BM

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

BM

Anastasiadis’i yerden yere vurdu: Sadece aptalsın

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konferansında, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kararlı duruşu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin gündeminden düşmüyor.

CRS isimli Rum karikatür sanatçısı, Cenevre’deki konferansta Rum lideri Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs Türk tarafı karşısında “etkisiz” tutum sergilediği gerekçesiyle eleştirdi. Rum Karikatürist sokaklara çizdiği karikatürde Anastasiadis’i hedef aldı. CRS, halkı uyanmaya çağırırken, “salak” (idiot) yazılı ateş ölçer cihazıyla Anastasiadis’in ateşinin ölçüldüğünü yansıtan karikatürü cadde duvarlarına astı.

“Sadece aptalsın”

CRS karikatür ile birlikte verdiği mesajında “Yalancı değilsin Sayın Başkan, sadece aptalsın. Pandemi hiç bu kadar kötü yönetilmemişti. Etkisizsin. Kıbrıs sorununa çözüm sözü dolusun ama açıkça iki devletten söz ediyorsun” ifadelerine yer verdi.

Bunu hiç beklemiyorlardı… Türk tarafının hamlesi Rumları şaşkına çevirdi

Cenevre’de 5+1 gayriresmi Kıbrıs konferansına KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın sunduğu 6 maddelik öneri damga vurdu. Rum tarafı bu hamle karşısında şaşkına dönerken Tatar’ın önerisi dünya basınında da geniş yankı buldu.

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için sunduğu 6 maddeden oluşan öneri gündem oldu.

Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferans 27-29 Nisan’da BM Cenevre Ofisi’nde gerçekleştirildi. Konferansa BM Genel Sekreteri Antonio Guterres başkanlık etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Anastasiadis, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab heyet başkanları olarak konferansa katıldı.

Kıbrıs Türk tarafı, 1968’de başlayan ve 1977’den bu yana federasyon odaklı devam eden Kıbrıs müzakerelerinin artık yeni bir zeminde yürütülmesi yönündeki iradesini Cenevre’deki gayriresmi Kıbrıs konferansında gösterdi.

Adada “iki devletli çözüm” masaya getirildi

Özellikle Ekim 2020’de KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın seçilmesiyle Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye’nin de desteğiyle, “Kıbrıs’ta egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devletli çözüm” modeliyle ilgili kararlı duruşunu sürdürdü.

Cumhurbaşkanı Tatar ve heyeti, başta BM yetkilileri olmak üzere, bir araya geldikleri tüm muhataplarına bu yeni politikayı haklı sebepleriyle anlattı. Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, konferans öncesinde belirledikleri ve tüm muhataplarına da ilettikleri yeni vizyonu (iki devletli çözüm) Cenevre’de BM Genel Sekreteri Guterres’e sundu.

BM’nin yanı sıra İngiltere de Türk tarafının bu yeni politikasını, bu politikanın altında yatan haklı sebepleri ve Kıbrıs Türk halkının yıllardır uğradığı haksız muameleyi dinleme fırsatı buldu. Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan ise müzakerelerde 53 yıldır süre gelen uzlaşmaz tavırlarından geri adım atmadı.

Cumhurbaşkanı Tatar, BM Genel Sekreteri Guterres’in taraflara yolladığı davet mektubunda yer alan “yaratıcı fikirlerle gelme” çağrısını da göz önünde bulundurarak, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için Guterres’e 6 maddeden oluşan bir öneri sundu.

Önerinin ilk maddesinde, Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararın BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmesi için Genel Sekretere inisiyatif alma çağrısı yer aldı.

Böyle bir kararın mevcut iki devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacağı da öneride belirtilirken, tarafların egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünün sağlanmasıyla BM himayesinde, “sonuç odaklı” ve “belli bir zaman aralığına dayalı” müzakerelere başlanabileceği de belirtildi.

Rum tarafı konferansa hazırlıksız geldi

Türk tarafı, on yıllardır müzakere edilen ve sonuç alınamayan federasyon modeli yerine, Ada’nın ve çağın gerçeklerine uygun, mevcut iki devletin devamını ve resmi statüye ulaşmasını sağlayacak önerisini Cenevre’de masaya getirmiş oldu.

Buna karşılık Rum tarafı ise 2017’de sonuçsuz kalan Crans Montana’daki konferansın kaldığı yerden devam etmesi yönünde bir öneriyle masaya gelirken, bir nevi Genel Sekreter’in “yaratıcı fikirlerle gelin” çağrısına da olumsuz yanıt verdi.

Crans Montana’da 2017’de kurulan müzakere masanın Rum kesimi tarafından devrilmesi de göz önüne alındığında, Rum kesiminin Cenevre’ye hazırlıksız geldiği ve mevcut statükonun devamından yana olduğu açık şekilde görüldü.

Türk tarafı yeni çözüm önerisini kayıtlara geçirdi

Cenevre’deki gayriresmi Kıbrıs konferansında Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan öneri sundu. Rum tarafı Tatar’ın bu hamlesi karşısında şaşkına döndü. Rumlar, üzerine bazı ilaveler de yaparak Cumhurbaşkanı Tatar’ın belgesini Rum basınına sızdırdı.

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, konferans sonrasında Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısında Kıbrıs’ta egemen eşitlik temelinde iki devlet siyasetinden asla vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak, “Eşitliğe dayalı ve eşit statü tanınmadan, eski şartlarda masaya oturmamızın ve resmi görüşmelere başlamamızın anlamı olmaz.” ifadelerini kullandı.

Rum Kesimi’nin amacının, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı ve anayasal değişiklikle Kıbrıslı Türklerin buna yama edilmesi” olduğunu belirten Tatar, bu çerçevede Kıbrıslı Türklerin, Avrupa Birliği içerisinde bir konumda, Türkiye ile bağlarının kopartılmaya çalışıldığını da söyledi.

Tatar, konferansta tarihi bir adım attıklarını vurgulayarak, “Egemen eşitliğe dayalı sürdürülebilir bir anlaşma talebini kayıtlara geçirdik.” vurgusunu yaptı. Tatar, tarihte ilk kez Kıbrıs görüşmeleri kapsamında, egemen eşitliğe dayalı, uluslararası alanda tanınan bir KKTC için adım attıklarının altını çizdi.

Ersin Tatar’ın önerisi dünya basınında

Tatar, KKTC’ye döndüğünde düzenlediği basın toplantısında da Cenevre’de görüşlerini BM’ye ve ilgili taraflara ifade ettiklerini ve bu yeni fikirlerinin dünya basınında da yer bulduğunu açıkladı.

Cenevre’deki çıkışlarını bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Tatar, Kıbrıs Türk tarafının federal anlaşma için 50 senedir yaptığı fedakarlıklar ve önünün açılması için bu adımın atılması gerektiğini, eğer masada iki eşit taraf oturmazsa orada adil bir çözümün çıkması imkansızdır olduğunu da dile getirdi.

Çavuşoğlu’ndan “KKTC ile birlikte devam edeceğiz” vurgusu

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise konferansa ilişkin, “Türk tarafı egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm modelini kayda geçirmiştir. Bu aslında KKTC’nin bağımsızlığı ve egemenliği mücadelesidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Çavuşoğlu, tüm dünyaya, “KKTC’nin egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm vizyonuna ve önerisine çok güçlü bir şeklide destek olmaya devam edecekleri” mesajını verdi.

KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliği konusundan ödün vermeyeceklerinin altını çizen Çavuşoğlu, “Bunlar teslim edilirse iki devlet gelecekte nasıl iş birliği yapacağını müzakere edebilirler. Teslim edilmezse yolumuza KKTC’yle birlikte devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Yunanistan ve Rum Kesimi statükoda diretti

Rum lider Anastasiadis, Türk tarafının masaya sunduğu yeni önerilere karşılık veremezken, statükonun devamında diretti.

Tatar’ın Guterres’e sunduğu 6 maddelik önerinin arından hayal kırıklığı yaşadığını dile getiren Anastasiadis, Türk tarafının müzakereler boyuncu egemenlik haklarının tanınmasına odaklanılmasında ısrar ettiğini belirtti.

Anastasiadis, Türk tarafının yeni vizyonundan geri adım atmadığını da açıklarken, kendisi ise “yaratıcı” hiçbir fikir ortaya koyamadı.

Yunanistan ise konferans sürecinde, her zaman olduğu gibi, Rum kesimine koşulsuz desteğini sürdürdü. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, konferans sonrasında, Türkiye ve KKTC’nin takındığı tavır nedeniyle ortak zemin bulunamadığını iddia etti.

Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm için yeni bir fikir üretemeyen Yunanistan da BM’nin konferans öncesi çağrısına uymamış oldu.

Ada’nın bir diğer garantörü olan ve taraflara konferans öncesi “esneklik” çağrısı yapan İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Raab da “tarafların yakın zamanda yeniden bir araya gelme taahhüdünü” memnuniyetle karşıladığını açıkladı.

Guterres vazgeçmiyor

Genel Sekreteri Guterres, müzakerelerin yeniden başlaması adına taraflar arasında yeterli ortak zemin bulamadığını ve 2-3 aylık süreci içerisinde aynı formatta bir toplantı için temaslarını sürdüreceklerini söyledi.

Türk tarafı, Cenevre’deki kararlı duruşunu BM kayıtlarına geçirirken, ileride başlayabilecek bir müzakere sürecinde de KKTC’nin egemenliğinden vazgeçmeyeceğini, uluslararası alanda Rum kesimi ile eşit statüde kabul edilmeden müzakerelere başlamayacağının mesajını net bir şekilde verdi.

Konferans Kıbrıs Türk tarafı için “dönüm noktası” oldu

Türk tarafı, tüm dünyaya konferansa ne kadar hazırlıklı geldiğini gösterirken, Rum kesimi ise konforlu ve Kıbrıslı Türklerin hakkını gasbeden pozisyonunu bırakmak istemediğini bir kez daha ortaya koydu.

BM yetkililerinin yakın gelecekte taraflar arasında yeni bir konferans için diplomasi mekiği dokumaya başlaması bekleniyor. Türkiye ile KKTC’nin yüzde 100 uyum içinde hareket ettiği konferansta, Türk tarafının haklı pozisyonundan asla taviz vermeyeceği tüm dünyaya bir kez daha teyit edildi. Ayrıca, Türk tarafı toplantılarda Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm isteyen taraf olduğunu güçlü şekilde gösterdi.

Cenevre’deki konferans, Kıbrıs Türk tarafı açısından “egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözümün” kayıtlara geçirilmesi açısından dönüm noktası oldu. Türk tarafının somut teklifi ve yapıcı tutumuna karşılık veremeyen Rum tarafı ise uzlaşmaz tavırlarını Crans-Montana’dan sonra Cenevre’de de sürdürmeye devam etti.

Övgüler büyük yardımlar küçük

BM ve AB’nın ortaklaşa yaptığı Suriyelilere destek konferansına katılan 50 ülke mülteciler için ancak 2 yılda 6.4 milyar dolar taahhüt edebildi. Tek başına 3.5 milyon Suriyeliye bakıp, 40 milyar dolardan fazla para harcayan Türkiye’ye övgüler düzen dünyanın en zengin ülkelerinin, iş yardıma geldiğinde yine elini cebine atmaması hayal kırıklığı oldu.

Mehmet Aydın 

Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliğince (AB) ortaklaşa düzenlenen Suriyelilere destek konferansında Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara yönelik ev sahipliğinden övgüyle söz edilirken, toplanan yardımlar yine devede kulak kaldı. Çevrim içi konferansın ardından Avrupa Birliği (AB) tarafından yapılan açıklamada, katılımcı devletlerin Suriye’ye 6 milyar 400 milyon dolar yardım sağlamayı taahhüt ettiği belirtildi. BM, konferansta en az 10 milyar dolar yardım sağlanmasını hedefliyordu.

Suriye’deki insani krizin aşılması için 1 milyar 700 milyon euro yardım taahhüdü veren Almanya, en fazla destek sağlayan ülke oldu. ABD yaklaşık 600 milyon dolar, İngiltere de yaklaşık 281 milyon dolar yardım taahhüdünde bulundu. AB Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise 2021 ve 2022 yılları için Birlik kasasından 560’ar milyon euro yardım taahhüt ettiklerini duyurdu.

Taahhüt edilen yardımın 4 milyar 400 milyon dolarının bu yıl, geriye kalanın ise ise 2022’de verileceği belirtti. BM ve AB tarafından ortaklaşa düzenlenen iki günlük video konferansa yaklaşık 50 ülkeden 77 temsilci katıldı.

 50 ülkeden 6.4 milyar dolar

Konferans sonrası yapılan ortak açıklamada Türkiye’nin sığınmacılar için yaptıkları övgü dolu sözlerle dile getirilirken, yaplan yardımlar yine hayal kırıklığı oldu. 50 ülkenin 6 milyonu aşkın Suriyeli için sadece 6.4 milyar dolar yardım sözü vermesi, tek başına mülteciler için 40 milyar dolar harcayan Türkiye’nin paylaşımcılığını ve merhametini bir defa daha ortaya koydu. Dünyanın en zengin ülkelerin mazlumlara yardımda elini cebine atmaması hakikati bir defa daha ortaya çıkarken, bu ülkelerin sadece Türkiye’yi övüp, yaptığını takdir etmesinin ödtesinde bir icraate bulunmayacağını kanıtladı. BM Genel Sekreteri Antonio Gutterres, “Suriyelilerin 10 yıl boyunca ölüm, yıkım, yerlerinden edilme ve yoksulluk” yaşadığını hatırlatarak, en az 10 milyar dolar acil yardım talebinde bulunmuştu.

Suriyelilerin sesini duymadılar

Yardım kuruluşu Oxfam ise taahhüt edilen yardım miktarından hayal kırıklığı duyduğunu açıklayarak, “Bağışta bulunanlar, evlerini terk etmek zorunda kalan ve 10 yıldır devam eden savaşta hayatları altüst olan milyonlarca Suriyeli’nin sesini duymadı” denildi.

Türkiye’ye yine yağ çektiler

Ülkelerine mültecilerin gelmesini istemeyen Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler söz konusu göç eden insanlar olduğunda Türkiye’ye yağ çekiyor. Birleşmiş Milletler (BM) AB’nin ortaklaşa düzenlediği Suriyelilere destek konferansında Türkiye’yi zor durumdaki insanlara yardım ettiği için övdüler.

Video konferans yöntemiyle yapılan “Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi Konferansı” başlıklı 5. Brüksel Konferansı’nın bitiminde yayımlanan ortak açıklamada, Türkiye’nin dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke olduğu hatırlatıldı.

Türkiye’nin sığınmacılar için sağlık, eğitim, sosyal hizmetler ve belediye hizmetleri gibi imkanlarla iş gücü piyasasına katılım imkanı sağladığı belirtilen açıklamada, “Türkiye sığınmacılarla ilgili maliyetin büyük kısmını omuzlamaktadır.” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, Türkiye’nin Kovid-19 salgınının yayılmasını önlemek için yoğun çaba sarf ettiği ve buna sığınmacıları da dahil ettiği vurgulanarak, “Konferans ayrıca Türkiye’nin sığınmacıların kendi kendilerine yetmesini ve sosyal uyumunu desteklemek için gösterdiği çabaları takdir etmiştir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Ortak açıklamada, Türkiye’nin sığınmacı krizine verdiği kapsamlı karşılığın iyi uygulamalar, alınan dersler ve kıymetli tecrübeleri yansıtmaya devam ettiği aktarıldı.

BM ile AB’nin Suriye içindeki ve bölge ülkelerinde bulunan Suriyelilere destek için düzenlediği konferansta uluslararası camia 6,4 milyar dolar yardım taahhüdünde bulunmuştu.

Liz Throssell: Türkiye’ye destek vermeye hazırız

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen tanıtım toplantısında açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’na ilişkin BM’den ilk değerlendirme geldi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Sözcüsü Liz Throssell, söz konusu eylem planına ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Sözcü Throssell, bu ayın başında hükümetin İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklamasından haberdar olduklarını belirterek, “Eylem planının Türkiye’deki insan hakları durumunu geliştirmek için hükümetin yenilenmiş taahhüdünü temsil ettiğini” vurguladı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisinin eylem planının hazırlık sürecine dahil olmadığını ifade eden Throssell, şunları söyledi:

“Eylem planı, Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki taahhüt ve yükümlülüklerine uygun olarak okunmalı ve buna göre hareket edilmelidir. Bu planın ve diğer yargı reformlarının etkili bir şekilde uygulanması da dahil olmak üzere, Türkiye’nin uluslararası standartları korumasına destek vermeye hazır olduğumuzu yineliyoruz.”

2 yıllık bir zaman diliminde uygulanmak üzere hazırlandı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen İnsan Hakları Eylem Planı Tanıtım Toplantısı’nda, “İnsan Hakları Eylem Planı, değişim ve reform irademizin devam ettiğinin ve devam edeceğinin bir örneğidir.” ifadesini kullanmıştı.

Erdoğan, İnsan Hakları Eylem Planı’nın, 2 yıllık bir zaman diliminde uygulanmak üzere hazırlandığını aktarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, oldukça uzun süren ve çok emek verilen bir çalışma sürecinin sonunda bu belgeye nihai şeklini veren Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve ekibine teşekkür etmiş, eylem planına katkı sağlayan tüm kurumlara şükranlarını sunmuştu.

AA Editör Masası’nda, İnsan Hakları Eylem Planı’nın detaylarını paylaşan, Adalet Bakanı Gül de planın, Türkiye’de reformcu bir parti olan AK Parti’nin kurulduğu günden beri sürekli ve kesintisiz sürdürdüğü reform yolculuğunun bir adımı olduğunu söylemişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise plana ilişkin, “Temel hak ve özgürlükler alanını genişletirken, AB kurumlarıyla ilişkilerimize de katkı sağlayacaktır.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

BM’den ‘Esed rejimi’ açıklaması: Son 10 yılda…

BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de son 10 yılda alıkonulan on binlerce sivilin Beşşar Esed rejimi güçlerince işkenceye ve tecavüze maruz kaldığını, öldürüldüğünü ve ortadan kaybolduğunu, tüm bu eylemlerin savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğini bildirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de son 10 yılda alıkonulan on binlerce sivilin Beşşar Esed rejimi güçlerince işkenceye ve tecavüze maruz kaldığını, öldürüldüğünü ve ortadan kaybolduğunu, tüm bu eylemlerin savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğini bildirdi.

Komisyonun, son 10 senede Suriye’deki insan hakları durumuna ilişkin hazırladığı 30 sayfalık raporu açıklandı.

Raporda, bir kez daha Esed rejiminin kendi halkına karşı savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediği ayrıntılarıyla yer alırken, ülkede iç savaşın patlak vermesinden itibaren rejim tarafından “zorla kaybedilen” on binlerce sivilin akıbetinin bilinmediği bildirildi.

“(Bu sivillerin) birçoğunun öldüğü veya idam edildiği varsayılırken, bazılarının insanlık dışı gözaltı koşullarında tutulduğuna inanılıyor.” ifadesine yer verilen raporda, tutukluların işkence ve tecavüze maruz kaldığı veya öldürüldüğü de belirtildi.

Raporda, ortadan kaybolan on binlerce sivilin akıbetinin ülkede ulusal travmaya yol açtığının altı çizildi.

Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Brezilyalı Paulo Pinheiro, “(Suriye’de) yüz binlerce ailenin mensupları, sevdiklerinin kaderiyle (başlarına gelenlerle ilgili) gerçeği öğrenme hakkına sahip.” ifadesini kullanarak, Esed rejimine çağrıda bulundu.

“Acil ateşkes” çağrısı

Raporda, SDG ismini kullanan ve Suriye’nin üçte birini işgal eden terör örgütü YPG/PKK ile DEAŞ ve HTŞ de dahil, çatışan tüm grupların savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlediği belirtilerek, Suriye genelinde “acil ve kapsamlı ateşkes” çağrısında bulunuldu.

Ülkede yaklaşık 5 ordunun çatışma halinde olduğu bildirilen raporda, Suriye’deki durumun oldukça karışık olduğu ifade edildi.

Raporda, kayıp kişilerin izlerinin bulunması için uluslararası bir mekanizma kurulması ve faillerin yargılanması çağrısında bulunuldu.

2 bin 500’den fazla kişiyle görüşmeler yapıldı

Komisyonun raporu, ülkedeki eski tutukluların da içinde yer aldığı 2 bin 658 kişiyle yapılan görüşmeler sonucunda hazırlandı.

Ayrıca 100’den fazla gözaltı merkezinde işlenen suçları belgelemek için resmi evraklar, fotoğraflar, videolar ve uydu görüntülerinden yararlanıldı.

Komisyon, son 4 yılda hazırladığı raporlarda, pek çok kez Esed rejiminin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediğini kaydetmişti.

Fitnecilerin üssü Boğaziçi

Başını FETÖ, PKK, DHKP-C, MLKP’nin çektiği olaylara; ABD, BM, AB, Yunan ve Siyonist lobiden de destek açıklamalarının gelmesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde kümelenen şer konsorsiyumunu gözler önüne serdi. Uzmanlar; dövizin düşmeye başladığı, prestij projelerin hayata geçirildiği, salgına karşı sağlık sisteminin dimdik ayakta durduğu dönemde provokasyonu manidar buldu…

Hakkı Bilir  İstanbul 

Meşru zeminde Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasını manipüle ederek milli iradeye meydan okuyan marjinal gruplara gelen küresel destek, meselenin güçlenen Türkiye’yi engellemek olduğunu gözler önüne seriyor. FETÖ, PKK, DHKP-C ve MLKP gibi eli kanlı örgütler eylemlerde ön sırada yer alırken, ABD, BM, AB, Rum ve Siyonist lobiler de provokatif gösterilere destek veriyor. Akit’e konuşan uzmanlar ise Boğaziçi’nde şer ittifakının kurulduğu ve hedefin güçlenen Türkiye’yi tökezletmek olduğunu belirtiyor.

Üniversitede Fetövari yapı

Siyaset Bilimci ve Araştırmacı yazar Ercan Çifci, “Boğaziçi Üniversitesi’nde paralel bir yapı var.  Hatta bu yapının büyük parçası Üniversite’nin dışında. Buradakiler bu paralel yapının sadece akademik oyuncuları. Erdoğan, bunların inlerine girebilmek için bir hamle yaptı. İnleri elbette Boğaziçi Üniversitesi değildi. Oraya yuvalanmış bir çete vardı: devşirebildikleri Anadolu çocuklarını kariyer sahibi yaparken devşirmediklerini aptallaştırarak ve bir takım boş ümitler vaad ederek bir peçete gibi kullanıyorlardı. Başkan buna dur dedi ve bu işleyişe bir çomak soktu. Ses Amerika’dan geldi, Yunan’dan geldi, BM’den geldi. İçteki ihanet şebekeleri kudurdu” ifadelerini kullandı. Boğaziçi’ndeki olayların bir avuç espiyonaj elemanı tarafından kışkırtıldığını kaydeden Çifci, şöyle devam etti: “Ancak bu akademik oyuncular şer odaklarını örgütlemede, devlete ve beğenmedikleri iktidara karşı halkı kışkırtmakta profesyoneller. Ne kadar şer odakları varsa Siyonistinden PKK’lısına, homoseksüelinden DHKP-C’lisine, FETÖ’cüsünden ateistine kadar topluyor devlete karşı örgütlüyordu. Bunları gören duyan Anadolu insanı Başkanın arkasında sımsıkı kenetlendi. Şimdi ise Başkanın bu çeteyi dağıtmasını bekliyor.” 

Boğaziçi üs haline gelmiş

Siyaset Bilimci ve Hukukçu Ferhat Çakır, “Dış güçler, güçlenen Türkiye’nin önü alınmazsa başlarına bela olacakların gördüler. Bunun için Gezi’yi, 17/25 Aralık kumpasını ve FETÖ’cü 15 Temmuz darbe girişimini denediler. Şimdi de Boğaziçi üzerinden aynı kalkışmayı sürdürüyorlar. Boğaziçi olayların Türkiye’yi dizayn etmek isteyenlerin üssü haline gelmiştir” dedi. Meselenin sadece bir rektör ataması olmadığını kaydeden Çakır, “Dış dünyaya bu mesele bir meşruiyet kriziymiş gibi yansıtılıyor. Bu sayede de meseleyi manipüle ediyorlar. Türkiye’de şu an döviz düşme trendine girdi. Geleceğe dönük adımlar atılıyor. Bakıyorsunuz yasal, meşru bir atama üzerinden kaos tohumları ekmeye çalışılıyor” şeklinde konuştu.

Türkiye’ye övgü dolu sözler: Güven veriyor

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO) Eski Genel Sekreteri ve Dünya Turizm Forumu Enstitüsü Genel Sekreteri Talep Rifai, Türkiye’nin, salgın sürecinde turizmde aldığı önlemlerin çok iyi olduğunu belirterek, “Türkiye yerli ve yabancı ziyaretçilere güven veriyor. Bu güven aktarımının sürmesi halinde 2021 yılının 2020’den daha iyi olacağı kanaatindeyim.” dedi.

BM Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO) Eski Genel Sekreteri Talep Rifai, Ocak 2021 itibarıyla Dünya Turizm Forumu Enstitüsü’nün (World Tourism Forum Institue-WTFI) Genel Sekreteri olarak göreve başladı.

Salgın sürecinde turizmdeki gelişmelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulunan Talep Rifai, “Seyahat yoksa turizm de yoktur” diyerek, şu anda salgın nedeniyle seyahatlerin yok denecek kadar az olduğunu anımsattı.

Bu nedenle birçok destinasyonda yüzde 100 kısıtlamanın olduğuna işaret eden Rifai, “Hükümetler kısıtlamaları kaldırsa bile insanlar hemen seyahate başlamayacak. Sorun güven ve güven algısından biridir.” diye konuştu.

Talep Rifai, aşının turizme mutlaka olumlu etkisinin olacağını belirterek, “Aşı, insanların güvene ihtiyacı olduğu için turizme pozitif bir etki sağlayacaktır, ancak turizmde toparlanmak için aşılamaların hızlıca yapılması ve teşvik edilmesi önemlidir. Hükümetlerin burada sağladığı başarı turizme yansıyacaktır.” dedi.

Dünya nüfusunun çoğunluğunun aşılanması ve bu konudaki yüksek başarının da turizm sektörü için elzem olduğunu anlatan Rifai, aşı kadar önemli bir konun da hızlı ve uygun fiyatlı test yapılması olduğunu, bu testlerin de teşvik edici olacağını aktardı.

“Türkiye yerli ve yabancı ziyaretçilere güven veriyor”

Talep Rifai, dünya için 21. yüzyılın birçok açıdan başarı hikayesiyle dolu olduğuna dikkati çekerek, çok sayıda kriz görüldüğünü, bunların nasıl atlatılacağının öğrenildiğini dile getirdi.

Turizm sektörünün tek başına krizlere karşı dayanamayacağını ifade eden Rifai, ülke yönetimlerinin de turizm konusunda istek ve inancının önemli olduğunu vurguladı.

Rifai, koronavirüs salgınının yol açtığı krizlerin diğer tüm krizlerden daha ağır olduğunu ifade ederek, “Türkiye’yi bu süreçte öne çıkartan koordinasyon ve iyi yönetim. Geçen yıl Türkiye rakiplerine göre turizmde iyi sonuçlar elde etti. Bu yıl için ziyaretçileri nasıl koruyacağına dair verdiği vaatler önemli olacaktır. Türkiye’nin salgın sürecinde turizmde aldığı önlemler çok iyiydi. Türkiye yerli ve yabancı ziyaretçilere güven veriyor. Bu güven aktarımının sürmesi halinde 2021 yılının 2020’den daha iyi olacağı kanaatindeyim.” diye konuştu.

“İyi günlere dönüşün 2022’de yaşanacağını düşünüyorum”

Rifai, dünyanın “iyi eski günlere” dönüşünün kısa vadede zor olduğunu ifade ederek, “Koronavirüs sırasında bu kadar ders öğrendik ancak 2022’de eski günlere geri dönüşün başlayacağını ve o iyi günlere dönüşün 2022’de yaşanacağını düşünüyorum.” dedi.

Salgın bittikten sonra dünya turizminde en öne çıkacak destinasyonların, turiste güven telkin eden, iletişimi iyi yapan ve akıllı hedefler koyan destinasyonlar olacağına dikkati çeken Rifai, şunları kaydetti:

“Salgın sonrası yeni bir norm ve yeni seyahat alışkanlıkları olacaktır. Aile ve daha küçük gruplarla seyahat sayıları artacaktır. İnsanlar daha az kişiyle daha bireysel tatil yapmak isteyecektir. Özellikle açık hava ve dış mekan turizmine ilgi daha yüksek olacaktır. Daha uzun konaklamalar ve yurt dışında evden çalışan “dijital nomadlar (çalışan ama aynı anda da seyahat edenler)” daha popüler olacaktır. Bu tür değişikliklere hazırlıklı olmalıyız.”

BM’den İsrail’in ilhak planına ilişkin açıklama

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, İsrail’in Batı Şeria’daki bazı bölgeleri ilhak planlarının “yasa dışı” olduğunu bildirdi.

Bachelet, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’in yasa dışı ilhak planlarının durdurulması gerektiğini belirterek, bu planların Filistinlilerin insan hakları üzerinde yıkıcı etkisi olacağını ifade etti.

İsrail’in ilhak planlarını “yasa dışı” olarak nitelendiren Bachelet, İsrail’in kendi yetkililerini ve dünyadaki çağrıları dikkate alarak bu “tehlikeli yoldan” dönmesi gerektiğini belirtti.

Bachelet, ilhakın sonuçlarının öngörülemeyeceğine dikkat çekerek, bunun sadece Filistinliler için değil, İsrailliler ve bölge için de yıkıcı sonuçları olacağı uyarısında bulundu.

İlhak planlarının bölgedeki kalıcı barış çabalarına “ciddi hasar” vereceğini vurgulayan Bachelet, ilhak edilecek bölgelerde yaşayan Filistinlilerin eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişimlerinin daha da zorlaşacağının altını çizdi.

Bachelet, uluslararası hukuku çiğneyen Yahudi yerleşim birimlerinin ilhakla birlikte daha da genişleyeceğini, bunun iki toplum arasındaki gerilimi artıracağını ifade etti.

Yasa dışı ilhakın “İsrail’in işgalci bir güç olarak uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini değiştirmeyeceğine” dikkati çeken Bachelet, aksine iki devletli çözüm umutlarını derinden yaralayacağı değerlendirmesinde bulundu.

Bachelet, “Bu karardan geri dönmek için hala zaman var.” dedi.

İsrail’in Batı Şeria’daki bölgeleri ilhak planı

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile 28 Ocak’ta Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında açıkladığı sözde Orta Doğu barış planında, Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinin “İsrail’in toprağı” olarak kabul edilmesi ve Tel Aviv yönetiminin Filistin’e ait Ürdün Vadisi üzerindeki hakimiyetini sürdürmesi maddeleri yer alıyordu.

ABD ve İsrailli yetkililerden oluşan ortak komisyon, sözde barış planının ardından söz konusu bölgelerin “ilhakı” için Batı Şeria’da haritalandırma sürecine başlamıştı.

Netanyahu ile Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz’ın imzaladığı koalisyon anlaşmasına göre, İsrail Başbakanı, 1 Temmuz’dan itibaren Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri ve Ürdün Vadisi’nin “ilhakını” kabine veya meclisin onayına sunabilecek.

BM’den küresel ateşkes çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM), koronavirüs ile mücadelede dünyanın en savunmasız savaş bölgelerinde insani yardım koridorları oluşturulabilmesi için küresel ateşkes çağrısı yaptı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, video konferans yoluyla düzenlediği basın toplantısında, tüm dünyanın ortak bir düşman olan Kovid-19 ile karşı karşıya kalmasına rağmen, silahlı çatışmaların ve savaşların halen devam ettiğini söyledi.

Sağlık sistemlerinin çöktüğü ve sağlık çalışanlarının hedef alındığı savaş bölgelerinde savunmasız ve yerinden edilen kişilerin ve mültecilerin koronavirüs salgınından iki kat daha fazla etkilenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Guterres, “Dünyanın her köşesinde devam eden savaşlar için derhal küresel ateşkes çağrısı yapıyorum.” dedi.

Guterres, “Silahları ve topçu atışlarını susturun, hava saldırılarına son verin. Kovid-19’a karşı en savunmasız bölgelere hayati derecede önem taşıyan insani yardım koridorlarının oluşturulması için bu son derece önem arz ediyor.” ifadesini kullandı.

Savaş hastalığına son verilip dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgınıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Guterres, “Bu da ancak tüm savaşların durmasıyla başlayabilir ve insanlığın şu an buna her şeyden daha fazla ihtiyacı var.” değerlendirmesinde bulundu.