fransa

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

fransa

Fransa’dan Türkiye çıkışı: Ankara ile sözlü ateşkes yaptık

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, NATO Zirvesi’nde Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile Emanuel Macron arasındaki yapılan görüşme sonrası iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşadığını söyledi.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, NATO müttefikleri Fransa ve Türkiye arasındaki gergin ilişkilerin yumuşamaya başladığını belirterek, iki ülke arasında “sözlü ateşkes” gerçekleştiğini söyledi.

Le Drian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın NATO Zirvesi’nde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinin ardından, Türkiye ile ilişkilere dair açıklamalarda bulundu.

Sputnik’in aktardığına göre, Fransız televiyon kanalı BFM’ye röportaj veren Le Drian, iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘iyileşme aşamasına geldiğini’ ancak Ankara’dan Libya, Suriye ve Kıbrıs konusunda somut adımlar beklediklerini belirterek, “(Aramızda) Bir tür sözlü ateşkes var. Bu iyi ancak yeterli değil” dedi.

Öte yandan, Fransız radyo kanalı Sud Radio’ya konuşan Türkiye’nin Fransa Büyükelçisi Ali Onaner de ‘iki cumhurbaşkanı arasındaki gerginliğin video konferans yoluyla görüştükleri 2 Mart’tan itibaren yumuşadığını ve diyaloğun yeniden başladığını’ vurguladı. Onaner, Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ‘yatıştığını’ söyledi.

Fransa’dan Türkiye kararı

Fransa’dan yapılan son dakika açıklamasına göre, Paris yönetiminin uyguladığı koronavirüs önlemleri kapsamında Türkiye’ye getirilen seyahat kısıtlama kararının kaldırıldığı açıklandı.

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Ali Onaner, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, sağladıkları bilgiler sonucunda Türkiye’nin, Fransa’nın seyahat kısıtlamaları listesinde kırmızdan turuncuya geçtiği bilgisini paylaştı.

Onaner, “Tüm seyahat edeceklere sağlıklı ve güzel tatiller dilerim” değerlendirmesinde bulundu.

Böylece Türkiye’den Fransa’ya seyahat edecek yolcular için 10 gün zorunlu karantina uygulaması kalktı.

Risk gruplarında ayrıma gidildi

Fransa, salgının durumu açısından ülkeleri yeşil, turuncu ve kırmızı olmak üzere 3 ayrı listede değerlendiriyor. Yeşil listede bulunan ülkelerde virüsün aktif şekilde yayılmadığı ve COVID-19’un varyantlarının endişe yaratmadığı, turuncu listedeki ülkelerde COVID-19’un aktif şekilde yayıldığı ancak kontrol altında tutulduğu, kırmızı listedeki ülkelerde ise virüsün aktif şekilde yayılmakla beraber varyantlarının endişe verici olduğu kabul ediliyor.

Yeşil listede bulunan ülkelerden gelenlere seyahat kısıtlaması uygulanmıyor. Bu listedeki ülkelerden Fransa’ya giriş yapmak isteyen yolculardan COVID-19 aşısı olmadığı takdirde sadece COVID-19 testi isteniyor.

Turuncu listede yer alan ülkelerden Fransa’ya gelmek isteyen ve COVID-19 aşısı vurulan kişiler, ülkeye giriş için zorunlu sebep belirtmesine gerek bulunmuyor ancak negatif test sonucunu ibraz etmesi gerekiyor. Kişi aşılanmadıysa Fransa’ya girişte zorunlu seyahat sebeplerinden birisinin belirtilmesi, negatif test sonucunu ibraz etmesi ve kendini 7 gün izole etmesi gerecek.

Kırmızı listede bulunan ülkelerden yolcular ancak zorunlu hallerde Fransa’ya giriş yapabiliyor. Yolcuların ülkeye girişlerinde negatif COVID-19 testini ibraz etmesi ve aşı vurulmadıysa zorunlu olarak 10 gün karantinada kalması gerekiyor.

Fransa’da BioNTech/Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşıları uygulanıyor.

Laik Fransa bile İstanbul sözleşmesini uygulamıyor

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine tepki gösteren Fransa’nın fesat sözleşmeyi hiç uygulamadığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz yıl 90 kadının öldürüldüğü açıklanan Fransa’da, Eurostat verilerine göre her 3 günde 1 kadın öldürülüyor.

Yavuz Selim  İstanbul 

Fesat İstanbul Sözleşmesi üzerinden Türkiye’ye had bildirmeye kalkan Fransa’nın kendisi sözleşmeyi uygulamıyor.

Sözleşme yüzsüzleri

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nde Fransa’nın maskesi de düştü.

Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011’de hazırlanarak imzaya sunulan İstanbul Sözleşmesi’ne Fransa’nın bazı maddelerine çekince koyarak imzaladığı biliniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen Türkiye’ye “Bu karar Fransa’nın yanlarında olduğu Türk kadınlarını etkileyecek” ifadesiyle ayar vermeye kalkışan Fransa’nın sözleşmenin bazı maddelerine çekince koyarak imzaladığı ve 10 yıldır iç hukukunda yürürlüğe koymadığı öğrenildi.

Cinayet şampiyonu

Geçtiğimiz yıl 90 kadının öldürüldüğü açıklanan Fransa’da, Eurostat verilerine göre her 3 günde 1 kadın öldürülüyor. Avrupa Birliği’nde İngiltere ile birlikte kadın cinayetlerinin en yüksek olduğu ülke olan Fransa’da kadınlara şiddet uygulayanlara elektronik kelepçe takılmasına ilişkin tedbirin dahi sadece yüzde 7 oranında uygulandığı bildirildi.

Endişeliydiler!

Türkiye’ye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tepkisi gösteren Fransa Dışişleri Bakanlığı, “Karardan üzüntü duyuyoruz. Bu adım insan haklarına saygı anlamında yeni bir gerileme anlamına geliyor. Bu karar temel olarak, Fransa’nın yanlarında olduğu Türk kadınlarını etkileyecek” denilmişti. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise, “Türk makamlarının kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını üzüntüyle karşılıyoruz. Haklardaki bu düşüş endişe vericidir” ifadelerini kullanmıştı.

Macron’dan tarihi “soykırım” itirafı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Ruanda’da 1994’te 800 binden fazla kişinin öldüğü soykırıma ilişkin rolünü kabul ettiklerini ancak suç ortağı olmadığını ifade etti. Macron, resmi ziyaret için gittiği Ruanda’da soykırım anıtında yaptığı konuşmada, “Sorumluluklarımızı tanımaya geldim.” dedi.

“Fransa’nın Ruanda’da rolü, geçmişi ve siyasi bir sorumluluğu var.” diyen Macron, zamanın Fransız hükümetinin soykırım uygulayan Ruanda yönetiminin fiilen yanında olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Macron, Fransa’nın sebep olduğu acıları çekenlerin yüzüne bakma ve acılarını kabul etme görevi olduğunu belirterek ülkesinin doğrular konusunda uzun süre sessiz kaldığını kaydetti.

Suç ortaklığını kabul etmedi

“Fransa suç ortağı değildi. Dökülen kan, onun silahlarına ya da askerlerinin ellerine bulaşmadı.” ifadesini kullanan Macron, Fransa’nın 1990’dan miras kalan çatışmaya dahil olarak ülkedeki duruma ilişkin uyarıları dikkate almadığını söyledi.https://3ac0626a09491bd32089732c6a6d09b6.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-38/html/container.html

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ülkesinin bölgesel çatışma veya sivil savaşı önlemeye çalışırken tüm uyarıları kulak ardı ederek soykırım uygulayan bir kişinin yanında durduğunu, bu şekilde çok kötü biten döngüye dahil olduğunu dile getirdi.

Son 10 yılda Ruanda’yı ziyaret eden ilk Fransa Cumhurbaşkanı olan Macron konuşmasını, “Ancak bu karanlık zamanları geçirenler affedebilir, bize kendimizi affetme hediyesini verebilir.” ifadesini kullandı.

“Soykırımda ağır sorumluluğu var”

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a, martta Ruanda soykırımına ilişkin sunulan raporda, Fransa’nın soykırımda ağır sorumluluğu bulunduğu ancak suç ortağı olduğunu gösteren bir şey olmadığı belirtilmişti.

Dönemin Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın, soykırımda önemli rol oynadığı vurgulanan raporda, “Fransa, soykırım hazırlığı konusunda kör davrandı.” ifadesi kullanılmıştı.

Raporda, Fransa’nın soykırımı yapan hükümete silah temin etmesinin ve Fransız askerlerinin Ruanda ordusuna eğitim vermesinin arkasında ülkenin etnikçi yaklaşımının olduğu aktarılmıştı.

Ruanda hükümetinin girişimiyle ABD merkezli “Levy Firestone Muse” hukuk firmasının hazırladığı raporda da, Fransa’nın Ruanda soykırımında ciddi sorumluluğu bulunduğu ve Fransız hükümetinin Hutu rejiminin soykırım gündeminden habersiz olmadığı, öngörülebilir bir soykırıma imkan tanıdığı vurgulandı.

Ruanda Soykırımı

Ruanda’da 1994’te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.

Fransa, soykırımı yapan Hutu hükümetinin uzun süre destekçisi olduğu için uluslararası kamuoyunda ve ülke içinde eleştiriliyor. Fransa, 23 Haziran 1994’de ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Turkuaz Operasyonu’nu başlatmıştı. Fransa, soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağladığı için kınanmıştı.

Fransa’nın 1994’te Ruanda soykırımını yapan Hutu hükümetine, Fransız ordusunun kontrolü altında olan bölgeden kaçması için emir verdiği “diplomatik telgraf” ortaya çıkmıştı.

Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998’de verdiği mülakatta, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.” ifadesini kullanmıştı.

Macron muhtıraya boyun eğdi! Camiler kuşatma altına alındı

Fransız hükümeti, ordu içinden aşırı sağcı askerlerin kendisini hedef alan üç farklı muhtıranın ardından, ülke içindeki camilerin gözetim altında tutulduğuna ilişkin açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un sağ kolu, aşırı sağcı İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, ülkede Müslümanlara ait 89 ibadet yerinin gözetim altında tutulduğunu bildirdi. Bakan Darmanin, Fransa hükümetindeki bir başka İslam karşıtı isim, Vatandaşlık İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Marlene Schiappa ile “İçişleri Bakanlığının Nisan Ayı Eylem Programı Sonuçları” hakkında açıklamalarda bulundu. Ülke içinde Müslümanları hedef alan faşist uygulamaların açıklanması, “Macron bildiriden vazife çıkardı” yorumuna neden oldu.

89 cami kuşatma altında

Fransa’nın 33 bölgesinde ayrılıkçılıkla ilişkili olduklarından şüphelenilen Müslümanlara ait 89 ibadet yerinin özel gözetim altında olduğunu kaydeden Darmanin, radikal olarak listelenen yabancılardan 172’sinin Fransa’dan ayrıldığını, 88’sinin ev hapsi ya da idari gözetim evinde tutulduğunu, 9’unun hastanede tedavi altında olduğunu, 43’ünün de tutuklandığını aktardı.

Faşist yasa Meclis’te

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Ekim 2020’de “İslamcı ayrılıkçı” olarak açıkladığı ve gelen tepkiler üzerine ismini “Cumhuriyet Yasalarına Saygıyı Güçlendiren Prensipler” olarak değiştirdiği yasa tasarısı, 16 Şubat’ta Ulusal Meclis’te, 13 Nisan’da ise yasaklar genişletilerek Senato’da kabul edilmişti. Tasarı, Ulusal Meclis’te ikinci kez oylanacak. Tasarıya Senato’da eklenen maddelerle, özellikle başörtüsünün hayatın her alanında yasaklanması hedefleniyor. Tasarı açıklandığından bu yana, ülkede cami ve mescitlere yönelik saldırılar artış gösterdi. Bazı camiler kundaklanırken, bazılarının duvarlarına İslamofobik yazılar yazıldı.

Askerden üç muhtıra

Fransız ordusu içindeki aşırı sağcı ve İslam karşıtı yapılan tarafından son bir ayda yayınlanan muhtıralarda, Macron iktidarı ülke içindeki İslami yapılarla “mücadelede” yetrsiz kalmak ve “iç savaşın önünü açmakla” suçanıyor ve gerekirse ordunun müdahalede bulunabileceği ifadeleriyle darbeyle tehdit ediliyordu. Bildiriler hakkında bugüne kadar konuşmayan Macron geçtiğimiz günlerde genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla birlikte fotoğraf vermişti.

Fransızlardan Türkiye ile ilgili çarpıcı makale: Meydan okuyor

Fransız Araştırma Kurumu IFRI, “Eski Düzenin ‘Bekçisi’ ile Zorlu Bir Acil Güç Arasındaki Jeopolitik Rekabet” başlıklı bir makale yayımladı. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de etkisini artırmasının bölgeyi kendi etki alanı olarak gören Fransa’da ciddi rahatsızlık oluşturduğu belirtilen makalede “Erdoğan, Fransızlarda Batı’nın düşmanı olan ‘Güçlü Türk’ hatırasını canlandırıyor” ifadelerine yer verildi.

Fransız Araştırma Kurumu IFRI, Doğu Akdeniz özelinde Türkiye ve Fransa rekabetine ilişkin bir makale yayımladı.

Makalede yer alan çarpıcı ifadeler şu şekilde:

“Doğu Akdeniz’deki Fransız-Türk ayrılığı, birden fazla cephede oynanan jeopolitik bir güç mücadelesidir: Libya, Suriye, Lübnan. Ankara’nın geniş ulusal egemenlik anlayışı ve Fransa’nın Akdeniz vizyonu ve bölgedeki çıkarlarının tanımı ile çelişiyor.

“Türkiye meydan okuyor”

Fransa eski bölgesel düzenin savunucusu, Türkiye ise büyük bir meydan okuyucu olarak hareket ediyor. Fransa-Türkiye geriliminin merkezinde ilk olarak bir deniz alanı anlaşmazlığı yatıyor, Ankara, Kıbrıs’ın kuzeydoğusunda sondajlara başladığında Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa’yı Türkiye’ye karşı birleşik bir cephe oluşturmaya çağırdı.

Ankara’nın egemenlik anlayışı, Fransa’nın Akdeniz vizyonu ve bölgedeki çıkarlarının tanımı ile çelişiyor. Bu nedenle, Türk-Fransız ayrılığı, özünde, Fransa ile bölgesel düzene meydan okuyan Türkiye arasındaki bir güç rekabetidir.

“Türkiye ikili bir MEB alanı oluşturdu”

Macron’un Libya’daki politikası, ‘Paris’in doğrudan etki alanının bir parçası olarak gördüğü bir bölge olan Kuzey Afrika üzerindeki Fransa’nın nüfuzunu ve liderliğini korumak ve Libya’nın petrol ve gaz endüstrisinden pay almak.

Türkiye’nin Libya’daki varlığı, BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklemek için oldu. Türkiye ve Libya arasındaki anlaşma, Türkiye’nin Libya ile sınırlarını belirliyor ve Türkiye’nin güney Akdeniz kıyısından Libya’nın kuzeydoğu kıyısına kadar uzanan ikili bir MEB alanı yaratıyor. Bu, Ankara’nın gücünü ve kapasitesini kanıtlamak, ayrıca bu şekilde düşmanlarını kendisine meydan okumaktan caydırmak anlamına geliyor.

“Ankara’nın hamleleri Batı için tehdit”

Paris’ten bakıldığında, Ankara’nın cesur hareketleri Türkiye’nin yükselen bir güç olduğunu ve jeopolitik eğilimleri anlamında daha geniş bir alana nüfuz etmeye başladığını gösteriyor. Ankara’nın hamleleri, geleneksel güçler tarafından kurulan askeri ve siyasi çıkarları sorgulatıyor. Bu, Batı çıkarlarına uymayan jeopolitik bir gerçeklik.

“Paris için Erdoğan baş ağrısı”

Paris, Erdoğan’ı bir “baş ağrısı” olarak görüyor. Erdoğan, Fransızların gözünde tarihsel bir rakip, meydan okuyan ve hatta Batı’nın düşmanı olan ‘Güçlü Türk’ hatırasını canlandırıyor. Dolayısıyla, Erdoğan özünde Fransa ve Avrupa için tehdit ve tehlike.”

Libya, Batılı 5 ülkeye resti çekti! Müdahaleye sert tepki

Libya Devlet Yüksek Konseyi ABD, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın 24 Aralık’ta yapılması kararlaştırılan genel seçimlere ilişkin açıklamasını “Libya’nın iç işlerine müdahale” olarak nitelendirdi.

Libya Devlet Yüksek Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, Batılı 5 ülkenin Libya’daki büyükelçilikleri tarafından yapılan “seçimler öncesinde ülkedeki ilgili devlet organlarında herhangi bir değişiklik olmaması” yönündeki çağrısının “büyük şaşkınlıkla karşılandığını” ifade edildi.

Söz konusu çağrının “Libya’nın iç işlerine müdahale olarak kabul edildiği” vurgulanan açıklamada, “Egemenliğin ihlali sadece paralı askerler aracılığıyla değil, aynı zamanda kesin surette reddettiğimiz dış dayatma girişimlerinde bulunmakla da mümkündür.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “Yabancı ülkelerin büyükelçileri, diplomatik normlara göre belirlenen görevlerinin ötesine geçmemeli, ev sahibi ülkenin yasalarına uymalı ve hiçbir bahane altında bunları çiğnememelidir.” ifadeleri kullanıldı.

Batılı 5 ülkenin büyükelçilerinden Libya’da ortak açıklama

Libya’daki ABD, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya büyükelçilikleri tarafından dün yapılan ortak açıklamada, ülkede 24 Aralık’ta yapılması beklenen seçimlerin “kolaylaştırılması” çağrısında bulunulmuş ve “Seçimlere hazırlanmada temel rolü olan ilgili devlet organlarında, onları aksatacak herhangi bir değişiklik yapmak için uygun zaman değildir.” ifadelerine yer verilmişti.

Libya‘da devlet kurumlarına yeni yöneticilerin belirlenmesi için Temsilciler Meclisi tarafından oluşturulan Teknik Komisyon, şu anda Yüksek Seçim Kurulu dahil bazı kurumlara yönetici adaylarının belirlenmesi için çalışıyor.

Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, 5 Mayıs’ta düzenlediği basın toplantısında, Yüksek Seçim Kuruluna yeni bir başkan seçilmesi için çağrıda bulunanlar olduğunu söylemişti. Bu durumun, seçimlerin zamanında yapılmasını engellemesinden endişe ettiğini dile getiren Koni, yeni bir başkan seçildiği takdirde seçimler tamamlanana kadar kurumun yetki ve görevlerinin yeni başkana devredilmemesi çağrısında bulunmuştu.​​​​​​​

Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Abdulkadir Huveyli ise “Yüksek Seçim Kurulu başkanlığında yapılacak bir değişikliğin seçim sürecini etkilemeyeceğini” belirtmişti.

Fransa Lübnan’dan eli boş döndü! Apar topar ülkeden ayrıldı

Fransa Lübnan ziyaretinden umduğunu bulamadı. Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, ülkede gerçekleştirdiği üst düzey ziyaretlerin ardından basın toplantısı dahi yapmadan apar topar Lübnan’dan ayrıldı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian‘ın, Lübnan‘da hükümetin kurulması konusunda yetkililerle temaslarda bulunmak üzere gerçekleştirdiği ziyaret, olumsuz bir atmosferde sona erdi.

Le Drian’ın çarşamba günü başladığı ve dün Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve hükümeti kurmakla görevlendirilen eski Başbakan Saad el-Hariri ile gerçekleştirdiği görüşmeler, yerel medya tarafından yakından takip edildi.

Yerel basının, Fransa’nın Beyrut Büyükelçiliğine dayandırdığı haberlerde, Le Drian’ın gerçekleştirdiği görüşmelerde olumsuz bir havanın hakim olduğu ve bakanın, basın toplantısı düzenlemeden ülkeden ayrılacağı bilgisi yer aldı.

Le Drian’ın Hariri ile gerçekleştirdiği görüşmeyle ilgili haberlerde ise Hariri’nin, Fransa’nın Beyrut Büyükelçisi Anne Grillo’nun ikametgahında yarım saat süren görüşmeden basın açıklaması yapmadan ve hoşnutsuz bir şekilde ayrıldığı kaydedildi.

Haberlere göre, Fransa Dışişleri Bakanı, görüşmede Hariri’ye, “Sen bize hükümeti kurma sözü verdin, biz de seni sonuna kadar destekledik. Ama hükümetin kurulamaması nedeniyle Fransa’nın imajı zedelendi. Senin de bunda payın var.” ifadelerini kullandı.

Hariri’nin basın ofisinden, Le Drian’ın kendisine sarf ettiği sözleri yalanlayan bir açıklama yapılmadı.

Öte yandan, aralarında Nasırcı Halk Organizasyonu ve Lübnan Komünist Partisi’nin de bulunduğu 14 muhalif siyasi parti ve grubun, Le Drian’la görüşmeyi reddettiği ve buna gerekçe olarak da Fransa’nın sömürgeci bir devlet olmasını gösterdiği dile getirildi.

Komünist Parti, yaptığı açıklamada, “mevcut mezhepçi siyasi sistemi yeniden canlandırma girişimlerini” reddettiğini belirtti.

Bugün ülkeden ayrılması beklenen Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, dün Cumhurbaşkanı Avn, Meclis Başkanı Berri ve eski Başbakan Hariri ile bir araya gelmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6 Ağustos ve 1 Eylül 2020’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’u ziyaret etmiş ve hükümetin kurulması için girişimde bulunmuştu. Ancak ülke içi anlaşmazlıklar nedeniyle hükümet kurulamazken Fransa’nın girişimi de başarıya ulaşamamıştı.

Macron, Lübnan’a gerçekleştirdiği ikinci ziyaretini tehditkar sözlerle sonlandırmış ve “Yetkililer, ekim ayının sonuna kadar bir ilerleme kaydetmezse sonuçları ve cezaları üstleniriz. Lübnan makamları bir şey yapmazsa uluslararası toplumun mali yardımlarının önü açılmayacaktır.” demişti.

Tarih otoriteleri soykırımı yalanlıyor

Türkiye’yi zor durumda bırakmak için sözde Ermeni soykırımı iddialarını, dünyanın ünlü tarihçilerinin araştırmaları çürütüyor. ABD’li, Rus, İngiliz, İrlandalı ve Fransız tarihçilerin yıllar süren araştırmalar sonrası yaptıkları açıklamalar, Ermeni iddialarının bir safsatadan ibaret olduğunu gözler önüne seriyor.

 Hakkı Bilir  İstanbul 

Dünyanın önde gelen tarihçileri, Ermeni soykırımı iddialarının bir safsatadan ibaret olduğunu bilimsel veriler ışığında dile getiriyor. Milletimize iftira bir iddia olmaktan öte gidemeyen sözde soykırım iddialarını tarihsel veriler de çürütüyor. İngiliz Tarihçi Bernard Lewis, Fransız tarihçi Dr. Maxime Gauin, Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg KuznetsovABD’li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthyİrlandalı Dr. Patrick Walsh gibi dünyanın önde gelen tarihçileri de Ermeni Soykırımı iddialarının büyük bir safsata olduğunu dile getiriyor.

Lewıs: Türkler soykırım yapmadı

Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı’yı arkadan hançerleyerek Anadolu’da Türk kıyımına girişen Ermeni çetecilerin torunlarının, tarihi ters yüz eden soykırım iddialarına dünyanın önde gelen tarihçileri sert tepki gösteriyor. Uluslararası sempozyumlarda, hakemli dergilerde ve ilmi röportajlarda görüş bildiren yabancı tarihçiler, soykırım iddialarını kesin dille reddediyor. İngilizlerin meşhur tarihçisi Bernard Lewis, 1993 yılında Fransa’da katıldığı bir sempozyumda soykırım iddialarının yalan olduğunu dile getiriyor. Lewis, “Ermeni soykırımı yoktur. 1915’te yaşanan olaylar, 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi Soykırımı ile eş değer tutulamaz. Ermeniler 1. Dünya Savaşı sırasında şiddet olaylarına başvurmuştur. O dönemki hükümetin Ermenileri ortadan kaldırmak gibi bir niyeti yoktur” ifadelerini kullanıyor.

Ermeniler iftira atıyor

Sözde soykırım iddialarının en büyük savunucularından olan Fransa’daki tarihçiler ise farklı bir söylem geliştiriyor. Fransız tarihçi Dr. Maxime Gauin, New York merkezli Türk-Amerikan Güvenlik Vakfına (TASFO) verdiği mülakatta, 1915 olaylarının bir “soykırım vakası” olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Gauin, ‘Soykırım gerçekleştirildi mi?’ sorusuna, “Milletvekilleri, memurlar ve üst düzey devlet adamları dahil, en az 350 bin, hatta büyük olasılıkla 500 bin Osmanlı Ermenisinin tehcirden muaf tutulması ve zorla tehcir kararının rasyonel bir ulusal güvenlik algısına dayanması hususlarını, soykırım olmadığına delil olarak gösterebilirim” şeklinde cevap veriyor. Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg Kuznetsov da Ermeni iddialarını kesin dille reddediyor. “20. Yüzyılda Uluslararası Ermeni Terörizmi Tarihi” kitabının yazarı Rus tarihçi Kuznetsov, “Ermeniler, tarihi ve yasal belgelerle bu propaganda teriminin geçerliliğini doğrulamanın mümkün olmadığını biliyor” tespitinde bulunuyor.

Arşivleri saklıyorlar

ABD’li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy de Ermenilerin arşivleri sakladığı uyarısında bulunmuştu. McCarthy “Ermeniler, arşivlerine kimsenin bakmasına izin vermiyor, saklıyorlar. Türkler, Osmanlı arşivlerini, askeri arşivlerini açtılar. Türkler, herkese arşivlerini gösteriyor, hatta Ermeniler bile gelip bu arşivlerden faydalanıyor” diyerek Ermeni ikiyüzlülüğüne dikkat çekmişti. İrlandalı Dr. Patrick Walsh de Türk-Amerikan Güvenlik Vakfına verdiği röportajda, “Ermeni Soykırımı olarak adlandırılan şeyin hukuki veya tarihsel bir temeli yoktur” diyor.

Irkçı Macron’un Fransa’sında camiler ve İslami kuruluşlar hedefte!

Fransa’nın güneybatısında yapımı devam eden Talence Camisi’nin duvarına İslam karşıtı, hakaret içerikli ifadeler yazıldı. Cami yönetiminden sorumlu Talence Müslümanlar Vakfı’ndan (AMT) yapılan açıklamada, 21 Nisan’da caminin giriş duvarına İslamofobik, ırkçı ve nefret dolu sözlerin yazıldığı belirtildi.

“Bu eylemi şiddetle kınıyorum”

Halka açık geçiş güzergâhı üzerinde bulunan bir ibadet mekânının duvarına yazılan ırkçı ve İslamofobik ifadelerin tahammül sınırlarını aştığı kaydedilen açıklamada, AMT Başkanı Mohamed Boultam’ın olaya ilişkin bu sabah şikâyette bulunduğu ifade edildi. Diğer yandan Talence Belediye Başkanı Emmanuel Sallabery, Cumhuriyet değerlerine ve temel özgürlüklere aykırı olarak nitelediği bu eylemi şiddetle kınadığını açıkladı. Şehrin tüm Müslümanlarla dayanışma içinde olduğunu vurgulayan Sallabery, yazılara ilişkin soruşturma başlatıldığını belirterek polisten faillerin bulunup cezalandırılmasını istedi.

Camiler ve İslami kuruluşlar hedefte

 İslamofobik saldırı ve olaylarla ismi son dönemde anılan Fransa’da yakın zamanda Strazburg, Nantes, Rennes kentleri dahil birçok şehirdeki camilerin bazıları kundaklanırken bazılarının duvarlarına İslam karşıtı yazılar yazılmıştı. İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, Ekim 2020’de yaptığı açıklamada, ‘radikal İslamcılık ile mücadele’ iddiasıyla ülkede yılbaşından itibaren kademeli olarak toplam 73 cami, özel okul, dernek ve iş yerinin kapatıldığını belirtmişti.