Darbe

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Darbe

Celal Bayar’ın torunundan darbe itirafı

Türk siyasi tarihinin en büyük kara lekesi olan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 61 yıl geçti. Darbenin ardından, serbest seçimle iktidara gelen ilk siyasi parti olan Demokrat Parti kapatıldı ve bir yıl sonra Başbakan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, Sabah’a yaptığı açıklamalarda, darbeye ilişkin önemli sözler sarf etti.

Naskali’nin sözleri şu şekilde:

Ben doğduktan kısa bir süre sonra büyükbabam Celal Bayar, Cumhurbaşkanı oldu. Çocukluğum 1960 yılına kadar Çankaya Köşkü’nde geçti. Yassıada ve Kayseri cezaevleri sürecinden sonra Çiftehavuzlar’daki evimizde birlikteydik. Ömrümün önemli kısmı birlikte geçti.

Büyükbabam 27 Mayıs darbesinin ayak seslerinden mutlaka haberdardı. Kendisine ulaşan istihbarat bilgileri, bir merkezden tertiplenen nümayişler, Harp Okulu öğrencilerinin Ankara’da gösteri yürüyüşü -tabii bu yürüyüş Harp Okulu komutanının emriyle oluyor-… Büyükbabam, Osmanlı döneminin son yıllarından itibaren siyasetin içinde bulunmuş, pek çok olaya şahit bir insan. Hem deneyimi, hem sezgileri güçlü.

“Tank seslerine uyandım”

Ben 10 yaşındaydım. Çankaya Köşkü’ndeydim. Çankaya yokuşundan yukarı çıkan tank sesleriyle uyandım. Büyükbabam Celal Bayar’ı almaya gelmişlerdi. Götürmeye gelenlerle karşı karşıya gelince silahını çıkarıyor. “Milli iradeyle geldim, milli iradeyle giderim, siz kim oluyorsunuz?” dedikten sonra silahını kendisini almaya gelenlere çeviriyor. İçinden bir ses “Katil olma” diyor.

“Silahı şakağına dayadı, tutukluk yaptı”

Bunun üzerine silahı şakağına dayıyor. Silah tutukluk yapıyor. Üstüne atlayarak silahı elinden alıyorlar. Büyükbabamı önce Harbiye’ye sonra da Yassıada’ya götürülüyor. Yassıada sonrasında idam edilmek üzere İmralı’ya götürülüyor. Diğer idamlıklarla birlikte elleri arkadan bağlı bir gece geçiriyorlar. Hücrede beklerken arkadaşları idam ediliyor. Ömrünün sonuna kadar sessiz bir matem yaşadı.

Darbeden birkaç gün sonra anneannem, annem ve üç kız kardeş İzmir’de ev hapsine alındık. Evin etrafında bir manga silahlı asker nöbet tutuyordu. Mektuplarımızı zarfı kapatmadan açık olarak verirdik, kontrolden geçtikten sonra postalanırdı. Bize gelen mektuplar da açılmış ve sansürden geçmiş olarak bize verilirdi. Dışarı çıkmamız yasaktı, ziyaretçi yasaktı. Yassıada mahkemeleri başladığında İstanbul’a gelmek için başvuruda bulunduk. İstanbul’a döndük ama evimiz mühürlenmişti ve bir akrabamızın evinde kaldık.

Yassıada mahkemeleri başlamıştı. Radyoda her akşam Yassıada saati programında Yassıada’dakileri küçük düşürmek için bir program yayınlanıyordu. Darbe marşı çalınıyordu.
Nihayet kendi evimize girebilmiştik ama takip altındaydık. İdam kararları okunduktan sonra avukatımız haberi anneanneme vermek için eve geldi. “Maalesef haber iyi değil, idama hükmettiler” dedi. Anneannem büyük tevekkülle “Teşekkür ederim Gültekin Bey” dedi ve dua etmek üzere odasına çekildi.
Anneannemin kalbi fazla dayanmadı. Büyükbabamı Kayseri’de ziyarete giderken trende vefat etti. Cenazesi Ankara’dan kalktı. O güne kadar bir kadın için en kalabalık cenazeydi. Sevenleri çoktu ama cenaze darbeye karşı ilk toplu hareketti.

“Mahkemeler düzmeyeceydi”

Yassıada mahkemeleri hukuk dışı düzmece bir gösteriydi. Kararlar önceden verilmişti. Darbecilere akıl veren profesörler, Demokrat Partililerin vahim suçlarla hüküm giymeleri gerektiğini, aksi takdirde darbecilerin isyan suçundan suçlu duruma düşeceğini söylemişler. Mahkeme heyeti de Milli Birlik Komitesi’nin güdümünde çalışacak kimselerden oluştu. Yassıada mahkemesi, darbeyi meşru göstermek için tasarlanmış bir senaryodur.

15 Temmuz ruhu vurgusu

Türkiye’de darbe arzularının son bulduğunu düşünmüyorum. Silah önemli bir güç. Silah ve kişisel hırs birleşince… Ama 15 Temmuz darbe girişimine karşı halkın gösterdiği tepki ve darbe girişiminin bastırılması, darbe heveslilerine caydırıcı bir ihtar oldu. En tepeden bir ordu örgütlenmesi dışında bir darbenin bundan sonra pek mümkün olduğunu düşünmüyorum.

“CHP darbenin tam içindeydi”

Hem 27 Mayıs’ın gerçekleşmesinde hem darbe rejiminin sürmesinde İnönü’nün ve CHP’nin önemli rolü olmuştur. Darbeden sonra İnönü, gazetecilere “Darbenin ne içindeyim ne dışında” demişti, yani “Kirli işi başkalarına yaptırdım, maksadıma ulaştım” demişti. Tabii o dönemlerde darbe sözü kullanılmıyor, devrim veya ihtilal deniyor.

CHP medyası darbede çok etkili oldu. Akıl almaz iğrenç yalanlar yazdılar. İnönü’nün damadının çıkardığı Akis dergisi, darbeye çok hizmet etti. Mesela, büyükbabamın asılması için kapak bile yaptı.

Ben o yıl ilkokulu bitirecektim ama Ankara’dan ayrılınca sınavlara giremedim. İzmir’de ev hapsindeyken annem ilkokulu tamamlayabilmem için dilekçeler yazdı. Bu dilekçeler üzerine bir gün bir askeri cip, içinde bizim subay ve Thompson tüfekli bir er beni aldı ve Çeşme’deki bir ilkokula götürdü. Sözlü, yazılı, tek başıma bir heyetin karşısında ilkokul sınavı verdim. Bir gece, hava kararmış, bir bekçi diplomamı getirdi. Ancak diplomadaki resmimi boydan boya yırtmışlar yani diploma geçersizdi. Annem diplomayı kabul etmedi ama bekçi çok yalvardı, “Mağdur olurum, evrakı lütfen teslim alın” dedi. İstanbul’a döndüğümüzde hiçbir devlet okulu beni almadı. Bir iki yıl böyle geçti. Demokrat Partililerin çocuklarının eğitim hayatı zor geçti. Okulu bırakanlar oldu.

AK Parti’den emekli amirallerin ‘darbe’ bildirisine tepki!

AK Parti MYK Toplantısı’nın sona ermesinin ardından Sözcü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu. Çelik, 104 amiral eskisinin yayınladığı darbe imalı bildiriye tepki gösterdi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik MYK Toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.

İşte açıklamalarından satır başı:

“(Bazı emekli amirallerin açıklaması) MYK’miz kayıtsız ve şartsız bir şekilde bu bildiriye karşıdır.

Bildirinin neye hizmet ettiğini biliyoruz. Tek hizmet etmediği şey, Türkiye Cumhuriyeti’dir, Türkiye’nin demokrasisi, sivil siyasetidir.

Bunların yazılımında demokrasi bir virüstür, muhtırayı ise bir aşı olarak kabul ederler.

Böylesi bir bildiri karşısında, ‘Buna bu kadar tepki vermeye ne gerek var’ diye konuşanlar esasında geçmişteki geleneği sürdürerek demokratik iklimi zehirleme teşebbüsünün bir parçası haline geliyorlar.

Sessiz kalsaydık adı muhtıra olacaktı, sessiz kalmayınca ‘ifade hürriyeti’ diyerek bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Yaptıkları hizmetlerle anılmaları gerekirken, bu şekilde anılacak bir tavır içerisine girmeleri kendi itibarlarına yönelik suikasttır.”

Milletimiz darbecilere dersini vermiştir

Türkiye, önemli projelerini hayata geçirerek dünyada söz sahibi olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, 2021 yılına girdiğimiz şu günlerde malum zihniyet hâlâ başörtüsü, darbe tartışması yapıyor.

Hasan Eğrigöz  Ankara 

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan TBMM İdare Amiri ve AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan“Genelkurmay Başkanlığı yapmış birinin vesayet rejimine özlem duyarcasına bugüne göndermelerde bulunması, eski CHP milletvekilinin başörtüsü düşmanlığı yapması sadece muhalif olmakla açıklanamaz. Oyunun farkındayız. Darbe çığırtkanlıkları, Batı’dan iktidar dilenmeler, AB’ye ram olmalar, aba altından sopa göstermeler, ardından öğrenci olayları ve sokak gösterileri. Hatırlatmak isteriz ki 27 Mayıs darbesine giden yol, bu tür yalan tezviratlarla örülmüş, Menderes hükümeti görevden uzaklaştırılmış, milli irade gasp edilmişti. Milletimiz; 18 yılda 14 seçimde Cumhuriyet Mitingi nasıl düzenlenir göstermiş, 15 Temmuz’da da darbecilere dersini vermiştir. Efendilerinin emriyle okullarımızı, sokaklarımızı darbecilik ve devrimcilik oyunlarıyla karıştırmak isteyen terör örgütlerinin provokasyonlarına masum öğrencilerimizin alet olmayacağına inanıyoruz. Milli iradeye ve sandığa tahammülü olmayan bu zihniyet asla amacına ulaşamayacaktır” şeklinde konuştu.

“Sakat anlayış, hastalıklı zihniyet”

Başörtüsü ile darbeyi gündeme getirenlerin hastalıklı zihniyete sahip olduğunu ve milletimizin başörtüsüne de iradesine de sahip çıkacağını ifade eden MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay da, “Her iki hezeyan da malum zihniyetin dışa vurmuş halidir. Son derece sakat anlayışın, hastalıklı zihniyetin karşısında olan milletimiz, başörtüsüne de, iradesine de sahip çıkar. Bu ülke de, bu zamanda kimsenin başörtüsüyle, giyim, kuşamla bir sorunu yoktur. Bunu hâlâ nasıl gündeme getirebiliyorlar anlamak mümkün değil. Genelkurmay başkanlığı yapmış, böylesine tecrübeli birinin darbe iması ile konuşması akıl tutulmasıdır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: yeniakit

Kara Kuvvetleri darbe girişimi davasında 92 sanık hakkında karar

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki darbe girişimi eylemlerine ilişkin davada 12 sanık ağırlaştırılmış müebbetle ceza yerken, 80 sanık müebbet hapse çarptırıldı.

15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen darbe girişiminde hain planlamaları yapan ve faaliyetlerde bulunan teröristlerin cezaları verildi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki darbe girişimi eylemlerine ilişkin bugün sonuçlanan davada 12 sanık ağırlaştırılmış müebbet, 80 sanık müebbet hapse çarptırıldı.

22 sanık darbeye yardım suçundan cezalandırılırken, 9 sanık beraat etti.

FETÖ’cü sanıkların aldıkları cezalar şu şekilde:

Dönemin KKK Cari Harekat ve Komuta Kontrol Daire Başkanı eski tuğgeneral Adem Boduroğlu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Dönemin KKK Personel Başkanlığı Plan Şube Müdürü eski albay Mutlu Serkan Vurdem, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Dönemin KKK Tayin Daire Başkanı eski tuğgeneral Mücahit Tamer, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

FETÖ’nün darbe girişiminde Kara Kuvvetleri Plan ve Harekat Daire Başkanı olan eski tuğgeneral İbrahim Lütfi Nuhoğlu, müebbet hapis cezası aldı.

Demokrasiye vurulan darbenin üzerinden 60 yıl geçti

Eski Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesi, Türk demokrasi tarihinde “kara bir leke” olarak yerini aldı.

1946’nın ocak ayında kurulan ve Mayıs 1950’de halkın büyük desteğini alan Demokrat Parti (DP), 27 yıllık tek parti dönemini sona erdirdi.

Seçimlerde yüzde 55,2 oy alan DP 416, yüzde 39,6 oy alan CHP ise 69 milletvekili ile temsil edilme hakkı kazandı. Bu seçimde Millet Partisi ve bağımsızlar ise toplam 2 milletvekiline sahip oldu.

Demokrasi ve Özgürlükler Adası açılıyor

TBMM’nin 22 Mayıs 1950’de açılmasının ardından Refik Koraltan, Meclis Başkanlığına seçildi. Ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Celal Bayar, Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı oldu.

Grafik: Şeyma Özkaynak

[Grafik: Şeyma Özkaynak]

Hükümeti kurmakla ise DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi.

Menderes kendisinin ilk, Cumhuriyet’in 19. hükümetini kurarak 22 Mayıs’ta görevine başladı.

“Yeter söz milletin” sloganıyla halkın karşısına çıkan Demokrat Partinin ilk icraatlarından biri, Arapça ezanı serbest bırakmak oldu. Haziran 1950’de yapılan düzenlemenin Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından onaylanmasıyla CHP’nin 1932’de çıkardığı “Türkçe ezan düzenlemesi” kaldırıldı.

Siyaseten güçlü şekilde icraatlara başlayan DP hükümeti, Haziran 1950’de darbe hazırlığı yapıldığı gerekçesiyle TSK’nin komuta kademesini emekliye sevk etti. Emekliye ayrılan isimler arasında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdurrahman Nafiz Gürman, Kara, Hava, Deniz Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile 15 general ve 150 albay yer aldı.

Grafik: Şeyma Özkaynak

[Grafik: Şeyma Özkaynak]

“Tarım ve sanayide önemli adımlar atıldı”

Kullanılan traktör sayısının ve makineleşmenin arttığı bu dönemde tarımda sevindirici gelişmeler yaşandı.

DP iktidarı sanayi, eğitim, sağlık ve ulaştırma konularında önemli adımlar attı.

Bu süreçte DP’nin “CHP’nin taşınır-taşınmaz mallarının Hazine’ye devri” için yaptığı düzenleme, 1953’te Cumhurbaşkanı Bayar’ın onayıyla yürürlüğe girdi. Söz konusu adımla iki parti arasındaki tartışmalar derinleşmeye başladı.

Takvimler 2 Mayıs 1954’ü gösterdiğinde, Türk halkı yeniden sandık başına gitti. DP rekor kırarak oyların yüzde 58,4’ünü aldı ve 503 milletvekili çıkardı. CHP’nin milletvekili sayısı ise 31’de kaldı.

Bu yenilginin ardından eleştirilerin getirildiği İsmet İnönü, muhalefetin dozunu daha da artırdı.

“Ordu içinde rahatsızlık”

Seçim sonuçları ile daha da güçlenen DP, dönemin ekonomik krizinin etkileriyle mücadele etmek zorunda kaldı.

Başbakan Menderes’in, DP ile TSK arasında yaşanan gerilimlerde yapıcı rol üstlenmek istemesine karşı ordu içindeki rahatsızlık artmaya başladı.

Parti içi anlaşmazlıklar sonucunda DP’den ayrılan 19 milletvekili, Hürriyet Partisini kurdu. Bu sırada ülkedeki ekonomik kriz, halkta da büyük rahatsızlık yarattı.

6-7 Eylül olayları

Selanik’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evin yanındaki Türk Konsolosluğunun bahçesine atılan iki bombadan birinin patladığı, evin ve konsolosluk binasının camlarının kırıldığı dedikodusunun yayılmasıyla Ankara, İstanbul ve İzmir’de halk sokağa döküldü.

6-7 Eylül 1955’teki olaylarda, Beyoğlu başta olmak üzere azınlıkların yaşadığı semtlere, kiliselere ve mezarlıklara saldırılar oldu. Bunun sonucunda birçok azınlık mensubu Türkiye’yi terk etti.

“9 subay olayı” yaşandı

DP’nin iktidara gelmesinin ardından bir grup subayın ordu içinde kurduğu cunta, süreç içinde giderek varlığını hissettirmeye başladı.

Ordunun darbe hazırlığı içinde olduğu bilgisi Menderes’e de ulaştı.

DP iktidarına karşı darbe düzenlemek amacıyla bir araya gelen cuntanın bu girişimi, Binbaşı Samet Kuşçu’nun ihbarı ile akamete uğrarken bu olay tarihe “9 subay olayı” olarak geçti.

“9 Subay olayı” sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, olayın vahametini anlayarak Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin’in istifasını sağladı. Yerine Adnan Menderes’le bir akrabalık bağı olmayan ancak aynı soyadını taşıyan yakın arkadaşı Ethem Menderes getirildi.

Demokrat Parti, 27 Ekim 1957’de yapılan seçimlerde yüzde 48,6 oy alarak 424 milletvekiliyle iktidarını sürdürdü. Bu seçimde, muhalefetini güçlendiren CHP ise yüzde 41,4 oyla 178 milletvekili çıkardı.

Menderes’in uçağı düştü

Siyaseten gerilimlerin sürdüğü bu dönemde, 1959’un şubat ayında, Kıbrıs Anlaşması’nı imzalamak üzere Londra’ya giden Menderes’i ve heyetini taşıyan uçak, Gatwick Havalimanı’na inişe geçtiği sırada düştü.

Kazadan sağ kurtulan Menderes, ülkeye dönüşünde hem siyasilerin hem de halkın coşkulu karşılamasıyla moral buldu.

Bu süreçte “yurt dışında birkaç aylığına tedavi edilmesi” önerilen Menderes, bu teklifi reddetti.

İnönü’nün “Büyük Taarruz” gezileri

Tüm bu gelişmeler yaşanırken CHP Genel Başkanı İnönü, Nisan 1959’da “Büyük Taarruz” adı verilen bir geziye çıktı. Milletvekilleri, partililer ve gazetecilerden oluşan grubun ilk durağı Uşak oldu.

Heyet burada “hükümet tarafından organize edildiği” öne sürülen bir grup gösterici tarafından protesto edildi ve İnönü bir göstericinin attığı taşla yaralandı.

Bu saldırının yanı sıra İnönü, İstanbul’a dönüşünde arabasıyla şehre girerken bir grubun saldırısına uğradı. Bu olayda ise “polis ve askerin göstericilere müdahale etmediği” iddia edildi.

Öğrenciye tarihe geçen cevap

Bu süreçte üniversite öğrencilerinin hükümet aleyhine gösterileri başladı.

İstanbul Beyazıt Meydanı’nda üniversite öğrencilerinin eylemi sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz, seken bir kurşunun başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti. Emeksiz’in “polis kurşunuyla hayatını kaybettiği” yönündeki haberler dolayısıyla olaylar daha da şiddetlendi.

Yaşananlar nedeniyle İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi.

Ankara’da 5 Mayıs 1960’da bir öğrenci grubu, ”555K” yani “5’inci ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da” koduyla gösteri düzenledi.



Menderes, eylemcilere hitap etmeye çalıştı ancak başaramadı. Öğrencilerin arasına girerek konuşmak isteyince, bir öğrenci Menderes’in boğazını sıktı. Menderes “Ne istiyorsun” diye sorduğu gençten “Hürriyet istiyorum” cevabını aldı. Menderes, tarihe geçen “Bir başbakanın boğazını sıkıyorsun bundan ala hürriyet mi var?” ifadelerini ise burada kullandı.

21 Mayıs’ta da Harp Okulu öğrencileri sokağa çıktı ve Zafer Anıtı’na kadar ”sessiz” yürüyüş yaptı.

Bildiriyi Alparslan Türkeş okudu

Tüm bu gelişmelerin ardından TSK içerisindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi (MBK), “DP’nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” gerekçesiyle 27 Mayıs 1960’ta sabaha karşı yönetime el koydu.

Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından 04.36’da Ankara Radyosu’ndan okunan bildiriyle ”ihtilal” duyuruldu. Bildiride, şu ifadeler yer aldı:

“Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.”

“Demokrasi ağır yara aldı”

Demokrasinin ağır yara aldığı darbeyle, Türkiye’nin uluslararası itibarı da büyük zarar gördü.

İlk aşamada 38 kişiden oluşan ve Orgeneral Cemal Gürsel’in başkanlığını yaptığı MBK’nin üye sayısı daha sonra Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun girişimiyle, ordunun yönetimde kalmasını savunan 14 üyenin yurt dışına görevli gönderilmesiyle 23’e düştü.

Anayasa ve TBMM’nin feshedildiği, siyasi faaliyetlerini askıya alındığı darbede Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükümet üyeleri, DP’li milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri gözaltına alındı. Tüm tutuklular Yassıada’da hapsedildi.

28 Mayıs’ta Milli Birlik Hükümeti Cemal Gürsel başkanlığında kuruldu.

“1 numaralı sanık Celal Bayar”

Menderes ve hükümet üyelerinin yargılandığı davalar Yassıada Spor Salonu’nda görüldü.

Celal Bayar’ın “1 numaralı” sanık olduğu davada, dönemin Başbakanı Menderes ise onun yanındaki sandalyede oturdu.

Türk halkı, “demokrasi getireceğini iddia ederek demokrasiyi yargılayan” davaları “Yassıada Saati” programıyla radyodan takip etti.

Yeniden adaya getirilerek görüntüleri çekildi

Mahkeme sürecinde sanıklara kötü muamele edildiği de gündeme geldi.

Darbecilerin, “Düşükler Yassıada’da” ismiyle sanıkları küçük düşürmek amacıyla çektikleri film de dönemin kabul edilemez görüntüleri arasına girdi.

Sanıkların Yassıada’ya gidişleri sırasında görüntü çekilmediği için Bayar ve Menderes’in yeniden motordan indirilerek adaya getirildikleri anlar bir kurmaca içinde çekildi.

Zaten zor şartlar altında ayakta durmaya çalışan Bayar, “Ben oyuncu değilim” deyip intihar girişiminde bulundu.

Bebek ve köpek davaları

Yassıada’daki mahkemelerde ilk davalar “bebek” ve “köpek” davaları oldu. Dönemin Başbakanı Menderes’in opera sanatçısı Aynur Aydan’dan olan çocuğunu bilerek öldürttüğü iddiası, Aydan’ın Menderes’i savunmasıyla çürütüldü.

Köpek davasında ise Celal Bayar, değeri bilirkişi tarafından bin lira olarak tespit edilen hediye köpeğin, 20 bin liraya hayvanat bahçesine satılması nedeniyle suçlandı.

Bayar, o gün mahkemede “Bu kadar küçük bir meseleden dolayı, böyle yüksek mahkemenin huzuruna çıktığım için en büyük cezayı çekmiş bulunuyorum.” sözleriyle davaya ilişkin duygularını anlattı.

Sanıklara savunma hakkı tanınmadı

Bu süreçte Menderes başta olmak üzere hiçbir sanığa savunma hakkı tanınmadı.

Davalarda, Hakim Salim Başol’un “Anlatın, buralara cevap verin” sözleri üzerine “Arz edeyim efendim” şeklinde iddialara cevap vermeye çalışan Menderes’in sözleri hep “Kısa kes” ifadeleriyle yarım bıraktırıldı.

Beş ay sonra ilk kez hakim karşısına çıkarılan Menderes, ruh halini şu sözlerle anlattı:

“Dört-beş aydan beri tamamıyla tecrit vaziyetinde bulunuyorum ve tek bir odanın içinde ve günün 24 saatinde her saat değişen bir nöbetçi subayın nezareti altında hiç kimse ile konuşmak imkanı mevcut olmamak şartı ile yaşıyorum. Bu itibarla konuşma takatim hakikaten zaafa uğramış bulunuyor.”

Duruşmalar sırasında, Başbakanlık Konutu’nun mutfağına tavuk tüylerini temizlemek için alınan “cımbız” dahi konu edildi. Başbakanlık Konutu olarak kullanılan Camlı Köşk’teki yabancı devlet adamları ve büyükelçilere verilen yemeklerin neden örtülü ödenekten karşılandığı soruldu.

Bunların israf olduğunu savunan Hakim Başol, “Bir Başbakan illa köşkte mi oturmalı? Barakada oturun! Cımbız, köşkte oturmanın icabı mıdır?” sorularını yöneltti.

Mahkeme heyeti 592 sanıktan 288’i için idam istedi

Yassıada’daki yargılamalar, 14 Ekim 1960’ta başlayıp 15 Eylül 1961’de karara bağlandı. Toplam 19 dosyada toplanan davalar, “anayasayı ihlal” davasıyla birleştirildi.

Tutuklular “vatana ihanet, meclis iç tüzüğünün değiştirilmesi, Kırşehir’in ilçe yapılması, CHP’nin mallarına el koymak”tan suçlu bulundu. Yassıada duruşmalarında 6-7 Eylül olaylarından da DP sorumlu tutuldu.

592 sanıktan 288’i için idam istendi. Kararı açıklayan Yüksek Adalet Divanı, 15 sanığı idam cezasına çarptırdı.

Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam kararları oy birliğiyle alındı.

Celal Bayar hakkındaki karar, yaş haddi nedeniyle müebbet hapis cezasına çevrildi. 

Eski TBMM Başkanı Refik Koraltan, eski TBMM Başkanvekilleri Agah Erozsan, İbrahim Kirazoğlu, eski Tahkikat Komisyonu Başkanı Ahmet Hamdi Sancar, eski Tahkikat Komisyonu üyeleri Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, eski bakan Emin Kalafat, eski milletvekilleri Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman ile eski Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun hakkındaki idam kararları ise oy çokluğuyla alındı.

Bazı isimler affedildi

Aralarında eski bakan, eski milletvekilleri, Tahkikat Komisyonu üyeleri, İstanbul Valisi ile İstanbul Belediye Başkanının da bulunduğu 31 sanık hakkında ise müebbet hapis cezası verildi. Sanıklardan 92 kişiye 20 yıl ile 6 yıl arasında ağır hapis, 94 kişiye 5 yıl ağır hapis cezası verildi. Bazı sanıklar kısa süreli hapis cezasına çarptırılırken bazıları beraat etti. 



Birçok yabancı ülke lideri, idamların durdurulması için Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesine defalarca çağrıda bulundu. Bunun üzerine Komite, Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celal Bayar’ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.

Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de sabaha karşı, Menderes ise İmralı Adası’nda 17 Eylül 1961’de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra saat 13.21’de idam edildi.



2012’de Araştırma Komisyonu kuruldu

TBMM tarafından 11 Nisan 1990’da kabul edilen bir kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi. Aynı kanun uyarınca Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun naaşları, 17 Eylül 1990’da İmralı’dan alınarak devlet töreniyle İstanbul Vatan Caddesi’nde yaptırılan anıt mezara taşındı.

Darbenin üzerinden geçen 52 yılın ardından 11 Nisan 2012’de TBMM’de Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyonda, 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırası Alt Komisyonu da çalışmalarını tamamladı. 

Bu arada, TBMM Hukuk Hizmetleri Başkanlığı, eski Başbakan Adnan Menderes’in idam kararının iptalinin mümkün olmadığı ancak yargılamanın yenilenmesinin uygun olacağı yönünde 2 Ocak 2013’te Dilekçe Komisyonuna görüş bildirdi.

Görüş yazısında, Yüksek Adalet Divanı kararlarıyla ölüm cezasını oy birliği ile tasdik eden Milli Birlik Komitesi kararlarının TBMM tarafından iptal edilmesinin mümkün bulunduğu ifade edildi. Yazıda, Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı ve Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar sonucu temin edilecek belgeler ile dosya içeriğinde yer alan belgelerin ayrıntılı tetkiki neticesinde 5271 sayılı Kanun’da sayılan nedenlerin bulunması halinde yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesinin uygun olacağı kaydedildi.

Adnan Menderes’in Yassıada duruşmalarında avukatlığını yapan ve daha önce de TBMM’ye dilekçe sunan avukat Burhan Apaydın, TBMM Hukuk Hizmetleri Başkanlığının ”Yeniden yargılama yapılabilir” görüşü üzerine, yeni bir başvuruda bulunarak “Yassıada kararlarının yok sayılmasını” istedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “darbe iması” yapılan yazı ile ilgili suç duyurusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe ve idam tehdidi içerdiği gerekçesiyle “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı köşe yazısıyla ilgili suç duyurusunda bulundu

Cumhurbaşkanı Erdoğan adına suç duyurusunu avukatı Ahmet Özel yaptı. Ragıp Zarakolu ve Artıgerçek İnternet Gazetesi’ne yönelik suç duyusu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edildi.

Suç duyurusunda Türkiye Cumhuriyetinin anayasal düzenine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı alenen işlemiş oldukları fiiller nedeniyle ve resen tespit edilecek diğer suçlar gereğince soruşturma yapılıp şüpheliler hakkında kamu davası açılması ve cezalandırılması talep edildi.

“Açıkça darbe çığırtkanlığı yapıldı”

Suç duyurusunda şüphelinin Evrensel Gazetesinde ve Artıgerçek adlı haber sitesinde 5 Mayıs’ta yayınlanan ‘Makus Kaderden Kaçış Yok’ başlığıyla kaleme aldığı sözde köşe yazısında idam edilen Türkiye Devleti’nin Başbakanı Adnan Menderes ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ı kıyaslayan bir yazı kaleme aldığı belirtildi. Yazının içeriğindeki ifadelerde açıkça darbe çığırtkanlığı yapıldığı vurgulandı.

Suç duyurusunda “Kamuoyunda büyük tepki yaratan anti demokratik beklentilerle dolu sözde yazıda açıkça ‘darbe özlemi’ vurgulanmış ‘darbe seviciliği’ yapılmıştır” denildi.

Suç duyurusunda şu ifadelere yer verildi: “Sayın Cumhurbaşkanımıza ve milli iradeye karşı anti-demokratik çağrılarda bulunmak suretiyle kaleme alınan bu tür yazılar her ne kadar ülkemizin demokratik kazanımlarını imha etmeyi hedefliyorsa da amacına ulaşamayacak ‘Yassıada Rejimi’ bu topraklarda bir daha asla var olamayacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız bu köhne, cüretkâr ve çürümüş zihniyetin karşısında ömrü boyunca bir tek taviz dahi vermeden dimdik durmuş ve bu kararlılıkla ardına aldığı milletin iradesiyle karşı koymaya devam edecektir.

“Demokrasimizi ve cumhuriyetimizi açıkça tehdit etmektedir”

Şüphelilerin Cumhurbaşkanlığı makamına karşı anti-demokratik çağrılarda bulunarak döşemeye çalıştığı yol bu ülkenin tüm demokratik kazanımlarını imha etmeyi hedeflemektedir. Milletimizin iradesini, en büyük siyasal kazanımlarımız olan demokrasimizi ve cumhuriyetimizi açıkça tehdit etmektedir. Bu nedenle bu faşist ve vesayetçi anlayış sebebiyle şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunmak zorunlu hale gelmiştir.”

“Basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir”

Suç duyurusunda basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelere de yer verilerek özetle şu ifadeler kullanıldı: “Basına tanınan özgürlüğün temelinde, bilhassa basının devlet faaliyetleri alanındaki açıklamalarında kamu yararı bulunması düşüncesi yatmaktadır. 

Şüphelilerin bir gazeteci olarak basın özgürlüğünün koruma alanın dışında kalan siyasi ve ideolojik kaygılar sebebiyle kasıtlı olarak kamu yararına aykırı şekilde Müvekkilim aleyhine ve müvekkilime karşı kaleme aldığı yazı hukuka aykırıdır. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle Müvekkilin şahsına yönelik yapılan bu saldırının önlenmesi ve suçu sabit olan şüphelilerin cezalandırılması maksadıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak şikayetçi olduğumuzu bildirmek gerekmiştir.”