israil

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

israil

Türkiye devreye soktu! Libya detayı… İsrail panikte

Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağını yazan İsrail basını panik yaşıyor. Anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu basın, İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

Türkiye ile Filistin arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının onaylanması İsrail basınını panikletti. Anlaşmanın ayrıntılarına geniş yer veren İsrail basını anlaşmanın Milli Güvenlik Kurulu tarafından onaylandığını ve Resmi Gazete’de yayımlandığını yazdı.

Türkiye’nin anlaşma kapsamında Filistin güçlerini eğiteceği ve Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının bir benzerinin Filistin’le uygulamaya konulacağı ifade edildi.

Filistin ile deniz sınırı anlaşmasının işleme konulmasının İsrail’i Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrol kaynaklarından uzaklaştıracağını belirten İsrail basını, anlaşmanın endişe verici bir gelişme olduğunu ve İsrail’in derhal cevap vermesi gerektiğini aktardı.

İsrail basınına konuşan askeri kaynaklar ise anlaşma kapsamında Türkiye’nin Filistin’e askeri danışmanlık, mühimmat, İHA istihbaratı vb. şeklinde askeri destek sağlayacağını belirtti.

Kaynak: Star.com.tr

Netanyahu koltuğa yapıştı! Tarih verip, resti çektiler

Koltuğunu kaybeden Benyamin Netanyahu boşaltması gereken başbakanlık konutunda ABD’nin eski BM Temsilcisi Haley’i ağırladı. Bu haber sonrası İsrail’in görevdeyken yolsuzluktan yargılanan ilk başbakanına yönelik protestoların başını çeken ‘Suç Başbakanı’ grubu, Netanyahu’ya 27 Haziran tarihini vererek rest çekti.

İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Benyamin Netanyahu, 12 yıl sonra ilk kez başbakanlık koltuğunun altından çekilmesini hazmetmekte zorlanıyor. 2 yılda 4. erken seçim sonrası Aşırı sağcı Naftali Bennett ile merkez solcu Yair Lapis’in dönüşümlü başbakanlık yapacağı 8 partili koalisyon hükümetinin pazar günü meclisten (Knesset) güvenoyu almasıyla iktidardan giden Netanyahu, oylamanın ardından artık kendisine ait olmayan başbakana ayrılan sandalyeye oturarak ilk işareti vermişti.

Mecliste muhalefete ayrılan bölüme geçmesi için uyarılan Netanyahu’nun henüz başbakanlık konutunu boşaltma adımı atmaması da dikkat çekti.

Son yıllarda sık sık protesto gösterileri düzenlemesinden ötürü önü ‘muhaliflerin Bastille’ine’ dönen Batı Kudüs’teki Balfour Caddesi’ndeki resmi başbakanlık konutunda Netanyahu, eşi Sarah ve oğlu Yair ikamet etmeye devam ediyor.

Netanyahu, başbakanlık konutunu terk etmek bir yana ABD’nin eski BM Temsilcisi Nikki Haley ile İsrail İçin Birleşmiş Hıristiyanlar (CUFI) Başkanı John Hagee’yi burada ağırlamasının görüntülerini paylaştı. Fotoğraf, muhalefet başkanının neden başbakanlık konutunu yabancı devlet yetkililerini ağırlamak için kullanmaya devam ettiği sorusu eşliğinde büyük tepkiye yol açtı.

Üstüne üstlük Haley, Netanyahu’ya başbakan diye hitap ettiği tweet atıp “Başbakan Netanyahu ile vakit geçirmeye her daim değer biçilemez. Onun İsrail güvenliği ve refahına katkıları tarihi boyuttadır. Daha son sözünü söylemedi” dedi.

Netanyahu ile ailesi başbakanlık konutuyla ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmadı, ancak İsrail yasaları, masraflarını hükümetin kamu parasından karşıladığı resmi evi terk etmesini gerektiriyor. Aylardır Bastille protestolarının başını çeken ‘Suç Başbakanı’ grubu, devreye girerek, Başbakanlık Hukuk Müşaviri Şlomit Barnea’ya mektup gönderdi.

“Seçimi kaybeden bir sanığın konutta kendisini güçlendirmesine, konutu seçilmiş hükümetle savaştığı özel işleri için bir tesise dönüştürmesine izin vermeyeceğiz” denilen mektupta, “12 yıllık yabancılaşma ve kopukluktan sonra Netanyahu ailesinin, başbakanlık konutunun bir kamu kaynağı olduğunu anlamasının ve doğru düzgün demokrasilerdeki gibi kısa sürede binayı kibarca boşaltmasının zamanı geldi” ültimatomu verildi.

Netanyahular’dan resmi konutu iki hafta içinde terk edecekleri tarihi açıklamalarını talep eden mektupta 27 Haziran’a dek terk etmemeleri halinde Yüksek Mahkeme’ye başvurma resti çekildi.

Koltuğunu kaybeden Netanyahu’nun sinsi planı

İsrail’de Binyamin Netanyahu’nun siyasi gücünü kaybetmesinin ardından hakkındaki yolsuz davalarıyla ilgili sürecin hızlanacağı belirtildi. Ayrıca Netanyahu’nun tutuklanmaktan kurtulmak amacıyla yeni hükümeti devirmek için tüm siyasi tecrübesini ortaya koyacağı ifade ediliyor.

İsrail‘de dün yapılan oylama sonucu, Yamina Partisi lideri Naftali Bennett ve Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid öncülüğündeki koalisyon hükümeti, 120 sandalyeli Mecliste 60 milletvekilinin desteğiyle güvenoyu aldı.

Koalisyon hükümetinin güvenoyu almasıyla Mart 2009’dan bu yana başbakanlık koltuğunda oturan Netanyahu dönemi sona erdi.

Koalisyondaki partilerin anlaşmasına göre yeni hükümetin ilk başbakanı Yamina lideri Bennett oldu.

Bennett, 2 yıl boyunca başbakanlık görevini yürüttükten sonra Ağustos 2023’te koltuğu koalisyon ortağı Gelecek Var Partisi lideri Lapid’e devredecek.

İsrail siyasetini yakından takip eden uzmanlar, bu gelişmelerin ardından siyasi gücünü kaybeden Netanyahu hakkındaki yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili yargı sürecinin hızlanmasını bekliyor.

“Netanyahu son yıllarda koltuğunu, yargılanmasını önlemek için kullandı”

Netanyahu, yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla üç ayrı yolsuzluk dosyasından yargılanıyor.

İsrail konusunda uzman gazeteci Emced el-Ömeri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun başbakanlık koltuğunu kaybetmesinin İsrail siyaset sahnesinde yeni yansımaları olacağını söyledi.

Netanyahu’nun suçlandığı yolsuzluk davalarında yargılanmasının önünün açıldığını belirten Ömeri, “Netanyahu son yıllarda koltuğunu, yargılanmasını önlemek için kullandı. Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle ortaya çıkan gelişmeler de ona bu bağlamda elverişli bir ortam hazırladı. Ancak artık sona gelindi. Şimdi elinde sadece Meclis üyeliği kalan Netanyahu’nun siyasi gücünü kaybetmesinin ardından hakkındaki yolsuzluk davalarında yargılanması hızlanacak.” dedi.

Ömeri, Netanyahu’nun gerek kendi partisi gerekse sağ partiler içinde çeşitli iç sorunlarla da mücadele ettiğine işaret ederek, “Likud içinde sert bir rekabet var. Netanyahu’yu parti liderliğinden indirmek için planlar yapılıyor. En önemli rakipleri arasında görevi son bulan hükümette Maliye Bakanlığı yapan Yisrael Katz ve eski Kudüs Belediye Başkanı, Likud’un önemli figürlerinden Nir Barkat yer alıyor.” diye konuştu.

Netanyahu’nun siyasi hayatına devam edeceği ve en kısa sürede Bennett-Lapid koalisyonunu düşürerek yeniden yönetime geleceği yönündeki açıklamalarını değerlendiren Ömeri, hakkında açılan davalardan yargılanmaya başlayacağı için Netanyahu’nun siyasi geleceğinin artık tehlikeye girdiğini söyledi.

İsrail alanında uzman Adil Şedid ise Netanyahu’nun itham edildiği yolsuzluk davaları nedeniyle tutuklanmamak için elinden geleni yapacağını belirtti.

Şedid, “Netanyahu’nun tutuklanmaktan sıyrılabilmesi, mevcut hükümeti başarısızlığa uğratmasını ve yaklaşan seçimlerde başbakanlığa dönmesini gerekli kılıyor. Netanyahu da geçmiş bir muhalefet lideri ve siyaset uzmanı olarak bu hedefini gerçekleştirmek uğruna tüm tecrübesini ortaya koyacaktır.” ifadesini kullandı.

Farklı görüşlere sahip 8 partiden oluşan yeni hükümeti “oldukça kırılgan” olarak nitelendiren Şedid, “Aşırı sağ ve aşırı sol grupları birleştiren hükümet üyelerini bir araya getiren tek ortak payda Netanyahu karşıtlığı. Eğer Netanyahu, mevcut hükümeti devirebilir ve erken seçimlere gidilirse bir hükümet kurabilir. Ancak tüm seçenekler mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

Koalisyonun uzun soluklu olup olmayacağı merak konusu

Bennett-Lapid koalisyonu, Netanyahu karşıtlığında birleşmiş, farklı görüşlere sahip 8 partiden oluşuyor.

Hem sandalye sayısının kritik eşikte olması hem partilerin bazı konularda tamamen farklı görüşlere sahip olması nedeniyle İsrail’de koalisyonun ömrünün uzun soluklu olup olmayacağı tartışılıyor.

Bennett’in partisi Yamina aşırı sağ görüşleriyle öne çıkıyor ve işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini destekliyor.

Koalisyonun ortaklarından İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Birleşik Arap Listesi (Raam) ise buna karşı çıkıyor. Bir diğer koalisyon ortağı Meretz ise sol blokta yer alan bir parti.

Bu nedenle koalisyon hükümetinin uzun soluklu olmayacağı ve bu yılın sonunda İsrail’in yeniden erken seçime gitmek zorunda kalabileceği yorumları yapılıyor.

Yisroel Dovid Weiss: Peygamberler uyarmıştı! İsrail yok olacak

Siyonizm karşıtı Yahudi grup Neturei Karta’dan Haham Yisroel Dovid Weiss, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırıları sonrası yaptığı açıklamada, “Peygamberler tarafından, topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Çünkü bu ilahi bir sürgündür” dedi.

Siyonizm karşıtı bir grup olan Neturei Karta’nın önde gelen isimlerinden Haham Yisroel Dovid Weiss, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Sorunun kaynağının Hamas olmadığını belirten Haham Weiss, ‘Sorun İsrail işgali. Peygamberler tarafından, topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Çünkü bu ilahi bir sürgündür. İsrail’in İlah’a karşı doğrudan bir isyan olduğu için sona ereceğine inanıyoruz. Bir Yahudi devletine sahip olmamız yasak.’ ifadelerini kullandı.

Siyonizm karşıtı Yahudi grup Neturei Karta’dan Haham Yisroel Dovid Weiss Rusian Today’e (RT) verdiği demeçte, İsrail’i yerden yere vurdu.

Aramice’de adı ‘Şehrin Muhafızları’ anlamına gelen Neturei Karta, Haredi Yahudilerinin dini bir grubudur. Söz konusu şehir Kudüs’tür ve grup İsrail devletini kabul etmeyi veya tanımayı reddetme üzerine kurulmuştur.

Grubun başlıca isimlerinden Haham Weiss, Siyonizm milliyetçiliğinin, İlah’a hizmet isteyenler için kabul edilemez olduğunu, çünkü bu milliyetçilik denkleminin oluşturulması için İlah’ın aradan çıkarıldığını söyledi.

İşte İsrail ve zulmüne ses çıkarmayan Yahudilere sert eleştirilerde bulunan Weiss’in açıklamalarından bazıları…

Peygamberler tarafından uyarıldık

İsrail 1948’de kuruldu ve ertesi yıl Birleşmiş Milletlerce kabul gördü. İsrail güçlerinin çoğunluğu Müslüman olan Filistinlilerin topraklarını ve mülklerini nasıl ele geçirdiğ. Bütün bunlar ‘Yahudi halkı için bir ulus devleti’ kurma öncülüğünde yapıldı ve İngiliz hükümeti bu planları 1. Dünya Savaşı sırasında Balfour Deklarasyonu ile harekete geçirdi.

Haham Weiss, Yahudilerin o topraklara dönmesi ve İsrail işgali ile ilgili şunları söylüyor:

Peygamberler tarafından, bu topraktan atılacağımız konusunda uyarıldık. Bu, 2000 yıl önce Kudüs’teki tapınağın yıkılmasıyla oldu. Kitlesel olarak geri dönmeyecektik. Bu ilahi sürgündür. Ayrıca birlikte yaşadığımız herhangi bir millete karşı isyan etmeyeceğiz. Sadık vatandaşlar olacağız ve ev sahiplerimizin toprağında refah için dua edeceğiz. Ayrıca sürgünü sona erdirmek için hiçbir zaman girişimde bulunmamalıyız.

Siyonistlerin amacı, maddi varlığa sahip olmaktı ve yollarına çıkan herhangi bir şey onları rahatsız etmedi. Tevrat, çalmayacağınızı söylüyor, bu yüzden her Siyonizm kavramı Tora’yı ihlal ediyor. Dinimizin bizi silaha sarılmaya ve toprağı ele geçirmeye çağırmadığını biliyorlardı. Aksine bunu yasaklıyordu.

Onlara karşı durmaya cesaret eden herkesi antisemit ilan ettiler

İsrail’in Yahudilik dininden ziyade, Siyonizmle hüküm sürdüğünü belirten Weiss, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Davut Yıldızı’nı kullandılar ve dünyaya ‘İlah’ın isteğini yerine getirdiklerini iddia ettiler. Onlara karşı konuşmaya cesaret eden herhangi birini anti-Semit ilan ederek gözdağı verdiler. Tevrat’ımızı temsil etmiyorlar.

İsrail’in sahte bir meşruiyet oluşturdu. İsrail, daha sonra İsrailli yerleşimcilerin yaşadığı Filistin topraklarını ele geçirmeye devam etti, dini doktrin aracılığıyla meşrulaştırmaya çalıştı.

Tevratı İsrail Devleti denilen canavara kullandırmaya çalışıyorlar, hahamları sadece vitrin süsü

Siyonistler sürekli olarak Tevrat’ı İsrail devleti denilen canavarlarıyla ilgili meselelere dahil etmeye çalışıyorlar. Hahamları var; hepsi vitrin süsü. İsrail’in yaptığı her şeyi damgalıyor ve bir kutsallık havası oluşturuyorlar.

Maalesef, çoğu dindar olmayan ailelerden veya sözde dindar birçok üniversite öğrencisi var, Siyonist propaganda tuzağına düşüp, ‘2,000 yıldır sürgündeyiz, acı çektik ve Tanrı bize toprağı geri veriyor’ diyorlar. Ama bu Tevrat’ta yazılanları görmezden gelmektir.

Ana sorun İsrail’in işgali

İnsanlar İsrail’in, Yahudiliğin kahramanı olduğunu düşünüyor. İsrail’e geri dönüp yerleşim yerlerine gitmeleri gerekiyor. Şiddete göz yummuyoruz, ama Arap halkını şu anda Şeyh Cerrah’ta yaptıkları gibi dışarı atarak kışkırtıyorlar. Bir eylem, bir tepkidir; ne bekliyorsunuz? Bu yüzden kan dökülüyor.

Hamas’ın liderleri Yahudilere karşı hiçbir şeylerinin olmadığını ve birlikte yaşamak istediklerini söylüyor. Hamas, barışçıl bir şekilde bölüşüm istiyor; biz de bunu istiyoruz. Ana sorunun Hamas olmadığını anlıyoruz, sorun 1948’de İsrail’in Siyonist devleti adında bir canavarın kurulmasıdır ve başka bir halkı işgal etmesidir. Olup biten her şey, bu korkunç adaletsizliğe sadece bir tepkidir.

Filistin’de her gün bir çocuk doğar ve acı çekmeleri İsrail devletinin varlığındandır. Aile üyelerinin öldüğünü görüyorlar ve onlara açıklık getirilmezse Yahudi halkına karşı kökleşmiş bir nefretleri var. Bizim adımıza, sembollerimizle yapılıyor; ikiyüzlülük kelimelerin ötesindedir.

İsrail’in sonunun geleceğine inanıyoruz

Yahudiliği Hayatımıza uyguladığımız için, bizi her zaman kötü olmakla suçluyorlar. Onlar ancak ayağa kalkıp ‘Filistinli komşularımla yıllardır barış içinde yaşıyorum’ diyen Yahudileri karalayabilirler, farklı bir dinimiz var ama barış içinde birlikte yaşadık. Yerlilere sormadan bencil, politik olarak kusurlu bir şekilde geldiler.

Yaklaşık her 10 yılda bir İsrail devletinin savaşı var, asla gerçek barış olmadı. Rabbin bize söylediğine inanıyoruz. İsrail’in İlah’a karşı doğrudan bir isyan olduğu için sona ereceğine inanıyoruz. Bir Yahudi devletine sahip olmamız yasak. Bu işgali desteklemeyi bırakıp Filistin halkına çalışmak için dünya liderlerine seslenip yalvarmaya çalışmalıyız, ama nihayetinde bir son verecek olan Yüce Olan’dır.

İsrail’in değişmez olduğunu düşünebilirsiniz ama devam etmek zorunda değil. Sadece 73 yıl önceydi. Onlarsız yaşayabiliriz.

‘Filistinliler toprak sattı’ kara propagandasına inanmayın!

“Filistin’de ortalama sadece % 1-1,5 arası bir toprak satışı gerçekleştiğini söyleyen, Gazzeli gazeteci Mohammed AbuTaqiya, “Bu mesele bir kara propaganda olarak kullanıldı. Diğer Müslümanları bu davadan uzak tutmak için ortaya atıldı. Maalesef, buna inanan kardeşlerimiz var. İslam dünyası tüm gücüyle Filistin’deki direnişi desteklemeli ve sahip çıkmalıdır” dedi.

Yahudiler, Filistin meselesini onlarca yıldır hâkim oldukları medya gücü sayesinde istedikleri gibi dünyaya anlattılar. Son direnişte sosyal medya vesilesiyle Filistinliler kendilerini anlatma imkânı buldular. Özellikle Türkiye’de eğitim görmüş Filistinliler, Türk halkına anlık bilgiler aktardı. Bu çabalar Türkiye’de gündemin belirlenmesinde etkili oldu. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Filistinli gazeteciler de önemli bir misyon yürüttü. Kurdukları Filistin Medya Derneği aracılığıyla sağlıklı haber akışı sağladılar. Biz de ateşkes sonrası Filistin’deki son durumu Gazzeli gazeteci ve FİMED Yönetim Kurulu Üyesi Mohammed AbuTaqiya ile konuştuk.

Öncelikle derneğinizin kuruluş amacıyla başlayalım. FİMED hangi gayeyle kuruldu?

– Derneğimizin amacı Kudüs ve Filistin hakkında i doğru bilgileri ve gelişmeleri Türkiye’ye aktarmak için kurulmuştur. Medya kuruluşlarına yönelik çalışmalarımız vardır. Türkiye’de okuyucu için sağlam bir kaynak oluşturmak istiyoruz. Yaklaşık bir sene içinde ciddi medya kuruluşlarıyla irtibatımız oldu. Daha da güçlendirmek istiyoruz. Güzel bir noktaya geldiğini de söyleyebilirim. Türkiye’de gençler ve aktivistlerle iyi bağlantılarımız var. Bütün bu çalışmaların amacı Türkiye’nin Filistin’e olan sevgisini güçlendirmek ve daha iyi adımlar atmak için yapmaktayız.

“Filistin’deki insanların iradesi onlara ders oldu”

Gazze, işgalcilere karşı başarılı bir şekilde direnerek Siyonistleri ateşkes yapmaya mecbur bıraktı. Ateşkes hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

– Kanaatim, bundan sonra işgalciler tarafından yeni saldırı olursa direniş yeniden Kudüs’ü savunacak. İşgalciler böyle bir karşılık geleceğini öngörebilseydi şayet böyle bir adım atmazdı. İşgalciler saldırıyı başlatmadan önce birkaç devlet ile normalleşmeye girmesi, Trump tarafından Kudüs’ün başkent kabul edilmesi, Biden açısından bu durumun sorun teşkil etmemesi onları rahatlatmıştı. Lakin Filistin’deki insanların iradesi onlara ders oldu. Gazze’de büyük bir yıkım var. İşgalciler bunu bir şantaj olarak kullanabiliyor. Zaten böyle bir konudan bahsedilmeye başlandı. İşgalcilerin esir askerleri teslim edilmeden Gazze’ye malzeme göndermeyeceğini söylüyor. Zaten işgal devleti şart koşacak bir durumda değil. Gazze’deki yıkılmış evler ister istemez yapılmaya başlanacak.

İşgalciler yeniden saldırıya geçerse direniş grupları nasıl bir tepki verir?

– Direniş, ateşkes oldu bu süreç bitti diye zaten uyumaya gitmeyecek. Yeniden mühimmat üretmeye devam edecekler. Çünkü işgalcilerin yeniden saldıracaklarını biliyorlar. Bu işgalin mantığının saldırmaktan ibaret olduğunun farkındalar. Halk direnişi zaten devam ediyor. Eğer işgalciler sözleşmeye uymazsa yeniden direniş’in güçlü müdahalesiyle karşılaşacak.

Arap dünyası Kudüs meselesine nasıl yaklaşıyor?

– Şöyle düşünüyorum ki; çoğunluğun yaptığı hesaplama Filistinlilerin bu mücadelede muvaffak olamayacağıdır. Bu yüzden bir destek yok gibi. Lakin bu mesele sadece Filistinlilere ait değildir. Kudüs bütün Müslümanların ilk kıblesidir. Ne yazık ki ne Arap ne de İslam dünyasından gelen tepkiler kâfi değildir. Hatta bazı tepkiler utanç vericidir. Üstelik bazı ülkeler İsrail ile normalleşme anlaşmaları yapmak istediler. Ama bunlar tırnak içinde normalleşme anlaşmalarıdır. İhanete varan bir durum söz konusu. Bu da işgalcilere ayrı bir güven vermiştir. Arap ülkelerine girmeye başladıkları için onların sesinin çıkmayacağını bilmektedir.

Arap devletleri ihanet etse de halklar Filistin’i destekliyor değil mi?

– Evet burada halklar ile rejimler arasında farklılık vardır. Rejimler ne kadar halkları zehirlemeye uğraşırlarsa uğraşsınlar halkların gönlü hâlâ Filistin’de atmaktadır. Halk, yarın öbür gün kendisine düşen görev ne ise yerine getirecektir. Ve bu rejimlerin istedikleri gibi gözlerini kapatmayacaktır.

Filistin nasıl özgürleşir, nasıl bir strateji olmalıdır?

– “Filistin bana ait değil bir toprak değildir. Tüm Müslümanlara aittir. Kanla alınmıştır ancak kanla geri alınır.” 2. Abdülhamid’in bu cümleleri çok anlamlıdır. Güçle, katliam yaparak, yüzlerce köy ve şehir yok edilerek işgal edilmiş bir topraktır.

Gazze direnişinde Kassam Tugayları öne çıktı. Kassam Tugayları hakkında bilgi verir misiniz?

– Kassam Tugayları, Filistin Direniş Harekâtı’nın askeri kanadıdır. Filistin’i özgürleştirmek için kurulmuştur. Hamas, 1986 yılında kurulmadan önce de faaliyetleri vardır. Farklı adlarla askeri çalışmalar yapıldı. 1992 yılında 1. yazılı açıklamanın akabinde yapılan bir askeri operasyon sonrası bu isim ortaya çıkmıştır. Kassam Tugaylarının tek hedefi, 1948 yılında işgal edilmiş toprakları geri almak ve Filistin’i özgürleştirmektir. Bütün güçleriyle bu amaç için çalışmaktalar. Direniş faaliyeti gösterdiği bölge sadece Filistin içindedir. Filistin olarak kast edilen bölge 27 bin kilometrekare olan kara bölgesi ile nehirden denize kadar bölgededir. Filistin, bütün şekillerle işgalcilere karşı direniş göstermektedir. Bunlardan birisi de askeri biçimidir. Semavi dinlere göre ve uluslararası makamlar tarafından verilen hukuka göre direniş göstermek bir haktır. İşgal altında bulunan bir halkında hakkıdır, direniş göstermek. Kassam Tugayları, sapanla taş atarak bu mücadeleye başladılar. Ve şimdi kendilerini geliştirerek bu seviyeye geldiler. Halk içinde büyük bir saygınlıkları vardır.

Dünya medyası, Filistin olayları karşısında nasıl bir konumda yer alıyor?

– Dünya medyası, Batı’nın zihniyetine ekseninde şekillenmektedir. Hepimiz biliyoruz ki medyanın gücü işgalcilerin elindeydi. Siyonistlerin elindedir yani. İsrail’in ürettiği kara propagandayı kullanıyorlar. Filistinlilere yönelik bir şey olduğunda ise görmezden geliyorlar. Saldırılara karşı, Filistinliler herhangi bir karşılık verdiğinde “suçlu, hatalı” imajı vermeye çalışıyorlar.

“Filistin’e desteğimizi devam ettirmeliyiz!”

Bu direnişte Filistin davası sosyal medyada etkili bir şekilde işlendi. Sosyal medyanın kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Medya bizi haber yapmıyordu ama sosyal medyanın gücüyle dünya medyası yeni döneme geçmeye başladı. Ayrıca sosyal medya Filistinliler için de doğruları dış dünyaya anlatmak için çok iyi bir fırsat olmuştur. Halkı medyanın esaretinden kurtarmıştır. Tam manasıyla olmasa da artık Filistinlilerin de haklı olduğunu yavaş yavaş anlatmaya başlıyorlar. Hatta geçen gün Fransa’da onbinlerce kişi Filistin için protesto yürüyüşü yaptı. Hakeza Şikago’da benzer bir protesto gerçekleşti. Bunu Türkiye’de de gördüm. Türk gençleri Twitter’da İngilizce olarak Filistin hakkında ki gerçekleri göstermeye çalışıyorlardı. Bunlardan dolayı çok mutluyuz. Bunlara devam edilmesine ve bunu sistemli ve düzenli yapmaya davet ediyorum. Sadece olaylar olduğunda değil, uzun vadeli olarak bunu devam ettirmeliyiz. Filistin’e desteğimizi devam ettirmeliyiz!

“Kara propagandalara inanan kardeşlerimiz var”

Filistinliler topraklarını sattılar diye kara bir propaganda var bu hususta ne dersiniz?

– Yabancı kaynakların ve İngilizlerin yaptıkları araştırmaları incelediğimizde ortalama sadece % 1-1,5 arası bir toprak satışı gerçekleşmiştir. Bu mesele de bir kara propaganda olarak kullanıldı. Diğer Müslümanları bu davadan uzak tutmak için ortaya atıldı. Maalesef, buna inanan kardeşlerimiz var. Ama bize düşen ise kardeşlerimizi doğru bilgiyi aktarmaktır. Filistin işgali acıyla başlamıştır ve acıyla bitecektir. Nasıl işgal edildiyse öyle özgürleştirilecektir. Bunun içinde ciddi adımlar atılmaktadır. İslam dünyası da gücüyle Filistin’deki direnişi desteklemeli ve sahip çıkmalıdır.

Mavi Marmara anlaşması iptal edilsin

Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara Gemisi’ne baskın yaparak 10 vatandaşımızı katledip, 60’ını yaralayan İsrail, Türkiye’nin kararlı tutumu sonucu imzalamak zorunda kaldığı anlaşmanın birçok maddesini yerine getirmedi. Akit’e konuşan uzmanlar, “son saldırılardan sonra İsrail’e tarihi bir ders verilmeli” dediler.

Hakkı Bilir  İstanbul 

Dünyanın gözü önünde Filistin’de bir soykırıma imza atan Siyonist İsrail’e karşı en sert tepki gösteren Türkiye’nin, Mavi Marmara anlaşmasını iptal etmesi bekleniyor. İsrail, anlaşmanın kritik önem taşıyan birçok maddesini yerine getirmedi. Gazze’de uygulanan ablukanın kaldırılacağı, gemiye saldıran asker kılıklı teröristlerin yargılanacağı ve gönderilen insanı yardımların sorunsuz ulaştırılacağı yönündeki taahhütlerini yerine getirmeyen İsrail, anlaşmanın atıl kalmasına neden oldu.

Hukukçular uyarıyor

Hukukçular ve STK temsilcileri ise İsrail’e karşı atılacak adımların en başında Mavi Marmara Anlaşması’nın iptal edilmesi gerektiğini belirtiyor. Hukuk ve Fikir Platformu Başkanı Avukat Faruk Keleştimur, “Türkiye olarak Mavi Marmara Antlaşması’nı iptal ederek İsrail’in uluslararası sularda işlemiş olduğu suça karşı sorumluluktan arî olmasını ortadan kaldırmalı ve tüm diplomatik ve hukuki kanallar üzerinden Filistinlilere karşı işlenen suçlara karşı tepkimizi ortaya koymak durumundayız” dedi.

İsrail hiçe sayıyor

İsrail’in hiçbir uluslararası anlaşmaya uymadığını kaydeden Keleştimur, şöyle devam etti: “İsrail’in saldırıları hukuka aykırıdır. İsrail;  BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi başlıca İnsan Hakları mevzuatlarını yerle yeksan etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni harekete geçirmek noktasında hareketlendirmeliyiz. Türkiye tarih boyunca zulmün ve zalimin karşısında olmuştur. Bu tarihi mesuliyetimizi hukuki mücadele ile pekiştirmek durumundayız.” Gönüllü Kültür Kuruluşları Derneği Başkanı Ahmet Taş da, şu değerlendirmede bulundu:

Emsal teşkil eder

“Siyonist İsrail, dünyanın göz önünde bir vahşete imza atıyor. Buna en sert tepkiyi gösteren ülke Türkiye. Devletimiz eğer Mavi Marmara anlaşmasının kaldırılması noktasında bir kararlılık gösterirse, diğer İslam ülkelerine de öncülük etmiş olur. Anlaşmanın maddelerine sadık kalmadıkları da bir gerçek. İvedilikle anlaşma rafa kaldırılmalıdır. Yeni bir olay da değil. Yıllardan bu yana sistematik bir saldırı gerçekleştiriyorlar. Geçtiğimiz Kadir Gecesi’nden bu yana ise saldırılarını artırdılar. Çocuklar, kadınlar ve sivillere saldırıyorlar. Türkiye, Mavi Marmara anlaşmasını rafa kaldırırsa, hem İsrail’e anladığı dilden konuşmuş olur hem de diğer ülkelerin cesaretlenmesine zemin hazırlanmış olur.”

İsrail katliamları sürerken Yunanistan’da Filistin paniği! Türkiye anlaşma imzalar diye…

Yunan medyasına göre Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, dün İsrail ve Filistin’e gerçekleştirdiği ani ziyaretleri, Türkiye’nin Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı deniz yetki anlaşmasının benzerini Filistin ile de imzalaması endişesi yüzünden kararlaştırdı.

Ayrıca Yunan medyasındaki habere göre Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki, Ramallah’da Yunan Dışişleri Bakanı Dendias ile görüşmeyi de reddettiği öğrenildi.

Atina’da teyakkuz

Yunan Kathimerini gazetesi, “Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, bu ziyaretleri muhtemel olumsuz gelişmeleri önleyebilmek için yapıyor. Zaten Atina, Türkiye ile Filistin arasında deniz yetki sınırlarının belirlenmesine ilişkin anlaşma imzalanması ihtimali karşısında bir süredir ‘teyakkuz’ durumunda. Filistinlilerin haklarını en fazla savunan ülke olan Türkiye’nin, Filistin yönetimine Doğu Akdeniz’de anlaşma imzalaması için baskı yaptığı biliniyor” diye yazdı.

Yunan Ta Nea gazetesi ise “Türkiye ile Filistin arasında bir anlaşma olasılığı, Atina’nın reflekslerini harekete geçirdi” ifadesini kullandı.

Kahire’ye ziyaret

Yunan medyasında ayrıca Türkiye ile Filistin arasındaki bir anlaşmanın, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetiminin yanı sıra, İsrail’in de Akdeniz’deki çıkarlarına zarar vereceği iddia edildi. Dendias, Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri ile de telefon görüşmesi yaptı. Yunan Dışişleri Bakanı, yarın Kahire’yi ziyaret edecek. Doğu Akdeniz’de muhtemel doğalgaz rezervleri nedeniyle bir süredir sınırların belirlenmesi konusunda gerilim yaşanıyor.

Filistinli mevkidaşı görüşmeyi reddetti

Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki, Ramallah’da Yunan Dışişleri Bakanı Dendias ile görüşmeyi reddetti. Kathimerini gazetesine göre Maliki, Yunanistan’ın, Filistinlilerin görüşlerine kulak bile asmadığı ve İsrail yanlısı tavır içinde olduğu gerekçesiyle, Dendias ile görüşmeyeceğini Atina’ya bildirdi.

Yunan Dışişleri Bakanlığı’ndan geçen pazartesi günü yapılan açıklamada Maliki ile görüşeceği belirtilen Dendias, dün Ramallah’ta Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye ile bir araya geldi.

İkiyüzlü ABD, İsrail’in savaş suçunu kabul etmek zorunda kaldı!

Filistin’de savaş suçu işleyen İsrail, sivil yerleşim yerlerini bombalıyor. Hamas’ı terör örgütü olarak tanıyan ABD, İsrail’in vurduğu binalarda Hamas’a dair iz bulamadıklarını söyleyerek, Tel Aviv’in sivil binaları bombaladığını kabul etti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinkenİsrail ve Filistinliler arasında artan şiddet olaylarından dolayı endişeli olduklarını söyledi.

Blinken, İsrail ordusunun vurduğu basın kuruluşlarına ait binada Hamas’ın faaliyet gösterdiğine dair herhangi bir kanıt görmediğini söyledi.

Kopenhag‘ı ziyaret ederek Danimarkalı mevkidaşıyla basın mensuplarının karşısına geçen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, şu mesajları verdi:

* ABD İsraillilerle Filistinliler arasında artan şiddetten büyük endişe duymaya devam ediyor.

* (İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’de uluslararası medya kuruluşlarının ofislerinin bulunduğu kuleyi vurmalarının ‘meşru’ olduğunu savunup binada ‘teröristlerin varlığına dair kanıtları ABD’ye sunduklarını’ açıklamasına atıfla) Gazetecilerle sağlık çalışanlarının hayatlarının nasıl riske sokulduğu karşısında da endişeye kapılıyoruz. Medya binasına saldırıyla ilgili İsrail’in verdiği herhangi bir bilgi görmedik. Bu konuda İsrail’den ayrıntılı bilgi talep ettik.

* ABD, şiddetin sona ermesi için perde arkasında yoğun şekilde çalışıyor.

* İsrail’in meşru müdafaa hakkı olduğunu tekrarlıyorum.

* Hamas ve Gazze’deki diğer grupları roket saldırılarını sona erdirmeye çağırıyoruz.

* İsrail’in sivil can kayıplarından kaçınmak için elinden gelen her şeyi yapma yükümlülüğü olduğunu tekrarlıyorum.

* ABD, tüm taraflara sivillerin korunmasını garanti altına almaları çağrısı yapıyor.

* ABD, yoğun diplomasi yürütmeye devam edecek.

* ABD ile Danimarka, NATO ittifakına derinden bağlı.

* ABD ile Danimarka, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki askeri yığılmasının ve Avrupa enerjisindeki nüfuzunun ışığında Avrupa’da oluşturduğu tehditle ilgili endişeleri paylaşıyor.

Dünyaca ünlü oyuncudan gündem olan İsrail çağrısı

ABD‘li sinema oyuncusu ve yönetmen Mark Ruffalo, İsrail polisinin işgal altındaki Doğu Kudüs‘te yer alan Mescid-i Aksa‘daki Filistinlilere karşı şiddet uygulamasını eleştirerek İsrail’e yaptırım çağrısında bulundu.

AA’nın haberine göre, Hollywood’un Hulk karakterini canlandıran ünlü isim Ruffalo, Twitter hesabından, “Kudüs’te 1500 Filistinli sınır dışı edilmekle karşı karşıya. 200 protestocu yaralandı, 9 çocuk öldürüldü. Güney Afrika’daki yaptırımlar siyahi halkının özgürlüğüne kavuşmasına yardımcı oldu. Filistinlileri özgürleştirmek için İsrail’e yaptırımların zamanı geldi.” şeklinde paylaşım yaptı.

Amerikalı aktör, “Şey Cerrah” etiketiyle yaptığı paylaşımda, İsrail’e yaptırım için 2 milyon imza çağrısında bulunan bir internet sayfasının linkini de yer verdi.

Ruffalo’nun referans verdiği internet sayfasında, “ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Dışişleri Bakanları, Parlamenterler ve Devlet Başkanlarına” hitabıyla işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde İsrail polisinin uyguladığı şiddete vurgu yapılarak, “Filistin halkına yapılan muamele, dünya vicdanında bir leke haline geldi. Filistinlilere tam ve eşit sivil haklar tanınana kadar İsrail sanayisine yaptırım getirme zamanıdır.” ifadelerine yer verildi.

2 milyon imza çağrısı yapılan platformda 1 milyon 700 binden fazla imzanın toplandığı görüldü.

İsrail ile normalleşen Ürdün’den sert çıkış: Kudüs kırmızı çizgimizdir

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Kudüs’ün Ürdün için kırmızı çizgi olduğunu belirtti.

Safedi, ABD Dışişleri Bakanlığında ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile görüştü. Görüşme öncesi iki bakan ortak basın açıklaması yaptı.

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi açıklamasında Kudüs’te son derece tehlikeli bir durumun yaşandığını ifade ederek “Ürdün’de defalarca Kudüs’ün bizim için kırmızı çizgi olduğunu, Kudüs’te barış ve istikrarı sağlamanın kilit önemde olduğunu söyledik.” dedi.

Şu an için acilen tırmanan gerilimin düşürmeye odaklandıklarını kaydeden Safedi, “Bunun (gerilimin düşmesi) olması için Şeyh Cerrah halkına yönelik provokatif önlemlerin veya Haremi Şerif’teki ihlallerin durması gerekir, statüko korunmalı ve Filistinlilerin haklarına saygı duyulması gerekir ki durumu sakinleştirebilelim ve ABD, Ürdün ve hepimizin istediği iki devletli çözüm temelinde tüm halkların haklarını koruyacak kalıcı, kapsamlı bir barış için siyasi bir ufuk oluşturalım.” diye konuştu.

İki devletli çözüm formülünün barış ve istikrara götüren ana araç olacağını belirten Safedi, bu konuda ABD’nin öncülük etmesini beklediklerini dile getirdi.

Safedi, Kral İkinci Abdullah’ın Washington’a gelip ABD yönetimiyle sadece ikili ilişkiler değil aynı zamanda bölge güvenliği ve barışı konularında iş birliği görüşmeleri yapacağını kaydetti.

Toplantıda açıklama yapan Blinken ise Gazze’den İsrail’e fırlatılan roketler ile Kudüs’te Mescid-i Aksa’daki şiddet ve provokasyonlardan kaygı duyduklarını açıkladı.

Blinken, “Tüm taraflar, gerginliği azaltmalı, gerilimi düşürmeli ve sükunet için pratik adımlar atmalıdır.” dedi.