Cumhurbaskani

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Cumhurbaskani

Koronavirüs aşısı yaptıran Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan siyasi parti liderlerine çağrı: Onların da aşı olmalarını istiyorum

Koronavirüs aşısı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Şehir Hastanesi’nde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısı yaptırdı.

Aşının ardından Erdoğan, hastane önünde gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, AK Parti MKYK üyelerinin de kendisiyle beraber Kovid-19 aşısı yaptırdığını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları şöyle;

Aşılarını gelir gelmez bakanımız ve bilim kurulu üyelerimiz yaptırdı. Aşı olanları sayısı Türkiye genelinde 300 bine yaklaştı.

“Aşıyı teşvik edelim”

Başta tüm siyasi liderler, milletvekillerimiz, Kovid-19 aşısını teşvik ederlerse, bunun çok çok isabetli olacağına inanıyorum.

“225-30 milyon doz aşı da gelecek”

Almanya ile olan irtibatlarımız var. Bunun yanında bizim kendi çalışmalarımız var. Onlar da mayıs civarında devreye girecek.

İlk etapta gelen aşı miktarı belki 25-30 milyon doz aşı da gelecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan flaş çağrı: Vazgeçin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği Ülkeleri Büyükelçileri Toplantısı’nda konuştu. ‘Türkiye Avrupa Birliği ailesinde hak ettiği yeri almalı.’ diyen Erdoğan, “Brexit ile beraber artan belirsizlik ancak Türkiye’nin AB ailesi içinde yer almasıyla giderilecektir.” dedi.
“Son yıllarda hava sahası ihlallerini ve adalar konusunda hukuka aykırı faaliyetlerini artıran Yunanistan’ı gerginliği tırmandıran faaliyetlerinden vazgeçmeye davet ediyoruz.” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Yunanistan’la 25 Ocak’ta başlayan istikşafi görüşmelerin yeni bir dönemin habercisi olacağına inanıyorum..
AB’nin hem bu konularda hem de Kıbrıs meselesinde samimi bir özeleştiri yapması gerekiyor.” diye de ekledi. Erdoğan, “Tüm bu konular objektif şekilde ele alındığında Türkiye-AB çıkarlarının örtüştüğü görülecektir. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli bir bakış açısıyla hareket edildiğine bunu başaracağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi.

Buradaki konuşmasına kendisini dinleyen büyükelçileri selamlayarak başlayan Erdoğan, toplantının ülkeler ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

Erdoğan, tüm Avrupa halklarının yeni yılını kutlayarak, 2021’in sağlık, barış ve huzur getirmesini temenni etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğandan flaş çağrı: Vazgeçin

Geride bırakılan 2020’de koronavirüs salgını başta olmak üzere birçok zorlukla mücadele edildiğini hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Son asrın en ciddi sağlık krizlerinden olan Kovid-19 virüsüne kimimiz bir arkadaşını, kimimiz bir yakınını kurban verdi. Salgın, daha şimdiden dünyanın hemen her ülkesinde izleri yıllarca silinmeyecek derin acılar bıraktı. Bugüne kadar salgında hayatını kaybeden yaklaşık 2 milyon kişinin her biri istatistikten öte bir candır. Yaşadığımız süreç, bize din, dil, ırk, bölge farkı gözetmeden tüm insanlığın aynı gemide olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Salgınla mücadelede, küresel dayanışma ve iş birliği sayesinde başarılı olabileceğimizi hep birlikte gördük. Türkiye olarak, bu anlayışla kendi vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmaya çalışırken, yardım faaliyetlerimize de hız verdik. Hiçbir ayrım yapmadan, aralarında Avrupalı dostlarımızın da olduğu 156 ülkeye ve 11 uluslararası kuruluşa tıbbı malzeme desteği sağladık.”

Acil tahliye uçuşlarıyla 100 bini aşkın vatandaşı Türkiye’ye getirdiklerini belirten Erdoğan, 67 ülkeden 5 bin 500’den fazla yabancının tahliyesini de yaptıklarını söyledi.

Erdoğan, Türkiye’den ana vatanlarına dönmek isteyen 90 ülkeden 38 bin yabancıyı ülkelerine gönderdiklerini ifade ederek, “Tüm bunları muhataplarımızdan maddi bir karşılık beklediğimiz için değil, insanlık ailesine karşı kendimizi mesul hissettiğimiz için yaptık. Paylaşmanın bereketine, dayanışmanın gücüne inanan bir millet olarak yardım faaliyetlerimizi bundan sonra da devam ettireceğiz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğandan flaş çağrı: Vazgeçin

“2020’DE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ KOLAY GEÇMEDİ”

Salgının son haftalarda dünya genelinde yeniden ivme kazandığına dikkati çeken Erdoğan, aşı çalışmalarında elde edilen başarıların umudu artırdığını vurguladı.

Erdoğan, Türkiye’nin farklı kaynaklardan temin ettiği aşıları, vatandaşlarına gönüllülük esasına dayalı olarak uygulamaya başlayacağını belirterek, “İnsan deneyi aşamasında olan yerli aşılarımızı gerekli onayların ardından inşallah milletimizle birlikte tüm insanlığın hizmetine sunacağız.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2021’in bu musibetten kurtulmaya vesile teşkil etmesini ve küresel ekonomik toparlanmanın başladığı bir sene olmasını temenni ederek, şunları kaydetti:

“2020 senesi Türkiye-AB ilişkileri bakımından maalesef kolay geçmedi. Geride bıraktığımız dönemde çoğu da suni olarak üretilen pek çok tatsız sorunla uğraşmak zorunda kaldık. Bazı üye ülkeler, Türkiye ile ikili problemlerini AB koridorlarında çözme çabasına girdi. Birlik dayanışması bahanesinin ardına sığınılarak Türkiye-AB gündemi suistimal edildi. Bu yaklaşım bir yandan köklü münasebetlerimizi esir alırken, diğer yandan birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatıyor. ‘Stratejik körlük’ olarak nitelendirdiğimiz bu tavrın en somut göstergesi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesidir. Her iki konuda da Türkiye ciddi haksızlıklara maruz kalmıştır. Oysa Türkiye, Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip ülkesidir.”

“TÜRKİYE, AKDENİZ’DE BARIŞTAN YANA”

Türkiye’nin şimdiye kadar hayata geçirdiği enerji projeleri ile Avrupa’nın enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, “Biz, Doğu Akdeniz’de hakkımız olmayan bir şeyi talep etmiyoruz. Bölgede var olan hidrokarbon kaynakları konusunda ülkemizin ve milletimizin meşru menfaatlerini korumaya çalışıyoruz. Hiçbir geçerliliği olmayan maksimalist haritalar üzerinden ülkemizin sahillerine hapsedilme girişimlerine itiraz ediyoruz.” dedi.

Erdoğan, geçen aylarda yaşanan kimi hadiselerde Türkiye’nin, haklarını koruma kararlılığını gösterdiğini hatırlatarak, şunları ifade etti:

“Türkiye’nin ve KKTC’nin içinde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmayacağı herhalde artık anlaşılmıştır. Altını çizerek ifade etmek isterim ki Türkiye, Akdeniz’de gerilimden değil, barıştan, iş birliğinden, hakkaniyetten ve adaletten yanadır. Akdeniz, bizleri ayıran değil, hepimizi birbirimize yakınlaştıran, birleştiren, iş birliğimizi güçlendiren bir denizdir, öyle olmalıdır. Akdeniz, Cezayir’den Mısır’a, Libya’dan Tunus’a, Filistin’den İsrail’e, Türkiye’den Yunanistan’a, İtalya’dan İspanya’ya kadar tüm ülkeleri ve halklarıyla büyük ailemizin çatısı, ortak yuvasıdır. Doğu Akdeniz’i bir rekabet alanı olmaktan çıkartıp uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği havzası haline getirmeliyiz. Gündeme getirdiğimiz Doğu Akdeniz Konferansı’nın da bu amaca hizmet edeceğini düşünüyoruz.”

Erdoğan, Kıbrıs Türkleri dahil tüm tarafları bir araya getirecek bir enerji iş birliği forumu kurulmasının faydalı olacağı kanaatinde olduklarını dile getirdi.

“ALTERNATİFLERİ TARTIŞMAMIZ GEREKİYOR”

Erdoğan, Yunanistan’ın Navtex ilanı gibi amacı belli bir uluslararası imkanı, sahaların sadece yüzde 10’unu kullanarak yeni bir gerginlik sebebi haline dönüştürecek kadar ileri gittiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:

“Son yıllarda, hava sahası ihlallerini ve gayri askeri statüdeki adalarda özellikle hukuka aykırı faaliyetlerini artıran Yunanistan’ı gerginliği tırmandırıcı faaliyetlerinden vazgeçmeye davet ediyoruz. Komşumuz Yunanistan ile 25 Ocak’ta başlayacak istikşafi görüşmelerin inşallah yeni bir dönemin habercisi olacağına inanıyorum. AB’nin hem bu konularda hem de Kıbrıs meselesinde samimi bir özeleştiri yapması gerekiyor. AB, Kıbrıs’ta 2004 yılında çözüme ‘hayır’ diyen Rum tarafını tam üyelikle ödüllendirirken, referanduma ‘evet’ diyen Kıbrıs Türküne verdiği taahhütleri unutmuştur. Bunları da yerine getirmesini bekliyoruz. Son dönemde, AB’nin Kıbrıs Türk tarafıyla üst düzey hiçbir teması olmamıştır. Hal böyleyken AB, Kıbrıs meselesinin çözümünde nasıl kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir?”

Kıbrıs’ta iki devletli model dışındaki alternatiflerin çözüm olmayacağını, yarım asırlık müzakere tarihinden alınan derslerin açıkça gösterdiğine işaret eden Erdoğan, “Kıbrıs’ta başarısız olmuş modelleri tekrar tekrar konuşmak yerine, yeni ve gerçekçi alternatifleri tartışmamız gerekiyor.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğandan flaş çağrı: Vazgeçin

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa ile ilişkileri vizyoner bir yaklaşımla yeniden ele alarak gerilim hattından kurtarmak istediklerini, son dönemde bu çerçevede iki tarafça atılan adımları memnuniyetle takip ettiklerini söyledi.

Portekiz’in AB dönem başkanlığında tüm başlıklarda müspet gelişmeler sağlanmasını ümit ettiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı medeniyet havzasından besleniyoruz. Türk tarihini nasıl Avrupa’sız okumak mümkün değilse, Avrupa tarihini de Türkiye’siz anlamak mümkün değildir. Millet olarak geleceğimizi Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz. Bu anlayışla 60 yıldır Birliğe tam üyelik mücadelesi veriyoruz. Bu süreçte karşılaştığımız onca çifte standarda ve haksızlığa rağmen nihai hedefimiz olan tam üyelikten hiçbir zaman vazgeçmedik.

Göreve geldiğimiz 2002’de ‘Kopenhag Kriterleri’ne gerekirse Ankara Kriterleri der, yolumuza devam ederiz’ demiştim. Nitekim son 18 senede bu sözümüze sadık olarak vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletme noktasında tarihi nitelikte adımlar attık. Mevcut anayasamızın üçte ikisini değiştirerek darbe dönemlerinin izlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdık. Darbe, cunta ve siyasete anti demokratik müdahalelerle maruf bir ülkeyi ileri demokrasi rayına oturttuk. Sivil siyasetin önündeki engelleri kaldırıp ülkemizde sessiz bir devrime imza attık. Avrupa Birliği üyesi ülkeler bunu ‘Türkiye’nin sessiz devirimi’ olarak nitelemişlerdir.”

“KİMİ AVRUPALI SİYASETÇİLER ADETA DARBEYE ÇANAK TUTAN BİR TAVIR SERGİLEDİ”

Erdoğan, 18 yıl boyunca sokak olaylarından teröre, vesayetten 15 Temmuz kanlı darbe girişimine kadar demokrasiye yönelik saldırıları püskürtmelerinde söz konusu sessiz devrimin çok büyük payının olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün elini vicdanına koyan herkesin, 18 sene öncesine göre Türkiye’nin demokrasiden hukuka kadar her alanda hayal dahi edilemeyecek derecede ileri bir konumda olduğunu görebildiğini söyledi.

Yine süreci yakinen takip edenlerin, Türkiye’nin bu süreçte Avrupalı dostları tarafından yalnız bırakıldığını da kabul ettiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve terörle mücadelede Türkiye Avrupa’dan beklediği destek ve dayanışmayı görememiştir. Daha vahimi, 15 Temmuz gecesi kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır sergilemişlerdir. Darbe gecesi 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ’cü teröristler, birçok Avrupa ülkesinde hiçbir tahkikata uğramadan hayatlarını devam ettiriyor.

Aynı şekilde bölücü terör örgütü mensupları Avrupa’nın göbeğinde şahsımı, milletimizi ve ülkemizi en aşağılık şekilde hedef alan sözde protesto eylemleri düzenleyebiliyor. Strazburg’da, Brüksel’de çadırlar kurmak suretiyle hatta hatta oralarda konferans verebilecek seviyede bunlara kapılar açılabiliyor. Hukuk, demokrasi, özgürlük ve müttefiklikle asla bağdaşmayan bu tablonun milletimizde oluşturduğu infialin Avrupalı dostlarımız tarafından yeterince kavranamadığı anlaşılıyor.”

“TÜRK İNSANIN AVRUPA BİRLİĞİNE İNANCININ ZAYIFLAMASININ TEMEL NEDENİ”

Büyükelçilere, “Nasıl oluyor da bu tür teröristlere Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Birliği’nde kapılar açılıp bunlar oralarda rahat rahat cirit atabiliyor?” sorusunu yönelten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Türk insanın Avrupa Birliğine ve Avrupa değerlerine olan inancının zayıflamasının temel nedeni işte bu tablodur. Son yıllarda yükselen İslam düşmanlığı ve kültürel ırkçılık ise bu olumsuz algıyı daha da körüklüyor. İslam karşıtlığı Avrupa’da yaşayan 6 milyona yakın insanımızın güvenliğini tehdit etmenin yanı sıra Avrupa değerleri açısında da büyük bir kara deliğe dönüşüyor. Buradan açık açık siz değerli dostlarıma soruyorum; Türkiye’de herhangi bir kiliseye karşı böyle bir bomba atma, herhangi bir eylem girişimi söz konusu olmuş mudur? Olamaz. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. Tam aksine kilise, manastır, sinagog bunların kendi cebimizden restorasyonlarını yapmak suretiyle ibadete açıyoruz. Bütün bunlar açık, net ortadayken acaba şu anda Fransa’da, Almanya’da, Avrupa’nın birçok yerinde Müslümanların ibadet yerlerine yapılan bombalama ve saldırıları neyle izah edeceğiz? Oralardaki din adamlarımıza karşı saldırıları neyle izah edeceğiz?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin kültürel ırkçılıkla mücadelede de Birliğin elini güçlendireceğini belirterek, “Ülkemizin 60 yılı bulan üyelik süreci nasıl bizim için stratejik bir tercihse Avrupa Birliği’nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi de Birliğin geleceği açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile artan belirsizlik ancak Türkiye’nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilecektir. Biz ülke olarak uzun vadeli bir bakış açısıyla olumlu gündem oluşturmak ve ilişkilerimizi yeniden rayına oturtmak için hazırız. Avrupalı dostlarımızın da aynı iradeyi sergilemesini bekliyoruz.” diye konuştu.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle Çankaya Köşkü’nde bir araya gelen Erdoğan, Türkiye ile AB arasındaki 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesinin, göç konusunda değişen gerçekleri göz önüne alacak, ilişkilere güven ve ivme kazandıracak şekilde yapılması gerektiğini vurguladı.

AB konsey ve komisyon başkanları ile geçen yıl mart ayında Brüksel’de yapılan görüşmede mutabakatın güncellenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını hatırlatan Erdoğan, “Türkiye olarak bu anlaşma doğrultusunda üzerimize düşeni yaptık, güncellenmiş önerimizi ilettik ama henüz Avrupa makamlarından tekliflerimize cevap alamadım.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenli Türkiye-AB zirvelerini ve üst düzey diyalog toplantılarını yeniden başlatmakta fayda gördüklerini belirterek “Bunların ahde vefa ilkesinin gerektirdiği adımlar olduğuna inanıyoruz. Kısa bir süre önce gerek Charles Michel gerekse Ursula von der Leyen ile yaptığım görüşmelerde bu adımları atma ve bu ay sonu kendileriyle beraber ülkemizde bir araya gelme teklifini yaptım. Onlardan da kabul gördü.” diye konuştu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e Suriye’nin kuzeyinde yapılan briket evleri ziyaret etme teklifinde bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Sayın Ursula von der Leyen’e dedim ki, ‘sadece gelmek değil hatta şu anda Suriye’nin kuzeyinde yapmakta olduğumuz briket evleri sizinle beraber gezmek isterim. Göçten sorumlusunuz, göç konusuyla ilgileniyorsunuz, buraları beraber bir görelim ve bu konuda nasıl bir hassasiyet içerisinde olduğumuzu görün.’ Çünkü biz kendilerinden söz aldık ve bu briket evler konusunda, ciddi bir sayıyı onların da yapmak istediklerinin sözünü bana verdiler ama bize bu konuda en ufak bir destek gelmedi.

Şimdi ise 50 bin briket konut yapma planımızın şu anda hemen hemen yarısından fazlasını gerçekleştirmiş durumdayız. Bir taraftan şu anda altyapısını yapıyoruz ama sizinle oraya gidene kadar büyük oranda bunları da bitirmiş oluruz. Türkiye’nin bu konuda neler yaptığını ve İdlib’deki, o gerçekten muhacir insanların, ölümle her an karşı karşıya olan insanların, buraları nasıl heyecanla beklediklerini orada göreceksiniz.”

Erdoğan, Türkiye’nin yük olan değil yük alan bir ülke olduğunu belirterek özellikle Avrupa’nın sığınmacı akınına uğramasının önüne geçmede gösterdikleri fedakarlığın asla unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’nin son 6 yıldır dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bunu Ursula von der Leyen ifade etti. Yani ‘6 milyar avroluk bunun için bir para ayrıldığını ve bundan da 3 milyar 200 milyon avronun Türkiye’ye gönderildiğini veya gönderileceğini’, buna benzer ifadeler kullandılar. Proje bazlı çalıştık, çalışıyoruz. Her şey ortada. Bunları görmek mümkün. Böyle bir şey yapılmış olsa da bizim şu anda göçmenlere yaptığımız harcamanın bu rakamlarla zaten halledilmesi mümkün değil. Bunlar öyle ufak tefek rakamlar değil. Yapılan harcama çok çok büyük ve şu anda ülkemizin sadece bir bölgesinde değil, birçok bölgede bu tür göçmen kamplarımız var.”

“SINIRLARIMIZ ÖTESİNDEKİ 5 MİLYON İHTİYAÇ SAHİBİNE DÜZENLİ YARDIM ULAŞTIRIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kamplarının, dünyanın değişik yerlerindeki gibi ilkel çadırlardan oluşmadığını vurgulayarak “Hepsinde adeta insani bir yaşam tarzını göçmenlere hazırladık ve bundan iftihar duyuyoruz. İstiyorum ki, bu da özellikle Avrupa Birliği’nin dünyaya örnek bir sergilemesi olsun. Bu işleri Sayın (Antonio) Guterres de çok iyi bilir. Onunla beraber de ülkemizdeki göçmen kamplarını bu görevde iken gezmiş dolaşmıştık. Şimdi de aynısını yine beraber yapalım diyorum ve kendileri de olumlu yaklaştılar. Temenni ederim ki Türkiye ziyaretinde bunu beraber gerçekleştiririz.” diye konuştu.

Sadece Suriye kökenli 4 milyona yakın insanın Türkiye’de misafir edildiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım ulaştırıyoruz. Avrupa Birliği bir ülkeye 100 bin sığınmacı için 3 milyar avro destek verirken Türkiye’deki 4 milyon sığınmacı için 3 artı 3 milyar avroluk taahhüdünü bile tam olarak yerine getirmemiştir. Buna rağmen Türkiye göçün ortak yönetimi konusunda aynı iradeyi tekrar sergilemeye hazırdır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması ve üyelik müzakerelerimizde mesafe katedilmesi de 18 Mart Mutabakatı’nın parçasıdır. Vize serbestisi, aslında 2020’nin değil 2014’ün sonuna kadar çözülmesi gereken bir sözdü ama yapılmadı. Şimdi 2020 bitti, 2021’deyiz.”

“BU MÜCADELEYİ BERABER SÜRDÜRMEMİZ GEREKMEZ Mİ?”

Erdoğan, güvenlik ve terörle mücadele alanında iş birliğinin ilerletilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“DEAŞ ile mücadele deniyor. Soruyorum, Türkiye’den başka DEAŞ ile mücadelede onurlu, şahsiyetli bir mücadele veren ülke var mı Avrupa Birliği ülkeleri içinde? Bu mücadeleyi de en onurlu şekilde veren Türkiye, biziz. Hiç gözlerinin yaşına bakmayız. Nerede bulursak orada gereğini yaparız. PKK/YPG ile aynı şekilde mücadelemiz sürerken, maalesef batılı dostlarımız PKK/YPG bunlarla ilgili, onları kendi ülkelerinde barındırıyor, onlara gerekli destekleri veriyor. Kusura bakmayın açık ve net konuşuyorum. Dost acı söyler ama gerçeği söyler. Ben gerçeği söylemek mecburiyetindeyim. Çünkü şu anda müzakereci bir ülke olarak Türkiye bunları sizinle paylaşmazsa, bilesiniz ki yarın aynı bela sizin de başınıza gelecektir.

Avrupa’nın ve NATO’nun güneydoğu sınırlarının, dolayısıyla da güvenliğinin Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundan başladığını hatırlatmak isterim. Hepinizle NATO’da beraberiz. NATO’da birlikte olduğumuza göre bu mücadeleyi de beraber sürdürmemiz gerekmez mi? Bunu da beraber sürdürmemiz gerekir. Terörle mücadelede biz hiçbir NATO ülkesini yalnız bırakmadığımıza göre, acaba neden NATO’nun diğer ülkeleri bizi terörle mücadelede yalnız bırakıyor?”

“SAVAŞTIK, SAVAŞIYORUZ VE SAVAŞACAĞIZ”

Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin bulunduğuna değinen Erdoğan, bölgedeki koalisyon ülkeleri olarak Almanya, Fransa, İngiltere ve hatta Amerika’nın bu mücadelede Türkiye’nin yanında yer almadığını belirtti.

Erdoğan, binlerce tır silah, mühimmat ve araç gerecin terör örgütlerine gönderildiğini ve terör örgütlerinin bunlarla Türkiye’ye savaş açtığını vurgulayarak, “Biz bir NATO ülkesi olarak bunlarla bu şekilde savaştık, savaşıyoruz ve savaşacağız. Geri durmak yok.” diye konuştu.

Libya ve Dağlık Karabağ gibi bazı kesimlerce sorunlu addedilen alanlardan hiçbirinin Avrupa Birliği ve üye ülkelerle olan ilişkilerin özüne müteallik olmadığının altını çizen Erdoğan, Libya’nın doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter’e karşı yapılan Berlin Konferansı’nda alınan kararlara uyulmadığına dikkati çekti.

Erdoğan, Hafter’in bölgede kendi kendini koruma durumunda olduğunu hatırlatarak, “Biz eğer o darbeci Hafter’e karşı mücadelemizi vermemiş olsaydık çok açık net söylüyorum, uluslararası camianın kabul ettiği şu andaki Milli Mutabakat Hükümeti yok olurdu. Bizim oradaki varoluşumuz oradaki Milli Mutabakat Hükümeti’nin ömrünü uzatmıştır.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE ALDIĞI İNİSİYATİFLE AVRUPA’NIN GÜVENLİĞİNE KATKIDA BULUNDU”

Türkiye’nin bu bölgelerde aldığı inisiyatiflerle Avrupa’nın güvenliğine katkıda bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şu bilgileri verdi:

“Bugüne kadar 9 bine yakın yabancı terörist savaşçı yakaladık ve hepsini de geri gönderdik. Çatışma bölgeleri ile bağlantılı olduğunu tespit ettiğimiz yaklaşık 100 bin kişiye ülkemize giriş yasağı koyduk. Türkiye’nin sınır dışı ettiği DEAŞ mensuplarıyla ilgili gereken tedbirleri almadıkları için eyleme maruz kalan ülkelerin içine düştükleri acı durumu sizler de gördünüz. Suriye’de bir dönem terörün kol gezdiği bölgeleri güvenli hale getirerek 420 bini aşkın mazlumun memleketlerine geri dönmesini sağladık. İdlib’deki mevcudiyetimizle yeni bir insani trajedinin ve büyük bir göç dalgasının önüne geçtik. Libya Milli Mutabakat Hükümetine sağladığımız eğitim ve danışmanlık desteği, ülkenin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesini engelledi. Ortaya koyduğumuz inisiyatif Libya’da Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açtı.”

“MİNSK ÜÇLÜSÜ’NÜN 30 YILDA BAŞARAMADIĞI”

Erdoğan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da 30 yıllık bir gecikmeyle de olsa adaletin tecelli etmesini ve bölgenin hasret çektiği istikrara kavuşmasını sağladığını anımsatarak, 30 yılda MİNSK Üçlüsü’nün başaramadığının Türkiye’nin verdiği destekle 44 günde gerçekleştirildiğini ifade etti.

Tüm bu konuların objektif ve stratejik bir bakış açısıyla ele alınması durumunda Avrupa Birliği ile Türkiye’nin çıkarlarının örtüştüğünün görüleceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

“2021 senesini Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri bakımından başarıya tahvil etmek bizim elimizdedir. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli bir bakış açısıyla hareket ettiğimizde bunu başarabileceğimize inanıyorum. Sayın Michel ve Sayın von der Leyen’ı ay sonunda Türkiye’de misafir edeceğiz. Kendileriyle bu konuları etraflıca ele alacağız. Dışişleri Bakanı’m da bu ziyaret öncesinde 21 Ocak’ta Brüksel’de temaslarda bulunacak.”

Erdoğan, hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları içinde olduklarını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu’nu da toplayarak, kapsamlı bir değerlendirme yapacağız. Temennim odur ki 6 ay gibi bir aralıkla sizlerle de bir araya gelmeyi, ama Dışişleri Bakanı’m ama ben şahsım, önemli görüyorum. Bu toplantıları yapmak suretiyle istiyorum ki bu buluşmalarla çok daha bu münasebetleri güçlendirelim, Bu adımları atalım ve bu adımları atarak, sizler de adeta ülkelerinizi enforme edin. Tüm kurumlarımızın katkılarıyla 2021-2023 arası Avrupa Birliği Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte sizden gerek Brüksel’e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek vermenizi bekliyoruz. Bu vesileyle bir önceki Dönem Başkanı Almanya’ya ilişkilerimizin geliştirilmesi yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Portekiz’e ve müteakip dönem başkanı Slovenya’ya şimdiden başarılar diliyorum.”

Devlet Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na çok sert cevap

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğl’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki küstah sözlerine çok sert tepki gösterdi. Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanı’na ‘sözde’ demek Türk milletine, demokrasi kültürüne, milli egemenlik ilkelerine hakarettir, hıyanettir, hürmetsizliktir” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanı’na ‘sözde’ demek Türk milletine, demokrasi kültürüne, milli egemenlik ilkelerine hakarettir, hıyanettir, hürmetsizliktir.” ifadesini kullandı.

Bahçeli, yazılı açıklamasında, milli birlik ve toplumsal huzuru baltalamak, mazisi asırlara dayanan kardeşlik bağlarını budamak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü dinamitlemek isteyen meşum odakların melun oyunlarının gizlenemeyecek ölçüde ortada olduğunu belirtti.

İbretlik gerçekleri, ihanete çanak tutan kişi ya da kesimleri görmezden gelmenin artık mümkün olmadığını kaydeden Bahçeli, gelinen bu aşamada mızrağın çuvala sığmasının imkansız olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin, terörün hunhar eylemlerine boyun eğmesini dayatan, asıl manasından koparılmış demokrasi ve özgürlük ezberleri karşısında taviz vermesini amaçlayan habis çevrelerin yıllardır faal halde olduğuna dikkati çeken Bahçeli, yozlaşmış ve soysuzlaşmış demokrasi arzusu taşıyanların, 6 Ocak günü ABD Kongresi’ne yapılan boynuzlu baskından ilham aldıklarının bir başka altı çizilmesi gereken husus olduğunu aktardı.

Demokrasinin defin merasimini düzenleyenlerin esasen insanlığa söyleyecekleri hiçbir şeyinin kalmadığını anlatan Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özellikle Orta Doğu coğrafyasında vasat bulan dehşet ve vahşet ortamının ülkemize sıçraması maksadıyla kesintisiz provokasyon içinde olanların hüviyetleri bellidir. Kaldı ki bellerinin kırılması ise an meselesidir. 2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın nihai ve neticeye bağlanacağı asıl hedef ülkesinin Türkiye olduğu izahtan varestedir. Nitekim son on yılda devletimiz ve milletimiz planlı, sistemli ve sonuç odaklı pek çok kalkışmaya, işgal girişimine, hain teşebbüse alenen maruz kalmış, direkt muhatap olmuştur. 2013 yılı Haziran ayında tırmanan Gezi Parkı şiddeti, 2014 yılında gerçekleşen 6-8 Ekim olayları, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren yeşeren hendek terörü, 15 Temmuz 2016’da vuku bulan FETÖ işgal denemesi ülkemizin mahvı için kurgulanan iç ve dış düşman saldırılarıdır.”

6-8 Ekim olayları

Bahçelli, terör örgütlerinin efendilerinden aldıkları talimatlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine tesis edilen yıkım koalisyonunda eşzamanlı buluştuklarını altını çizdi.

FETÖ, DEAŞ ile DHKP-C, MLKP ile THKP-C’nin aynı kaynaktan beslenen, aynı emellerle teçhiz edilmiş, aynı yöntemlerle teşkili sağlanmış kanlı terör örgütleri olarak millete ve ülkeye musallat olduklarına işaret eden Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Bunların siyasi ayakları da zillet ittifakı çatısı altında yuvalanmıştır. 6-8 Ekim olaylarının hukuki muhtevası titizlikle yorumlandığında, Türkiye’nin önüne nasıl feci ve şiddetli bir tuzağın kurulduğu açık seçik olarak görülecektir. Serhildan olarak isimlendirilen bu ihanetle yüzleşmeden, halkı sokağa davet eden hainlerle mücadele edilmeden maşeri vicdan huzur ve feraha tam anlamıyla kavuşamayacaktır. 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlamış olduğu kapsamlı iddianamenin Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi bölücülükle ve terörizmle hesaplaşmak adına tarihi bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.”

Devlet Bahçeli, 14 Nisan 2009’da yapılan KCK operasyonlarıyla tutuklanan bölücülerin 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Seçim sürecinde kuşkulu şekilde tahliye edilmelerinin ve bu tahliye edilenlerin 6-8 Ekim olaylarının sevk ve idare merkezinde konuşlanmalarının tesadüfün ötesinde FETÖ-PKK iş birliğinin ortaklaşa kumpası olduğunu belirtti.

“FETÖ elebaşı Fetullah Gülen neyse terörist Demirtaş odur”

“PKK/KCK silahlı terör örgütünün önce özyönetim-özerklik, ardından sözde büyük Kürdistan’ı kurma gayesiyle 37 kişinin ölümüne neden olan ve 32 ilde gerçekleşen şiddet ve terör eylemleri kesinlikle şerefsiz bir başkaldırıdır.” ifadesini kullanan Bahçeli, sözde Rojava devrimini son yurda taşıma planının Türkiye’yi bölme ve bitirme senaryosunun bir parçası olduğunu bildirdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 6-8 Ekim olaylarının çıkmasında doğrudan payı bulunan 108 kişi hakkında 30 farklı suçtan dava açtığını anımsatan Bahçeli, şu görüşlere yer verdi:

“Bunların en azılılarından birisinin de CHP’nin ve İYİ Parti’nin destekleyip sempati beslediği terörist Selahattin Demirtaş’tır. Şurası kesindir ki FETÖ elebaşı Fetullah Gülen neyse terörist Demirtaş odur. 6-8 Ekim olaylarıyla 15 Temmuz kalkışması, Gezi Parkı hadiseleriyle hendek terörünün istikameti öz itibarıyla bir ve aynıdır. Terörist Demirtaş’ın 30 Eylül 2014 tarihinde yaptığı direniş çağrısı, 6 Ekim 2014’te KCK’nın sözde Türkiye sorumlusu bir teröristin de katıldığı HDP MYK toplantısında halkın sokağa daveti suçu ve suçluları tevsik etmektedir.

HDP, DTK, DBP, HDK, PKK, YPG ittifak halinde Türkiye’ye meydan okumuş, ateşli silahlarla, bombalı suikastlarla, nefret söylemleriyle ve organize şekilde milli varlığımıza saldırmışlardır. Bunların ikmali, tahkimi ve takviyesi de FETÖ tarafından yapılmıştır. Hiç kimse demokrasi ve özgürlük kisvesiyle 6-8 Ekim şiddet olaylarının faillerini aklamaya, haklı çıkarmaya kalkışmamalıdır. Buna yeltenen kim varsa suça iştirak etmiş sayılacaktır. PKK/KCK’nın kuklası olan HDP ve diğer marjinal terör partileri Anayasa’nın 68’inci maddesinin 4’üncü fıkrasını açıkça çiğnemişler ve suç işlemişlerdir.”

Bahçeli Anayasa’nın 69’uncu maddesine göre bölücülüğün ve terörün odağı haline gelmiş partilerin kapatılmasının inkar edilemez bir amir hüküm olduğunu belirtti.

“CHP ve İYİ Parti’nin itirazları suç ve suçluyu koruma mahiyetindedir”

“HDP, 6-8 Ekim olaylarının, hendek terörünün ve bölücülüğe mihmandarlık yapmasının bedelini kanun, millet ve tarih önünde kesinlikle ödemelidir.” ifadesine yer veren Bahçeli, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilhassa 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili hazırlanan ve hukuken açık ihbar niteliği taşıyan iddianameyi temel alarak HDP hakkında acil ihtiyaç olan kapatma davasını süratle açabilecektir. Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi, Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır. CHP’nin, İYİ Parti’nin itirazları suç ve suçluyu koruma mahiyetindedir. Bunun yanında teröre yardım ve yataklık olarak da ayrıca ele alınmalıdır. Boğaziçi Üniversitesine rektör atanmasına itiraz edenlerin, sırtlarını dönerek şovmenlik yapanların, terör örgütleriyle aynı kümeye girenlerin 6-8 Ekim olaylarından ders almaları, sivil itaatsizlik çarpıklığına özenmemeleri samimi tavsiyemdir. Terör örgütlerinin tazyik ve tahrikleriyle ‘Üniversitelere kayyum istemiyoruz’ temalı protestolarla ABD’deki Kongre işgalinin aynı döneme denk gelmiş olması dikkat çekici ve tek kaynaktan beslenen bir eylem türüne işaret etmektedir.”

Bahçeli, 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nin ardından CHP adayı etrafında şekillenen ve sokak tartışmalarıyla temellenen tehlikeli söylemlerin, 3 Kasım 2020 ABD başkan seçiminden sonra tetiklenen kavga ve kutuplaşma ortamıyla amaç-araç itibarıyla farklı görülmemesi gerektiğini bildirdi.

“Bölücü terörün sonu görünmüştür”

Türkiye Cumhuriyeti’nin sokakta kurulmadığını, sokak sokak eylem yapan görevli ajanlara rehin bırakılmayacağını vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

“ABD’nin seçilmiş Başkanı’na ve seçim sonuçlarına saygı duyan ama Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na sözde diyen CHP Genel Başkanı’nın hukuka ve milli iradeye savaş açması kendisini bekleyen makus sondan da asla kurtaramayacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’na sözde demek öz itibarıyla Türk milletine, demokrasi kültürüne, milli egemenlik ilkelerine hakarettir, hıyanettir, hürmetsizliktir. Zalimlerin ve Türkiye düşmanlarının yeminli sözcüsü olan Kılıçdaroğlu, FETÖ’ye, PKK’ya, MLKP’ye, DHKP-C’ye tutunmaktan, bu hain örgütlerle yol yürümekten derhal vazgeçmeli, teröristlerle bağını kesmelidir. Yoksa suç ve terör örgütleriyle irtibat ve iltisakının vebali kendisinin siyasi sonunu süratle hazırlayacak, milletimiz bu namertliği affetmeyecektir. İYİ Parti Başkanı’nın da heyecanla rezervini yaptığı terörist Demirtaş ile kahvaltı programını meçhul bir tarihe erteleyip masa edebiyatına son vermesi eve dönüş yolunda kendisini bihakkın rahatlatacaktır. Ne idüğü belirsiz iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek için masa kurulsun diyen bu şahıs bilmelidir ki, çift taraflı davranan ve ikiyüzlü olan bizatihi kendisidir. Bilinmelidir ki Türkiye bölücülükle hesaplaşmadan, terörün kökünü kazımadan istiklal haklarını, istikbal haysiyetini güvenceye alamayacaktır. Çok şükür şafak sökmüş, bölücü terörün sonu görünmüştür.”

Bahçeli, huzurun, dirliğin, birliğin, refahın ve güvenliğin 2023 hedefleriyle gerçekleşmesinin önünde hiçbir engelin kalmadığını, Cumhur İttifakı’nın bunu sağlamaya mahir ve muktedir olduğunu belirtti.

Türk milletinin yeni bir destan yazacağını, yeni bir diriliş mucizesine imza atacağını anlatan Bahçeli, bu destanda, bu Türk mucizesinde katillere, köhnelere, kötülere, karanlık projelere asla yer olmayacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazı sonrasında açıklamalarda bulunuyor.

Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

(ABD’de kanlı kongre baskını) Bu süreç tüm insanlığı şaşırtmıştır.

Demokrasi için yüz karası olduğunu görüyoruz. Temennimiz 20 Ocak itibariyle Biden’ın devir teslim göreninde, sakin bir şekilde bu yapılacaktır. Bundan sonraki süreçte Sayın Biden ile ABD sükuna kavuşur. Böyle salgın döneminde hassasiyetle sürecin devam etmesi lazım. Uluslararası ilişkilerde ABD’nin de girmesi gerekir. Tabii 4 ölü var. Ölenlerin ailelerine sabırlar dilerken özellikle yaralılara da geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum.

(Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması) Arkadaşlar ben neden öğrencilerle görüşeyim. Öğrenciler bu işin içinde değil. Bu işin içinde teröristler var. Öğrencilerle alakası olmayan CHP’nin İstanbul İl Başkanı orada. Kendisi DHKP-C militanıdır. BUnlar öğrenci değil. Yaptıkları nedir? Yasalara uygun olarak buraya atanmış bir rektör vardır… Bu rektör yasalar dışında atanmamıştır. Yasalar neye amir ise, Melih Bey de buraya atanmıştır. Geçmişine baktığımızda o da bu üniversite içinden yetişmiş bir arkadaşımızdır.

Kendi ilgi alanına göre yetişmiş olduğu alanlar vardır. ODTÜ’den itibaren tutunuz buraya kadar. Biz de YÖK’ün şahsıma teklif ettiği 9 isimden, bana yasaların vermiş olduğu yetkiden hareketle rektör olarak seçtik, Boğaziçi’ne layık gördük. Çok çok başarılı olacağına inanıyorum.

(Aşılarda son durum) 2 kaynağımız hatta 3 kaynağımız var. Çin, Almanya, yerli. Şu anda Çin’den ilk parti 3 milyon geldi, 50 milyona çıkacak. Bir o kadar da Almanya’dan gelecek. Bu konuda Uğur Bey ve eşiyle görüşmeleri Sağlık Bakanımız yapıyor. Bu hafta içinde de aşılarda belli bir takvim içinde Sağlık Bakanlığımız çalışmalarını sürdürecek. Hastanelerde belli odalarda bu aşı uygulaması devam edecek. Hassasiyetle bu adımları attık, atıyoruz.

Bazı çevrelerin aleyhte kampanyaları var. Benim milletim bu kampanyalara prim vermeyecektir. İnsanımızın sağlığı söz konusudur. Bilim adamlarımızın bu konudaki aşamaları, tavırları her şey ortadadır. Bizim buna saygı duymamız, inanmamız lazım. Niçin ben bu aşıyı yaptırmadım diye böyle bir hak kimsede olamaz. Hastalıklarda da aynı şey söz konusu.

Hastanelerde tedbirlerimiz var. Fiziki imkanlarımız, doktorlarımız… Doktorlarımızdan da ölenler, hastalananlar oldu. Tüm tedbirleri aldıktan sonra neticesine tabii ki katlanacağız. Burada her şey söz konusu. KOVİD vakası sıradan bir vaka değil. Asrın vebası adeta. Bizim devlet başkanı olarak, iktidar olarak, elimizden ne geliyorsa bunu yapmak durumundayız. Tüm ülkeler neyi yapıyorsa biz de onu yapıyoruz. Ben de devlet başkanı olarak ‘Yahu şunu neden yapmadım’ dememeliyim. Ben yarın bu sorumluluğu taşıyamam. Bu adımları sorumlulukla atıyoruz. Bedeli ne olursa olsun bu aşı-ilaçları alacağız.

Mesut Özil Fenerbahçe’de! Dikkat çeken Erdoğan detayı

Fenerbahçe, Mesut Özil ile 3 buçuk yıllık anlaşmaya vardı. İstanbul’a yerleşecek olan yıldız futbolcu, Kısıklı’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile komşu olacak.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç‘un daha önce “Gerçekleşmesi zor bir rüya” ifadesini kullandığı Mesut Özil transferinde mutlu sona ulaşıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nden de teklif alan Mesut Özil, hem Fenerbahçeli olması hem de yoğun ısrarlar nedeniyle sarı-lacivertlilerin teklifini kabul etti. MLS ekibi DC United’ın özellikle yüksek bir ücret, kulüpten hisse ve pilot takım kurma yetkisi önerdiği Özil, Fenerbahçe taraftarının önünde oynama hayali nedeniyle rotasını İstanbul’a çevirdi. Sarı-lacivertli kulüple 3.5 yıllık anlaşma imzalayacak Özil’in, ligin ikinci yarısındaki maaşını İngiliz kulübü Arsenal ödeyecek. Yeni sezonla birlikte 2.5 milyon Euro imza parası alacak olan Özil yıllık ise 5 milyon Euro kazanacak.

Yıldız futbolcunun transferinde ise en önemli katkıyı Acun Ilıcalı sağladı. Ünlü televizyoncunun büyük uğraşlarıyla transfer sadece imzaya kaldı. Mesut Özil’in aldığı yüksek bütçeli tekliflere rağmen Ilıcalı’nın uğraşları, deneyimli orta sahayı Fenerbahçeli yaptı.

Kariyerinde Dünya Kupası şampiyonluğu bulunan Mesut Özil, İngiltere’de Arsenal ile 4 lig kupası, 2 Süper Kupa; İspanya’da Real Madrid ile 1 lig şampiyonluğu, 1 de Süper Kupa kazandı. Özil, Almanya’da Werder Bremen ile de bir lig kupası sevinci yaşadı.

Erdoğan’a komşu olacak

Eşi Amine Gülşe ile İstanbul Kısıklı’da büyük bir arazide yaptırdığı villada kalacak olan Mesut Özil, evin her ayrıntısıyla da kendisi ilgilendi. Cimnastik salonu ve tenis kortu da bulunan evinde yaşayacak Özil, villadaki son çalışmalar bitene kadar farklı bir adreste kalacak. Özil villaya taşındıktan sonra aynı semtte oturmaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile komşu olacak.

Koronavirüsü atlatan Yılmaz Vural, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi

Koronavirüs tedavisi biten ve hastaneden taburcu olan teknik direktör Yılmaz Vural, “Sevgili Cumhurbaşkanım size bir minnet borcum var” dedi.

Teknik direktör Yılmaz Vural, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele ettiği süreci anlattı. 19 Kasım’da hastaneye gittiğini ve çekilen akciğer tomografisinden koronavirüse yakalandığının ortaya çıktığını belirten Vural, “Hastane dolu olduğu için ilk etapta eşimle birlikte ilaç tedavisine başladık. 23’ünde yapılan testlerde durumun vahim olduğunu söylediler, yukarıda bir oda açtılar. Sonrasında ise verilen oksijen yetmeyince, yoğun bakıma aldılar. Doktorumuz Çağlar Bey, bizi entübe etmiş, makineye bağlamış. Girdiğim entübeden 10 gün sonra çıktım” ifadelerini kullandı. 

Doktorların kortizonla virüsü etkisiz hale getirdiklerini aktaran Yılmaz Vural, “Tabi bunun yan etkileri de oluyor, tüm adale grupları iflas ediyor, hareket edemiyorsunuz. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra 8 gün daha hastanede kaldık. Fizyoterapi tedavisi gördüm. Acıbadem’in sahibi Mehmet Ali Aydınlar’a ve tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a da bu süreçte kendisine verdiği destek için teşekkür eden deneyimli teknik adam şunları söyledi:

Sevgili Cumhurbaşkanım size bir minnet borcum var. Azerbaycan’a giderken uçağı durdurup, ‘Hocamla konuşacağım’ deyip, beni gecenin bir yarısında aradığınızda, aramızdaki sohbet bizi ilgilendirir ama hastaneye verdiğiniz talimatlar, kendi sağlık sorumlunuzu orada görevlendirmeniz beni çok mutlu etti. Size çok teşekkür ediyorum. Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca Bey sağ olsun, aradı bizi. Spor Bakanımız hastaneye kadar geldi, o da bir Kovid olayı yaşamış. Ona da geçmiş olsun diliyorum. Kemal Kılıçdaroğlu Bey, İYİ Parti ve MHP’den arkadaşlarımızın araması çok mutlu etti. Tüm kulüp başkanlarımız ve hocalarımız aradı.

Koronavirüsün çok ciddi bir hastalık olduğunun altını çizen Vural, “Bu iş çok ciddi, lütfen Sayın Cumhurbaşkanı’mızın pankartlardaki sözleri gibi ‘Temizlik, mesafe ve maske’ olayını sakın ihmal etmeyin. Alacağınız bu küçük tedbir, sizin yaşamınızı kurtarır. Aşı çıktı, ülkemize geliyor. Yaza kadar inşallah herkes aşılanır, görünmeyen bu tehlikeli düşmandan da kurtuluruz. O zor durumdan çıkmak kolay değildi” değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz Vural, 15 gün önce hastaneden çıktığını ve devam eden tedavi süreci sayesinde şu an hiçbir probleminin kalmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020 yılının son Kabine Toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantı, 2 saat 50 dakika sürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları;

Aziz milletim, değerli basın mensupları, sizlere en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. 2020 yılının son kabine toplantısını az önce gerçekleştirdik. İçinden geçtiğimiz bu yıllar ülkemizin yakın tarihindeki pek çok önemli hadisenin 100. yıldönümlerini de ifade ediyor. Önce İstiklal Harbimizin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışlarının 100. yılını idrak ettik. 22 Haziran Amasya, 23 Temmuz Erzurum, 11 Eylül Sivas kongresiyle devam etmiştir. Gazi Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelmesinin ardından istiklal mücadelesi yeni bir safhaya gelmiştir.

Bayrağı bez parçası, şehadeti sıradan bir ölüm olarak görenlerin, İstiklal Marşı’nı anlayabilmesi mümkün değildir. Bayrak ve ezan hassasiyetini yeri geldiğinde canı pahasına koruyan evlatlarımız var.

Siber güvenlikte önemli adım

Bugünkü kabine toplantısında ulusal güvenlik stratejisi ve eylem planını da görüştük. Yaklaşık 7 yıl önce kurduğumuz ulusal siber olaylara müdahale merkeziyle bu doğrultuda ilk adımı atmıştık. Geldiğimiz noktada ülkemizin siber güvenlik politikalarını kapsamlı ve bütüncül anlayışla özellikle yeni strateji oluşturma konusunda adımı attık.

Uzunca yürüttüğümüz çalışmalarda sona gelindi. Ülkemizin dijital altyapılarını siber saldırılara karşı inşallah güvenli hale getireceğiz. Bununla kalmayacak; Türkiye’nin bu alanda kendi ürünleri ve firmalarıyla uluslararası düzeyde söz sahibi olmasını da hazırlayacağız.

Kuraklık tehlikesi ve gıda üretimi

Tahminler, dünyanın 2050 yılında 10 milyarlık nüfusun gıda ihtiyacını karşılaması gerektiğini söylüyor. Bugünkünden yüzde 60 daha fazla gıda üretimine ihtiyaç duyulacak.

Toprak kiralamada amaç bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil yarım asır, bir asır sonrasının taleplerine hazırlık yapmaktır. Türkiye olarak biz de çeşitli yerlerde toprak kiralamaya başladık. Tabii böyle bir vizyonu olmayanlar ülkemizin niçin Sudan’da, Nijer’de toprak kiraladığını anlayamıyor. Sadece anlamamakla kalmıyor bir de çıkıp bize ithamlar yöneltiyorlar. Dünyanın başka hiçbir yerinde hükümetlerin böyle ithamlara maruz kaldığını göremezsiniz. Çünkü orada ülkenin felaketi üzerine ikbal hesabı yapan muhalefet yoktur.

Tarımda son gelişmeler

Çiftçimize verdiğimiz destekleri 12 kat artırarak, bitkisel üretimimizi 124 milyon ton ile Cumhuriyet tarihinin en üst seviyesine çıkardık. Sadece 2020 yılında çiftçimize verdiğimiz destek tutarı 22 milyar liradır. Tarımda sadece kendi üretimimize bağlı kalırsak böylesine büyük bir gıda ihracatçısı olamayız.

AİHM’nin Demirtaş kararı ve muhalefetin tutumu

Türkiye aleyhine alınan her kararın, her saldırının yılmaz savunuculuğunu üstleniyorlar. AİHM, ülkemizle ilgili bir davada kendi hukuki süreçlerine İspanya ve İtalya gibi ülkelerdeki benzer yargılamalarda verdiği kararlara aykırı tavır sergiledi. Biz de çifte stantardı uygulamayız dedik. Vay efendim, sen nasıl böyle bir şey söylersin? Demek ki kendileri olsalar hemen serbest bırakacaklar. Arkasında durdukları kişi kim? 37 nitelikli adam öldürme, 29 adam öldürmeye teşebbüs, 25 alıkoyma, 395 hırsızlık, 15 yağma, 380 iş yeri ve konut dokunulmazlığı ihmal; Türk bayrağını yakma ve ayrıca 6-8 Ekim olaylarının baş sorumsulusu.

Lafa gelince her fırsatta Atatürk’ün partisiyiz diye övünen bu kişiler, çukurcu teröristlere arkadaş; Suriye’den ülkemize saldıran teröristlere vatanını savunanlar; darbecilere mağdurlar diyenler yine bunlar.

Pandemide son durum

Salgının önüne geçmek için aldığımız kararların yol açtığı zararları hafifletmeye çalışıyoruz.

Asgari ücret 2021 yılı Ocak ayı itibariyle yüzde 21,5 artışla bekar ve çocuksuz çalışan için net 2 bin 826 lira evli ve çocuklu için 3 bin 14 lira olarak uygulanacaktır. Salgın dönemimizde işverenlere desteğimizi devam ettireceğiz. Böylece işveren ve çalışanlarımıza toplamda 6,5 milyar liralık ilave kaynak aktarmış olacağız. Kısa çalışma ödeneğinin süresini şubat ayının sonuna, nakdi ücret süresini 17 Mart’a kadar uzattık.

Ayrıntılar geliyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hisar A+” müjdesindeki önemli detay!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, HİSAR A+ hava savunma sisteminin seri üretiminin başladığını duyurdu. Erdoğan’ın seri üretim müjdesi verdiği sırada “Aslında bu son test birkaç ay gecikti. Sebebi, normal şartlarda yurt dışından tedarik edilen bir parçaya ambargo uygulandı.

Yerli parçayı kısa sürede geliştirdik, füzemize entegre ettik ve işte kısa bir gecikme ile neticeye ulaştık” açıklaması Türk savunma sanayiinin baltalanmak istendiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlara göre, sistemin üretilmesi kadar Türkiye’nin bu süreçte örtülü ambargoları aşmış olması da gelecek dönemler için son derece önemli.

Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi hamlesinde bir eşik daha aşıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkemizin hava savunma şemsiyesinde önemli bir yer tutacak olan HİSAR A+ sisteminin seri üretimine geçildiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seri üretim müjdesi verdiği sırada “Aslında bu son test birkaç ay gecikti. Sebebi, normal şartlarda yurt dışından tedarik edilen bir parçaya ambargo uygulandı. Sonra ne oldu? Yerli parçayı kısa sürede geliştirdik, füzemize entegre ettik ve işte kısa bir gecikme ile neticeye ulaştık” açıklaması, hem Hisar A+ projesinin hem de Türk savunma sanayiinin baltalanmak istendiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Hisar ailesi hangi görevler üstlenecek?

Türkiye’nin alçak ve orta irtifa hava savunma ihtiyacının giderilmesi amacıyla, Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi Projesi (HİSAR-A) ve Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi Projesi (HİSAR-O) için ilk imza 2011’de atılmıştı.

Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (HİSAR-A) ve Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (HİSAR-O); sabit ve döner kanatlı hava araçlarının, seyir füzelerinin, insansız hava araçlarının ve havadan karaya atılan füzelerin imhasını gerçekleştirebilmeyi hedefliyor.

HİSAR-A, hareket halindeki birliklerin ve kritik tesislerin hava savunması amacıyla sabit ve döner kanatlı hava araçlarının, seyir füzelerinin, insansız hava araçlarının ve havadan karaya atılan füzelerin 15+ km menzile kadar etkisiz hale getirilmesi için tasarlandı.

Hisar-O ise yine aynı görevleri bu kez 10 km irtifada 25 km menzili kapsayacak şekilde geliştirildi.

Saha dönüşlerinden sonra güncelleme geldi

Savunma Sanayi Araştırmacısı Anıl Şahin’e göre her iki sistemin de A+ ve O+ olarak güncellenmesinin temel sebebi sahadaki kimi gelişmeler…

HİSAR-A’nın aylar önce seri üretime hazır hale getirildiğini ve belirli unsurlarıyla sahaya gönderildiğini anımsatan Şahin’e göre özellikle Libya’da karşılaşılan kimi durumlar hem Hisar A hem de Hisar O için güncelleme ihtiyacını net olarak gösterdi.

Bu noktada, ilgili kolluk kuvvetinden menzil ve irtifa değerleri açısından bir artırım ihtiyacının olduğunun iletilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı da bu yönde çalışmalarını başlattı.

Gelişen teknolojiye ayak uyduruldu

Anıl Şahin’e göre her iki sistem için de yapılan güncelleştirme adımları aslında gelişen teknolojiye entegre olma amacıyla yapıldı.

“Gelişen teknoloji karşıdaki düşman unsurların size daha farklı mesafelerden saldırabilme yeteneği kazanmasını beraberinde getirdi” diyen Şahin, şunları söyledi:

“Hava savunmada artık alçak irtifanın yani belirli bir irtifanın altının çok da operasyon alanındaki ihtiyacı karşılayamayacağı ortaya çıkmaya başladı. Tabi 6-8 yıl önce bu projeler geldiğinde, o zamanki gündem ve bakış açısıyla belirlenmiş bazı talepler vardı.

Özellikle hem teknolojinin gelişmesi hem de harekat ortamında görülen taleplerle beraber ihtiyacın bir üst sınıfa kaydırılması gündeme geldi. SSB de projeyi o şekilde bir kaydırmaya tabii tuttu. Artık menzillerin uzaması gerekiyor, irtifaların yükselmesi gerekiyordu ve bu adımlar hemen atıldı. Sistemler A+ ve O+ olarak rezive edildi.”

Kısa sürede ambargo aşıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı törende Hisar A+ füzesinin ilk kez ateşlenmesine dair görüntülerin kamuoyuyla paylaşılmasına da değinen Şahin, bu adımın iki değerli sonucu olduğu inancında.

“Esasen HİSAR-A+ kararının alınıp da ilk atışın gerçekleştirilmesi, sadece birkaç ay içerisinde oldu” diyen Şahin’in üzerinde durduğu ilk değerli sonuç Türkiye’nin yerli ve milli Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi’nin seri üretimine başlaması.

Şahin, “Bence çok daha değerli” dediği diğer önemli sonucu ise şöyle anlattı:

“Cumhurbaşkanı’nın bir cümlesi var; Bize dışarıdan gelmedi parça ve bu nedenle test gecikti diyor. Sonrasında da o parçanın yerli ve milli imkanlarla üretildiğini bilgisini paylaşıyor.

Söz konusu parça yaklaşma sensörü idi… Bu tür sistemlerde sensörle ilgili bu kadar kısa sürede yerli ve milli çözüm üretmek gerçekten büyük bir tebriği hak ediyor. Bence bu durum seri üretimden daha önemli bir gelişime işaret ediyor. Öyle ki Türkiye; çok kısa sürede sistem güncellemesi kararı alabilen, bunun için çalışmalar yürüten, kritik bir parça engeline takıldığında da bunu kendisi üretebilen bir seviyeye ulaşmış… Bu durum gelecek adına son derece kritik…”

Her yaptırım kararı Türkiye’ye yarıyor

Tehditlerle, finansal operasyonlarla Türkiye’yi zafer yürüyüşünden çeviremeyen ABD, elindeki son koz olan yaptırım kartını masaya sürdü.

ABD’nin CAATSA kararlarının Türkiye’yi olumsuz etkilemek bir yana daha kararlı adımlar atılmasına sebep olacağını belirten uzmanlar, “Kötü komşu ev sahibi yaptırır, hesabı geçmişte verilmeyen silah ve ekipmanlar yerli-milli silahlarımızı üretmemize yol açtı.

Bu kararlar da aynı etkiye yol açacaktır” dedi.

Amerika’nın Türkiye’yi hedef alan CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) kararlarını yürürlüğe koyduğunu açıklaması sonrası, sert bir tepki gelirken, yürütülen politikada kararlılık mesajı vurgulandı.

ABD özelinde Batı’nın ülkemize yönelik uyguladığı askeri ve ekonomik yaptırımlar, yerli savunma sanayinin ve güçlü ekonomik modellerin oluşmasında etkin rol aldı.

Kendi göbek bağımızın bizzat kendimiz tarafından kesildiği ‘yaptırım’ dönemleri, Batı’nın beklentisinin aksine çöküş değil yeniden dirilişi getirdi. Son yaptırım kararlarını Akit’e değerlendiren uzmanlar, ABD’nin aldığı kararların göstermelik olduğunu, Türkiye’yi kararlı yürüyüşünden hiçbir gücün çeviremeyeceğini beyan ettiler.

Türkiye yürüyüşüne devam edecek

USTAD Başkanı Ahmet Akgül, şunları ifade etti: “Bu yaptırımların ülkemiz nezdinde hiçbir hükmü yoktur. Türkiye’nin kararlı yürüyüşü herhangi bir rota değişikliğine uğramayacaktır. ABD ve Batı daha öncede buna benzer yaptırım kararları aldı.

Sonuç hep ülkemizin lehine oldu. Krizi fırsata çeviren Türkiye, yaptırımları yatırma çevirmesini bildi. ABD’nin Türkiye’ye karşı almış olduğu karar Batı’nın dünyasının ülkemize yönelik genel tavrının sonucudur.

Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yerli savunma sanayimizin ilk ciddi temelleri atıldı. Parası karşılığında istediğimiz İHA’lar ve SİHA’lar çeşitli gerekçelerle verilmeyince bugün geldiğimiz noktada ortada. İHA ve SİHA konusunda dünyada söz sahibiyiz.

Başkan Erdoğan’ın sürekli vurguladığı gibi kötü komşu bizleri ev sahibi yaptı. Bu yaptırımlar da şer gibi gözükse de bize hayır olarak dönecek. Türkiye çok daha kararlı, güçlü ve stratejik hamlelerini yapmaya devam edecektir.” 

Devlet aklı boyun eğmez

Siyaset Bilimci Ferhat Çakır ise, Türkiye’nin yaptırımdan etkilenmeyeceğini vurgulayarak, şunları dile getirdi: “Bu tarz yaptırımların Türkiye nezdinde bir karşılığı olmadığını en iyi ABD ve Batı dünyası biliyor. Fakat kendi otoriteleri sarsılmasın diye bu tarz ucuz şovlara başvuruyorlar. Türkiye’ye yönelik her yaptırım Batı’nın aleyhine olmuştur.

Türkiye binlerce yıllık devlet aklıyla kriz ortamlarını kendisi için elverişli bir hale getirmesini hep bilmiştir. Çok sağlam bir siyasi irade şuan Türkiye’de iktidarda. Ülkesinin ve milletinin menfaatlerini düşünerek hareket etmiş ve asla geri adım atmamıştır. Bugün de atmayacaktır. Yaptırım kararlarını hükümsüz kılacaktır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Artık bu gölge oyunundan bıktık

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çevresindeki her ülkenin hakkı olan Akdeniz’in zenginliklerinin üzerine adeta çökme çabası, tam bir modern sömürgecilik örneğidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’de düzenlenen 2020-2021 Adli Yılı açılış töreninde konuştu.

“Kendi gizli emellerini gerçekleştirmeye çalışanların yaptıkları da en büyük adaletsizliktir”

Erdoğan’ın hedefinde, Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı kışkırtan ülkeler vardı. Sert tepki gösterdi. Adalet vurgusu yaptı: 

“Biz artık bu gölge oyunundan bıktık. Kendine bile hayrı olmayan bir devleti, türkiye gibi bölgesel ve küresel bir gücün önüne atıp yem etmeye çalışmak, artık komik kaçmaya başladı. Asırlardır sömürmedik yer, katletmedik toplum bırakmayanların devri bitiyor.

Tarih boyunca, hep başkalarının arkasına saklanarak varlığını sürdürmüş bir devleti önümüze atarak, kendi gizli emellerini gerçekleştirmeye çalışanların yaptıkları da en büyük adaletsizliktir.”

“Ne yaparlarsa yapsınlar, bu adalet uyanışını durduramayacaklardır”

Erdoğan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki faaliyetlerin özünde hak ve adalet arayışı olduğunu söyledi:

“Türkiye’yi, 780 bin kilometrelik devasa büyüklüğüne bakmadan, 10 kilometrekarelik bir ada üzerinden kıyılarına hapsetme girişimi, haksızlığın ve adaletsizliğin en açık ifadesidir. Çevresindeki her ülkenin hakkı olan akdeniz’in zenginliklerinin üzerine adeta çökme çabası, tam bir modern sömürgecilik örneğidir.”

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hak ve adalet arayışındaki kararlılığını bir kez daha şu sözlerle vurguladı: 

“Husumet cepheleri ne kadar birleşirse birleşsin, bu yükselişi durduramayacaklardır. Türkiye’nin dostluğunun kıymetini bilenlerin, her geçen gün çoğalacağından eminiz. Yeter ki biz millet olarak birliğimize, beraberliğimize sahip çıkalım. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu adalet uyanışını durduramayacaklardır.”

Terör örgütleriyle bağlantılı avukatlar için düzenleme

Erdoğan, gündemine İstanbul Barosu’nu da aldı; açlık grevindeyken ölen DHPKC’li avukatın posterinin asılmasına şu sözlerle tepki gösterdi:

“Şehit savcımız Mehmet Selim Kiraz’ı şehit eden terör örgütü mensuplarına destek için açlık grevine giden avukatları bu kararlarından vazgeçirmek için, devlet üzerine düşeni yapmıştır. Buna rağmen ısrarla açlık grevini sürdüren bir avukatın ölümü üzerine, İstanbul Barosu binasına asılan pankartın, şehidimizin kemiklerini sızlatmanın ötesinde anlamları olduğunu düşünüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütleriyle ilintili avukatlar için bir düzenleme yapılacağının sinyalini verdi:

“Hakimin, savcının, polisin, askerin yapamadığını, kamusal bir vazife icra eden avukat da yapmamalıdır. Şayet yaparsa, bunun bir müeyyidesi, sonucu, bedeli muhakkak olmalıdır.

Diğer kurumlarda terör örgütleriyle böylesine içli-dışlı olan kişiler nasıl mesleklerinden men edilebiliyorsa, avukatlar için de böyle bir yöntemin gerekip gerekmediği bana göre tartışılmalıdır.”