F-35

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

F-35

ABD’li isimden Türkiye için F-35 önerisi! İtirafı gündeme oturdu

ABD-Türkiye ilişkilerinde son dönemde S-400, F-35 gibi birçok mesele nedeniyle gerilimin yaşandığına işaret eden Eski ABD Siyasi-Askeri İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı emekli Tuğgeneral Mark Kimmitt, Türkiye’nin F-35’lerle ilgili yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve programdan çıkarılmasının kurallara aykırı olduğunu söyledi.

Antalya Diplomasi Forumu (ADF) için Türkiye’ye gelen Kimmitt, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Kimmitt, ABD-Türkiye ilişkilerinde son dönemde S-400, F-35, ABD’nin SDG/PKK/YPG’ye desteği gibi birçok mesele nedeniyle gerilimin yaşandığına işaret ederek ancak Brüksel’de NATO Zirvesi sırasında bir araya gelen Erdoğan ile Biden’ın bu konular üzerinde birlikte çalışmaya istekli olduklarını duyurduklarını belirtti.

“Komisyon kuralım önerisi”

ABD’nin Rus S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından Türkiye’yi savaş uçaklarını tehlikeye atacağını savunarak F-35 programından çıkardığını hatırlatan Kimmitt, Türkiye’nin iki ülke arasında bir ihtilaf olmadığını defalarca dile getirdiğini, bu konuyu araştırmak için bir komisyon kurulmasını önerdiğini ayrıca F-35’lerle ilgili yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve programdan çıkarılmasının kurallara aykırı olduğunu söyledi.

Mark Kimmitt, Türkiye’nin ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG/PKK’ya desteğine Türkiye’nin uzun süredir itiraz ettiğini, ABD’yle diğer terör örgütleriyle mücadele etmek için bir başka terör örgütünü kullanmanın anlamsız olduğunu ilettiğini de vurguladı.

“Mevcut iç meseleler, ABD’nin dış ilişkilerden ziyade içeriye odaklanmasına neden oluyor”

Kimmitt, ABD’de son dönemde yaşanan gelişmelere de işaret ederek “Amerika Birleşik Devletleri’nin iç ve dış politika konularını aynı anda ele alabilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum. Ancak mevcut iç huzursuzluk, 1960’lardan bu yana ABD’nin maruz kaldığı medeni haklar ve oy hakları gibi sorunlarla karşılaştırılamaz. Bu iç meseleler, ABD’de çok fazla dikkat çekiyor ve ırkçılık, servet eşitsizliği, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, ulusal borç ve iklim değişikliğinin getirdiği zorluklar, ABD’nin transatlantik bağların güçlenmesine değil de içeriye odaklanacağı anlamına geliyor.” değerlendirmesini yaptı.

Biden yönetiminde Avrupa ve NATO ile ilişkilerin yönünün ne olacağı sorusuna Kimmitt, “Başkan Biden ve yönetiminin, dış ziyaretlerinin son iki haftasında transatlantik bağları onarmaya çalıştığı açık.” yanıtını verdi.

Eski Başkan Donald Trump’ın NATO’yu sorguladığını ve Avrupa Birliği’nin (AB) ticaret politikalarının kendilerine karşı adil olmadığını savunduğunu, bu tutumun ABD’nin her iki organizasyonla bağlarını gerdiğini vurgulayan Kimmitt, ABD’nin “iyi bir başlangıç” olarak değerlendiği sözlerini, somut hedeflere dönüştürmek için gerekli diplomasi ve çabayı göstermesinin önemli olduğunu kaydetti.

Kimmitt, Çin ve Rusya’nın transatlantik ilişkilere etkisine ilişkin olarak da iki ülkenin ulusal politikalarının, Washington’ın politikalarından farklı olduğunu söyledi.

Mark Kimmitt, “Çin, Avrupa’yı yalnızca kendi vatandaşları için bir pazar ve refah kaynağı olarak görüyor ve Batı ile aynı insan hakları ve demokratik değerleri paylaşmıyor. Rusya ise Avrupa’yı sınırlarında bir tehdit olarak görüyor ve kesinlikle Avrupa ile benzer hürriyet, özgürlük ve demokratik yönetim gibi değerleri paylaşmıyor.” yorumunu yaptı.

Kimmitt, öte yandan ABD’nin transatlantik ilişkiyi, karşılıklı çıkar ve güven temelinde sürdürmeye istekli olduğunun altını çizdi.

F-35 için geliştirilmişti… Milli Muharip Uçak’ta ilk kez kullanılacak

F-35 savaş uçakları için geliştirilen SOM-J füzesinde önemli aşamalara geldiklerini aktaran TÜBİTAK SAGE Müdürü Gürcan Okumuş, “Çok yakında F-16’dan atışları da planlanıyor. SOM-J, F-35 iç istasyonu için geliştirilen bir seyir füzesi olmakla beraber hem F-16’da hem Milli Muharip Uçağımızın (MMU) iç istasyonunda kullanılabilecek çok yetenekli önemli bir seyir füzemiz” diye konuştu.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE), yüksek teknoloji ürünü bir dizi füze ve mühimmatı güvenlik güçlerinin kullanımına sunmaya hazırlanıyor.

TÜBİTAK SAGE Müdürü Gürcan Okumuş, AA muhabirine, yürüttükleri çeşitli projelerde gelinen aşamaya ilişkin değerlendirmede bulundu.

Okumuş, hava-hava füzelerinin geliştirilmesini içeren Göktuğ Projesi’nin Milli Savunma Bakanlığı tarafından 2013 yılında başlatıldığını ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yürütüldüğünü söyledi.

Projenin hava-hava füze teknolojisi olarak Türkiye’ye önemli bir teknoloji kazanımı sağladığını vurgulayan Okumuş, Bozdoğan füzesine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Önemli aşamaya geldik, kritik aşamaları aştık. Geçtiğimiz yıl yer testleri tamamlanmıştı, uçaktan atış testlerine başlamıştık. Onda da yakın zamanda Cumhurbaşkanımızın açıkladığı önemli gelişmeler yaşandı. Bozdoğan füzemiz uçaktan atıldı ve hedef uçakla başarıyla angaje oldu, onu imha etti. Bu tür projelerde test süreçleri devamlılık arz ediyor. Testler devam ediyor, yeni atışlar olacak. Bunların bir kısmının bilgisi veriliyor, bir kısmı da bilgisi açıklanmadan devam ediyor. Kritik aşamayı aştık, bundan sonra projenin çok daha hızlı ilerleyeceğini düşünüyoruz. Bu yıl sonunda ya da önümüzdeki yıl içinde tamamlanıp artık üretimiyle ilgili planlamaların yapılacağı aşamaya geldiğimizi söyleyebiliriz.”

Akıncı ve Aksungur’a SOM-J füzesi

SOM Seyir Füzesi Projesi’nde, SOM A, SOM B1’in envantere girdiğini hatırlatan Okumuş, bu tür projelerde sürekli yeni yetenekler kazanımıyla ilgili ek çalışmaları sürdürdüklerini bildirdi.

SOM B2, SOM C1, SOM C2 için geliştirme ve testlerin devam ettiğini ve yakın zamanda tamamlanacağına işaret eden Okumuş, şöyle konuştu:

“Bir yandan ek yeteneklerin kazanımı ve gösterimiyle ilgili testler de yapılacak ama SOM artık belli bir olgunluğa ulaştı. SOM, İHA’lara takılabilecek bir seyir füzemiz ama bir yandan da ROKETSAN’ın ana yükleniciliğinde SOM-J çalışmaları devam ediyor. SOM-J’de de önemli aşamalara geldik, çok yakında F-16’dan atışları da planlanıyor. SOM-J, İHA platformları için özellikle Akıncı, Aksungur gibi İHA platformları için daha da avantajlı. İHA platformlarında SOM’dan ziyade belki SOM-J’yi görebileceğimizi düşünüyorum. SOM-J, F-35 iç istasyonu için geliştirilen bir seyir füzesi olmakla beraber hem F-16’da hem Milli Muharip Uçağımızın (MMU) iç istasyonunda kullanılabilecek çok yetenekli önemli bir seyir füzemiz. İHA tarafından çoklu taşıma imkanları da sağlayacağı için SOM-J’yi görebileceğimizi düşünüyorum. Entegrasyonla ilgili bazı çalışmalar başladı. F-16’dan ilk atış testlerimizi tamamladıktan sonra hızla bu yıl içinde İHA’larda da önemli yol alacağımızı düşünüyorum.”

MMU için yeni sorumluluklar üstlenmeye hazırlanıyor

TÜBİTAK SAGE’nin MMU Projesi’ne yönelik çalışmalarına ilişkin de bilgi veren Okumuş, bunun çok önemli ve Türkiye’nin projesi olduğunu vurguladı.

TUSAŞ’ın ana yükleniciliğinde yürüyen projede TÜBİTAK SAGE olarak MMU’nun belli iş paketlerinde paydaşlık yaptıklarına dikkati çeken Okumuş, “Halihazırda yürüyen sözleşmelerimiz var. İlk etapta yerli ve milli mühimmatların MMU’ya entegrasyon tarafıyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor, yürüyen bir çalışmamız var. MMU çok büyük bir proje, bunun dışında farklı iş paketleri için de görüşmelerimiz sürüyor. Yetenek ve kabiliyetlerimiz ölçüsünde TUSAŞ ile bu projede önemli roller üstleneceğiz, yakın görüşmelerimiz devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Yeni yeteneklerle KGK varyantları geliyor

Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ve seri üretimi devam eden Kanatlı Güdüm Kiti’ni (KGK) de çok önemsediklerini vurgulayan Okumuş, kitin F-16’larla 110 kilometrenin üzerindeki hedeflere angaje olabildiğini söyledi.

KGK’de de ek yetenekler kazandırma, geliştirme çalışmalarının devam ettiğini belirten Okumuş, “Yakın zamanda özellikle algoritma ve yazılım tarafından yaptığımız iyileştirmelerle Aksungur İHA’dan 30 kilometreye başarılı bir atış gerçekleştirdik. Kısa vadede KGK ile SİHA’lardan 50 kilometrenin üzerine ulaştırabileceğimizi görüyoruz. KGK SİHA olarak bir varyantını geliştirmiş olduk. Hem Akıncı hem Aksungur’u, ilerideki muhtemel SİHA’larda kullanımı olacak stratejik bir ürün olarak görüyoruz. İtkisi olmamasına rağmen çok uzun mesafelere aerodinamik yapısı sayesinde ulaşabiliyor. KGK’nin geliştirme süreci farklı modellerle devam edecek, lazer arayıcı başlıklı bir KGK’yi kısa vadede geliştireceğiz. Benzer yetenekler kazanacak KGK. Hem jet uçaklarında hem SİHA’larda çok etkin olarak kullanacağız. Envanterimizde de yüksek adetlerde yer alan bir ürün.” diye konuştu.

Üst seviyede hava savunma için yeni füzeler

Gürcan Okumuş, TÜBİTAK SAGE’nin Türkiye’nin hava savunma sistemlerinin gelişiminde de sorumluluklar üstlendiğini dile getirdi.

Hava savunma sistemlerinin Türkiye’nin çok önemli bir ihtiyacı olduğunu vurgulayan Okumuş, HİSAR Projesi’nde önemli bir aşamaya gelindiğini bildirdi.

Okumuş, TÜBİTAK SAGE’nin de içinde yer aldığı uzun menzil hava savunma sistemi projesi Siper’in devam ettiğini anımsatarak, bunun katmanlı hava savunmanın çok önemli bir parçası olacağını anlattı.

Hava savunmanın Türk savunma sanayisinin öncelikli işlerinden biri olduğuna dikkati çeken Okumuş, şunları kaydetti:

“Hava savunmada Göktuğ Projesi kapsamındaki füzeler dünyadaki örneklerine de baktığınızda hava-hava füzeleri açısından çok önemli bir yerde. NASAMS Hava Savunma Füze Sistemi gibi bunların karadan ve denizden kullanılabilen varyantları var. Göktuğ Projesi’nde Gökdoğan ve Bozdoğan füzelerinin yeteneklerinin belli çalışmalar sonunda hava savunma füzesi olarak da değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. Gemiden veya karadan atılabilen farklı platformlara evrilebileceğini görüyoruz. Biraz daha geliştirilerek G-40 dediğimiz bir konseptimiz var, üzerinde çalışıyoruz. Bunların belli kısmı TÜBİTAK SAGE olarak iç proje olarak yürüttüğümüz veya kavramsal çalışmalarını belli bir noktaya getirdiğimiz projeler. İleri safhada Türkiye’nin katmanlı hava savunma sistemi daha üst seviyede planlanıyor. TÜBİTAK SAGE’nin bazı ürünleri de bunun parçası olacak. Halihazırda devam eden projeler var. Yeni projelerin içinde olabileceğimizi de düşünüyoruz.”

ABD şok olacak! F-35’leri devre dışı bırakacak sistem: Struna-1

Rus mühendisler tarafından geliştirilen Struna-1 radarının, son teknoloji F-35 de dahil, ABD’nin ‘hayalet’ uçaklarını tespit edilmesini mümkün kıldığı iddia ediliyordu. İşte geleneksel radar sistemlerinden faklı çalışan Struna-1 bisrtatik radar sistemi.

Uçaklar için gizlilik teknolojisinin geliştirilmesinden bu yana, birçok farklı sistem bu gizliliği kırmaya çalıştı.

Bu sistemlerden biri, Almaz-Antey Anonim Şirketi’nin bir bölümü olan NNIIRT tarafından geliştirilen Rus Struna-1 / Barrier-E bistatik radar sistemidir.

Almaz-Antey, Rusya’nın önde gelen hava savunma ve radar üreticisidir. Tor, Buk ve S-400 uçaksavar sistemlerinin yanı sıra kendi radarlarını yapıyorlar.

Struna-1 ilk olarak 1999’da geliştirildi. Struna-1’in bir geliştirilmiş versiyonu olan Barrier-E sistemi, daha sonra MAKS 2007’de ihracat için sergilendi.

Almaz-Antey’in sitesindeki kataloğunda yer almasa da, MAKS 2017’de diğer radarlarla birlikte görücüye çıktı. Sistemin Moskova çevresinde konuşlandırılacağı söyleniyor.

Struna-1, bistatik bir radar olduğu için çoğu radardan farklıdır. Yani alıcı ve vericinin aynı yerde bulunduğu geleneksel radar teknolojisinin aksine, iki farklı konumda yer alan radarın alıcısına ve vericisine güvenir.

Normal radar sistemleri, ters dördüncü güç yasası ile sınırlıdır. Radar hedefi iletim kaynağından uzaklaştıkça, radar sinyalinin gücü normal ters kare yasasına göre azalır.

Bununla birlikte, radar algılama, radar sinyalinin yansımalarını alarak çalışır. Geleneksel bir radarla bu, alınan sinyalin, verilenden dört kat daha zayıf olmasıyla sonuçlanır.

Uçaklarda ‘gizlilik’ için kullanılan malzemeler bu nedenle başarılıdır. Çünkü bir uçak uzaktan radar izini, onları saçarak ve radyasyon emici malzemeler kullanarak azaltabiliyor. Böylelikle radar izinin kalitesi düşüyor ve uçak hakkında kesin bilgiler almak güçleşiyor.

Struna-1’in geleneksel radarlardan farklı

Struna-1, vericiyi alıcıdan farklı bir konuma yerleştirerek bu sorunu çözüyor. Verici ve alıcı arasındaki bağlantı, ters dördüncü kuvvet yasasının tersine ters kare yasasına göre düştüğü için, geleneksel bir radara göre daha yüksek güce sahip oluyor. Bu, etkin bir şekilde bir radar ‘tuzak’ teli gibi kullanıldığından, radarın daha hassas olmasını sağlıyor.

Rus kaynaklarına göre bu kurulum, bir hedefin etkili radar kesitini (RCS) neredeyse üç kat artırıyor ve radyo dalgalarını dağıtabilen anti-radar kaplamaların etkisini yok ediyor. Bu, yalnızca ‘görünmez’ denilen uçakların değil, kanatlı kitler ve seyir füzeleri gibi düşük RCS’ye sahip diğer nesnelerin de algılanmasını kolaylaştırıyor.

Rus kaynaklarına göre, Priyomno-Peredayushchiy Post (PPP) olarak adlandırılan on alıcı / verici kule çiftinden pek çoğu farklı noktalara yerleştirilebilir.

Kaynaklar, kulelerin olası konfigürasyonlarına göre değişiklik gösterdiğini, ancak iki tek kule arasındaki maksimum açıklığın 50 km olduğunu söylüyor. Bu teorik olarak, maksimum 500 km’lik bir alan anlamına geliyor.

Bu kuleler nispeten düşük güç tüketimine sahip ve geleneksel radarlar kadar enerji yaymıyorlar. Bu özellik de onları anti-radyasyon silahlarına karşı daha az görünür hale getiriyor.

Kuleler aynı zamanda mobil bir şekilde, ileri konuşlandırmalara olanak sağlıyor. Birbirleriyle iletişim kurmak için mikrodalga veri bağlantılarına ve sistemden önemli ölçüde uzak bir mesafede konumlandırılabilen merkezi bir izleme istasyonuna yararlanırlar.

Dağıtılmış yapının belki de en cezbedici yanı, zincirdeki halkalardan biri devre dışı kaldığında, sistemin geri kalanı çalışmaya devam ediyor. Ayrıca bu radarların yerden 25 m yükseklikteki kuleleri, geleneksel radarların tespit edemediği alçak irtifa hedefleri de yakalayabiliyor.

Forbes’ta yer alan makaleye göre Struna-1, bir hedefi takip eden sabit radar aydınlatması sağlayamadığı için, hedef radarı görevi göremez. Bu nedenle karadan havaya füzelerde kılavuzluk etmek için kullanılamaz.

Struna-1 bistatik radarı, gizli uçaklar için her şeyi içeren bir algılama çözümü olmasa da, gelecekteki bir çatışmada gizli NATO uçakları için önemli bir tehdit oluşturabilir.

Sistem, diğer modern radar sistemleriyle birlikte, düşman hayalet uçaklarının konumu ve hareketleri hakkında kritik bilgiler sağlayabilir.

star.com.tr

F-35’lerin motor üreticisinden çok konuşulacak Türkiye çıkışı!

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini almasını bahane eden ABD, güvenlik endişeleri nedeniyle 17 Temmuz 2019 tarihinde, Türkiye’yi F-35 Müşterek Saldırı Uçağı programından çıkardığını açıklamıştı.

Aradan geçen yaklaşık 2 sene boyunca Türk şirketler, proje kapsamında bu jetler için üretmeleri gereken parçaları imal etmeye devam etti.

Geçen gün (21 Nisan 2021) Pentagon’dan yapılan açıklamada, Türkiye’nin F-35 programından resmi olarak çıkarıldığına ilişkin Ankara’ya bildirimde bulunulduğu belirtildi.

Washington yönetimi 2 sene boyunca Türkiye’nin ürettiği parçaları imal edecek ortaklar aradı ve bu süre zarfında bu sorunu kısmen çözdü. ABD, Türk şirketlerin imal ettiği çoğu parçayı üretecek yeni partnerlerle anlaşmalar imzaladı.

Motorda maliyet arttı

Ancak Türkiye’nin programdaki etkisi belli bir süre daha edecek gibi.

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu’nda konuşan Pratt & Whitney şirketinin Askeri Motorlar Başkanı Matthew Bromberg, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının motor maliyetlerini yüzde 3 düzeyinde arttıracağını söyledi.

Türkiye yaklaşık 3.000 parçadan oluşan F135-PW-100’ün (F-35A motoru) 188 parçasını üretiyordu. Motorun birim maliyeti ortalama 11-12 milyon dolar civarında. Kaba bir hesapla yüzde 3’lük maliyet artışı 300 ila 350 bin dolarlık bir paraya tekabül ediyor. Alp Havacılık, F135 motorunun titanyum alaşımlı yekpare fan rotorlarını (IBR) üretiyor.

Bromberg, Türkiye’den aldıkları F135 motor parçalarının yüzde 75’ini artık kendilerinin ve yeni tedarikçilerin üreteceğini, geri kalan açığın ise yıl sonuna kadar giderileceğini dile getirdi.

Bromberg ayrıca, Türkiye’nin projeden çıkarılması ve Kovid-19 pandemisi dolayısıyla, teslim programında geride olduklarını söyledi.

Resmi açıklama: Türkiye bazı parçaları üretmeye devam edecek

Aynı komisyonda konuşan Lockheed Martin’in F-35 Üretiminden Sorumlu Bölüm Başkan Yardımcısı Greg Ulmer ise, Türkiye’nin F-35’ler için 817 adet gövde parçası ürettiğini, geçen 2 senelik süre zarfında bunların 814 tanesinin başka tedarikçilere kaydırıldığını kaydetti.

Ulmer, iniş takımı ve orta gövde gibi bazı parçaların 2022 Mart’a kadar Türkiye tarafından üretilmeye devam edeceğini aktardı.

Türkiye’nin projeden çıkarılma süreci

Türkiye, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’na (JSF) Ortak Mutabakat Zabtı ile ortak üretici olarak katılmıştı. Programın katılımcıları Türkiye’nin yanı sıra ABD, İngiltere, İtalya, Hollanda, Avustralya, Danimarka, Kanada ve Norveç’ten oluşuyordu. Türkiye ilk etapta 100 adet F-35A uçağı almayı taahhüt etmişti. 2018’de 4 F-35 uçağının mülkiyeti Türkiye’ye verilmiş ancak uçaklar ABD’de, Türk pilotların da katıldığı eğitim programlarına tabi tutulmuştu. Daha sonra ise 2 F-35 uçağının daha mülkiyeti verilmişti. Ancak Türkiye ile ABD arasında S-400 krizi çıktığından bu 6 uçak Türkiye’ye transfer edilmemiş ve 2020 Savunma Bütçesi kapsamında bunların ABD Hava Kuvvetleri için alınması kararlaştırılmıştı.

ABD, Türkiye’yi F-35 programından çıkardığı Ankara’ya resmen bildirdi

ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon), Türkiye’nin F-35 programından resmi olarak çıkarıldığına ilişkin Ankara’ya bildirimde bulunduğu belirtildi.

AA muhabirine açıklama yapan ABD’li savunma yetkilisi, bildirimin nasıl gerçekleştirildiğine dair detay vermedi.

Yetkili, bildirimde, 2006’da katılımcıların imzasına açılan ve Türkiye’nin 26 Ocak 2007’de imzaladığı Ortak Mutabakat Zabtı’nın feshedilmiş olduğunun ve yeni mutabakat metnine Türkiye’nin dahil edilmediğinin belirtildiğini kaydetti.

Yetkili, 2006 tarihli mutabakatın geride kalan 8 ortakla güncellendiğini ve programa yeni herhangi ortak katılımcının eklenmediğini söyledi.

Türkiye, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’na (JSF) Ortak Mutabakat Zabtı ile ortak üretici olarak katılmıştı.

Programın katılımcıları Türkiye’nin yanı sıra ABD, İngiltere, İtalya, Hollanda, Avustralya, Danimarka, Kanada ve Norveç’ten oluşuyordu.

Türkiye ilk etapta 100 adet F-35A uçağı almayı taahhüt etmişti.

2018’de 4 F-35 uçağının mülkiyeti Türkiye’ye verilmiş ancak uçaklar ABD’de, Türk pilotların da katıldığı eğitim programlarına tabi tutulmuştu. Daha sonra ise 2 F-35 uçağının daha mülkiyeti verilmişti.

Ancak Türkiye ile ABD arasında S-400 krizi çıktığından bu 6 uçak Türkiye’ye transfer edilmemiş ve 2020 Savunma Bütçesi kapsamında bunların ABD Hava Kuvvetleri için alınması kararlaştırılmıştı.

Türkiye ayrıca uçak için 1005 parça üretiyordu. Türk firmalarının da bu üretime katılımı büyük oranda askıya alınmıştı. ABD’nin Aralık 2020 itibarıyla da 1005 parçanın tamamı için yeni tedarikçiler bulduğu ortaya çıkmıştı.

Bakan Mustafa Varank’tan kritik S-400 ve F-35 açıklaması

Rus devlet savunma sanayi şirketi Rostech’in Başkanı Sergey Çemezov, Türkiye ile ikinci parti S-400 sistemlerinin satın alınmasına dair görüşmelerin devam ettiğini açıklamıştı. Ayrıca teknolojik işbirliği ve S-400 için parçaların yerel üretimi imkânının görüşüldüğü belirtilmişti.

Rusya ile ortak S-400 üretimi hakkında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank şunları kaydetti:

 “Biz, nihai hedef olarak ihtiyaç duyduğumuz bütün savunma sanayi ürünlerini kendimizin üretebilmesini istiyoruz. Türkiye’de özellikle katmanlı hava savunma sistemleri ile ilgili çok önemli projeleri kendi kuruluşlarımız gerçekleştiriyor. Şu anda bunlarla ilgili de önemli adımlar atılmış durumda. Bunlar devam ederken bağımsız bir ülke olarak Türkiye, kendi satın almalarını, işbirliklerini geliştirmek üzere de çalışmalarını yürütüyor. 

S-400 meselesinde bunun iki paket halinde olması, birinci hazır alımdan sonra ikinci pakette özellikle beraber geliştirme ile ilgili zaten kamuoyuna açıklamalar var. Savunma Sanayii Başkanlığımız ile Rusya’daki muhatapları zaten görüşmeleri sürdürüyorlar. Biz herhangi bir ülkeyle herhangi bir teknoloji alanında iş yapmanın önünde bir engel görmüyoruz. Biz kendi geliştirdiğimiz teknolojilerle ilgili de başka ülkelere destek veriyoruz.

Onların sağlayabileceği katkıları kendi ürünlerimizde de kullanmak üzere işbirlikleri geliştiriyoruz. Eğer Rusya ile her iki ülkenin de çıkarına olacak projeleri beraber geliştirebilirsek bundan memnuniyet duyarız. Türkiye’nin ihtiyacına dönük bir netice buradan çıkarsa da bizim tabii avantajımıza olur.”

“Başka ülkelerle de işbirliğine açığız”

ABD’nin Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Varank, Türkiye’nin havacılık alanında önemli projeler başlattığını belirterek “İnsansız hava araçları hususunda çok önemli kabiliyetlerimiz var. Dünya medyasında Türkiye’nin insansız hava araçları teknolojisinin tüm konsepti değiştirdiğinden bahseden makaleler okumaya başladık. Yeni nesil savaş uçağı olarak ilan ettiğimiz kendi Milli Muharip Uçak projemizi de şu anda yakın bir takip içerisinde sürdürüyoruz. Mesela bu projede İngiltere ile yakın çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Dost ve müttefik ülkelerle iş birliğine açık olduklarını kaydeden Varank, şöyle devam etti:

“F-35 projesinden evet, şu an dışlanmış durumdayız ama orada da altını çizmemiz gereken bir husus var. F-35 projesinin çok kritik parçalarını aslında şu anda Türkiye üretiyor. Bazı parçaları tek kaynak olarak üretiyor. Yani Türkiye’de bu parçalar üretilmese uçakların üretilme şansı yok ama biz taahhütlerimiz çerçevesinde verdiğimiz sözlere asla halel getirmiyoruz. F-35 projesinde ülkemize yapılan haksızlığın bir ihtimal düzeltilebileceğini bekliyoruz.

Savunma sanayindeki yerlilik oranını yüzde 70’lere kadar çıkardıklarını dile getiren Varank, “Savunma sanayisi konusunda asla dışa bağımlılığı kabul etmiyoruz. Tamamen yüzde 100 kendi kendine yetebilen bir ülke olma hedefinde ısrarcıyız. Yüzde 20’lerde olan yerlilik oranını yüzde 70’lere çıkardık. Şu anda birçok projede gizli, açık ambargolarla sıkıntılar yaşadığımız durumlar oluyor. Biz bunları yaşamak istemiyoruz. Tamamen kendi kendine yetebilen ve dünyanın en kaliteli teknolojisini üretip dünyaya satabilen bir ülke hedefini kendimize koyduk” ifadelerini kullandı.

“Kategorik olarak ‘X ülkesinin uçağına karşıyız’ dememiz mevzu bahis olamaz”

ABD’nin F-35 kararı sonrası Rusya’dan Türkiye’ye bu alanda bir teklif geldi. Rusya Askeri Teknik İşbirliği Federal Servisi, Türkiye ile Rus savaş uçaklarının sevkiyatına ilişkin görüşmelere hazır olduklarını belirtti.

Başta Su-35 ve Su-57 olmak üzere Rusya’nın yeni nesil savaş uçakları ve Rusya’nın bu alanda işbirliği teklifini olumlu değerlendirebileceklerini belirten Bakan Varank şu ifadeleri kullandı:

“Ülkelerle işbirliklerimizi kendi ihtiyaçlarımız ve iki ülkenin karşılıklı çıkarları temelinde değerlendiriyoruz. Şu anda bizim asgari olarak havacılık alanında neye ihtiyacımız olduğu, gelecekte bir ihtiyaç karşımıza çıkar mı şeklindeki değerlendirmeler, Savunma Sanayii Başkanlığımız ile askerlerimizin ortaklaşa planlamaları ile oluyor. Kategorik olarak bizim, ‘X ülkesinin uçağına karşıyız, Y ülkesinin uçağına karşıyız’ dememiz mevzu bahis olamaz. Eğer mevcut ihtiyaçlarımıza dönük Rusya’da bir uçak varsa ve bizim bunu kendi sistemimize sokup çalıştırma manasında zorluk olmayacaksa biz tabii bu uçağı Rusya’dan ya da Avrupa’da başka bir ülkeden de alabiliriz.”

F-35 savaş uçaklarında büyük kriz!

ABD yapımı 5. nesil savaş uçağı F-35’lerde muharebe kabiliyetine zarar verecek ve pilotların güvenliğini tehlikeye atabilecek türden yaklaşık 900 hata bulunduğu öğrenildi.

5. nesil savaş uçağı olarak tasarlanan ve bazı ABD’li yetkililerin “dünyadaki en güçlü savaş uçağı” olduğunu savunduğu F-35’lerde çok sayıda hata bulunduğu ortaya çıktı. Bloomberg’in ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Test ve Değerlendirme Ofisi’ne dayandırdığı haberine göre ABD’nin en pahalı silahı olan F-35’lerde 871 kusur tespit edildi.

F-35 programı test birimi direktörü Robert Beler, hataların birçoğunun Nisan 2018’de tamamlanan geliştirme ve tanıtım aşamalarından önce tespit edildiğini söyleyerek o dönemde 941 kusur olduğunu kaydetti.

Bloomberg, şu anda uçakta 871 hata bulunduğunu ve bunun geçen seneye kıyasla sadece 2 hatanın ortadan kaldırıldığı anlamına geldiğini belirterek “Kusurlar, uçağın yazılımı ve donanımıyla alakalı. 10 kusur, pilotların güvenliğini tehlikeye atabilecek ve askeri operasyonların verimliliğini düşürebilecek kusurlar gibi birinci kategorideki potansiyel ciddi sorunlar arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.

Bloomberg, “F-35’lerin Rusya ve Çin’in oluşturduğu sert tehditler karşısında uçağın muharebe kapasitesinin doğrulanması için gereken imitasyon tatbikatlarına katılması gerekiyor. Ancak bunun ardından F-35’lerin seri üretimine geçilebilir” diye ekledi.

Kasım 2019’da ABD Savunma Bakanlığı Test ve Değerlendirme Ofisi’nin F-35’e ilişkin raporunda, 873 hata tespit edildiği ve bunların 576’sının uçağı geliştirme sürecinden beri devam ettiği belirtilmişti.

20 yılı aşkın süredir geliştirilmekte olan F-35 uçağı, son birkaç yıldır sınırlı görevler icra edebiliyor.

F-35 üretimi durdu! Abdullah Ağar bombayı patlattı

Pentagon, 398 milyar dolarlık F-35 programının tam kapasite seri üretim faaliyetine geçişini süresiz olarak erteledi.Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, F-35’lerin üretiminin durdurulmasının nedenini sosyal medya hesabından açıkladı.

Türkiye’nin parasını ödediği F-35’leri vermeyen ABD, kendisi de F-35’leri kullanamaz hale geldi. Pentagon, 398 milyar dolarlık F-35 projesinde üretimi teknik sorunlar nedeniyle süresiz askıya aldı. F-35’lerin üretiminin 2017’den bu yana sürekli ertelenmesi kafaları karıştırdı.

‘Hayaletlik’ özelliği ‘HayalETTİK’ oldu

Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, F-35’lerin ‘hayalet’ özelliğini çalışmadığı için askıya alındığını duyurdu. Ağar sosyal medya hesabından, Bloomberg’in haberini paylaşarak, “En önemli özelliklerinden biri “Hayaletlik” olan F-35’ler “HayalETTİK” yolunda! Pentagon, F-35 savaş uçağının üretimini teknik sorunlar nedeniyle süresiz olarak askıya aldı” dedi.

F-235’lerin görünmezlik özelliğiyle ilgili de Ağar, “Daha önce Alman radarları tarafından yetersizlikleri tespit edilen F-35’lerin Rus ve Çin radar ve HSS’leri tarafından radar izlerinin tespit edilebildiği ifade ediliyor. Şimdi Türkiye’nin elindeki S-400’ler ve Dünya’daki en iyi Hv Eğ alanı Konya bir başka değer kazanıyor.” bilgisi verdi.

‘S-400’ler ifşa eder diye vermediler’

Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal ise, F-35’lirin bize verilmeme nedeninin bizim S-400 hava savunma sisteminin F-35’in görünmezlik özelliği olmadığını ifşa edeceğinden korkmaları olabileceğini yazdı. Unül, “Bize F35 vermeme kararı muhtemelen bu eksikliklerden kaynaklanıyordu. Belki de bizim S400’lerin bu uçakların radarda görünmeme kabiliyeti olmadığını veya sınırlı olduğunu göstermesinden korktular. Yunanistan’a versinler. Bizim S400’ler karşılar.” ifadelerini kullandı.