtiğimiz Nisan ayında 205 kazada 279 kişinin yaralandığını, 3 kişinin de hayatını kaybettiğini duyurdu. Açıklamada; sürücülerin anlaştığı kazaların ise rakamlara dahil olmadığı belirtildi.

Dört aylık dönemde ülke genelinde 4 milyon 883 bin 240 sürücü ve yayaya 1 milyar 978 milyon 874 bin 156 lira ceza kesildi. Cezalardan 1 milyar 394 milyon 6745 bin 973 liralık bölümü kural ihlali yapan araçların plakasına yazıldı. Ocak – Nisan döneminde alkol alıp direksiyona geçen 48 bin 943 sürücü hakkında ise yasal işlem uygulandı. Çeşitli kural ihlalleri sebebiyle 356 bin 743 araç ise trafikten men edildi.

4 günlük sokağa çıkma kısıtlamasının ardından ilk iş günü

22 Nisan Çarşamba günü saat 00.00 ile 26 Nisan Pazar günü saat 20.00 arasında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasının ardından, İstanbul’da sabah saatlerinde işlerine gitmek zorunda olan vatandaşlar yollara çıktı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile mücadele kapsamında, 23 Nisan Salı gecesi saat 00.00’dan 27 Nisan Pazartesi gecesi saat 00.00’a kadar 31 büyükşehir ve Zonguldak ilinde 4 gün boyunca sokağa çıkma kısıtlaması getirilmişti. Kısıtlama gece yarısı sona erdi.

Fotoğraf: İHA

[Fotoğraf: İHA]

Toplu taşımayı kullanmak zoruna olan vatandaşların eldiven, maske, siperlik kullandıkları ve sosyal mesafe kuralına da önem gösterdikleri görüldü.

Fotoğraf: İHA

[Fotoğraf: İHA]

TEM Karayolunda da araç trafiği yaşandı.

Fotoğraf: İHA

[Fotoğraf: İHA]

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Trafik Yoğunluğu haritasında yüzde 1’lere kadar düşen trafik yoğunluğu pazartesi sabahı saat 08.00 itibarıyla yüzde 11’lere kadar çıktı.

Fotoğraf: DHA

[Fotoğraf: DHA]

Skandal sonrası İmamoğlu hakkında ilk suç duyurusu yapılıyor! ‘Akıllara ziyan bir şey bu’

Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, CHP’li Ekrem İmamoğlu tarafından 23 Nisan’da çocuklara dağıtılan kitapçıkta imam, papaz, alevi dedesi ve hahamın yer aldığı görüntüyle ilgili İmamoğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

ürkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından çocuklara dağıtılan kitaptaki tartışma yaratan görsel üzerine bir açıklama yaptı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yüz bin çocuğa bastırdığı bir kitapta Aleviliği İslamiyetin dışında olarak göstermesinin kendilerini son derece üzdüğünü ifade eden Özdemir, “16 milyonluk bir şehrin belediye başkanı. Herkes ona oy verdi, toplumda yaşayan bütün katmanlar oy verdi. Ama ne hikmetse belediye başkanı seçildiği günden bugüne kadar tribüne oynamaya çalıştı. Belediye başkanlığı olan asli görevini yapmayıp toplumu rencide edecek olaylara el attı. İstanbul Büyükşehir belediye başkanının Alevileri, İslamiyetin dışında olarak göstermesini kendi cehaleti olarak görüyorum. İmamoğlu’nu, önce Hoca Ahmet Yesevi’yi, sonra Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen Hacı Bayram Velileri, Konya Mevlanaları, Hasan Dede Velileri, Hünkar Hacı Bektaşi Velilerin hayatını okumaya davet ediyorum” dedi.

Akıllara ziyan bir şey bu”

Çocukların siyasete alet edilmeye çalışıldığına işaret eden Özdemir, “Bir kentin belediye başkanı 23 Nisan’da 100 bin tane kitap bastırıp özellikle çocukları siyasete alet etmesi hele ki onun haddine değil, din alimi değil. Bu cesareti nereden buldu da Alevi toplumunu bu derece rencide edecek cümleleri kullandı. Bu kitabı bastırarak 100 bin tane çocuğa nasıl dağıttı? Akıllara ziyan bir şey bu. Sayın Ekrem İmamoğlu, Alevi toplumunu ağzına alırken önce o ağzını yıkasın sonra da besleme çekerek Alevi toplumunu ansın. Alevi toplumunun kültürünü, felsefesini, yaşama şeklini bilmediği için yanında kendine Aleviyim diyen kişilerin yönlendirmesiyle bu tip bir kitap basması Alevi toplumunu son derece rencide etmiştir. Devletimiz, devletin bütün katmanları toplumun sağlığıyla uğraşırken İstanbul gibi büyük bir şehrin belediye başkanının toplumu ötekileştirme projesi kimin aklı? Acaba bu aklı İngiltere kraliyet ailesinden mi aldı, ABD’den mi aldı?” ifadelerini kullandı.

“Pazartesi suç duyurusunda bulunacağız”

Bu olayın kendilerini çok üzdüğünü vurgulayan Özdemir, “Alevilik öz Türklüktür. Alevilik İslamiyet’in özüdür. Aleviliği ayrı bir din gibi gösterilmesinden Alevi toplumu son derece rahatsızdır. Ekrem İmamoğlu belediye başkanlığını yapsın, Alevi Toplumunu kendi ucuz şarlatanlık siyasetine alet etmesin. Kılıçdaroğlu’na da sesleniyorum, bu belediye başkanını sustur. Bu nefret dilini kullanan başkana lütfen gerekli kanuni işlemlerin yapılmasını istiyoruz. İmamoğlu’nun bu yoldan dönüp Alevi toplumundan özür dilemesi gerekiyor. Biz Pazartesi günü Ekrem İmamoğlu’nun hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağız” açıklamasında bulundu.