Iran

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Iran

Çavuşoğlu İranlı mevkidaşı ile görüştü: Terör hepimizin ortak düşmanı

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, İranlı mevkidaşı ile görüştü. Çavuşoğlu, terörün herkesin ortak düşmanı olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan da “Suriye’de Türkiye’nin güvenlik endişeleri bir an önce ve kalıcı şekilde giderilmelidir” dedi.

Çavuşoğlu, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Dışişleri Bakanlığında gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ortak basın toplantısında konuştu.

Abdullahiyan ile Türkiye ve İran arasındaki ikili ilişkileri tüm boyutlarıyla ele aldıklarını belirten Çavuşoğlu, farklı alanlarda eş güdüm ve iş birliğini nasıl geliştirebileceklerini de konuştuklarını aktardı.

COVID-19 salgını nedeniyle Türkiye ile İran arasındaki karşılıklı ziyaretlerde aksama olduğunu dile getiren Çavuşoğlu, Ankara ile Tahran arasındaki karşılıklı ziyaretlere ivme kazandırmak istediklerini kaydetti.

Çavuşoğlu, Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi toplantısının yedincisinin düzenlenmesi için ev sahipliği sırasının İran’da olduğunu ve söz konusu toplantının tarihi üzerinde çalıştıklarını ve gelecek ayda bunu gerçekleştirmek istediklerini dile getirdi.

Türkiye ile İran arasındaki ikili ticaret hacminde ciddi bir düşüş yaşandığını söyleyen Çavuşoğlu, “Ama geçen sene yüzde 62,5 bir artış oldu. Bu sene ilk dört aya baktığımızda bu artış devam ediyor. Yani bu düşüş artık tersine döndü.” dedi.

Çavuşoğlu, iki ülke liderlerinin Ankara ile Tahran arasındaki ikili ticaret hacminin 30 milyar dolara çıkarılması hedefi koyduğunu ancak bunun çok gerisinde olunduğunu aktararak, “O nedenle daha fazla gayret sarf edip ticaret hacmimizi daha da artırmamız lazım. Ticaret hacmimizi ileriye doğru taşıyabilmek için elimizdeki mekanizmaları da iyi kullanmamız lazım. Bu amaçla 29. Karma Ekonomik Komisyonu Toplantımızı kısa süre içerisinde gerçekleştirmeyi öngörüyoruz. ” diye konuştu.

“İran’a yönelik tek taraflı yaptırımlara her zaman karşı olduk”

Çavuşoğlu İranlı mevkidaşı ile görüştü: Terör hepimizin ortak düşmanı

İran’a yönelik yaptırımlara da değinen Çavuşoğlu, “Biz İran’a yönelik tek taraflı yaptırımlara her zaman karşı olduk ve bu yaptırımları doğru bulmuyoruz. Umuyoruz ki nükleer anlaşmanın yeniden işler hale getirilmesi için tüm taraflar gerekli adımları atarlar. Anlaşma sağlandığı takdirde bunun bölgemiz ve ikili ekonomik ilişkilerimiz için olumlu yansımaları olacaktır ve ticaretimizi istediğimiz hedeflere götürmek konusunda çok katkı sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.

“Terör hepimizin ortak düşmanı”

Terörle mücadele konusunda Türkiye ile İran arasındaki iş birliği konusuna değinen Çavuşoğlu, “İki komşu olarak terörle mücadele iş birliğimiz önemli. Ve güvenlik iş birliği gibi bu konuları da bugün gözden geçirdik. Somut beklentilerimizi de paylaştık. Bu konuda birlikte çalışmaya devam etmemiz gerekiyor, çünkü terör hepimizin ortak düşmanı.” diye konuştu.

Çavuşoğlu, görüşmede Türkiye ile İran arasındaki ikili ilişkilerin yanı sıra Ukrayna’daki savaş, Irak ve Afganistan’daki durum, Suriye ve Yemen dahil bölgesel konuları da ele aldıklarını kaydetti.

“Yemen’de uzatılan ateşkesin bir an önce kalıcı olmasını istiyoruz”

Yemen’deki ateşkese ilişkin değerlendirmesinde Çavuşoğlu, “Yemen’de uzatılan ateşkesin bir an önce kalıcı olmasını istiyoruz ve tek çözümün de siyasi çözüm olduğunu söylüyoruz.” dedi.

Filistin ve Kudüs’ün ortak davaları olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, Türkiye’nin bu konudaki pozisyonunun hiçbir zaman değişmeyeceğini her koşulda dile getirdiklerini, Filistin ve Kudüs davasının savunulması için iş birliğini sürdüreceklerini ifade etti.

Astana Toplantısında heyetlerin bir araya geldiğini anımsatan Çavuşoğlu, “Bugün Cenevre’deki Anayasa Komisyonu toplantıları ve diğer süreçler devam ediyorsa bu Astana Formatı sayesinde olmuştur. Bu anlamda iş birliğimizi sürdüreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Çavuşoğlu, Türkiye-İran-Azerbaycan üçlü mekanizmasının bulunduğunu, Dışişleri Bakanlığı düzeyindeki toplantıya ev sahipliği yapma sırasının İran’da olduğunu ve bu sene içinde üçlü görüşmeyi gerçekleştirmek istediklerini belirtti.

Türkiye ile İran’ın çevre konusunda birlikte çalışması gerektiğine işaret eden Çavuşoğlu, iki ülke uzmanlarının bir araya geleceğini aktardı.

Çavuşoğlu, Türkiye’nin İran ile köklü ve tarihi ilişkilere sahip olduğunu ve bu ilişkileri her alanda geliştirme konusunda kararlı ve her iki ülkenin yararına olacak şekilde geliştirme konusunda mutabık olduklarını sözlerine ekledi.

“(Suriye’de) Türkiye’nin güvenlik endişeleri bir an önce ve kalıcı şekilde giderilmeli”

Çavuşoğlu İranlı mevkidaşı ile görüştü: Terör hepimizin ortak düşmanı

Abdullahiyan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Dışişleri Bakanlığında gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ortak basın toplantısında konuştu.

Türkiye’nin Suriye konusunda dile getirdiği güvenlik endişelerine yönelik Abdullahiyan “Biz Türkiye’nin bu konudaki güvenlik endişelerini çok iyi bir şeklide anlıyoruz. Aynı zamanda özel bir operasyonu gündeme getirmesini de anlıyoruz. Bu konuda değerli meslektaşım Çavuşoğlu ile de detaylı incelemelerde bulunduk, konuşmalar yaptık. Şuna inanıyoruz ki Türk tarafının, Türk arkadaşlarımızın güvenlik endişeleri bir an önce ve kalıcı şekilde giderilmelidir.” diye konuştu.

Türkiye’nin Kudüs ve Filistin davası konusundaki bakış açısını her zaman bildiklerini ve bundan emin olduklarını dile getiren Abdullahiyan, “Türkiye, Kudüs davasından, Filistin davasından hiçbir zaman vazgeçmemiştir, vazgeçmeyecektir. Ancak Siyonistler ne zaman nereye gitmişlerse her zaman oraya güvensizliği götürmüşler, fitneyi götürmüşler.” ifadelerini kullandı.

İran komşularıyla ilişkilerini derinleştirmek istiyor

İran’ın komşularıyla ilişkilerini daha derinleşmek ve güçlendirmek isteğine değinen Abdullahiyan “Komşularla ilişkileri daha da iyileştirmek yeni hükümetimizin en önemli eksenidir.” dedi.

Abdullahiyan, Çavuşoğlu’nun Tahran ziyaretinde ikili ilişkileri iyileştirmek ve derinleştirmek için kapsamlı eylem planı ve yol haritası önerisinde bulunduklarını ve bu harita üzerinden ilerlemek istediklerini Çavuşoğlu’na bildirdiğini ifade etti.

Bugün iki ülke arasındaki ilişkilerin uzun vadeli ve kapsamlı olması konusunda bir belgeyi Çavuşoğlu’na teslim edeceklerini kaydeden Abdullahiyan “Güvenlik, siyasi, askeri, turizm, kültürel, tarihi ve bütün alanlarda iki ülkenin ilgi duyduğu alanlarda ilişkilerimizi derinleştirmeye karar verdik. Ayna zamanda KEK (Karma Ekonomik Komisyon) Toplantısını ilerde yapacağız. Önümüzdeki dönemde Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi 7. toplantısını çok yakın dönemde yapmayı kararlaştırdık.” diye konuştu.

Bugünkü görüşmelerde enerji ve elektrik konularında iş birliğinin geliştirilmesini de ele aldıklarını belirten Abdullahiyan, İran’ın KEK Başkanı ve Dışişleri Bakanlığı Ekonomi Müşavirinin yakın zamanda Ankara’ya ziyarette bulunacağını dile getirdi.

“Libya’da bütün, entegre ve tek bir devletin oluşmasını destekliyoruz”

Görüşmelerde ayrıca konsolosluk işleri ve suçluların iadesi, iki ülke meclisleri arasındaki iş birliğinin artırılması, iki ülkenin sınırında bulunan iller arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve ticari pazarların oluşması yönündeki konuları ele aldıklarını dile getiren Abdullahiyan, şunları kaydetti:

“(Çavuşoğlu) Kafkas konusunda çok önemli meseleye değindiler, 3+3 platformundan bahsettiler, Tahran- Bakü-Ankara görüşmesine değindiler. Bu da yine bizim en önemli gündem maddelerimizden biridir. Yemen konusunda ateşkesin kalıcı olmasını destekliyoruz. Oradaki insani kuşatmanın ortadan kalkmasını ve siyasi çözümün tek çözüm yolu olduğunu vurguluyoruz. Aynı zamanda Libya’da bütün, entegre ve tek bir devletin oluşmasını destekliyoruz. Libya’nın toprak bütünlüğü bizim için önemlidir. Ukrayna ve Afganistan konularına değindik. Biz Astana formatının son elde ettiği sonuçlar hakkında görüştük, bilgi paylaşımında bulunduk.”

“İran İslam Cumhuriyeti için Türkiye’nin güvenliği İran’ın güvenliği demektir”

Abdullahiyan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Tahran’a yaptığı ziyareti konusunda da Bakan Çavuşoğlu’nu bilgilendirdiğini ve bu konuda fikir alışverişinde bulunduklarını aktararak şöyle devam etti:

“İran’ın bir sonraki görüşmelerinde özellikle ABD’nin ve diğer Avrupa ülkelerinin daha gerçekçi bakış açılarıyla, tutumlarıyla biz daha iyi sonuçlara varacağız diye inanıyorum, umut ediyorum. Değerli kardeşimin hem bu konuda hem diğer konularda istişarelerinden ve fikirlerinden yararlandım. Siz basın mensuplarının önünde bir kez daha vurgulamak istiyorum İran İslam Cumhuriyeti için Türkiye’nin güvenliği İran’ın güvenliği demektir. Bizim bölgeye, dost ve kardeş ülkeye (Türkiye) hayırdan başka bir temennimiz yoktur.”

Ayrıca kum fırtınalarının İran tarafında sıkıntı oluşturduğunu aktaran Abdullahiyan, Tahran’da kum fırtınası ve bunun çevreye etkileri üzerine bir konferans düzenleyeceklerini ifade etti.

Abdullahiyan, Çavuşoğlu ile bu konuda bir komite kurmayı planladıklarını ve komitenin teknik konulardaki görüşmeleri ilerleterek iki ülkenin sınır bölgelerinde yaşayan vatandaşlarının endişelerinin giderilmesine yardımcı olacağını ifade etti.

İran’ın Türkiye’ye son kazığı doğal gaz

İran’ın, doğal gaz akışını “arıza” sebebiyle 31 Ocak’a kadar durdurmasını değerlendiren uzmanlar, İran’ın sinsi bir tezgah içinde olabileceğini söyledi. USTAD Başkanı Ahmet Akgül ve ASSAM Stratejisti Nejat Özden, “Geçmişte yüzünü Batı’ya dönen Osmanlı’yı arkadan vurarak engellemeye çalışan İran, şimdi de önce Suriye’de, sonra Karabağ’da Türkiye’nin karşısında yer aldı. Bu son doğal gaz oyunu ise, Türkiye’nin sanayi üretimini engellemeye yöneliktir” dedi.

YAVUZ SELİM  İSTANBUL

Uluslararası arenada bizi hep yanında bulan İran’ın arıza sebebiyle gerçekleştirdiği doğalgaz kesintisi, sancısını sanayi sektöründe gösterirken, uzmanlar İran’a sert tepki gösteriyor. Ekonomimizi çökertmek isteyen Haçlı Batı’ya direnen Türkiye’nin bu süreçte en büyük gücünü sanayi üretimi ve ihracat oluştururken, İran doğalgaz kesintisine giderek sanayi üretimini sekteye uğrattı.

Zamanlama manidar

Ülkemizin doğalgaz ihtiyacının yüzde 16’sının karşılandığı İran, arıza sebebiyle gaz akışını 31 Ocak’a kadar durdurdu. İsrail’in doğalgaz hattı EastMed’in Türkiye’nin karşı çıkmasıyla ABD tarafından iptal edilmesinin hemen ardından İran Milli Gaz Şirketi (NIGC) gelen gaz kesintisinin zamanlaması şüpheli bulunurken; Suriye iç savaşında Esed zulmünü, Dağlık Karabağ’da Ermenistan’ı destekleyen İran’ın bu kritik dönemdeki hamlesiyle de Türkiye’nin karşısında pozisyon almış olabileceği ifade ediliyor.

Çok sinsi bir hata

USTAD Başkanı Ahmet Akgül, konuya ilişkin şunları söyledi: “İran, tarihinde olduğu gibi; Ermenistan’da, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da ve birçok alanda dost gibi görünüp Türkiye’nin ve İslam dünyasının çıkarlarına ters düşecek politikalar öne sürüyor. İran bu konuma gelebilmek için daha önce iyi çalıştılar ve Türkiye’de iyi bir pazar payı elde ettiler. İran günümüzde Dağlık Karabağ’da, Suriye’de ve son gaz meselesinde Türkiye’nin karşısına dikildiği gibi, tarih boyunca da aynısını yaptı. Ne zaman Osmanlı Devleti fütuhatlarını Batı’ya doğru genişletmeye çalışsa, arkadan İran’ın engellemesi ve taciziyle karşı karşıya kalmıştır. İran’ın tarihi bir sabıkası var. Şu anda Türkiye ciddi manada ekonomik savaşla karşı karşıya. Burada Türkiye’nin hem kendi doğalgazında, hem üretiminde, sanayisinde, tarımında kendi kendisine yetmesi gerektiğine dair eyleme dönüşen bir fikir oluşmuş durumda. Ancak İran’ın bu girişim set olabilecek gaz kesintisine gitmesi büyük ve sinsi bir hatadır.”

Tahkim’e taşımalıyız

ASSAM Stratejisti Emekli Albay Nejat Özden de, şunları söyledi: “Türkiye ile İran Suriye’de, Dağlık Karabağ’da, Libya’da doğrudan veya dolaylı olarak İran’la karşı karşıya. Türkiye bölgesel güç olmaya başladıkça İran paçamıza yapışarak tarihsel misyonunu sürdürüyor. İran’a güvenilmez. Bölgede hakimiyet prensipleri üzerinden hareket ederek Pers İmparatorluğu özlemi duyan İran, Türkiye ile bölgede müsabaka mantığıyla hareket ediyor. Gerektiği zaman Batı’yla işbirliği yapacak potansiyele sahip olan İran’ın bu anlayışla mı doğalgaz meselesinde hareket ettiği soru işareti. Bölgesel mücadelelerde Türkiye’ye karşı ve ülkemizi tutup bacağından tutup çekecek pozisyon aldı sürekli. İran kendince arıza beyanları yapıyor. İran’ın kurumsal doğalgaz şirketinin başındaki şahıs mazeret ve gerekçelerini ileri sürdü ancak Türkiye bu meseleyi Uluslararası Tahkim’e taşıyacaktır. İran’ın bu gerekçelerinin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğu o zaman görülecektir. Tahkim incelemesi sonrası konuşmak daha doğru olacaktır.”

İran Cumhurbaşkanı’nın kızı: ‘İran, İsrail’den daha fazla Müslüman öldürdü!’

al-Monitor’ internet sitesine röportaj veren merhum İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kızı Faize Rafsancani İran’da ortalığı karıştırdı. Rafsancani, “Bizim hatalarımız, İsrail, ABD ve Şah rejimi de dahil olmak üzere, kötü olarak tanımladığımız tüm rejimlerin hatalarından daha fazla” dedi.

Merhum İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kızı Faize Rafsancani, Tahran yönetimini kızdıracak açıklamalarda bulundu. Rafsancani verdiği bir röportajda, “İran, İsrail’den daha fazla Müslüman öldürdü” dedi.

Faize Rafsancani, İran merkezli “al-Monitor” internet sitesine verdiği röportajda, “Bizim hatalarımız, İsrail, ABD ve Şah rejimi de dahil olmak üzere, kötü olarak tanımladığımız tüm rejimlerin hatalarından daha fazla” dedi.

Rafsancani “Halkımıza verdiğimiz musibetlerin hiçbiri onlar tarafından yapılmadı” İfadelerini kullandı.

Faize Rafsancani “Suriye’de ölü sayısı 500 bin, bunda bizim de rolümüz var. 7 yıldır iç savaşın sürdüğü Yemen’de de rolümüz var. Müslümanlara yönelik katliamlar başlattık” ifadelerini kullandı.

Rafsancani, Filistin-İsrail çatışmasında ölenlerin sayısını ele alarak “Can kaybının 100 bin veya 200 bine ulaşacağını sanmıyorum. Bu da Müslümanları katletmede İsrail’i geçtiğimiz anlamına geliyor” dedi.

İran, Beşar Esad rejimine yönelik devrimi başarısızlığa uğratmak için, özellikle Irak ve Afganistan’dan bölgesel milisler ve Devrim Muhafızları üyelerini göndererek, Suriye yönetimine destek verdi.

Tahran, Suriye rejimine verdiği desteğin askeri danışmanlık vermekle sınırlı olduğunu söylerken, İran medyası, Suriye’de öldüklerini belirterek, çok sayıda İranlı’nın cenaze töreninden fotoğraflar ve videolar yayınladı.

Husilere yardım sağlandığının reddedilmesine rağmen, İran’dan Husilere gönderilmekte olan çok sayıda silaha el konuldu. Yemen’deki meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu, İran’dan Husilere gönderildiğini belirttiği, füze ve askeri mühimmat kalıntılarının resimlerini paylaştı.

Kaynak: Şarkul Avsat

İran’ın amacı ne? Rusya’nın kararından sonra Türkiye sınırına asker yığını!

Türkiye altı yıldır PKK işgalinde olan Suriye’nin kuzey kırsalındaki Tel Rifat kasabası ve Irak-Suriye sınırında bulunan Sincar bölgesini terörden arındırılması yönünde faaliyetlerini sürdürüyor. Rusya’nın yoğun desteği ile PKK’nın işgal ettiği Tel Rifat’ta Rus ordusuna bağlı birlikler bölgeyi terk ederken yerlerine İran Devrim Muhafızı unsurları yerleştirildi.

Bir diğer terör bölgesi olan Sincar’a Tahran güdümlü Haşdi Şabi milisleri yerleştirildi. İran’a bağlı milis grubu Asaib Ehlil Hak lideri Kays Ghazali, Hizbullah Genel Sekreteri Hüseyin Hamdavi ve Haşdi Şabi kurucu ismi Hadi el-Amiri Sincar konusunda Türkiye ve muhtemel askerî operasyonu ile ilgili tehdit içeren açıklamalar yaptı.

Fırat Kalkanı bölgesinde görevli üst düzeyde bir kaynak, 2018 yılında Tel Rifat’e yönelik askerî operasyon konusunda bütün hazırlıkların tamamlandığını ancak İran’ın engellemesi sebebiyle operasyonun ertelendiğini anlattı. Eski Tel Rifat Yerel Meclisi Başkanı Mahmut Alito ise Tel Rifat kasabası ve çevresindeki 56 yerleşim biriminden PKK işgali sebebiyle 130 bin sivilin bölgeyi terk ettiğini ve bunlardan 30 bininin kamplarda zor şartlarda hayat sürdüğünü söyledi. Alito, Tel Rifat’in terörden temizlenmesi durumunda en az 80 bin sivilin Türkiye ve Suriye içlerindeki kamplardan ayrılarak evlerine döneceğini söyledi.

Suriye Millî Ordusu Tel Rifat Askerî Meclisi Sözcüsü Yunus Dırbes, Rus askerlerinin Keştear, Um Huş, Sicci Haleb ve Tel Rifat kasaba merkezinden ayrıldığını söyledi. Dırbes “Rus askerlerinin çekilmesine dair kesin bir bilgi henüz yok. Kalıcı olarak mı ayrıldılar, yoksa yerlerine yeni birlikler gelir mi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek gerçek, Rusların çekilmesi PKK’lı teröristleri olağanüstü korkuttu. Askerî konvoyların geçiş güzergâhlarını kapatıp, saatlerce gösteri yaptı. Rus askerî yetkilileri araçlarından indirip ‘Bizi Suriye Millî Ordusu ve Türklerle baş başa bırakmayın’ diye yalvardılar’’ diye konuştu.

Suriye Millî Ordusu Tel Rifat Askerî Meclisi Sözcüsü Yunus Dırbes, 2016 yılında Rusya’nın hava desteği ile işgal edilen köylerin “Tel Rifat, Şeyh İsa, Ayn Dakna, el-Beylune, Deyr Cimal, Teneb, Keştaar, Tel Accar, Tat Maraş, Kefer Antuvan, ez-Ziyare, Hırbet Hayat, Mınnıg, Meranaz, el-Malikiye, Şavarga, el-Alkamiye, Kefernaya, Kefer Naseh, Şeyh Hilal, Harbel, Kol Suruc, el-Vardiye, Gurnata, Jebel Nayif, Um Hoş, el-Vahşiye, Hasacık, Um Elkura, el-Hasya, Tel Madik, Şihabiye, Fafin, Hasin, Karamel, Tel Kırah, Tel Şiir, Babenes, Ahras, Tel Rahal, Şaale, Şeyh Keyf, el-Cobe, Halisa, Harbeşe, Um el-Amad, en-Neyrabiye, Delil ek İnab, Zoyan, Tel Cican, Taane, Tuveys, el-Mashrafe, es-Samuka ve İksar’’ olduğunu sözlerine ekledi.

Tel Rifat’ta bulunan sivillere, Afrin’de olduğu gibi havadan bildiri atıldı. “PKK’ya karşı durun” denilen bildiride şunlar kaydedildi:

Kandil çapulcularının ardına sığınılmaz onlara güvenmeyin. Buna en büyük delil Afrindir. PKK’ya karşı durun. Sizi kandırmalarına izin vermeyin. Bölgeyi terk edin. Ailelerinizi ve kendinizi kurtarın. Hak sahiplerine dönecek, bu toprakların sahipleri geri gelecek.

“Militan, silah ve lojistik desteği İran’dan”

Rusya’nın Tel Rifat ilçe merkezi ile birlikte en büyük karargâhının Matar Minnag’ta olduğunu kaydeden Suriye Millî Ordusu Tel Rifat Askerî Meclisi Sözcüsü Yunus Dırbes “Ruslardan boşalan tüm noktalara İran güçleri yerleşti. İran için bölgede bulunan ve nüfusu Şiilerden oluşan Nübbul ve Zehra kasabaları hayati önem taşıyor. PKK’nın Afrin, Azez, Tel Rifat aksında yaptığı bütün saldırılar bu iki kasabadan yönetiliyor. Bölgeye tüm militan, silah ve lojistik desteği İran’a bağlı milisler tarafından sağlanıyor. Tel Rifat ve çevresinin özgürleştirilmesi Nübbul ve Zehra kasabalarının kısmen kuşatma altına girmesi demek olacak. Bu durum İran’ı endişelendiriyor’’ değerlendirmesinde bulundu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Musul sınırları içerisinde yer alan Başika Askerî Üssü, 14 Nisan gecesi Erbil Uluslararası Havalimanı ile eş zamanlı saldırıya uğradı. Gazetemizin, Irak güvenlik kaynaklarından aldığı bilgilere göre, Başika saldırısı ile ilgili karar mart ayı içerisinde Sincar’da alındı. Kaynaklar, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İran dini lideri Hamaney tarafından Irak’taki Kürt-Arab-Şii-Ezidi koordinasyonunu sağlama amaçlı görevlendirilen Muhammed Kevserani’nin 17 Mart tarihinde Sincar’a gittiğini ve Abu Ali el-Askerî, Ekram el-Kâabi ve Ziyad Şenkali isimli Haşdi Şabi ve PKK’lı sorumlularla gizli görüşme yaptığını aktardı.

Başka saldırısı öncesi Sincar’da yapılan toplantıda PKK sorumlusuna yapılacak eylem ve zamanının İran tarafından belirleneceği iletildi.

Ardından Erbil’de resmi Türk görevlilerinin gittiği restoran, alışveriş merkezleri ile birlikte Türkiye’ye ait kurumların bulunduğu bölgeler izlemeye alındı. Bir diğer benzer faaliyet ise ABD misyonu ile ilgili yürütüldü. Ardından örgüte verilen emirle Başika’daki askerî üsse roket saldırı düzenlendi. Atılan roketlerden ikisi Türk Üssü’ne düştü ve olayda bir askerimiz şehit olurken Zilkan nahiyesine bağlı Gudad köyünde yaşayan 12 yaşındaki bir kız çocuğu yaralandı. Saldırıda kullanılan 122 milimetrelik roketler Bartella bölgesinden fırlatıldı ve İran destekli milisler tarafından tedarik edilerek PKK’ya teslim edildi. Erbil ve Başika saldırılarında PKK terör örgütü ile Irak Hizbullahı ve Şii milis grubu Hareket en-Nuceba birlikte hareket etti. Kuzey Irak bölgesel yönetimi her iki saldırının da harici unsurlar tarafından düzenlendiği açıklamasında bulundu.

Kaynak: Türkiye Gazetesi

Rusya ve İran çatıştı! Yaralı askerler var

Suriye’nin doğusundaki Deyrizor bölgesinde Rusya’nın desteklediği güçlerle İran destekli güçler arasında çatışmaların yaşandığı bildirildi.

Bölge kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Deyrizor doğu kırsalın, Irak sınırında bulunan El Bukemal kasabasında İran tarafından desteklenen “47. Alay”a bağlı milislerle, Rusya’nın desteklediği “Ulusal Savunma” güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

El Bukemal kasabasındaki El Mari caddesinde Rusya tarafından desteklenen güçlerin merkezine, İran tarafından desteklenen milislerin saldırı düzenlediği ifade edildi.

Yaşanan çatışmalarda her iki taraftan yaralıların olduğu aktarılırken, saldırıyı gerçekleştiren İran destekli milislerin yakalandığı kaydedildi.

Suriye’nin doğusundaki El Bukemal kasabası uzun süredir İran ile Rusya tarafından desteklenen güçlerin çatışmalarına şahitlik ediyor.

İran bölgede Devrim Muhafızları’na bağlı milis güçler konuşlandırırken, burada askeri ve ideolojik anlamda varlığını artırma çalışmaları gerçekleştiriyor.

Rusya ise aynı bölgede Esed rejimine bağlı güçleri ve Filistinlilerin oluşturduğu Liva el Kudüs grubunu destekliyor.

Son dönemde iki taraf arasındaki çatışmaların artış göstermesi nedeniyle Rusya’nın bölgeye askeri sevkiyat gerçekleştirdiği biliniyor.

Irak sınırında bulunan El Bukemal kasabası, stratejik açıdan oldukça önemli bir konumda. El Bukemal, Kasım 2017’ye kadar IŞİD’in kontrolündeydi.

Kaynak: Mepa News

İran’dan kriz çıkaracak adım! Kardeş ülkede saldırı düzenlendi

Pakistan sınır hattında bulunan Panjgur bölgesindeki tüccarlara İran güçleri tarafından ateş açıldı. Saldırıda 10 kişi ölürken çok sayıda kişi yaralandı.

Pakistan sınırındaki bölgede İran güçlerinin açtığı ateş sonucu Beluç tüccarlardan 10 kişinin öldüğü öne sürüldü.

İran sınır kuvvetlerinin Pakistan sınırı yakınındaki bölgede yakıt ticareti ile geçimini sağlayan Beluç tüccarlara açtığı ateşte en az 10 kişinin öldüğü, birden fazla kişinin de yaralandığı ifade edildi.

Yerel basından elde edinilen bilgilere göre, Pakistan’a bağlı Panjgur bölgesi yakınlarında yaşanan olayda İran sınır kuvvetlerinin Beluç tüccarlara neden ateş açtığı bilinmiyor. Kaynaklar, İran güçlerinin ayrım gözetmeksizin tüccarların üzerine ateş açtığı kaydedildi.

Olayla ilgili aktarılan görüntülerde, ilk başta birkaç el silah sesinin duyulduğu, daha sonrasında silah seslerinin sıklaştığı anlaşılıyor.


Yakıt ticareti bölgede riskli iş grupları içinde gösteriliyor. Ancak yaygın olan işsizlik, ve ekonomik kriz birçok Pakistan asıllı Beluçu bölgede yakıt ticareti yapmaya sevk ediyor.

Bölgede binlerce kişi İran-Pakistan sınır bölgesinde yaptığı yakıt ticaretiyle geçimini sağlıyor. Bölgede bu işle uğraşan birçok kişi hem Pakistan hem de İran güçleri tarafından taciz ateşlerine maruz kalabiliyor.

Konuyla ilgili Pakistan’dan bir açıklama gelmesi bekleniyor.

Uzman isim tehlikeyi açıkladı: İran ile işbirliği yapabilirler

Araştırmacı Çağatay Balcı, bölgede sıkışan terör örgütü PKK’nın İran ile işbirliği yapabileceğini söyledi. Balcı, İran’ın Türkiye ile işbirliği yapmasının ise PKK’yı savunmasız bırakacağını kaydetti.

Araştırmacı Çağatay Balcı, ‘Irak sahasında sıkışan PKK’nın da hayatta kalmak adına yegâne alternatifi İran’la işbirliğidir. Diğer yandan, İran’ın Türkiye ile işbirliğine yönelik bir tutum alması halinde, milis gruplar kontrol altına alınabilecek ve PKK savunmasız bırakılabilecektir’ dedi.

İşte Çağatay Balcı’nın o yazısı:

10 Şubat 2021 tarihinde başlatılan, PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde bulunan hedeflerine yönelik gerçekleştirilen Pençe-Kartal 2 harekâtı 14 Şubat 2021 tarihinde tamamlanmasına rağmen, etkileri ve yankıları itibarıyla bölge gündeminde üst sıralardaki yerini koruyor. Pençe-Kartal 2 harekâtının diğer harekâtlardan farklı olarak bölgede yarattığı etkinin esas nedeni, Irak bağlamında ortaya çıkardığı beklenti oldu. Bu bağlamda, Pençe-Kartal 2 harekâtının, diğer harekâtlardan farklı olarak, Sincar operasyonunun bir öncülü olduğu yönünde beliren algı, bu harekâta yönelik ilginin de en yüksek düzeyde seyretmesine neden oldu.

Bölgede pek çok farklı aktörün söz konusu ilgi düzeyiyle takip ettiği Pençe-Kartal 2 harekâtı, özellikle Irak düzleminde iki aktörün daha yoğun bir dikkat ve aynı zamanda endişeyle bu süreci takip etmesine de yol açtı. Söz konusu aktörler PKK/Şengal Savunma Birlikleri (YBŞ) ve Irak’ta Haşdi Şabi yapısı içinde bulunan bazı İran destekli milis grupları. Bu aktörler, Pençe-Kartal 2 harekâtının olası Sincar operasyonunun bir öncülü olduğuna yönelik algıya en yoğun biçimde sahip olan aktörler olarak öne çıkıyorlar. Bu durum söz konusu aktörleri ciddi bir endişeye sürüklerken Sincar bölgesinde konuşlu durumda olan aktörlerden Türkiye’ye yönelik tehditkâr açıklamalar yapıldı. Bu çerçevede, Irak’taki İran destekli milis gruplardan olan Bedir örgütü ve Nuceba Hareketi’nden gelen, Türkiye’nin olası bir Sincar operasyonuna karşı direniş gerçekleştirileceğine ve Türkiye’nin hedef alınacağına dair açıklamalar dikkat çekti. Buna paralel olarak, Haşdi Şabi’nin Sincar bölgesine ek birlikler sevk etmesi de Sincar’a yönelik operasyon algısının yarattığı endişenin boyutlarını ortaya koydu. Bu durum Sincar bölgesinde PKK/YBŞ ve İran destekli milisler arasında gerçekleşebilecek Türkiye karşıtı işbirliğinin imkanını gündeme getirmiş bulunuyor.

PKK/YBŞ ve Irak’ta İran destekli milisler: Yapısal benzerlikler ve işbirliği imkânı

Türkiye’nin Sincar’a yönelik operasyonuna dair ortaya çıkan beklenti ve bu beklentinin yarattığı algı, en ciddi biçimde PKK/YBŞ ve İran destekli milislerde karşılık buldu. Sincar bölgesinde alan kontrolü sağlamış olan söz konusu aktörler için Sincar’a yönelik bir askerî harekât, bu bölgedeki etkinliğin ve varlığın sonlanması anlamını taşıyor. Bu durum söz konusu aktörleri bir işbirliğine yönlendiriyor. Bu aktörlerin işbirliği zeminlerini birkaç farklı açıdan incelemek mümkün.

Öncelikle söz konusu aktörlerin benzerlik noktalarına odaklanmak gerekiyor. PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin varlık gerekçeleri ve meşruiyet iddiaları, aralarındaki en temel benzerlik alanını oluşturuyor. Hem PKK/YBŞ hem de İran destekli milislerin varlık gerekçeleri ve meşruiyet iddiaları “Irak’ta toplumun DEAŞ teröründen korunması” biçiminde özetlenmekte. Meşruiyet iddiası bağlamında kendisini gösteren bu benzerlik, bu iddianın ötesinde ve arka planında da görülüyor. PKK/YBŞ kendisini Irak’ta yaşayan Ezidi halkını DEAŞ saldırılarına karşı koruma misyonuyla özdeşleştiriyor. Oysa PKK terör örgütünün stratejisi açısından ele alındığında, PKK/YBŞ’nin uzun yıllardır tasarlanan bir yapı olduğu görülebiliyor.

PKK’nın 1990 yılında gerçekleştirdiği 4. kongresinde ilk defa örgütsel söylem ve amaçlar doğrultusunda vurgu yapılan Ezidi halkı, 1995 yılındaki 5. kongrede ise örgütün bir uzantı kuruluşu dahilinde zikredilmiştir. Bu bağlamda PKK’nın 5. kongresinde “Kürdistan Yurtsever Ezidiler Birliği” adında bir uzantı kuruluş öne çıkarılıyor, bununla birlikte Irak’taki Ezidi halkının örgüt tarafından mobilize edilmesine dönük karar ve tavsiyelere yer veriliyor. Diğer yandan, Irak’taki İran destekli milis gruplar da, bu çerçevede değerlendirildiğinde, “DEAŞ’a karşı Irak halkını savunma” söyleminin ve iddiasının ötesinde bir gerçeklik kendisini gösteriyor. Bugün itibarıyla bir kısmı Haşdi Şabi yapısını oluşturan milis gruplara bakıldığında, bu grupların önemli bir kısmının uzun yıllar boyunca İran’ın Irak’taki vekil siyasi güçleri biçiminde faaliyet gösterdiklerini görmek mümkün. Bu tablo PKK/YBŞ ve İran destekli milisler arasındaki benzerlik ve ortak paydanın ilk boyutunu ortaya koyuyor.

İkinci olarak, PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin önemli bir benzerlik alanı, tehdit-koruyuculuk misyonu-siyasi konsolidasyon denklemidir. Bu yapılar, DEAŞ tehdidine karşı savunma ve halkın koruyuculuğunu bir misyon şeklinde kendilerine atfederek, söz konusu tehdidin ortadan kalkmasının ardından siyasi konsolidasyon süreci içine girdiler. PKK/YBŞ bu süreçte, Sincar bölgesinde “Şengal Demokratik Özerk Meclisi” adında bir yapı oluştururken İran destekli milisler ise Haşdi Şabi bünyesinde resmî güç statüsü kazanarak siyasi yapı ve partiler aracılığıyla siyasi denkleme dahil oldular.

Son olarak, PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin dönüşüme uğrayan paradigmaları da bir diğer benzerlik alanını oluşturuyor. DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasının ardından, yeni hedef olarak siyasi konsolidasyonu belirleyen bu aktörler, 9 Ekim 2020’de Irak merkezi hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında varılan Sincar anlaşmasıyla birlikte, “varlığını koruma” paradigmasına geçiş yaptılar. Sincar bölgesindeki PKK/YBŞ ve milis varlığına son verilmesini hedefleyen Sincar anlaşmasının yanı sıra, Türkiye’nin Sincar’a yönelik operasyonuna dair beklenti de bu paradigmayı pekiştirdi. Bu durum bu aktörlerin Türkiye’yi bir “ortak hedef” olarak tanımlayabilmesinin de zeminini hazırladı.

Sincar anlaşmasının ardından PKK/YBŞ’nin Haşdi Şabi bünyesine katılmasına yönelik gerçekleştirilen girişimler, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığına karşı harekâtlarına dair karşıt tutumlar ve Irak merkezi hükümeti ve IKBY ile yaşanan sorunlar bu zemini genişletiyor. Bu bağlamda, olası bir Sincar operasyonunda, böylesine geniş benzerlik ve işbirliği zeminlerine sahip olan PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin birlikte hareket edebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. PKK terör örgütünün bir örgütsel taktik olarak benimsediği “birleşik cephe” taktiği ve pragmatik ittifak ilişkileri kurma yönelimi ile İran destekli milislerin “varlığını koruma” ve Türkiye’ye karşı duruş üzerinden prestij ve yeni meşruiyet iddiası elde etme motivasyonları birleştiğinde, bu işbirliği potansiyelinin ana hatları berraklaşıyor. Bu noktada belirleyici bir aktör olarak İran’ın etkisi ise büyük bir önem taşıyor.

İran etkisi

İran’ın Irak’taki siyasi denkleme etkisi son yıllarda önemli bir bölgesel dinamik olarak kendisini gösterdi. Milis gruplar aracılığıyla Irak siyasi ve askeri yapısı üzerinde etkinlik olanağı yakalayan İran, bir yandan da ABD ile bölgesel rekabetinde bu ülkeyi bir saha haline getirdi. Türkiye’nin Irak’ta PKK’ya yönelik harekâtları ve Sincar operasyonu beklentisi ise İran açısından bu sahanın önemini daha da artırdı. Zira Irak sahası İran açısından PKK ve milis gruplarla temas bağlamında merkez bir coğrafya konumunda bulunuyor.

İran açısından Irak genelinde ve özellikle Sincar bölgesindeki PKK ve milis grupların varlığı son derece kritik bir konumda. Milis gruplar aracılığıyla Irak’taki nüfuzunu koruyabilen İran, aynı zamanda PKK’yı da bu çerçevede bir araç olarak kullanabiliyor. Yaygın kanaatin aksine, İran PKK’yı yalnızca Türkiye’ye karşı bir koz olarak algılamıyor; aynı zamanda Irak sahasında da özellikle IKBY özelinde bu terör örgütünü bir araç olarak kullanabiliyor. Bu minvalde, 8 Aralık 2020’de IKBY’de meydana gelen kitle hareketlerinde İran’ın, PKK hücreleri ve milis gruplar aracılığıyla bu sürece dahil olduğu yönündeki iddialar dikkat çekmişti. Bu süreçte PKK’nın ve milis grupların hedefinde olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) binalarına yönelik saldırılar söz konusu iddiaları güçlendirmiş oldu.

Bu bağlamda, Türkiye’nin Sincar operasyonuna ilişkin olarak İran’ın alacağı tutumun ciddi bir etkiye sahip olacağını söyleyebiliriz. İran’ın, araçsal aktörler olarak gördüğü PKK ve milis grupların Türkiye’nin operasyonlarına karşı korunması şeklinde bir tutum alması, PKK ve milis gruplar arasındaki işbirliği imkânlarını artıracaktır. Bu durum, PKK ve milis grupların İran açısından temsil ettikleri nitelik ve değer göz önüne alındığında, ciddi bir olasılık olarak önümüzde duruyor. Aynı zamanda, Irak sahasında büyük bir sıkışmışlık içinde bulunan PKK’nın da hayatta kalmak adına yegâne alternatifi İran’la işbirliğidir. Diğer yandan, İran’ın Türkiye ile işbirliğine yönelik bir tutum alması halinde, milis gruplar kontrol altına alınabilecek ve PKK savunmasız bırakılabilecektir.

‘İran’ın da başı belada’ diyerek duyurdu! ‘Türkiye ile operasyon düzenlemeliyiz’

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salihi, terör örgütü PKK konusunda İran’a uyarıda bulunarak, ‘Irak, Türkiye ve İran ortak hareket etmeli’ dedi.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salihi, terör örgütünün son dönemde Kerkük bölgesindeki silahlı faaliyetlerinin Türkmenlerin can güvenliğini tehdit ettiğini, bölgedeki varlığına son verilmesi için Irak, Türkiye ve İran’ın ortak hareket etmesi, güç birliği yapması gerektiğini anlattı.

Irak Anayasası’nın önemli maddelerinden birinin ülke içinde terör örgütlerinin barındırılmaması ve komşu ülkeleri etkilememesi için gereken mücadelenin yapılması olduğunu belirten Salihi, şöyle konuştu:

“Merkezi Irak hükümetinin bu konuya çok önem vermesi gerekiyor. Terör örgütünün Irak topraklarını kullanması, hem ülke için hem de komşuları olan Türkiye ve İran için güvenlik boşluğuna neden olur. Maalesef PKK terör örgütü son dönemde Irak Türkmenlerinin can güvenliğini tehdit ediyor. Suikast saldırıları, Türkmenlerin özellikle iş yerlerine yönelik tehditler gerçekleşiyor. Türkmenlerin tehdit edilmesi, özellikle Türkmen cephesine yönelik suikastların arkasında PKK terör örgütünün arkasında olduğu belli. İki yıl önce ofis müdürümüz terör örgütü tarafından öldürüldü. Ancak emniyet güvenlik güçleri bunu ortaya çıkartmakta sınıfta kaldı. Bu durum Iraklı yetkillerin de bilgileri dahilinde. Son günlerde de terör örgütü uyuşturucu madde ticaretini Kerkük ve yakın bölgesine taşıdı. Biz bunları bilgi ve belgelere dayalı olarak konuşuyoruz.”

Irak istihbaratının geçen yıl temmuz ayında Kerkük’te önemli bir uyuşturucu şebekesini ele geçirdiğini belirten Salihi, “Uyuşturucu tacirlerinin Ranya ve Kalar bölgesinden oldukları öğrenildi. Kerkük polis teşkilatı soruşturmayı başlattıktan sonra, başka tarafların baskısı sonucu bir uyuşturucu taciri serbest bırakıldı. PKK terör örgütü, bu gibi uyuşturucu teşkilatlarıyla uyuşturucu maddeleri Kuzey Irak’tan Kerkük’e, Kerkük’ten de Güney Irak’a intikal ettiriyor. Örgütün uyuşturucu ticaretinin Irak hükümeti ve yerel hükümetler tarafından dikkate alınması gerekiyor” dedi.

“Teröristler Kerkük’e taşınabilir”

Örgütün Kerkük’teki terör eylemlerinin durdurulması için ciddi bir mücadele verilmediğini söyleyen Salihi, Sincar anlaşmasından sonra bölgeden çıkartılan teröristlerin Kerkük’e getirilmesi ihtimali olduğunu da ifade etti. ITC Başkanı Salihi, “Bu durum daha büyük sıkıntı olur, polis ve güvenlik teşkilatları bu gibi konularda daha ciddi olmalılar, merkez hükümetten daha fazla destek almaları gerekiyor. Terör örgütü Sincar’dan çıkartıldığı zaman Mahmur’a getirilebilirler, o bölge Kerkük’e çok yakın. Süleymaniye hükümeti daha aktif olmalı, Garmiyan, Kifrei ve Kalar bölgesinde terör örgütüne ciddi bir şekilde fırsat verildi. Bu durumdan Kuzey Irak yönetimi de zarar görüyor. Merkezi hükümet de biliyor, Erbil ve Süleymaniye hükümetleri de buna vakıftır” diye konuştu.

“Terör örgütü bölgede uyuşturucu satıyor”

Örgütün bu bölgedeki faaliyetlerinin sadece Irak, Türkiye, İran ve Suriye değil AB’nin de sorunu olduğunu söyleyen Salihi, “Terör örgütü Avrupa ülkelerinde haraç toplayıp burada Türkmenler’e yönelik suikastlar yapıyor. Bu durumda Avrupa ülkeleri de suçludur. İnsan hakları örgütlerine de sesleniyorum. O uyuşturucuların, silahların, Irak Türkmenlerine karşı kullanılmasında AB ülkeleri de dikkat etmelidir. Çünkü yeri geldiğinde belki de uluslararası taraflara da dava açarız. Avrupa ülkelerinden terör örgütü PKK’ya yardım eli uzatıldığında, onların kurşunlarıyla Irak vatandaşları, Türkmenler, Sünni Araplar ve Yezidilere suikastler gerçekleşiyor. AB ülkeleri kendilerini suçlu hale getiriyor” dedi.

“Irak, Türkiye ve İran ortak hareket etmeli”

Irak’ın ordusu ve istihbarat birimleri, polis teşkilatının güçlü olduğunu ancak bu gibi bir meselenin tek başına Irak hükümeti ile çözülemeyeceğini belirten Salihi “Irak, Türkiye ve İran istihbaratıyla birlikte ortak operasyonlar gerçekleşmeli. İran kendini uzak tutarsa onun da gelecekte başı belaya girer. Nasıl ki İran’a karşıt olan Halk Mücahitleri denilen örgüt oradan çıkartılıp başka ülkelere gönderilmiştir. PKK terör örgütünün Irak toplarından çıkartılmaları elzemdir” dedi.

İran’dan Donald Trump’a ‘kırmızı bülten’ şoku

İran, ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani suikastıyla bağlantılı ABD Başkanı Donald Trump’ın da aralarında olduğu 48 Amerikalı yetkili hakkında Interpol’e “kırmızı bülten” talebinde bulundu.

İran Yargı Erki Sözcüsü Gulam Hüseyin İsmaili, başkent Tahran‘da düzenlediği basın toplantısında Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Süleymani‘ye suikastla ilgili yürütülen hukuki sürece ilişkin bilgi verdi.

Irak başta olmak üzere bölgedeki 6 ülke ile suikastın soruşturulmasında iş birliği yaptıklarını belirten İsmaili, “ABD Başkanı baş suçlu olmak üzere Pentagon’daki komutanlar ve yetkililerle bölgedeki Amerikan askerlerinin de aralarında olduğu 48 kişinin suikasttaki rolü tespit edildi.” dedi.

İsmaili, söz konusu ABD’li yetkililer hakkında Interpol’e kırmızı bülten talebinde bulunduklarını kaydetti.

ABD, 3 Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı’nda İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in araç konvoyuna hava saldırısı düzenlemişti.

Saldırıda her iki komutanla Haşdi Şabi ve İranlı askeri yetkililerden toplam 10 kişi hayatını kaybetmişti. ABD Başkanı Trump, ABD’ye tehdit oluşturduğu gerekçesiyle Süleymani’yi öldürme talimatını kendisinin verdiğini duyurmuştu.

İsmail Hakkı Pekin, ABD planını deşifre etti: Türkiye ile İran karşı karşıya gelebilir

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı, ABD’nin Sincar’daki planını deşifre ettiç.

Milliyet gazetesi yazarı Tunca Bengi “Ovaköy’de ABD’nin ne hesabı var?” adlı köşe yazısında, Irak’ın kuzeyinde ve Sincar’da yaşanan ve yaşanabilecekleri, Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’e sordu.

Irak Başbakanı Kazimi’nin Türkiye gelişi ve Erdoğan ile görüşmesine değinilen yazıda, Pekin, Sincar’daki gelişmelerin çok yakından takip edilmesi gerektiğini söyleyerek, kimseye güvenmemiz gerektiğini kaydetti.

Sincar’a bir operasyon yapılırsa bunun PKK’yı bitirebileceğini ve ABD’nin buna ses etmeyeceğini söyleyen Pekin, “Büyük ihtimalle bu gündeme gelecek, Irak’ın kuzeyinde bunu bitirmeye çalışıyorlar ama Türkiye’den beklentileri var. Beklenti Suriye’nin kuzeyindeki yapıyı Türkiye’nin meşru görmesi. Hesapları Suriye’nin kuzey doğusunda bir Kürt devletini kurmak. Bunu sağlamak için de Türkiye’yi sıkıştırıyorlar” dedi.

“Yakında Sincar’a operasyon olabilir mi?” sorusuna da yanıtlayan Emekli Korgeneral, “Olabilir ama bu yakınlarda değil. Biden’ın resmen göreve başlamasını beklemek gerekir diye değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.

Olası harekatın ABD’nin bir başka açıdan da işine yarayacağını belirten Pekin, devam ediyor: “Merkezi hükümetin üzerinde İran’ın da etkisi var. Haşdi Şabi’yi oradan çıkartmak zor. Ama belki bu harekatla Türkiye’yi kullanmak suretiyle Haşdi Şabi’nin, yabancı güçlerin oradan çıkması gibi konuyu da kullanabilir ABD. Bu da Türkiye ile İran’ı karşı karşıya bırakabilir. Yani böyle bir hassasiyeti var. ABD Kandil bölgesine Sünni grupların yerleşmesini oradan İran’ı rahatsız etmelerini de hesaplıyor?”

İşte yazının tamamı

“Irak Başbakanı’nın Ankara ziyaretiyle açılma planı ivme kazanan Ovaköy sınır kapısı, özellikle 1990’dan itibaren bugüne kadar pek çok kez gündeme geldi. Ancak bu çabalar, ABD’nin kafasındaki terörist kuşak planlarını keseceği için her dönem engellendi. Çünkü buradan açılacak bir sınır kapısı, Telafer’e, Sincar’a, bir koluyla Musul ve Kerkük’e bir koluyla da Tikrit ve Samara üzerinden Bağdat’a uzanan güzergahıyla bölücü terör örgütü PKK’nın Irak-Suriye bağlantısının kesilmesinde doğal bir set olarak stratejik önem taşıyor. Bu aynı zamanda Sincar’ın PKK’lı teröristlerden temizlenmesi ile Türkiye’nin Türkmen bölgeleri ve Araplarla doğrudan temas halinde olması anlamına geliyor. Bunlarında bölgede asayiş ve huzuru sağlayacağı, yani bölgede söz sahibi olan bir Türkiye etkisinin bütün coğrafyanın kaderini değiştireceği açık. Tabii ABD’nin ve güdümündeki PKK’nın bölgede artık istediği gibi at oynatamayacağı da… Dolayısıyla tüm bunlarda ABD’nin asla işine gelmiyor. Yoksa şimdiye kadar Ovaköy kapısı 10 defa açılırdı. Peki, ne oldu da ABD’yle temas halinde olduğu bilinen Irak Merkezi Yönetimi şimdilerde böyle bir hamle yapıyor. Ya da Ovaköy kapısında ABD’nin başka hesapları mı var? Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin, anlatıyor:

“Merkezi hükümet genel anlamda ABD’nin kontrolünde ama bu arada uygulamalarda mahalli anlamda İran’ın kontrolünde. Şu andaki başbakan Kazımi hem ABD’lilerin hem de İranlıların beğendiği ya da ses çıkartmadığı bir adam. Maliki gibi falan değil. Dolayısıyla Irak’ın yeni baştan düzenlenmesi için hareket eden bir isim ve mali sıkıntıları da çok. Ama sonuçta ABD bir şeyler veriyorsa, bir şeyler almak ister. Yani durup dururken bir şey yapmaz. Türkiye’nin müdahaleleri de öyleydi. Şimdi o bölgede PYD devletçiğini oluşturmaya, Kandil grubuyla PYD’nin ilişkisini kesmeye çalışıyor. Siyasi olarak KYB’ye destek veriyor PKK’nın Irak bölgesinden çıkmasını istiyor. Ya da iyice bölgede marjinal hale gelmesini istiyor. Bunları yaparken bunun karşılığında da istediği başka bir şey var.”

Bu durumda Bağdat’a nasıl güvenilir?

“Kimseye güvenmeyeceğiz. Herkes bir amaca göre hizmet ediyor yani onlarda belki Türkiye’nin doğrudan o bölgeye müdahale etmesini önlemeye çalışıyorlar, birlikte yapalım diyorlar. Çünkü Türkiye oraya müdahale ederse orada ABD’nin işleri daha da bozulabilir doğrudan müdahale ederse Sincar bölgesine girişler çıkışlar ortadan kalkabilir. Onun için Irak Başbakanı gelip bunu konuşuyor. Oradaki adamlar nasıl temizlenecek, Türkiye’nin oraya müdahalesi nasıl olacak gibi. Büyük ihtimalle bundan ABD’nin de haberi var. ABD bu işe karışmayacak. Onun ısrarla söylediği şey PYD ile PKK’nın siyasi olarak ayrılması.”

Bu PKK’yı bitirme anlamına mı geliyor?

“Büyük ihtimalle bu gündeme gelecek, Irak’ın kuzeyinde bunu bitirmeye çalışıyorlar ama Türkiye’den beklentileri var. Beklenti Suriye’nin kuzeyindeki yapıyı Türkiye’nin meşru görmesi. Hesapları Suriye’nin kuzey doğusunda bir Kürt devletini kurmak. Bunu sağlamak için de Türkiye’yi sıkıştırıyorlar.”

Yakında Sincar’a operasyon olabilir mi?

“Olabilir ama bu yakınlarda değil. Biden’ın resmen göreve başlamasını beklemek gerekir diye değerlendiriyorum.”

Olası harekatın ABD’nin bir başka açıdan da işine yarayacağını belirten Pekin, devam ediyor:

“Merkezi hükümetin üzerinde İran’ın da etkisi var. Haşdi Şabi’yi oradan çıkartmak zor. Ama belki bu harekatla Türkiye’yi kullanmak suretiyle Haşdi Şabi’nin, yabancı güçlerin oradan çıkması gibi konuyu da kullanabilir ABD. Bu da Türkiye ile İran’ı karşı karşıya bırakabilir. Yani böyle bir hassasiyeti var. ABD Kandil bölgesine Sünni grupların yerleşmesini oradan İran’ı rahatsız etmelerini de hesaplıyor?”

Kandil’deki Karayılan, Bayık gibi tepe isimler ne olacak?

“Tepedeki isimler bitti artık. Kandille Irak kuzeyi yerel yönetiminin kavga etmesinin önlenmesi gerekiyor. Büyük ihtimalle Kandildekiler ya teslim alınır ya başka bir yere gönderilir ama şöyle bir sıkıntı var. Bunlar aynı zamanda İran’a yakın adamlar. Dolayısıyla ABD, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirirse o zaman İran daha önce olduğu gibi PKK’ya göz yumabilir bazı yerlerde…”

Özetle; mesele o kadar derin ve karmaşık ki sadece Ovaköy kapısı açıldı ya da Sincar’a girelim şunu halledelim demek bir şey ifade etmiyor. Hele de yaptıklarıyla başka düşmana gerek yok dedirten ABD gibi bir müttefik! olduğunda…”