israil

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

israil

Doğu Akdeniz’den enerji nakli: Türkiye transit değil merkez ülke olacak

“İsrail’in enerji ihracında en uygun yolun Türkiye üzerinden olması gerektiği görüldü” bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait… İsrail ile Türkiye’nin yakınlaşması Doğu Akdeniz’den enerji sevkiyatına yeni bir rota mı çiziyor?
Benginur İkbal Akgül

Benginur İkbal Akgül

“Yaptığımız görüşmelerle birlikte önümüze enerjide çok daha farklı alanlar açılacak ve bunu duyduğunuzda ‘Bu da nereden çıktı’ diyeceksiniz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO Liderler Zirvesi dönüşü yaptığı açıklamada en dikkat çekici noktalardan biri de bu bölüm oldu.

İsrail Başbakanı Bennet’in de Türkiye’ye gelme durumundan bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişle birlikte Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir süreci başlatma durumumuz olabilir” dedi.

Öte yandan, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ile ilgili Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in de İsrail’e gideceği duyuruldu.

Bu açıklamaların ardından gözler yeniden Doğu Akdeniz’e çevrildi ve “Enerjide yeni bir rota mı çiziliyor” sorusu akıllara geldi.

Özbekistan’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından tekrar açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine Doğu Akdeniz’deki iş birliklerine işaret ederek, süreçten umutlu olduğunu dile getirdi.

“Ramazan sonrası Bennet’le de bu konuyu bir görüşüp hemen adımları atarsak İsrail-Türkiye buradaki birlikteliği, bu süreci Doğu Akdeniz petrolüyle, doğal gazıyla ilgili süreci hızlandıracaktır. Bu konuda çok çok umutluyum.”

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Levent Yılmaz, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal gaz iş birliklerini TRT Haber’e değerlendirdi.

“Eastmed ütopik bir boru hattıydı”

Dr. Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürpriz olarak bahsettiği konunun enerji ile ilgili olmasının son zamanlarda Türkiye’yi ziyaret eden devlet başkanlarına da bakılarak değerlendirilebildiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürpriz olarak bahsettiği konunun enerji ile ilgili olması ve son dönemde Türkiye’nin enerji diplomasisine baktığımızda ve Türkiye’yi ziyaret eden devlet başkanlarını takip ettiğimizde, Türkiye’nin de Enerji Bakanının hangi ülkelere ziyaret ettiğini değerlendirdiğimizde ağırlıklı olarak enerji kaynaklarına ilişkin bir müjdenin gelebileceğini tahmin ediyoruz. Zira bir süredir Doğu Akdeniz’de önemli keşifler yapılıyor. Ve bu keşiflerin nasıl ticarileştirilebileceği konusunda soru işaretleri var.

Denenen projeler var. Örneğin; Türkiye’yi dışlayarak yapılan bir Doğu Akdeniz Gaz Forumu vardı. Bu kapsamda bir araya gelen ülkeler, İsrail gazının Avrupa’ya taşınması için Eastmed gibi ütopik bir boru hattı projesi bile geliştirmişlerdi. Hatta bu projenin görselleri İsrail bakanlıklarının web sitelerinde bile yer almıştı. Fakat ilk günden beri bu projenin Türkiye’yi dışlamak üzere, bölgedeki politikalarda Türkiye olmadan hareket edilmek üzere İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve Yunanistan tarafından kurgulandığını, ısrarlı çabalara rağmen İtalya’nın bu işin içinde olmadığını ve hatta İtalya’nın bu konuyla ilgili tavrının olumsuz olduğunu görmüştük.”

Doğu Akdeniz'den enerji nakli: Türkiye transit değil merkez ülke olacak

“Enerji meselesi son görüşmede masadaydı”

Yılmaz, Doğu Akdeniz’de İsrail ile deniz yetki alanlarının belirlendiği bir dönem yaşanıyor olabileceğine işaret etti:

“Eastmed projesi zaten hayata geçmeyecekti. Konjonktür olarak da bakıldığında Türkiye’nin yoğun diplomasisi ve özellikle Doğu Akdeniz’deki ülkelerin de Türkiye olmadan bir çıkar yol bulamadığından yavaş yavaş bölge ülkelerinin normalleşme adımlarını atmak için Türkiye’ye geldiğini gördük. En son İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un ziyaretinde masada enerji konusunun da olduğunu görüyoruz ve biliyoruz. Dolayısıyla İsrail ile deniz yetki alanlarının belirlendiği ve Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) çalışmalarının hızlandığı bir dönem yaşıyor olabiliriz. Belki Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da açıklayacağı meseleler içerisinde bu da olabilir.”

“İsrail’in planlarında Türkiye ön planda”

Yılmaz, İsrail’in doğal gaz rezervinin ticarileştirilmesinde Türkiye’nin öne çıktığını belirterek, şöyle devam etti:

“İsrail’in 850 milyar metreküp doğal gaz rezervine ulaştığını biliyoruz. Ayrıca bu rezervin de yüzde 40’ını ihraç etme kararı alındı. Bu kapsamda, bu doğal gazın nasıl ve hangi rotadan ticarileşeceği konusunda Türkiye’nin her zaman ön plana çıktığını görüyoruz.

Bununla birlikte, bölgede Türkiye ve İsrail deniz yetki alanları anlaşması imzalandığında ortaya çıkacak ilave alanlar olduğunu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de arama yapılabilecek yeni alanlar kazanacağını da biliyoruz. İşte bu alanlarda belki İsrail ile veya başka ülkeyle çekişmeli olan alanların hukuki statülerinde belirleme yapılabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz’deki gazın ticarileşmesi, fiyatlanlanmasıyla ilgili bir sürecin bizi beklediğini tahmin ediyoruz.

Türkiye’nin önemli bir pozisyonu var. Türkiye, doğal gaz ve enerjide önemli bir ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor. İletim alt yapısı çok güçlü ve ilave olarak da Türkiye’nin Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. üzerinden fiyatlamaların yapılabileceği mekanizmaları da kurduğunu ve kurmaya devam ettiğini görüyoruz. Yani Türkiye, İsrail gazı için hem önemli bir pazar hem de yeniden ihracat (re-export) hakkı alarak İsrail gazının ticarileşmesi için önemli bir merkez. Bu yüzden karşılıklı menfaatleri maksimize eden önemli bir iş birliğinin kapıda olabileceğini söyleyebiliriz.”

Doğu Akdeniz'den enerji nakli: Türkiye transit değil merkez ülke olacak

“Türkiye transit değil merkez ülke olacak”

“Türkiye, enerjide koridor ya da rota değil, bir merkez olma yolunda ilerleyen kritik bir ülke” diyen Yılmaz, Türkiye’nin doğal gazda rekabet sağlayacak önemli bir kaynağı elde etmiş olabileceğinin altını çizdi:

“Türkiye zaten bölgesinde önemli bir enerji aktörü. Türkiye, bir rota ya da koridor değil, enerjide ticaret merkezi olma yolunda ilerleyen kritik bir ülke. Bu duruma İsrail gazının da eklenmesi Türkiye’nin bu konumunu güçlendirip doğal gazda fiyatı belirleyen bir ticaret merkezi olma pozisyonunu da hızlandıracak önemli konulardan bir tanesi olabilir. Türkiye önemli bir enerji ithalatçısı, kendisi de ciddi miktarda doğal gaz kullanıyor. Doğu Akdeniz’deki gazın da Türkiye’ye gelmesiyle beraber diğer ülkelerle olan doğal gaz anlaşmalarında da rekabeti sağlayacak ilave bir kaynağı elde etmiş olacağını göreceğiz. Buna gazın gazla rekabeti diyoruz.

Türkiye, Rusya, Azerbaycan ve İran’dan boru gazı alıyor. Bunlar uzun vadeli kontratlarla al ya da öde hükümlerini içeriyor. Bu kontratların önemli bir kısmının 2026 yılında biteceğini biliyoruz. Türkiye’nin önümüzdeki dönemlerde yapacak olacağı yeni kontratlarda hem kendi Karadeniz’deki gazını sisteme sokacak olması hem de İsrail’den gelecek potansiyel gazın da sisteme girecek olması diğer ülkelerle yapacak olacağı kontratlarda bir rekabetçilik sağlayacaktır. Daha uygun fiyatlarla, daha uygun koşullarda doğal gaza erişim sağlanacaktır.”

İsrail Cumhurbaşkanı 9 Mart’ta geliyor

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, 9-10 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret edecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz aylarda İsrail ile yeniden bir sürecin başlayıp başlamayacağı konusunda iki ülkenin istihbarat örgütlerinin görüştüğünü açıklamış ve bu demeç gündemde önemli bir yer tutmuştu.

Ardından hem Türkiye hem de İsrail tarafından ‘diyalog’ mesajları geldi. Ocak 2022’de iki ülkenin dışişleri bakanları 13 yıl aradan sonra ilk kez telefonda görüştü.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, 9-10 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret edecek.

Türkiye’den Kudüs’e ziyaret

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal 16-17 Şubat 2022 tarihinde Filistin ve İsrail’i ziyaret edecek.

Heyet, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından kabul edilecek ve Filistin makamlarıyla temaslarda bulunacak.

Heyet İsrail makamlarıyla da bir araya gelerek İsrail Devlet Başkanı Isaac Herzog’un Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyaretin hazırlıklarını ele alacak. Heyet ayrıca siyasi istişarelerde de bulunacak.

İsrailli bakanlar Antalya Diplomasi Forumu’na katılacak

İsrail dışişleri ve enerji bakanları Antalya Diplomasi Forumu’na katılmak üzere Türkiye’ye gelecek.

Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirecek gelişme! Rotayı Türkiye’ye çevirdiler

ABD’nin “EastMed” projesinden desteğini çekmesi Doğu Akdeniz’de tüm dengeleri değiştirdi. İsrail kaynakları, İsrail’in Türkiye ile olan ittifakının Yunanistan’dan çok daha önemli olduğunu ifade etti.

Arap basını, ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin ardından normalleşme sürecine giren Türkiye-İsrail ilişkilerini gündemine aldı. Türkiye-İsrail ilişkilerin karşılıklı olumlu açıklamalarla yoluna girdiği ifade edildi.

İki ülkenin gerilimi gündemde tutmak istemediği, ilişkileri ilerletmek için sükûnetin bol olduğu bir dil benimsemeyi tercih ettiği vurgulanan haberde, “Her ne kadar İsrail’in Türkiye ile işbirliği konusunda Atina ve Lefkoşa’yı rahatlatan açıklamaları olsa da olaylar tam tersi yönde ilerliyor” denildi.

“Türkiye ile ittifakımız Atina’dan daha önemli”

ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin Doğu Akdeniz’de Türkiye-İsrail iş birliğinin kapılarını açtığı yazıldı.

Arap basını ayrıca İsrail güvenlik kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre; Lefkoşa ve Atina ile ittifakın Tel Aviv için önemli olduğunu ancak Türkiye-İsrail iş birliğinin bundan çok daha önemli ve daha büyük avantajlara sahip olduğunu duyurdu.

Eastmed anlaşması Ankara’nın tepkisine neden olmuştu

Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya ulaştırılmasını hedefleyen “EastMed” projesine ilişkin anlaşma, Atina’da Ocak 2020’de düzenlenen bir törenle Yunanistan, İsrail ve GKRY arasında imzalanmıştı.

Dönemin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise Ankara’nın projeye olan tepkisini “Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’yi ve Kıbrıs Adası’nın doğal kaynakları üzerinde eşit haklara sahip olan Kıbrıs Türklerini yok sayan hiçbir proje başarılı olamayacaktır” sözleri ile ifade etmişti.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

İsrail gazını Güney Kıbrıs ve Yunanistan iş birliğiyle Avrupa’ya ulaştıracak EastMed projesinde ABD’nin son hamlesi Atina yönetiminin hoşuna gitmedi. Hukuksuz olarak değerlendirilen Doğu Akdeniz’deki bu projeye ABD’den geri adım geldi.

Doğu Akdeniz’in (Eastern Mediterannean) kısaltması EastMed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) olarak isimlendirilen doğal gaz boru hattı anlaşması İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın imza attığı bir proje.

Projeyle Türkiye’yi dışarıda bırakarak Doğu Akdeniz’de bir boru hattı kurulması ve İsrail gazının Avrupa’ya ulaşması amaçlanıyor.

Yunanistan hayal kırıklığı yaşıyor

Ancak hattın uzunluğu, ‘Türkiye’siz bir rota’ üzerinden ilerleyecekti.

Ancak şu günlerde Yunanistan Doğu Akdeniz konusunda hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayarak, İsrail ve Kıbrıs Rum kesimi ile birlikte hayata geçirmeye çalıştığı Eastmed’in rafa kalkacağı belirtiliyor.

Fotoğraf: AA | Yunanistan'ın başkenti Atina'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve İsrail arasında Eastmed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) projesinin inşası için anlaşma imzalandı. İmza töreni öncesi dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis kameralara poz verdi.

[Fotoğraf: AA | Yunanistan’ın başkenti Atina’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve İsrail arasında Eastmed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) projesinin inşası için anlaşma imzalandı. İmza töreni öncesi dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis kameralara poz verdi.]

Yunanistan, bu konuda umutlarını ABD’ye bağlamıştı. Ancak Trump yönetiminin desteklediği projeye, Biden yönetiminin kapıları kapattığı ifade ediliyor.

ABD’li büyükelçi başarısızlıkları anlattı

ABD’nin Atina Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, sosyal medyada Eastmed projesinin başarısızlıklarını anlatan bir yazıyı paylaştı. Yunanistan medyasına yansıyan mesaj, gündemin üst sıralarına çıktı.’EastMed’ Türkiye olmadan zor

Pentapostagma gazetesi, “Geoffrey Pyatt, Doğu Akdeniz ve El Dorado enerji beklentileri hakkında acı gerçekleri paylaştı” başlığını attı.

Washington yönetiminden geri adım

İngiliz haber ajansı Reuters da ABD’nin Eastmed projesinden ‘U dönüşü’ yaptığını yazdı.

Doğu Akdeniz'de Yunanistan'a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

Washington’ın, projenin ekonomik uygulanabilirliği ve çevresel faktörler nedeniyle oluşan çekinceleri ile kuşkularını Atina’ya ilettiğini öne sürdü.

Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Yunan medyasında daha önce çıkan benzer bir iddia da yer aldı. İddiaya göre ABD, Türkiye ile gerilim istemediği için Eastmed projesinden vazgeçtiğini İsrail ve Yunanistan’a iletti.

Yunan medyası gündemde tutuyor

Türkiye’nin kıta sahanlığından geçtiği halde hukuksuz bir tavırla İsrail, Yunanistan ve Rum yönetiminin EastMed planı ABD’nin yeni adımıyla hayal kırıklığı yarattı.Rum enerji uzmanından EastMed yorumu: Sürdürülebilir değil

Yunan medyası son günlerde konuyu gündemden düşürmüyor. ABD’nin Doğu Akdeniz’de yeni bir gerginlik çıkmasını önlemeye çalıştığı görüşünde birleşen Yunan medyası, “Washington, Ankara’ya göz kırptı” başlığıyla okurlarına gelişmeleri aktardı.

EastMed’in hayata geçirilmemesiyle Atina ve Rum kesiminin büyük zarar göreceğini ifade eden Kathimerini gazetesi, “ABD’nin desteğini çekmesi karşısında sessiz kalan İsrail’in ise ‘kaybedecek bir şeyi yok’ değerlendirmesinde bulundu.

Ta Nea gazetesi ise “ABD’nin kararı, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz politikasındaki temel unsurlardan birinin ölüm belgesidir” yazısıyla iddialı değerlendirmelerde bulundu.Uzmanlardan “EastMed” provokasyonu yorumu: Hukuka aykırı

Fiziki şartlar, maliyet ve kıta sahanlığı

Uludağ Üniveristesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, TRT Haber’de ABD’nin Eastmed adımını yorumladı.

2020 yılından itibaren projenin ciddi tartışmaların odağındaki konular arasında yer aldığını belirten Pirinçç, 3 ana başlık üzerinde durdu.

Teknik açından bakıldığında 1300 kilometre derin deniz altından boru hattı geçirmenin zorluğunu vurgulayan Pirinççi, “Bir sıkıntı olması halinde müdahale edilebilirlik noktasında sorun oluşturabilir düşüncesi hakim oldu” dedi.Doğu Akdeniz’de “EastMed” provokasyonu

Ekonomik açıdan ciddi bir finansman sağlanması gerektiğini vurgulayan Pirinççi, Türkiye’nin kıta sahanlığını ihlal eden projeyle ilgili şunları dile getirdi:

Türkiye’nin kıta sahanlığından geçen hat, Doğu Akdeniz’de herhangi bir uzlaşma yokken siyasi olarak tartışma konusu. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) burada Türkiye’nin alanından hattı kullanmak istiyor. Buna rağmen 2020’deki mevcut şartlara göre imzalanan anlaşma, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları konusuyla da doğrudan ilişkili hale geldi

Doğu Akdeniz'de Yunanistan'a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

“Eastmed projesinin kısa vadede gerçekleşebileceğini öngörmüyorum”

Yunanistan, İsrail ve Rum yönetiminin bu hattı Türkiye’ye karşı bir hamle olarak kullanmak istediğini değerlendiren Pirinççi, “Hidrokarbon şirketleri bile bu alanda özel faaliyetler göstermekte Türkiye’den çekiniyorken ABD’nin son hamlesiyle Doğu Akdeniz’deki Eastmed projesi bir süre daha tartışılır bir konu haline geldi. Teknik, maliyet ve kıta sahanlığı başlıkları üzerinden ele aldığımızda Eastmed projesinin kısa vadede gerçekleşebileceğini öngörmüyorum” açıklamasını yaptı.

Pirinççi, ABD’nin geri adımıyla tekrar gündeme gelen Eastmed projesinde Washington yönetiminin iklim değişikliğini de önemsediğine dikkati çekti.

 Prof. Dr. Ferhat Pirinççi sözlerine şöyle devam etti:

Fosil kaynakların azaltılması, yeşil enerjinin artırılması yönünde adımlar atmak isteniyor. ABD yönetimi şu anda dikkatini başka alanlara yönetlmiş durumda. Trump döneminden farklı olarak Eastmed politikasından uzak bir Biden yönetimi olduğunu da söyleyebiliriz

Yunan medyası: ABD EastMed’i desteklemiyor

Yunan medyası, Atina’nın İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yaptığı East Med boru hattı anlaşmasını Washington’ın desteklemediğini yazdı.

“Amerika Birleşik Devletleri East Med projesini desteklemediğini Atina’ya bildirdi.”

İddia, Yunan haber sitelerinde yer aldı. Habere göre, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Atina’ya gayri resmi bir yazı göndererek EastMed projesini desteklemediğini iletti. Buna göre, ABD, EastMed’i Doğu Akdeniz’de bir gerilim kaynağı olarak görüyor.

“Türkiye’yi dışlayan proje çöktü”

DefenceNet haber sitesi, Washington’ın Türkiye’yi kızdırmamak için söz konusu boru hattını istemediğini yazdı.

Haberde, EastMed projesinin başından beri mali açıdan sürdürülebilirlik sorunları olduğu ve başarısız görüldüğü hatırlatıldı. Atina’nın, İsrail ile ittifak yoluyla Türkiye’yi dışlayan projesinin çöktüğü vurgulandı.

Haberi, “ABD sırttan bıçakladı” manşetiyle sayfasına taşıyan Pentapostagma haber sitesi de, “Türk politikası zafer kazandı, şimdi sonuçlarını bekliyoruz.” yorumunu yaptı.

Fotoğraf: Reuters Arşiv

[Fotoğraf: Reuters Arşiv]

Projeyle İsrail gazının Avrupa’ya ulaşması hedefleniyor

Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, East Med projesi için imzaları 2020’nin ilk günlerinde Atina’da atmıştı.

Projeyle Türkiye’yi dışarıda bırakarak Doğu Akdeniz’de bir boru hattı kurulması ve İsrail gazının Avrupa’ya ulaşması amaçlanıyor.

Türkiye devreye soktu! Libya detayı… İsrail panikte

Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağını yazan İsrail basını panik yaşıyor. Anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu basın, İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

Türkiye ile Filistin arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının onaylanması İsrail basınını panikletti. Anlaşmanın ayrıntılarına geniş yer veren İsrail basını anlaşmanın Milli Güvenlik Kurulu tarafından onaylandığını ve Resmi Gazete’de yayımlandığını yazdı.

Türkiye’nin anlaşma kapsamında Filistin güçlerini eğiteceği ve Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağı ifade edildi.

Filistin ile deniz sınırı anlaşmasının işleme konulmasının İsrail’i Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrol kaynaklarından uzaklaştıracağını belirten İsrail basını, anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu ve İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

İsrail basınına konuşan askeri kaynaklar ise anlaşma kapsamında Türkiye’nin Filistin’e askeri danışmanlık, mühimmat, İHA istihbaratı vb. şeklinde askeri destek sağlayacağını belirtti.

Kaynak: Star.com.tr

Netanyahu koltuğa yapıştı! Tarih verip, resti çektiler

Koltuğunu kaybeden Benyamin Netanyahu boşaltması gereken başbakanlık konutunda ABD’nin eski BM Temsilcisi Haley’i ağırladı. Bu haber sonrası İsrail’in görevdeyken yolsuzluktan yargılanan ilk başbakanına yönelik protestoların başını çeken ‘Suç Başbakanı’ grubu, Netanyahu’ya 27 Haziran tarihini vererek rest çekti.

İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Benyamin Netanyahu, 12 yıl sonra ilk kez başbakanlık koltuğunun altından çekilmesini hazmetmekte zorlanıyor. 2 yılda 4. erken seçim sonrası Aşırı sağcı Naftali Bennett ile merkez solcu Yair Lapis’in dönüşümlü başbakanlık yapacağı 8 partili koalisyon hükümetinin pazar günü meclisten (Knesset) güvenoyu almasıyla iktidardan giden Netanyahu, oylamanın ardından artık kendisine ait olmayan başbakana ayrılan sandalyeye oturarak ilk işareti vermişti.

Mecliste muhalefete ayrılan bölüme geçmesi için uyarılan Netanyahu’nun henüz başbakanlık konutunu boşaltma adımı atmaması da dikkat çekti.

Son yıllarda sık sık protesto gösterileri düzenlemesinden ötürü önü ‘muhaliflerin Bastille’ine’ dönen Batı Kudüs’teki Balfour Caddesi’ndeki resmi başbakanlık konutunda Netanyahu, eşi Sarah ve oğlu Yair ikamet etmeye devam ediyor.

Netanyahu, başbakanlık konutunu terk etmek bir yana ABD’nin eski BM Temsilcisi Nikki Haley ile İsrail İçin Birleşmiş Hıristiyanlar (CUFI) Başkanı John Hagee’yi burada ağırlamasının görüntülerini paylaştı. Fotoğraf, muhalefet başkanının neden başbakanlık konutunu yabancı devlet yetkililerini ağırlamak için kullanmaya devam ettiği sorusu eşliğinde büyük tepkiye yol açtı.

Üstüne üstlük Haley, Netanyahu’ya başbakan diye hitap ettiği tweet atıp “Başbakan Netanyahu ile vakit geçirmeye her daim değer biçilemez. Onun İsrail güvenliği ve refahına katkıları tarihi boyuttadır. Daha son sözünü söylemedi” dedi.

Netanyahu ile ailesi başbakanlık konutuyla ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmadı, ancak İsrail yasaları, masraflarını hükümetin kamu parasından karşıladığı resmi evi terk etmesini gerektiriyor. Aylardır Bastille protestolarının başını çeken ‘Suç Başbakanı’ grubu, devreye girerek, Başbakanlık Hukuk Müşaviri Şlomit Barnea’ya mektup gönderdi.

“Seçimi kaybeden bir sanığın konutta kendisini güçlendirmesine, konutu seçilmiş hükümetle savaştığı özel işleri için bir tesise dönüştürmesine izin vermeyeceğiz” denilen mektupta, “12 yıllık yabancılaşma ve kopukluktan sonra Netanyahu ailesinin, başbakanlık konutunun bir kamu kaynağı olduğunu anlamasının ve doğru düzgün demokrasilerdeki gibi kısa sürede binayı kibarca boşaltmasının zamanı geldi” ültimatomu verildi.

Netanyahular’dan resmi konutu iki hafta içinde terk edecekleri tarihi açıklamalarını talep eden mektupta 27 Haziran’a dek terk etmemeleri halinde Yüksek Mahkeme’ye başvurma resti çekildi.

Koltuğunu kaybeden Netanyahu’nun sinsi planı

İsrail’de Binyamin Netanyahu’nun siyasi gücünü kaybetmesinin ardından hakkındaki yolsuz davalarıyla ilgili sürecin hızlanacağı belirtildi. Ayrıca Netanyahu’nun tutuklanmaktan kurtulmak amacıyla yeni hükümeti devirmek için tüm siyasi tecrübesini ortaya koyacağı ifade ediliyor.

İsrail‘de dün yapılan oylama sonucu, Yamina Partisi lideri Naftali Bennett ve Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid öncülüğündeki koalisyon hükümeti, 120 sandalyeli Mecliste 60 milletvekilinin desteğiyle güvenoyu aldı.

Koalisyon hükümetinin güvenoyu almasıyla Mart 2009’dan bu yana başbakanlık koltuğunda oturan Netanyahu dönemi sona erdi.

Koalisyondaki partilerin anlaşmasına göre yeni hükümetin ilk başbakanı Yamina lideri Bennett oldu.

Bennett, 2 yıl boyunca başbakanlık görevini yürüttükten sonra Ağustos 2023’te koltuğu koalisyon ortağı Gelecek Var Partisi lideri Lapid’e devredecek.

İsrail siyasetini yakından takip eden uzmanlar, bu gelişmelerin ardından siyasi gücünü kaybeden Netanyahu hakkındaki yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili yargı sürecinin hızlanmasını bekliyor.

“Netanyahu son yıllarda koltuğunu, yargılanmasını önlemek için kullandı”

Netanyahu, yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla üç ayrı yolsuzluk dosyasından yargılanıyor.

İsrail konusunda uzman gazeteci Emced el-Ömeri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun başbakanlık koltuğunu kaybetmesinin İsrail siyaset sahnesinde yeni yansımaları olacağını söyledi.

Netanyahu’nun suçlandığı yolsuzluk davalarında yargılanmasının önünün açıldığını belirten Ömeri, “Netanyahu son yıllarda koltuğunu, yargılanmasını önlemek için kullandı. Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle ortaya çıkan gelişmeler de ona bu bağlamda elverişli bir ortam hazırladı. Ancak artık sona gelindi. Şimdi elinde sadece Meclis üyeliği kalan Netanyahu’nun siyasi gücünü kaybetmesinin ardından hakkındaki yolsuzluk davalarında yargılanması hızlanacak.” dedi.

Ömeri, Netanyahu’nun gerek kendi partisi gerekse sağ partiler içinde çeşitli iç sorunlarla da mücadele ettiğine işaret ederek, “Likud içinde sert bir rekabet var. Netanyahu’yu parti liderliğinden indirmek için planlar yapılıyor. En önemli rakipleri arasında görevi son bulan hükümette Maliye Bakanlığı yapan Yisrael Katz ve eski Kudüs Belediye Başkanı, Likud’un önemli figürlerinden Nir Barkat yer alıyor.” diye konuştu.

Netanyahu’nun siyasi hayatına devam edeceği ve en kısa sürede Bennett-Lapid koalisyonunu düşürerek yeniden yönetime geleceği yönündeki açıklamalarını değerlendiren Ömeri, hakkında açılan davalardan yargılanmaya başlayacağı için Netanyahu’nun siyasi geleceğinin artık tehlikeye girdiğini söyledi.

İsrail alanında uzman Adil Şedid ise Netanyahu’nun itham edildiği yolsuzluk davaları nedeniyle tutuklanmamak için elinden geleni yapacağını belirtti.

Şedid, “Netanyahu’nun tutuklanmaktan sıyrılabilmesi, mevcut hükümeti başarısızlığa uğratmasını ve yaklaşan seçimlerde başbakanlığa dönmesini gerekli kılıyor. Netanyahu da geçmiş bir muhalefet lideri ve siyaset uzmanı olarak bu hedefini gerçekleştirmek uğruna tüm tecrübesini ortaya koyacaktır.” ifadesini kullandı.

Farklı görüşlere sahip 8 partiden oluşan yeni hükümeti “oldukça kırılgan” olarak nitelendiren Şedid, “Aşırı sağ ve aşırı sol grupları birleştiren hükümet üyelerini bir araya getiren tek ortak payda Netanyahu karşıtlığı. Eğer Netanyahu, mevcut hükümeti devirebilir ve erken seçimlere gidilirse bir hükümet kurabilir. Ancak tüm seçenekler mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

Koalisyonun uzun soluklu olup olmayacağı merak konusu

Bennett-Lapid koalisyonu, Netanyahu karşıtlığında birleşmiş, farklı görüşlere sahip 8 partiden oluşuyor.

Hem sandalye sayısının kritik eşikte olması hem partilerin bazı konularda tamamen farklı görüşlere sahip olması nedeniyle İsrail’de koalisyonun ömrünün uzun soluklu olup olmayacağı tartışılıyor.

Bennett’in partisi Yamina aşırı sağ görüşleriyle öne çıkıyor ve işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini destekliyor.

Koalisyonun ortaklarından İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Birleşik Arap Listesi (Raam) ise buna karşı çıkıyor. Bir diğer koalisyon ortağı Meretz ise sol blokta yer alan bir parti.

Bu nedenle koalisyon hükümetinin uzun soluklu olmayacağı ve bu yılın sonunda İsrail’in yeniden erken seçime gitmek zorunda kalabileceği yorumları yapılıyor.

Yisroel Dovid Weiss: Peygamberler uyarmıştı! İsrail yok olacak

Siyonizm karşıtı Yahudi grup Neturei Karta’dan Haham Yisroel Dovid Weiss, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırıları sonrası yaptığı açıklamada, “Peygamberler tarafından, topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Çünkü bu ilahi bir sürgündür” dedi.

Siyonizm karşıtı bir grup olan Neturei Karta’nın önde gelen isimlerinden Haham Yisroel Dovid Weiss, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Sorunun kaynağının Hamas olmadığını belirten Haham Weiss, ‘Sorun İsrail işgali. Peygamberler tarafından, topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Çünkü bu ilahi bir sürgündür. İsrail’in İlah’a karşı doğrudan bir isyan olduğu için sona ereceğine inanıyoruz. Bir Yahudi devletine sahip olmamız yasak.’ ifadelerini kullandı.

Siyonizm karşıtı Yahudi grup Neturei Karta’dan Haham Yisroel Dovid Weiss Rusian Today’e (RT) verdiği demeçte, İsrail’i yerden yere vurdu.

Aramice’de adı ‘Şehrin Muhafızları’ anlamına gelen Neturei Karta, Haredi Yahudilerinin dini bir grubudur. Söz konusu şehir Kudüs’tür ve grup İsrail devletini kabul etmeyi veya tanımayı reddetme üzerine kurulmuştur.

Grubun başlıca isimlerinden Haham Weiss, Siyonizm milliyetçiliğinin, İlah’a hizmet isteyenler için kabul edilemez olduğunu, çünkü bu milliyetçilik denkleminin oluşturulması için İlah’ın aradan çıkarıldığını söyledi.

İşte İsrail ve zulmüne ses çıkarmayan Yahudilere sert eleştirilerde bulunan Weiss’in açıklamalarından bazıları…

Peygamberler tarafından uyarıldık

İsrail 1948’de kuruldu ve ertesi yıl Birleşmiş Milletlerce kabul gördü. İsrail güçlerinin çoğunluğu Müslüman olan Filistinlilerin topraklarını ve mülklerini nasıl ele geçirdiğ. Bütün bunlar ‘Yahudi halkı için bir ulus devleti’ kurma öncülüğünde yapıldı ve İngiliz hükümeti bu planları 1. Dünya Savaşı sırasında Balfour Deklarasyonu ile harekete geçirdi.

Haham Weiss, Yahudilerin o topraklara dönmesi ve İsrail işgali ile ilgili şunları söylüyor:

Peygamberler tarafından, bu topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Bu, 2000 yıl önce Kudüs’teki tapınağın yıkılmasıyla oldu. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Bu ilahi sürgündür. Ayrıca birlikte yaşadığımız herhangi bir millete karşı isyan etmeyeceğiz. Sadık vatandaşlar olacağız ve ev sahiplerimizin toprağında refah için dua edeceğiz. Ayrıca sürgünü sona erdirmek için hiçbir zaman girişimde bulunmamalıyız.

Siyonistlerin amacı, maddi varlığa sahip olmaktı ve yollarına çıkan herhangi bir şey onları rahatsız etmedi. Tevrat, çalmayacağınızı söylüyor, bu yüzden her Siyonizm kavramı Tora’yı ihlal ediyor. Dinimizin bizi silaha sarılmaya ve toprağı ele geçirmeye çağırmadığını biliyorlardı. Aksine bunu yasaklıyordu.

Onlara karşı durmaya cesaret eden herkesi antisemit ilan ettiler

İsrail’in Yahudilik dininden ziyade, Siyonizmle hüküm sürdüğünü belirten Weiss, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Davut Yıldızı’nı kullandılar ve dünyaya ‘İlah’ın isteğini yerine getirdiklerini iddia ettiler. Onlara karşı konuşmaya cesaret eden herhangi birini anti-Semit ilan ederek gözdağı verdiler. Tevrat’ımızı temsil etmiyorlar.

İsrail’in sahte bir meşruiyet oluşturdu. İsrail, daha sonra İsrailli yerleşimcilerin yaşadığı Filistin topraklarını ele geçirmeye devam etti, dini doktrin aracılığıyla meşrulaştırmaya çalıştı.

Tevratı İsrail Devleti denilen canavara kullandırmaya çalışıyorlar, hahamları sadece vitrin süsü

Siyonistler sürekli olarak Tevrat’ı İsrail devleti denilen canavarlarıyla ilgili meselelere dahil etmeye çalışıyorlar. Hahamları var; hepsi vitrin süsü. İsrail’in yaptığı her şeyi damgalıyor ve bir kutsallık havası oluşturuyorlar.

Maalesef, çoğu dindar olmayan ailelerden veya sözde dindar birçok üniversite öğrencisi var, Siyonist propaganda tuzağına düşüp, ‘2,000 yıldır sürgündeyiz, acı çektik ve Tanrı bize toprağı geri veriyor’ diyorlar. Ama bu Tevrat’ta yazılanları görmezden gelmektir.

Ana sorun İsrail’in işgali

İnsanlar İsrail’in, Yahudiliğin kahramanı olduğunu düşünüyor. İsrail’e geri dönüp yerleşim yerlerine gitmeleri gerekiyor. Şiddete göz yummuyoruz, ama Arap halkını şu anda Şeyh Cerrah’ta yaptıkları gibi dışarı atarak kışkırtıyorlar. Bir eylem, bir tepkidir; ne bekliyorsunuz? Bu yüzden kan dökülüyor.

Hamas’ın liderleri Yahudilere karşı hiçbir şeylerinin olmadığını ve birlikte yaşamak istediklerini söylüyor. Hamas, barışçıl bir şekilde bölüşüm istiyor; biz de bunu istiyoruz. Ana sorunun Hamas olmadığını anlıyoruz, sorun 1948’de İsrail’in Siyonist devleti adında bir canavarın kurulmasıdır ve başka bir halkı işgal etmesidir. Olup biten her şey, bu korkunç adaletsizliğe sadece bir tepkidir.

Filistin’de her gün bir çocuk doğar ve acı çekmeleri İsrail devletinin varlığındandır. Aile üyelerinin öldüğünü görüyorlar ve onlara açıklık getirilmezse Yahudi halkına karşı kökleşmiş bir nefretleri var. Bizim adımıza, sembollerimizle yapılıyor; ikiyüzlülük kelimelerin ötesindedir.

İsrail’in sonunun geleceğine inanıyoruz

Yahudiliği Hayatımıza uyguladığımız için, bizi her zaman kötü olmakla suçluyorlar. Onlar ancak ayağa kalkıp ‘Filistinli komşularımla yıllardır barış içinde yaşıyorum’ diyen Yahudileri karalayabilirler, farklı bir dinimiz var ama barış içinde birlikte yaşadık. Yerlilere sormadan bencil, politik olarak kusurlu bir şekilde geldiler.

Yaklaşık her 10 yılda bir İsrail devletinin savaşı var, asla gerçek barış olmadı. Rabbin bize söylediğine inanıyoruz. İsrail’in İlah’a karşı doğrudan bir isyan olduğu için sona ereceğine inanıyoruz. Bir Yahudi devletine sahip olmamız yasak. Bu işgali desteklemeyi bırakıp Filistin halkına çalışmak için dünya liderlerine seslenip yalvarmaya çalışmalıyız, ama nihayetinde bir son verecek olan Yüce Olan’dır.

İsrail’in değişmez olduğunu düşünebilirsiniz ama devam etmek zorunda değil. Sadece 73 yıl önceydi. Onlarsız yaşayabiliriz.

‘Filistinliler toprak sattı’ kara propagandasına inanmayın!

“Filistin’de ortalama sadece % 1-1,5 arası bir toprak satışı gerçekleştiğini söyleyen, Gazzeli gazeteci Mohammed AbuTaqiya, “Bu mesele bir kara propaganda olarak kullanıldı. Diğer Müslümanları bu davadan uzak tutmak için ortaya atıldı. Maalesef, buna inanan kardeşlerimiz var. İslam dünyası tüm gücüyle Filistin’deki direnişi desteklemeli ve sahip çıkmalıdır” dedi.

Yahudiler, Filistin meselesini onlarca yıldır hâkim oldukları medya gücü sayesinde istedikleri gibi dünyaya anlattılar. Son direnişte sosyal medya vesilesiyle Filistinliler kendilerini anlatma imkânı buldular. Özellikle Türkiye’de eğitim görmüş Filistinliler, Türk halkına anlık bilgiler aktardı. Bu çabalar Türkiye’de gündemin belirlenmesinde etkili oldu. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Filistinli gazeteciler de önemli bir misyon yürüttü. Kurdukları Filistin Medya Derneği aracılığıyla sağlıklı haber akışı sağladılar. Biz de ateşkes sonrası Filistin’deki son durumu Gazzeli gazeteci ve FİMED Yönetim Kurulu Üyesi Mohammed AbuTaqiya ile konuştuk.

Öncelikle derneğinizin kuruluş amacıyla başlayalım. FİMED hangi gayeyle kuruldu?

– Derneğimizin amacı Kudüs ve Filistin hakkında i doğru bilgileri ve gelişmeleri Türkiye’ye aktarmak için kurulmuştur. Medya kuruluşlarına yönelik çalışmalarımız vardır. Türkiye’de okuyucu için sağlam bir kaynak oluşturmak istiyoruz. Yaklaşık bir sene içinde ciddi medya kuruluşlarıyla irtibatımız oldu. Daha da güçlendirmek istiyoruz. Güzel bir noktaya geldiğini de söyleyebilirim. Türkiye’de gençler ve aktivistlerle iyi bağlantılarımız var. Bütün bu çalışmaların amacı Türkiye’nin Filistin’e olan sevgisini güçlendirmek ve daha iyi adımlar atmak için yapmaktayız.

“Filistin’deki insanların iradesi onlara ders oldu”

Gazze, işgalcilere karşı başarılı bir şekilde direnerek Siyonistleri ateşkes yapmaya mecbur bıraktı. Ateşkes hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

– Kanaatim, bundan sonra işgalciler tarafından yeni saldırı olursa direniş yeniden Kudüs’ü savunacak. İşgalciler böyle bir karşılık geleceğini öngörebilseydi şayet böyle bir adım atmazdı. İşgalciler saldırıyı başlatmadan önce birkaç devlet ile normalleşmeye girmesi, Trump tarafından Kudüs’ün başkent kabul edilmesi, Biden açısından bu durumun sorun teşkil etmemesi onları rahatlatmıştı. Lakin Filistin’deki insanların iradesi onlara ders oldu. Gazze’de büyük bir yıkım var. İşgalciler bunu bir şantaj olarak kullanabiliyor. Zaten böyle bir konudan bahsedilmeye başlandı. İşgalcilerin esir askerleri teslim edilmeden Gazze’ye malzeme göndermeyeceğini söylüyor. Zaten işgal devleti şart koşacak bir durumda değil. Gazze’deki yıkılmış evler ister istemez yapılmaya başlanacak.

İşgalciler yeniden saldırıya geçerse direniş grupları nasıl bir tepki verir?

– Direniş, ateşkes oldu bu süreç bitti diye zaten uyumaya gitmeyecek. Yeniden mühimmat üretmeye devam edecekler. Çünkü işgalcilerin yeniden saldıracaklarını biliyorlar. Bu işgalin mantığının saldırmaktan ibaret olduğunun farkındalar. Halk direnişi zaten devam ediyor. Eğer işgalciler sözleşmeye uymazsa yeniden direniş’in güçlü müdahalesiyle karşılaşacak.

Arap dünyası Kudüs meselesine nasıl yaklaşıyor?

– Şöyle düşünüyorum ki; çoğunluğun yaptığı hesaplama Filistinlilerin bu mücadelede muvaffak olamayacağıdır. Bu yüzden bir destek yok gibi. Lakin bu mesele sadece Filistinlilere ait değildir. Kudüs bütün Müslümanların ilk kıblesidir. Ne yazık ki ne Arap ne de İslam dünyasından gelen tepkiler kâfi değildir. Hatta bazı tepkiler utanç vericidir. Üstelik bazı ülkeler İsrail ile normalleşme anlaşmaları yapmak istediler. Ama bunlar tırnak içinde normalleşme anlaşmalarıdır. İhanete varan bir durum söz konusu. Bu da işgalcilere ayrı bir güven vermiştir. Arap ülkelerine girmeye başladıkları için onların sesinin çıkmayacağını bilmektedir.

Arap devletleri ihanet etse de halklar Filistin’i destekliyor değil mi?

– Evet burada halklar ile rejimler arasında farklılık vardır. Rejimler ne kadar halkları zehirlemeye uğraşırlarsa uğraşsınlar halkların gönlü hâlâ Filistin’de atmaktadır. Halk, yarın öbür gün kendisine düşen görev ne ise yerine getirecektir. Ve bu rejimlerin istedikleri gibi gözlerini kapatmayacaktır.

Filistin nasıl özgürleşir, nasıl bir strateji olmalıdır?

– “Filistin bana ait değil bir toprak değildir. Tüm Müslümanlara aittir. Kanla alınmıştır ancak kanla geri alınır.” 2. Abdülhamid’in bu cümleleri çok anlamlıdır. Güçle, katliam yaparak, yüzlerce köy ve şehir yok edilerek işgal edilmiş bir topraktır.

Gazze direnişinde Kassam Tugayları öne çıktı. Kassam Tugayları hakkında bilgi verir misiniz?

– Kassam Tugayları, Filistin Direniş Harekâtı’nın askeri kanadıdır. Filistin’i özgürleştirmek için kurulmuştur. Hamas, 1986 yılında kurulmadan önce de faaliyetleri vardır. Farklı adlarla askeri çalışmalar yapıldı. 1992 yılında 1. yazılı açıklamanın akabinde yapılan bir askeri operasyon sonrası bu isim ortaya çıkmıştır. Kassam Tugaylarının tek hedefi, 1948 yılında işgal edilmiş toprakları geri almak ve Filistin’i özgürleştirmektir. Bütün güçleriyle bu amaç için çalışmaktalar. Direniş faaliyeti gösterdiği bölge sadece Filistin içindedir. Filistin olarak kast edilen bölge 27 bin kilometrekare olan kara bölgesi ile nehirden denize kadar bölgededir. Filistin, bütün şekillerle işgalcilere karşı direniş göstermektedir. Bunlardan birisi de askeri biçimidir. Semavi dinlere göre ve uluslararası makamlar tarafından verilen hukuka göre direniş göstermek bir haktır. İşgal altında bulunan bir halkında hakkıdır, direniş göstermek. Kassam Tugayları, sapanla taş atarak bu mücadeleye başladılar. Ve şimdi kendilerini geliştirerek bu seviyeye geldiler. Halk içinde büyük bir saygınlıkları vardır.

Dünya medyası, Filistin olayları karşısında nasıl bir konumda yer alıyor?

– Dünya medyası, Batı’nın zihniyetine ekseninde şekillenmektedir. Hepimiz biliyoruz ki medyanın gücü işgalcilerin elindeydi. Siyonistlerin elindedir yani. İsrail’in ürettiği kara propagandayı kullanıyorlar. Filistinlilere yönelik bir şey olduğunda ise görmezden geliyorlar. Saldırılara karşı, Filistinliler herhangi bir karşılık verdiğinde “suçlu, hatalı” imajı vermeye çalışıyorlar.

“Filistin’e desteğimizi devam ettirmeliyiz!”

Bu direnişte Filistin davası sosyal medyada etkili bir şekilde işlendi. Sosyal medyanın kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Medya bizi haber yapmıyordu ama sosyal medyanın gücüyle dünya medyası yeni döneme geçmeye başladı. Ayrıca sosyal medya Filistinliler için de doğruları dış dünyaya anlatmak için çok iyi bir fırsat olmuştur. Halkı medyanın esaretinden kurtarmıştır. Tam manasıyla olmasa da artık Filistinlilerin de haklı olduğunu yavaş yavaş anlatmaya başlıyorlar. Hatta geçen gün Fransa’da onbinlerce kişi Filistin için protesto yürüyüşü yaptı. Hakeza Şikago’da benzer bir protesto gerçekleşti. Bunu Türkiye’de de gördüm. Türk gençleri Twitter’da İngilizce olarak Filistin hakkında ki gerçekleri göstermeye çalışıyorlardı. Bunlardan dolayı çok mutluyuz. Bunlara devam edilmesine ve bunu sistemli ve düzenli yapmaya davet ediyorum. Sadece olaylar olduğunda değil, uzun vadeli olarak bunu devam ettirmeliyiz. Filistin’e desteğimizi devam ettirmeliyiz!

“Kara propagandalara inanan kardeşlerimiz var”

Filistinliler topraklarını sattılar diye kara bir propaganda var bu hususta ne dersiniz?

– Yabancı kaynakların ve İngilizlerin yaptıkları araştırmaları incelediğimizde ortalama sadece % 1-1,5 arası bir toprak satışı gerçekleşmiştir. Bu mesele de bir kara propaganda olarak kullanıldı. Diğer Müslümanları bu davadan uzak tutmak için ortaya atıldı. Maalesef, buna inanan kardeşlerimiz var. Ama bize düşen ise kardeşlerimizi doğru bilgiyi aktarmaktır. Filistin işgali acıyla başlamıştır ve acıyla bitecektir. Nasıl işgal edildiyse öyle özgürleştirilecektir. Bunun içinde ciddi adımlar atılmaktadır. İslam dünyası da gücüyle Filistin’deki direnişi desteklemeli ve sahip çıkmalıdır.