Diyanet

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Diyanet

Sizi kandıranları değil anne babanızı dinleyin

Çocukları HDP tarafından kandırılan ve terör örgütü PKK tarafından dağa kaçırılan Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti 574’ncü gününe girerken Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dün anneleri ziyaret ederek destek verdi. Ailelere hediyeler verip onlar için dua eden Erbaş, gençlere de kendilerini kandırmaya çalışanları değil, ailelerini dinlemeye çağırdı.

Evlatları terör partisi HDP ve terör örgütü PKK tarafından dağa kaçırılan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019’da HDP Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde başlattığı oturma eylemi 574. gününe girdi. Kar, kış, sıcak, soğuk demeden evlat bekleyişini sürdüren anneleri dün Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ziyaret etti.

Beraberinde eşi Seher Erbaş, Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu, AK Parti milletvekilleri Mehdi Eker, Oya Eronat ve Ebubekir Bal ile ailelerle görüşerek onlara çiçek veren Erbaş, anne ve babalar için dua ettiklerini söyledi.

Dünyanın hiç bir gücü birliğimizi bölemeyecek

“Evlat acısının, evlat hasretinin en derin acılardan biri olduğunu bilerek buradayız. Cenab-ı Hak en kısa zamanda annelerimizin, babalarımızın evlatlarına kavuşmasını nasip eylesin” diyen Erbaş, sözlerini şunları söyledi: “Biliyoruz ki; medeniyetimiz kardeşlik, birlik, beraberlik medeniyeti. Asırlar boyunca bu topraklarda, İslam topraklarında, Peygamber Efendimizin vefatından 7 sene sonra İslam ile şereflenen bu topraklarda kıyamete kadar ezanlar dinmeyecek. Hiçbir terör örgütü bizi bu birlikten, beraberlikten mahrum bırakamayacak. Hiçbir dünya gücü, kendilerini büyük zanneden hiçbir güç bizi bu birlikten, beraberlikten mahrum edemeyecek. Gençlere en büyük tavsiyem, kendilerini kandırmaya çalışan kim olursa olsun, hangi hain grup, yapı, terör örgütü olursa olsun onlara karşı mutlaka annelerini, babalarını dinlemeleri, Kur’an-ı Kerime  sarılmaları, Peygamber Efendimizin kardeşlik, birlik ve beraberlikle ilgili sünnetine sarılmalarıdır.”

Anneleri gösterdikleri cesaret için tebrik de eden Erbaş “İnşallah devletimizin bu mücadelesi, güvenlik güçlerimizin, askerimizin, polisimizin gayreti, canlarını ortaya koyarak, şehit olmayı göze alarak yapmış oldukları bu mücadele ile en kısa zamanda başarıya ulaşacağız” dedi.

Bizim temsilcimiz değiller

Evlat nöbetinin ilk gününden beri dağa kaçırılan oğlu Mustafa’nın yolunu gözleyen acılı anne Ayşegül Biçer, Akit’e nöbetteki ailelerin çocuklarının geleceğine yürekten inandıklarını söyledi. Kürtleri Meclis’te temsil ettiğini iddia eden HDP’nin kesinlikle Kürtleri temsil etmediğini vurgulayan Biçer, “HDP bizim değil, Kandil’in temsilcisidir. Aileleri oturma eyleminden vazgeçirmek için her türlü yola başvurdular ama başaramadılar. Bizzat benim evime pencereden ölüm tehditleri yazan mektuplar attılar. Kapıma çarpı atıp korkutmaya çalıştılar. Zorla götürdükleri evladımı dağda kamera karşına çıkarıp terör örgütüne kendi isteğiyle katıldığını söylettiler. Kimse yalanlarına, oyunlarına aldırış etmedi. Çünkü herkes biliyor gerçek yüzlerini. Bilsinler ki biz kimseden korkmuyoruz. Devletimiz arkamızda. Çocuklarımıza kavuşmak için bize her türlü desteği veriyor. Minnettarız. Biz de evlatlarımızı alana kadar burada duracağız” dedi.

Dağa kaçırılan kızı Şeyma için Bursa’dan gelerek evlat nöbetine katılan anne Türkan Mutlu da buradaki ailelerin tek derdinin evlatları olduğunu söyledi.

Deli gibi korkuyorlar

HDP’den ve terör örgütünden hiçbir zaman korkmadıklarını, evlatlarını alana kadar eyleme devam edeceklerini kaydeden Mutlu “HDP’liler bizi kaç kez tehdit etti, bazı anne babaların yolunu kestiler. Buradaki ailelerin tek derdi bir an önce kaçırılan evlatlarına kavuşmak. Kavuşana kadar da kimse buradan ayrılmayacak. Birçok annemiz bu nöbet sayesinde evladına kavuştu. Onlarca terörist annelerin eylemi sayesinde teslim oldu. Giderek sayımız artıyor. Terör örgütü ve HDP buradaki anneleri gördükçe kendinden geçiyor, deli oluyorlar. Bizden deli gibi korkuyorlar” diye konuştu.

6 yıl önce 16 yaşında dağa kaçırılan oğlu Roşat için Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden oturma eylemine katılan Necibe Çiftçi ile Ağrı’dan 6 yıl önce dağa kaçırılan kızı Hayal için gelen Süheyla Demir di evlatlarına teslim olmaları çağrısı yaptı.

Diyanet’ten önemli çağrı: Haram olan bu büyük tehlikeye bir son verelim!

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla sosyal medyada bir mesaj paylaştı. Erbaş mesajında, “Her yıl Türkiye’de 100 bini aşkın kişinin ölümüne sebep olan sigarayla mücadelemizi topyekun sürdürerek dinimizce de haram olan bu büyük tehlikeye bir an önce son verelim” ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla mesaj paylaştı. Erbaş, Twitter hesabından şunları kaydetti:

“Her yıl Türkiye’de 100 bini aşkın kişinin ölümüne sebep olan sigarayla mücadelemizi topyekun sürdürerek dinimizce de haram olan bu büyük tehlikeye bir an önce son verelim. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü insanlığın bu vahim bağımlılıktan bir an önce kurtulmasına vesile olsun.”

Diyanetten cuma namazı için uyarı afişi

Diyanet İşleri Başkanlığı, COVID-19 ile mücadele sürecinde 29 Mayıs’ta yeterli bahçesi, avlusu ve açık alanı bulunan camilerde kılınmaya başlanacak cuma namazı için alınması gereken tedbirlere ilişkin afiş yayınladı.

Başkanlığın internet sitesinde, “Camilerimiz Cemaatine Kavuşuyor” başlığıyla yer alan afişte, COVID-19 tedbirleri kapsamında bir süredir cemaatle ibadet yapılamayan camilerin kademeli olarak ibadete açıldığı hatırlatıldı.

Camilerin abdesthane ve tuvaletlerinin kapalı olacağı için abdestin ev ve iş yerlerinde alınması uyarısı yapılan afişte, camide bulunulduğu süre içerisinde maskenin çıkarılmaması ve kişisel seccadeyle gelinmesi gerektiği vurgulandı.

Namazın işaretle belirtilen yerlerde kılınması gerektiği kaydedilen afişte, camiye giriş-çıkışlarda ve içeride güvenli mesafenin ihmal edilmemesi, namaz öncesi ve sonrasında fiziksel temas ile musafahadan kaçınılması gerektiği belirtildi.

Ayrıca afişte, hastalık belirtisi taşıyanlara namazı evde kılmaları tavsiyesinde bulunuldu. 

‘İnsan hakları’ diyenler 28 Şubat’ta neredeydi?

Eşcinsellik ve zinaya yönelik hutbesinden dolayı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı hedef tahtasına koyanlar ile 28 Şubat’ta başörtüsü yüzünden okuldan atılan kişilere ses çıkarmayan grup aynı kişiler.

Eşcinsellik ve zinaya yönelik hutbesinden dolayı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı hedef tahtasına koyanların eşcinselliği ‘sözde insan hakları’na saygı duydukları için savundukları yönünde savunma yapmalarının 28 Şubat’ta başörtüsünden dolayı okuldan atılan, ikna odalarına maruz kalanlara ilişkin ses çıkarmayan aynı zihniyetin olması samimiyetsizliklerini bir kez daha gözler önüne serdi.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan 28 Şubat Kadın Platformu Başkanı Mine İpek, şunları dile getirdi: “Her fırsatı dine saldırmayı ve dini  aşağılamayı kendilerine görev edinmiş bulunmaktalar. Kendi ülkesinin değerleriyle, inançlı insanların düşünceleriyle sürekli savaş halinde olmayı vazife edinenlerin, bulundukları  makamları kendi  ideolojilerini dayatmak, onlar gibi  düşünmeyenlere hakaret etmek için kullanmak  insan hakları kavramı ile örtüşmemektedir. Geçmişten günümüze insan hakları ihlallerini incelediğimizde, LGBT savunuculuğu yapan sözüm ona insan hakları savunucusu kesilen iradenin  28 Şubat sürecinde başörtülü kız öğrencilerin okuma hakkını dahi çok gördükleri tarihe aldıkları kararlarla geçmiştir. Kılık- kıyafete tahammülü olmayan, başörtüsü taktığı için ‘düzen bozucu’ olarak gördükleri  öğrenciler  hakkındaki aldıkları kararlar ortada.”

Yaşam hakkına ne oldu?

Bağımsız Ülkücüler Platformu Başkanı Adnan Baran da, şunları ifade etti: “Cinsiyet tercihine bakmadan herkesin hak ve hukukuna saygı duyuyorlar imiş. Peki o zaman daha dün, başörtülü kızlarımızın okuma hakları gasp edilirken, yerlerde sürüklenip istikballeri ellerinden alınırken, iknâ odalarında baskılar yapılırken, siz, değil miydiniz o zulümleri savunan. Milletin seçtiği başbakan ve bakanlar insanlık dışı işkencelere maruz kalıp, darağacında idam edilirlerken, siz değil miydiniz, cuntayı alkışlayan, darbeye ‘devrim’ diyen. 28 Şubat’ta şubede işkence gördüğünde, onun yara bere içindeki, resmini yayın organlarınız da yayınlayıp, ‘makyaj yakışmış’ diye alay eden siz değil miydiniz? Yahu, bunlar insan değil miydi? Yaşam hakları yok muydu?”

Erbaş: Milletimizin büyük desteği sorumluluğumuzu artırmıştır

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Milletimizin büyük desteği, İslami değerlere her daim sahip çıkması azmimizi, heyecanımızı, sorumluluğumuzu artırmıştır” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla, Ankara Barosu’nun ağır açıklamasıyla ilgili ilk kez yorum yaptı.

Erbaş, Al-i İmran suresinden “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topululuk bulunsun” ayetini paylaştı. 

‘Oyuncu bozuntusu’ Fırat Tanış’tan rezil açıklama!

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın sapkın eşcinseller ve zina hakkında yaptığı açıklamanın ardından İslam düşmanları adeta çılgına döndü. Oyuncu Fırat Tanış da Ali Erbaş’ın açıklamaları gündemdeyken skandal bir paylaşım yaptı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, verdiği hutbede eşcinselliğin ve zinanın haram olduğundan bahsetmiş, konuşması nedeniyle İslam düşmanları, dinimize karşı kinlerini Erbaş’tan çıkarmaya çalışmıştı.

Günlerdir gündemden düşmeyen tartışmaların ardından Erbaş üzerinden İslam’a yönelik saldırılar halen devam ediyor.

Sözde sanatçı Fırat Tanış da, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada rezil ifadeler kullandı. Erbaş’ı hedef gösteren Tanış, “Pandeminin (başta) ekonomik, sosyal, kültürel sonuçlarını konuşmayalım, düşünmeyelim diye; ne kadar ırkçı, homofobik, akılsız vs. varsa servis ediyorlar” dedi.

Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan flaş açıklama: Zina ve eşcinsellik kesinlikle haram

Din İşleri Yüksek Kurulu, Kur’an-ı Kerim’de zina ve eşcinselliğin kesinlikle haram olduğunu açıkladı.

Din İşleri Yüksek Kurulu, Kur’an-ı Kerim’de zina ve eşcinselliğin kesinlikle haram olduğunu açıkladı.

Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Yüce Allah tarafından gönderilen bütün peygamberlerin toplumlarına tebliğ ettikleri mesajların ve son din olan İslâm’ın, Allah’ın indirdiği hakikatler çerçevesinde vazgeçilmez inanç esasları, ilkeleri, ibadetleri, sosyal hayatı düzenleyen normatif kuralları vardır. Esasen dini din yapan unsurlar da bunlardır.

İslam, getirdiği ilahi hakikatlerle, insanlığın varoluşsal sorularına cevap veren, insan ve toplum hayatını en uygun biçimde düzenleyen, dünyayı insanlık onuruna yaraşır bir biçimde yaşanılır bir yer haline getirmeyi hedefleyen son hak dindir.

İnsanlığın bu hedefe ulaşabilmesi için İslam; hayatı, vicdanı, nesli, aklı, malı ve çevreyi korumak ve bunlara yönelen tehditleri bertaraf etmek için temel kurallar getirmiş ve müntesiplerinden bu kurallara tam bir duyarlılıkla uymalarını istemiştir. Gayrimeşru cinsel ilişkilerin her türü ve biçimini günah sayıp yasaklamak da söz konusu ilke ve kurallar çerçevesinde bir yaklaşımdır.

Bu yaklaşım, Kur’an-ı Kerim’den önceki kutsal kitaplar olan Tevrat ve İncil’de de aynen vurgulanmıştır.

Bu bağlamda İslam, cinsel hayatın, ancak evlenmeleri helal olan bir erkekle bir kadın arasında ve geçerli bir nikah akdine dayanan evlilik birliği içinde söz konusu olabileceğini açık ve kesin bir şekilde bildirmiştir.

Bu meşru daire dışında kalan cinsel ilişkiler ise İslam’da zina olarak nitelenmiştir. Toplumun çekirdeğini oluşturan ve onun geleceğini belirleyen aile kurumunu tehdit eden en büyük tehlikelerden biri olan ve toplumsal düzenin bozulmasına, nesillerin ziyan olmasına, insana mahsus bir erdem olan haya duygusunun yitirilmesine ve birçok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan zina hakkında Yüce Allah onun “son derece çirkin bir iş ve çok kötü bir yol” olduğunu beyan edip, bu suçun işlenmesi şöyle dursun, yanına bile yaklaşılmaması talimatını vermiştir (İsrâ, 17/32; bk. Furkân 25/68; Mümtehine 60/12). Aynı hüküm Kur’an’dan önceki kutsal kitaplarda da yer almış, bu suçu işleyenlere ağır cezalar verileceği beyan edilmiştir (Çıkış, 20/13; Tesniye, 5/18; 22/24; Matta, 15/19; Markos, 7/21).

İslam, zinanın yanı sıra bütün çeşitleriyle eşcinselliği de açıkça yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de eşcinsel ilişkinin çok çirkin bir fiil olduğu ve Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemek anlamına geldiği açık ve kesin bir şekilde ortaya konmuştur (Nisâ 4/ 15-16; A’raf, 7/80-84; Şuarâ 26/161-175). Kur’an’dan önce indirilen kutsal kitaplarda da aynı hükümler yer almış ve bu eylemlerin büyük bir günah ve ahlaksızlık olduğu belirtilmiştir (Levililer, 18/22; 20/13; Romalılar’a Mektup, 1/27; Korintoslular’a Birinci Mektup, 6/9).

Gerek zinanın gerekse eşcinselliğin yasaklanmasındaki en önemli hikmet, evliliğin ve aile olmanın meşru kılınmasındaki hikmetle aynıdır. O da yaratılış kodlarına uygun nezih ve meşru bir cinsel hayat yaşanması ve insan neslinin sağlıklı bir şekilde devamının sağlanmasıdır.

Allah Teala, insanın fıtratına yani yaratılış gereği sahip olduğu bedensel ve ruhsal öze aykırı her fiili yasaklamıştır. Bu açıdan bakıldığında fıtrat ile din arasında mükemmel bir uyum vardır. Din, insanın fıtratına aykırı bir emir ve yasak içermez.

Zira Allah, insanın ilk yaratılış halini, temiz ve aslî tabiatını korumasını ister. Allah Teala, Rûm suresinde bu gerçeğe şöyle işaret etmektedir: “O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30/30).

Zina ve eşcinselliğin yasaklanmasında bir diğer hikmet de insan neslinin meşru bir şekilde devamının sağlanmasıdır.

Bizi yaratan, yaşatan Allah, insan neslinin devamının da ancak meşru ve fıtrata uygun birliktelik olan nikahla ve bununla oluşan aile kurumu içerisinde olabileceğine hükmetmiştir.

Buna göre hukuki ve ahlaki bakımdan bireyi zarara uğratan bütün nikahsız ilişki türleri dinimizce yasaklanmıştır.

Bu noktada şu hususa dikkat edilmelidir: Anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanlığın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu, ilgili kanunda belirtildiği üzere “din konusunda toplumu aydınlatmak” ve “İslam dininin temel kaynakları ve metodolojisi ışığında” topluma sahih dini bilgiyi ulaştırmakla görevlendirilmiştir.

Bu sorumluluğun bir gereği olarak her türlü gayrimeşru cinsel ilişkinin dinen büyük bir günah olduğunun açıklanmasını, “nefret söylemi” üretmekle veya ayrımcılıkla nitelemek, son derece haksız ve sorumsuz bir davranıştır.

Kaldı ki böyle bir söylem, bütün insanlığa gönderilen son din İslam’ın kendisini, bu dinin kitabı Kur’ân’ı ve peygamberi Hz. Muhammed’i “nefret”in kaynağı olarak göstermek olduğundan büyük bir vebaldir. Aynı zamanda halkımızın benimsediği dinî ve manevî değerleri aşağılamak anlamına gelmektedir.
Şu da bilinmelidir ki, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanlığa bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu, İslam dininin temel ilkeleri, kuralları ve amaçları konusunda halkımızı aydınlatmak için kanunun kendisine verdiği görev ve yetki çerçevesinde çalışmalarına devam edecektir.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı hedef almışlardı

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Cuma Hutbesinde eşcinsellik ve zinanın haram olduğunu ifade etmiş, Ankara Barosu skandal bir açıklama ile Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ı hedef almıştı.

Diyanet’ten, “ateş düşürücü verildi” iddialarına yalanlama

Diyanet İşleri Başkanlığı, “Diyanet yetkilileri uçakta umreden dönen vatandaşlara ateş düşürücü ilaç verdi” iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek, konuyla ilgili hukuki süreç başlatılacağını açıkladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı, umreden dönen vatandaşlara Diyanet yetkililerince ateş düşürücü ilaç verildiği iddialarının asılsız olduğunu bildirdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, bir siyasi parti yöneticisinin 2 Nisan’da TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Diyanetin organizasyonuyla umreye giden vatandaşlarla ilgili çeşitli iddialar ortaya attığı hatırlatıldı.

“Hukuki süreç başlatılacaktır”

“Diyanet yetkilileri uçakta umreden dönen vatandaşlara ateş düşürücü ilaç verdi” iddiasının tamamen gerçek dışı olduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

Diyanet İşleri Başkanlığımız, hac ve umre ibadeti için kutsal topraklara giden vatandaşlarımıza sunduğu sağlık hizmetlerini, Sağlık Bakanlığımızla yapmış olduğumuz iş birliği çerçevesinde, Bakanlığımızın sağlık çalışanları aracılığıyla yürütmektedir. Dolayısıyla Başkanlığımızca vatandaşların ibadetlerine rehberlik etmek için görevlendirilen personelimizin sağlıkla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunması mümkün değildir.”

Umreden dönenlerle ilgili sürecin başından beri Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumlarla iş birliği ve koordinasyon içinde yürütüldüğü ifade edilen açıklamada, “Somut bilgi ve belgeye dayanmadan bu asılsız iddiayı öne sürenler hakkında Başkanlığımız tarafından hukuki süreç başlatılacaktır” bilgisine yer verildi.