ermeni

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

ermeni

AK Partili vekil açıkladı: Türkiye’ye karşı birlikte saldırı düzenleme kararı almışlar

ASALA-PKK iş birliğinin, Lübnan’ın Sayda kentinde bir köyde 7 Nisan 1980 tarihinde gerçekleştirilen bir toplantıyla başladığını aktaran AK Parti’nin tarihçi milletvekili Doç. Dr. Halil Özşavlı, bu toplantıda, “Türkiye’ye karşı birlikte saldırı düzenleme kararı” alındığını söyledi.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Özşavlı, ABD’de Michigan Üniversitesinde doktora eğitimini tamamlamasının ardından 2017’de İngiltere’deki Kent Üniversitesinde doktora sonrası, İngiliz arşivlerinde çalışmalarda da bulundu.

Özşavlı, yaptığı çalışmalar sırasında İngiliz istihbaratının, PKK ve ASALA terör örgütlerinin iş birliğini ortaya koyan bir belgeye ulaştığını anlattı.

İngiliz istihbaratının kayıtlarına göre, ASALA ve PKK’nın, Lübnan’ın Sayda şehrinde bir köyde 7 Nisan 1980’de toplantı yaptıklarını belirten Özşavlı, “Bu toplantıda Türkiye’ye karşı birlikte saldırı düzenleme kararı almışlardır. Farklı belgelerde de ASALA ve PKK ortaklığına dair birçok kayıt, bilgi ve belge vardır.” diye konuştu.

ASALA’nın kendi yayın organı Hayastan Dergisi’nde o toplantının fotoğraflarının yayınlandığını dile getiren Özşavlı, başlarında bere olan ve yüzleri gözükmeyen ASALA ve PKK terör örgütü üyelerinin bulunduğu bu fotoğrafı gösterdi, fotoğrafın altında yer alan Ermenice satırlarda “ASALA-PKK ortak toplantısı” yazdığına dikkati çekti.

ASALA-PKK ortaklığını gösteren eylemler

Toplantının yapıldığı yıl, 9 Kasım 1980’de Strazburg Türk Başkonsolosluğuna gerçekleştirilen bombalı saldırıyı, ASALA ve PKK terör örgütlerinin birlikte üstlendiğini hatırlatan Özşavlı, “ASALA, daha sonra Hayastan Dergisinde o saldırıya ilişkin fotoğrafı paylaşarak, bu saldırıyı yakın tarihte Türk devletinin Mardin’de etkisiz hale getirdiği 5 PKK’lının intikamını almak için yaptığını duyurmuştu.” diye konuştu.

Özşavlı bu saldırıdan 2 gün sora, Atina’daki Türk Turizm Ofisi’ne yapılan bombalı saldırıyı da ASALA ve PKK’nın üstlendiğine işaret ederek, “ASALA ve PKK ortaklığı sonraki yıllarda da devam etti. 1990’lı yıllarda Karabağ’da PKK’lı militanlar, ASALA için savaştılar.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Paris’teki Büyükelçiliğinin 24 Eylül 1981’de ASALA teröristleri tarafından ele geçirildiğini dile getiren Özşavlı, “60 kişiyi rehin aldılar, koruma görevlisini şehit ettiler. Polisler, Büyükelçiliğin etrafını kuşattıktan sonra teröristler ile polisler arasında pazarlıklar yapıldı. Çok ilginçtir, talepler arasında ‘Türkiye’de hapiste bulunan 5 PKK’lının salıverilmesi’ isteği de vardır. Tüm bu bilgi ve belgeler, ASALA-PKK ortaklığının 1980’den beri devam ettiğini göstermektedir. Bu ortaklık günümüzde de devam etmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu ortaklığın bugün de devam ettiğini örnekler ile açıklayan Özşavlı, “2015 yılında Ermenistan için Karabağ’da Azerbaycan’a karşı savaşan bir PKK’lı öldürüldü. Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan, o PKK’lının evine taziye ziyaretine gitmiş, PKK paçavralarının olduğu odada fotoğraf çekilmişti. Birkaç ay önce yine Suriye’den PKK’lı ve YPG’li teröristlerin Karabağ’da gidip savaştıklarını biliyoruz.” dedi.

“HDP-Ermeni Diasporası ortaklığına dönüştüğünün bir kanıtı”

Bütün bunların önemli bir bilginin delili olduğunu vurgulayan Özşavlı şöyle devam etti:

“HDP Yürütme Konseyi, sözde ‘Ermeni soykırımı’ iftirasını tanıdığını ve Türkiye’nin bununla yüzleşmesi gerektiğini söyleyen bir açıklama yayınladı. Halbuki Ermeni çeteleri 1890’lı yıllarda Doğu Anadolu’da 600 binden fazla Kürt’ü katletmiştir. Günümüzde kendine ‘Kürtlerin temsilcisi’ diyen bir siyasi partinin, Kürtleri öldüren Ermeni çetelerinin, Diasporanın tezlerine destek vermesi mümkün olamaz. Bugün HDP, bir şeyin bedelini ödüyor. Gerek Avrupa gerek ABD’de Ermeni Diaspora örgütleri, PKK’ya yardım ve yataklık yapmaktadır. Lobi faaliyetleri yapmaktadır.

Askeri anlamda, Ermeni militanlar da PKK’nın içinde. Bu iş birliğinin, yardımın bir bedeli olarak, PKK’nın dağdaki kadrosu, HDP’ye, ‘Soykırımı tanıdığını söyleyeceksin, destekler açıklamalarda bulunacaksın’ diye emretmiştir. HDP’nin bu açıklaması, bir borca müstenittir. PKK’nın, Ermeni Diasporası’na duyduğu bir borcun karşılığını ödemek için HDP, bu açıklamayı yapmıştır. HDP’nin bu açıklaması, zerre kadar hakikati yansıtmamaktadır. Aksine ASALA-PKK ortaklığının günümüzde HDP-Ermeni Diasporası ortaklığına dönüştüğünün bir kanıtıdır. HDP, daha önce olduğu gibi bugün de yine Türkiye partisi değildir, Türkiye düşmanlarının partisi olmaya devam etmektedir.”

“Ermenistan, Kafkasya’nın İsrail’idir”

ASALA terör örgütü liderlerinden Mihran Mihranyan’ın, bir Fransız gazetecinin sorusu üzerine, “Doğu Anadolu’da ‘batı Ermenistan’ dediğimiz bölgeyi geri istiyoruz. Bir Ermeni devleti kuracağız” dediğini anlatan Özşavlı, bunun üzerine gazetecinin, “Bu, Kürtlerin, Filistinlilerin rolünü üstleneceği ikinci bir İsrail devleti kurmak anlamına gelmez mi?” diye sorduğunu aktardı.

Mihranyan’ın bu soruya net bir cevap veremeyerek, “Biz, birlikte yaşayacağız” dediğini kaydeden Özşavlı, “Bu yüzden ‘Ermenistan, Kafkasya’nın İsrail’idir’ diyorum.” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarına ilişkin açıklamasına işaret eden Özşavlı, Ermeni diaspora örgütlerinin Biden’a, ABD seçimleri sırasında milyonlarca dolar bağış yaptığını söyledi.

“Ermeni soykırımı iddiası” değil, “Ermeni soykırımı iftirası” denilmesini isteyen Özşavlı, Avrupa’da “Türk inkarı” ifadesinin, bilinçli olarak kullanıldığının altını çizdi. Bu konuda bir yasal çerçeve yapılması gerektiğini vurgulayan Özşavlı, “Asılsız Soykırım İftiralarıyla Mücadele Kanunu” çıkarılabileceğini dile getirdi.

Murat Bardakçı 1915 olayları hakkındaki tek ses kaydını paylaştı

İşte tarihçi yazar Murat Bardakçı‘nın “Üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen karşımızdaki cazgırların hiçbir şekilde değişmediklerini göreceksiniz” dediği 40 sene önce yaptığı mülâkatın ses kaydı ile ilgili kaleme aldığı o yazı;

ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan konuşmasında üzerimize soykırım çamurunu sıçratmasının ardından, günlerdir 1915 olaylarını tartışıyoruz.

Bugün, bu konuda bundan 40 sene kadar önce yaptığım bir mülâkatın ses kaydını yoruma girmeden yayınlıyorum…

Dinleyeceğiniz kayıtlarda konuşan kişi tehcirin mimarının, yani Sadrazam Talât Paşa’nın eşi Hayriye Talât Hanım…

1895’te bugün Yunanistan’ın sınırları içerisinde bulunan Yanya’da doğan Hayriye Talât Hanım, 10 Mart 1911’de sonraki senelerin “Talât Paşa”sı olan Talât Bey ile evlenmiş; kocasının Dahiliye Nazırlığı ve sadrazamlık yıllarında başta Ermeni tehciri olmak üzere hemen bütün önemli hadiselere şahitlik etmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü en yakından görmüş, üstelik Talât Paşa’nın, yani kocasının 19 Mart 1921’de Berlin’de bir Ermeni terorist tarafından şehid edilmesi gibi büyük bir felâketi de tatmıştı!

Hayatının sonuna kadar hep “İttihadçı” kalan Hayriye Talât Hanım, eski İttihadçılar’ın ve onların soyundan gelenlerin “hanımefendisi” idi. Meselâ, onu sık sık ziyarete gelen rahmetli Celâl Bayar, bu ziyaretlerinden birinde Hayriye Talât Hanım için bana “O, benim şefimin refikasıdır” demişti!

Uzun ama birbirinden acı hatıralarla dolu bir ömür süren Hayriye Talât Hanım 15 Ocak 1983’te, Şişli’deki evinde vefat etti…

Onunla, vefatından üç ay kadar önce, 1982 Eylül’ünde, birkaç gün boyunca ve tamamı saatler süren uzun bir mülâkat yapmış, mülâkatın bir bölümünü Milliyet Gazetesi’nde “Kocam Talât Paşa” başlığı ile bir haftalık dizi olarak yayınlamış ve ASALA terörünün bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü o günlerde diasporadan hem mektupla, hem teleksle dünya kadar hakaret ve tehdit mesajları almıştım…

Rahmetli Hayriye Talât Hanım, Talât Paşa’ya ait olan ve altmış küsur sene boyunca itina ile muhafaza ettiği evrakı vefatından birkaç hafta önce, “Günün birinde neşredersin” diyerek bana vermişti…

Bu evrakı, Hayriye Talât Hanım’ın torunu olan dostum ve arkadaşım Ayşegül Bafralı’nın, içerisinde Paşa’nın tehcir edilen Ermeniler ile ilgili kayıtlarının yeraldığı ve babaannesi tarafından eski bir bavulun alt kısmına dikilmiş olan “kara kaplı defter”i bularak bana vermesinin ardından, ancak 2008’de kitap olarak yayınlayabildim…

Talât Paşa’nın hanımının hatırasını hürmetle yâdederken, onun ile 1982 Eylül’ünde, henüz yirmili yaşlarımda olduğum sırada yaptığım uzun mülâkatın bazı bölümlerini burada onun sesinden yayınlıyorum…

Hayriye Talât Hanım, ilk kayıtta Talât Paşa’nın tehcir öncesinde Ermeniler’in önde gelenlerine yaptığı uyarıları anlatıyor ve Doğu Anadolu’da yaşanan kanlı olayları naklediyor. İkinci kayıtta kocasının 19 Mart 1921’de Berlin’de Sogomon Tehliryan adındaki bir Ermeni terorist tarafında şehid edildiği günü ve hissiyatını; son kayıtta da Alman mahkemesinde apar-topar yapılan yargılamada dinlenen yalancı şahitleri ve katilin hemen serbest bırakılmasını hikâye ediyor.

Ses kayıtlarını dinlediğinizde hadiselerin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen karşımızdaki cazgırların hiçbir şekilde değişmediklerini, hâlâ aynı olduklarını göreceksiniz…

Talat Paşa’nın ikna çalışmaları

Talat Paşa yapmayın dedi. Kaç senedir Bakın sizi Paşa yaptık, vekil yaptık, hariciye vekili yaptık. Hariciye vekili Ermeni, Posta Telegraf Nazırı Ermeni. Osmanlı devleti size başka muamele ediyor, rahatsınız, vazgeçin. Ruslar da Ermenileri kışkırtıyor.

“İşte o zaman paşa isyan etti”

Ondan sonra öyle bir hale getirdiler ki onlar yaparken arkadan da ordu vur emri verdi.

Ermeniler ‘haklısınız ama bize muhtariyet vermeniz lazım’ dediler. Onu çıkarın aklınızdan demiş. Siz katiyyen Türkiye’den muhtariyet alamazsınız. Ben neysen sen de o. Ben vekilsem sen de vekilsin. Muhtariyet isteyince işte o zaman Talat Paşa isyan etti. Son dakikaya kadar yalvardı. Yapmayın dedi vekiller paşalar, doktorlar hepsini veriyoruz size. Rahat, paranız malınız mülkünüz elinizde.

Bütün valilere emir verildi. Mala taarruz etmeyin, kadına taarruz etmeyin. Himaye edin. Yollarını açın, serbest bırakın, gitsinler.

“Camilere girip hamile kadınları yardılar”

Camilere girip hamile kadınları yardılar, çocukları aldılar süngüye taktılar. Ermeniler böyle gösterdi Ermeni zulmünü. Bunu yazıyorlar mı, bunu söylüyorlar mı? Sonra da bize muhtariyet diyorlar.

“Türkiye’yi kurtaracak kafaları yok edeceğız dedi ve yaptılar”

Paşanın katili muhakemede söyledi. Biz mücadele edemeyiz Türkiye ile fakat Türkiye’nin en akıllılarını, Türkiye’yi kurtaracak kafaları yok edeceğiz dedi ve yaptılar.

Talat Paşa’nın şehit edilmesi

Bir gazeteci gelecekti karısıyla, öğlen. Yemeğe geleceklerdi. (Berlin) Saat 11’de gene Türklerden çok sevdiğimiz Refik bey, o geldi. O iyi Almanca konuşurdu. Beraberken ‘Hiç gitmek istemiyorum’ dedi. Allah’ım ya Rabb’im. ‘Senden ayrılmak katiyyen arzu etmiyorum’ dedi. Paşa çocuk musun dedim, ille de eteğime mi yapışacaksın dedim. Ne bileyim sen yanımdayken bir kuvvet hissediyorum dedi sokak kapısında. ‘Şuraya bir kravat alıp geleceğim’ dedi. Ben çıkamam evde iki tane adam var bakmak lazım.

Refik Bey geldi ve beraber çıktılar. Köşe başına kadar gittiler, balkondan baksaydım görecektim. Köşeden dönerken orada meydan vardı. Orada o adam (Tehliryan) arkasından geldi. Ensesinden Adam söyledi zaten iki defa teşebbüs ettim, o kadar tesir altından kalıyordum ki bana baktığı zaman cesaret edip silahımı alamıyordum dedi. Paşa baston kullanırdı. Fena halde hırpalamış katili. Polisler kurtardı.

Bu belgeleri HDP’lilerin yüzüne vurun! Katliamın şahidi nu kitap

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermeni mezalimine maruz kalan Kürtlerin torunları atalarına uygulanan katliamları unutmuyor. Kürtlerin torunları, yaşanan katliamları “Toprak kazıldıkça halen katliam mağduru Kürtlerin kemikleri çıkıyor”, “Sadece Bitlis’te 100 bine yakın Müslüman Ermeni çetelerce katledildi”, “Ermenilerin, Kürtlere yaptığı zulmü kimse yapmamıştır”, “Kürtlerin yüzyıl başında Doğu’da yaşadıklarını kimse unutmuş değil” sözleriyle özetliyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki kanaat önderlerinin Ermenilerin yüzyıl önce Kürtlere dönük katliamlarına ışık tutan açıklamaları şöyle:

Müslümanlara katliam

Molla Salih Turgut, “Ermenilerin, Müslümanları katliamı söz konusudur. Fakat buna dünya gözünü kapatıyor. Onlara, katliam yapılmış diyenler o dönemde onları kandıranlardır. Kim bunu destekliyorsa kötü niyetlidir. Bu hatta Ermeni halkına zulümdür. Geçmişteki oyunun aynısını yine oynuyorlar. Elimde bir kitap var. 30 yıl önce Diyarbakır’da sahaflardan aldım. Ortası delik deşik. Satıcıya kitap niye böyle diye sorduğumda ‘Ermeni çeteleri, Bitlis’i işgal ettiklerinde bu kitabı süngülemişler’ demişti. Sözde soykırım iddialarından söz ediyorlar. Bu apaçık hiledir, oyundur. HDP’nin bunu yapması kesinlikle büyük güçlere büyük destektir” dedi.

Sadece Bitlis’te 100 bin kişi

Bitlis Eren Üniversitesi Öğretim Üyesi Muhammed Zahid Kuldaş da “Tarih bu işin ispatıdır. Tarihi belgelere baktığınızda Ermeni çeteleri tarafından sadece Bitlis’te 100 bine yakın Müslüman katledilmiş. Van’da bir günde 43 bin insan katledilmiş. Arşivler açıldıkça bazı gerçekler daha da ortaya çıkacaktır. Amerika’nın soykırım olmadığına dair ellerinde veri olmasına rağmen Türkiye’nin Orta Doğu’da güç haline gelmesini kabullenmiyor. Ermenilerin yazdığı kitaplarda Ermenilerin katliamı Kürtlere mal ediliyor” diye konuştu.

Çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürdüler

Mardinli kanaat önderi Abdurrezak Sağlam ise “Ermeniler o dönemde Kürtleri katletti. Bunu herkes biliyor. Kars’ta 10 yıl kaldım. Orada çok kişiden dinledim Ermenilerin Kürtleri katlettiğini. Çoluk, çocuk, kadın yaşlı demeden üstlerine benzin dökerek yaktıklarını anlatıyorlardı” ifadelerini kullandı.

Onların yaptıklarını hiç kimse yapmadı

Babat aşireti lideri Hazım Babat da “Ermenilerin yaptığı katliamlardan neden kimse bahsetmiyor. Ermenilerin, Kürtlere yaptığı zulmü kimse yapmamıştır. Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Ermeni ASALA örgütü, 31 elçimizi şehit etti. ASALA’nın eylemleri kesildi, PKK terör örgütü başladı. PKK terör örgütü de Ermenidir. HDP, Kürtlerin temsilcisi değildir” diye konuştu.

Diri diri yaktılar

Karslı kanaat önderi Dağıstan Yıldız da Ermeni katliamlarını şöyle anlattı:

“Bizim asıl köyümüz Ağadeve köyü. Ermeni katliamında çevre köylerden insanları getiriyor samanlığa koyuyorlar. Mandayı ateşe vererek o samanlığın içine bırakarak insanları diri diri yakıyorlardı. Bu yerler mevcut, bellidir. Halen insanların kemikleri çıkıyor. Geçenlerde çobanlara küçük ev yapacaktık, dozeri yere vurduğumuzda katledilen insanların kemikleri çıktı. Öyle olunca ev yapmaktan vazgeçtik. Amcalarım ve dedemi birlikte kılıçla katlediyorlar. Şimdi yerleri belirledik ve etrafını da çevreledik ve o yere de bir bayrak astık. Ben 72 yaşındayım. O dönemin şahitleri Ermenilerin zulüm yaptığını anlatıyor.”

Belgeleri HDP’nin yüzüne vursunlar

Kikan aşireti lideri Mehmet Timurağaoğlu, ‘utancınızla yüzleşin’ diyen HDP’ye “Bu kadar gerçekler ortadayken neden böyle açıklama yapıyor” tepkisini gösterdi. Timurağaoğlu, “O yılların tanıklarını dinlediğimizde bizzat Ermenilerin Müslümanları katlettiğini söylüyor. Meclis’te Kürtlere yapılan katliamların o belgelerini HDP’li vekillerin yüzlerine vursunlar. Ermeniler, soykırımı Kürtlere yaptılar. HDP kesinlikle Kürtleri temsil etmiyor. Kürtlük ile alakaları yok. Bugün, Amerika için asker oldular. Amerika ve Avrupa’nın bu topraklarda söz sahibi olmalarını, bu kirli emellerini devam ettirmelerini ve yüzyıllar boyu buradaki insanların köle zihniyeti ile yönetilmelerini istiyorlar” dedi.

Müslümanlar zulümden kaçtı

Mardin STK Platformu eski Başkanı Mustafa Aydın, “Ermeni milliyetçi ve fanatikler Rus işgalini ve Osmanlı’daki güvenlik zaafiyetini istismar ederek Müslüman halka ki çoğu Müslüman Kürt komşularına yönelik çetecilik faaliyetinde bulundular. Yüz binlerce aile köyünü yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Erzurum, Ağrı, Kars, Muş, Van ve Bitlis’teki Müslüman nüfusun çoğu batı illerine göç etti. Bu Müslüman nüfusun büyük kısmı Kürtler’di. Şu anda Mardin’in Kızıltepe, Artuklu, Nusaybin, Ömerli ve Mazıdağı ilçelerine dağılmış on binlerce aile köken olarak Erzurum ve Muş çevresinden kopup gelerek buralara yerleşmiştir. İnsan ve hukukla ilgili sicilleri kapkara ülke ve gruplar Ermeni soykırımı ithamlarıyla ne yapmaya çalışıyorlar? Kürtlerin yüzyıl başında Doğu’da yaşadıklarını kimse unutmuş değil. Dolayısıyla Kürtlerin arkasına sığınarak kimse tarihi ters yüz etmeye kalkışmamalıdır. Vilayet-i Hamse denen Doğu illerimiz işgal ve mezalimi yaşadı. Suriye’de ve Halepçe’de yaşadı… Şimdi de Anadolu’da mı yaşatmak istiyorlar” dedi.

Dedem iki kardeşini kaybetti

Bitlisli kanaat önderi Abdulgani Mutlu, “Tarih ve belgeler ne söylüyorsa biz onu söylüyoruz ve destekliyoruz. Ne Biden’in ne de HDP’nin açıklamalarını desteklemiyoruz. Ailemizde ve özellikle dedem o dönemde Bitlis’ten ta Kars’a kadar bu savaşı yaşamış bir şahsiyettir. Rus savaşında dedem iki kardeşini kaybetmiştir. Aile olarak da bu işi yaşamışız. Hamidiye alayları kurulduğu zaman dedem de savaşmıştır. Biz muhacir olmuşuz, yerimizden çıktılar Siirt taraflarına gitmişiz, 3-4 yıl sonra tekrar memlekete geri dönmüşüz” dedi.

Yaralıyı bile zehirlemişler

Burukan aşiretinden Derme Alparslan, “O tarihlerde büyük babamın ağabeyi de şehit düştü. Ermeni çetelerine karşı büyük babamın babası Hamit Bey mücadele verdi. Kars’ta Kuva-i Milliye başkanıydı. HDP’nin bu görüş ve düşüncelerini esefle kınıyoruz. O dönemlerde büyük babamın ağabeyi Sultan Bey, Ermeni çeteleri tarafından yaralanıyor, hastanede kendisine zehir veriliyor, öyle şehit düştü. Ermeni çetelerin burada yaptığı katliam unutulur mu?” diye konuştu.

Şer odaklarına çalışıyorlar

Batmanlı kanaat önderi Yusuf Özdemir ise HDP’nin açıklamasına tepki göstererek, HDP’nin Kürtleri temsil etmediğini söylerken, “HDP yöneticilerini araştırın çoğu Kürt değil, Kürt olanlar da Müslüman Kürt değil. HDP eşittir PKK. HDP ve PKK tamamen Kürtlere zarar verme politikası üzerine yürütülen örgüttür. Şer odaklarına su taşımak için açıklamalarda bulunuyorlar. Türkiye devletinin iyiliği için yapılmayan bir açıklamadır, kabul etmiyoruz” dedi. (Yeni Şafak)

Alçağın telefon mesajlarına ulaşıldı: Türkleri avlayacağım!

ABD’nin Los Angeles kentindeki Türk restoranına 4 Kasım 2020’de düzenlenen saldırıya ilişkin Ermeni asıllı iki Amerikan vatandaşının telefon mesajlarında “Türkleri avlamayı” planladıklarını yazdıkları ortaya çıktı.

Gözaltında olan 23 yaşındaki William Stepanyan ve 27 Nisan sabahı yakalanan 23 yaşındaki Harutyun Harry Chalikyan’la ilgili hazırlanan iddianamede, sanıklara 6 suçlama yönetildi.

İddianameye göre William Stepanyan, 4 Kasım’da telefonundan gönderdiği bir mesajda “Türkleri avlamayı” planladığını belirtti ve aynı gün Harutyun Harry Chalikyan ile buluştu.

Restoranı basan sanıklardan birinin “Sizi öldürmeye geldik, sizi öldüreceğiz.” şeklinde tehditte bulunduğunun belirtildiği iddianamede, saldırıda birkaç kişinin yaralandığı ve iki sanığın restoranda 20 bin dolarlık hasara neden olduğu, restoranın geçici olarak kapandığı ve binlerce dolar gelir kaybı bulunduğu kaydedildi.

Sanıklar hakkında, 5 nefret suçundan 10 yıl, planlı suç işlemekten ise 5 yıl olmak üzere on beşer yıla hapis cezası isteniyor.

Türk restoranına yapılan saldırı

Los Angeles’ın Beverly Hills bölgesindeki “İstanbul Cafe” adlı restorana 4 Kasım 2020’de 20.30 sularında gelen 6-8 kişilik grup, restoranda bulunanlara saldırarak etrafa zarar vermişti.

Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, yaşları 20-30 arası olduğu tahmin edilen gruptakilerin restoran çalışanlarına sandalye ile saldırdığı, iş yerinde bulunan mobilya, bilgisayar ve diğer eşyaları kırıp döktüğü görülüyordu.

Restoran sahibi ve çalışanları, saldırganların Ermenice konuştuğunu, kendilerini ölümle tehdit ederek Türk ve Azerbaycan halkına da küfür ettiklerini aktarmıştı.

Ermeni diasporasına şok! Harekete geçildi

Türkiye’ye yönelik lobi faaliyetleri yürüten Ermeni diasporasına karşı harekete geçen Türkiye İletişim Başkanlığı Amerika’da açacağı sergiyle Ermeni teröristlerin işledikleri korkunç cinayetleri uluslararası kamuoyuna anlatacak.

yeniakit.com.tr  Ankara 

ASALA ve JCAG gibi Ermeni terör örgütlerinin şehit ettiği Türk diplomatlar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Los Angeles’ta ve İstanbul’da 24 Nisan’da eş zamanlı olarak açılacak sergi ile anılacak.

“Şehit Diplomatlar Sergisi” ASALA ve JCAG gibi Ermeni terör örgütlerinin Türk diplomatlara yönelik saldırılarının ilk şehitlerinin görev yeri olan Los Angeles’ta 24 Nisan 2021 tarihinde açılacak.

ASALA ve JCAG gibi Ermeni terör örgütleri tarafından 1970’ler ve sonrasında düzenlenen saldırılarda, 31’i diplomat ve onların aile mensupları olmak üzere 58 Türk vatandaşı şehit olurken; toplamda 77 can kaybı yaşanmış, çok sayıda kişi de yaralanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın “Şehit Diplomatlar Sergisi”, 1973-1984 yılları arasında Ermeni terör örgütlerinin tehditlerine ve saldırılarına rağmen görevlerinin başından ayrılmayan ve bu uğurda şehit olan Türk diplomatlara adandı.

“Şehit Diplomatlar Sergisi”, Los Angeles’ta 24-26 Nisan 2021, İstanbul Sirkeci Garı’nda ise 24 Nisan-30 Mayıs 2021 tarihleri arasında açık olacak

Rus tarihçiden olay açıklamalar! ‘Türklere karşı savaşmak için ABD’den yollandılar’

Bakü’deki Azerbaycan Diller Üniversitesinde görev yapan Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg Kuznetsov, New York merkezli Türk-Amerikan Güvenlik Vakfına (TASFO) verdiği mülakatta, “Ermeni sorunu” hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg Kuznetsov, Ermeni terör örgütlerinin dünyanın birçok yerinde eylemde bulunduğunu belirterek “Terörizm, Ermeni milliyetçiliğinin ideolojisi ve sistematik pratiğidir.” dedi.

Kuznetsov, Batı’nın ilk kez Ermeni oluşumlardan 1878 Berlin Konferansı’nın bitiminde bahsettiğine işaret ederek “Bundan evvel Avrupa, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı, Balkan halkları ve Ege adaları kartlarını oynadı. ‘Ermeni meselesi’ denilen olay, doruk noktasına ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ulaştı.” diye konuştu.

1912’deki Birinci Balkan Savaşı sırasında Fransız avukat ve diplomat olan Nobel Barış Ödülü sahibi Paul Henri Benjamin d’Estournelle de Constant’ın önderliğinde Ermenilerin Türklere yönelik zulmüne ilişkin bir soruşturma komisyonu kurulduğunu anlatan Kuznetsov, “Bu soruşturmanın sonuçları 1915’te Fransızca olarak yayımlandı ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle geri kalanı çok az biliniyor. Bu komisyon, sivillere yönelik en büyük insanlık dışı zulmün, Balkan Türklerine karşı Yunan ve Bulgar ordusu tarafından o savaş sırasında işlendiğini ve bu suçların failleri arasında çok sayıda etnik Ermeni olduğunu tespit etti.” ifadesini kullandı.

“Barışçıl Türk nüfusa karşı oldukça acımasız davrandılar”

Kuznetsov, Rus İmparatorluk Ordusu’nun bir parçası olarak Ermeni birliklerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’ya saldırması ve Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkas cephesinin açılmasıyla ancak Aralık 1914’te ortaya çıktığını kaydederek “Osmanlı’ya karşı savaşa katılmak için ABD’den de 250 Ermeni geldi. Bu tür düzensiz oluşumların, düzenli ordunun bir parçası olarak çatışmalara katılmaya pek uygun olmadığı, bu nedenle de ya cephe gerisi koruma birimleri olarak ya da sabotaj faaliyetleri için kullanıldığı açıktır. Bu nedenle bu kişiler, Rus ordusu tarafından ele geçirilen Osmanlı İmparatorluğu dışındaki topraklarda yaşayan barışçıl Türk nüfusa karşı oldukça acımasız davrandılar.” dedi.

Kafkas Cephesi Karargahı Genel Müdürlüğünün askeri yargı dairesinin 1916 yılına ait raporunu kendi gözleriyle gördüğünü vurgulayan Kuznetsov, “O zamanlar, yerel halka karşı Ermeni milislerin işlediği sabit olan cinayet, tecavüz ve yağma gibi çeşitli suçlardan işlem yapmışlardı. Savaş koşullarında bu tür suçların tek bir cezası olabilirdi: İnfaz!” diye konuştu.

Kuznetsov, ilk Karabağ Savaşı’nın sona ermesiyle Ermenistan’ın yükselişe geçtiğini belirterek burada savaşanların rütbelerine göre 50 ila 50 bin dolar para alıp, Rusya ve yörüngesindeki ülkelere taşınıp buralarda işler kurduklarını anlattı.

Rusya’da 1955’te Duma’nın 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını tanımasında bu Ermenilerin etkisine işaret eden Kuznetsov, “Bugün anlamalıyız ki bu adımın asıl sebebi o dönemde Rusya’nın siyasi elitlerinin Türk karşıtı zihniyetleri değil, her yabancı yatırımcının kendisi için en uygun koşulları talep edebildiği, ülkenin mali zayıflığıydı.” değerlendirmesinde bulundu.

Kuznetsov, bu kararın önemsiz olduğunun ve bugün, Türkiye ile Rusya ilişkilerinde ön plana çıkarılmadığının altını çizerek “Bu deklarasyonun önemsizliğini çok iyi anlayan Ankara, Rusya’da zaten bu tür belgelerin iptali için yasal bir prosedür de olmadığı için tanıma belgesinin varlığına odaklanıp geri çekilmesini talep etmeyecek kadar siyasi bilgeliğe sahip. Dolayısıyla Ermeniler dışında herkes, Rus milletvekillerinin bu hatasını görmezden gelmeyi tercih ediyor.” dedi.

Kuznetsov, “Ermenilerin terör faaliyetleri sadece Türk ve Azeri diplomatlara indirgenemez. Toplumsal ve kriminal bir olgu olarak Ermeni terörü çok daha derin ve çok daha çeşitlidir.” diye konuştu.

Sadece tarih değil, hukuk eğitimi de almış birisi olarak Rusya’daki Ermeni terörü sorununu geniş ve metodolojik olarak ele aldığını söyleyen Kuznetsov, “Ben şahsen Ermeni terörizmini, Batı Avrupa ülkelerindeki hukukçuların 1920’lerde düşündükleri gibi, münferit teröristler tarafından işlenen, özellikle ciddi kamusal tehlike içermeyen, ara sıra meydana gelen bir suçlar kümesi olarak görmüyorum. Terörizm, Ermeni milliyetçiliğinin ideolojisi ve sistematik pratiğidir.” ifadesini kullandı.

Ermenilerin 1918’e kadar topraklarında hiçbir zaman ulus devletlerine ve siyasi amaçlarına ulaşmak için güvenebilecekleri kaynaklara sahip olamadıklarının altını çizen Kuznetsov, şöyle devam etti:

“Tarih boyunca sahip oldukları tek şey, yabancı ve kendilerinden olmayan bir çoğunluk arasında yaşamak, para ve kandı. Böyle bir durumda, ortak çıkarları için geliştirebilecekleri tek mücadele biçimi, kitlesel şiddetin en ucuz biçimi olan terörizm olabilirdi. Ermeni milliyetçileri, bunu siyasi faaliyetlerinin en başından itibaren çok iyi anladılar ve bu nedenle devrimci partileri Taşnaktsutyun’un programının ikinci baskısında 1895’te mücadelelerinin ana aracı olarak terörizmi ilan ettiler. Taşnaklar terörle önce Ermeni nüfusunu, ardından Ermeni Gregoryen Kilisesi’ni boyunduruk altına almış, ardından ikamet ettikleri ülkenin yetkilileri ve itibarlı nüfusu aleyhinde iddialarda bulunmaya başlamışlardır. Yani Ermeni terörü, çok önce de vardı.”

”En ciddi terör tehdidi olarak görüyorum”

Kuznetsov, Ermeni terör örgütlerinin 1900’lerin başında Kafkasya’daki Rus yetkilileri hedef aldığını ve ardından birçok ülkede terör faaliyetlerinde bulunduklarını belirterek “Ermeni terörizmini, Filistin’den Kuzey İrlanda’ya kadar tüm diğer ulusal yönelimli veya ulusal renkli modern terörizm türleri arasındaki en ciddi terör tehdidi olarak görüyorum.” ifadesini kullandı.

Yaptığı çalışmalar ve yayınlar nedeniyle Ermenilerin tehdit ve önlemelerine maruz kaldığını anlatan Kuznetsov, “Son yıllarda Ermenilerin bana karşı cahilce saldırılarıyla sürekli yüzleşmek zorunda kaldım. Ancak dürüst olmak gerekirse Ermenistan’ın 2020 sonbaharında Azerbaycan’la olan savaşta yenilmesinden sonra bana yönelik saldırılar resmi düzeyde de internette de durdu. Görünüşe göre en azından şimdilik Ermeniler bana açıktan karşı değiller.” dedi.