Bae

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Bae

Türkiye’ye karşı o ülkeyle temasa geçtiler! BAE’den küstah tehdit

BAE Yunanistan ile temasa geçerek Türkiye’ye tehditler savurmaya başladı. BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, “Sonuçları felaket olur” diyerek Türkiye’ye aklınca gözdağı verdi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed el Nahyan, dün Avrupa Birliği (AB) Dış İşleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Türkiye’nin Libya’daki rolünü küstah sözlerle hedef aldı.

BAE medyasının aktardığına göre Abdullah bin Zayed, “Türkiye’nin rolü, mevcut şekliyle Arap dünyası tarafından hoş karşılanmıyor. Eğer Türkiye aynı şekilde devam ederse sonuçlar felaket olur” ifadelerini kullandı. Bin Zayed’in, Mısır’ın çabalarından övgüyle bahsettiği de belirtildi.

Yunanistan ile görüşmeler başladı

BAE’nin Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed Al Bowardi’nin de dün Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos ile bir video konferans görüşmesi gerçekleştirdi. BAE resmi haber ajansı WAM, ikili görüşmede ülkeler arasında savunma ve askeri işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik ne gibi adımların atılabileceği masaya yatırıldı. Haberde belirtilmese de görüşmede ortak hedefin Türkiye’ye karşı atılacak adımlar olduğu değerlendiriliyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Katar 3 yıldır süren ablukada binlerce insan hakları ihlaline maruz kaldı

Katar’daki Ulusal İnsan Hakları Komitesi (NHRC), 3 yıldır abluka uygulayan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in 4 bin 275 kere insan haklarını ihlal ettiğini duyurdu.

Komite tarafından yapılan açıklamada, Arapça, İngilizce ve Fransızca olmak üzere üç dilde hazırlan kitapçıkta, ablukanın başlamasından bu yana Katar’a karşı işlenen insan hakları ve özgürlükleri ihlalleri belgelendiği bildirildi.

Kitapçıkta, üç Körfez ülkesinin abluka süre since komite tarafından izlenen ve belgelenen 4 bin 275 insan hakları ihlaline yer verildiği belirtilerek, bunların başında hareket, ikamet, mülkiyet, eğitim, sağlık, düşünce ve ifade özgürlüğü, keyfi gözaltı, zorla kaybettirme, şiddet ve nefrete teşvik etme gibi ihlallerin yer aldığı vurgulandı.

Son olarak da kitapçıkta, komite tarafından belgelenen, Katar’a yönelik, Suudi Arabistan’ın 2 bin 448, BAE’nin 1225, Bahreyn’in ise 602 işlediği ihlallerin yer aldığı kaydedildi.

Ne olmuştu?

Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın 5 Haziran 2017’de “terör gruplarını desteklediği” suçlamasıyla Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmeleri ve bu ülkeye ekonomik abluka uygulamaları, Körfez bölgesinde krize yol açmıştı.

Katar, söz konusu ülkelerin suçlamalarını reddederek uluslararası hukuka aykırı hiçbir talebin kabul edilmeyeceğini bildirmişti.

Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, 15 Şubat’ta, taraflar arasında 2017’den bu yana devam eden Körfez krizinin çözümüne ilişkin çalışmaların durdurulduğunu duyurmuştu.

Detaylar ortaya çıktı: BAE izini kaybettirmek için bakın ne yaptı

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli bir şirketin, Libya’daki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’e destek vermek için Ürdün’de kurduğu bir şirket üzerinden en az 18 milyon dolar harcayarak satın aldığı 6 helikopter ve 2 botla Libya kıyıları açıklarında seyreden gemilere baskın düzenlemeyi hedeflediği ortaya çıktı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Libya Yaptırım Komitesi tarafından hazırlanan gizli belgelerde yer alan bilgilere göre, komitenin uzmanlar paneli, BAE merkezli bir şirketin Hafter’e destek vermek için Bingazi’de yabancı profesyonel askerlerden oluşan özel bir tim kurmaya kalkıştığına dair ocak ayının ortasında bir ihbar aldı.

6 eski helikopter ve iki botun profesyonel özel timin aslında Libya kıyılarından geçen gemilere baskın düzenlemesi, kıyıya çektiği gemilerde askeri teçhizat araması için alındığı belirlendi. Yeni Şafak’ın haberine göre, işlemlerde BAE’nin merkez, Ürdün’ün ise paravan olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Belgelerde 20 ila 25 civarındaki paralı askerin Bingazi’ye giderek helikopterleri ve botları teslim aldığı bilgisi de yer aldı

Ürdün üzerinden gönderildi

Dubai merkezli ‘’Fulcrum Holding’’ şirketi, ‘’coğrafi araştırmalar’’ yapacağını iddia ederek Ürdün’de kurduğu ayrı bir şirket üzerinden Güney Afrika’dan 3 süper Puma tipi helikopter satın aldı. Satın alınan bu helikopterler önce Ürdün’e, oradan da Libya’ya gönderildi ve bu sürece Güney Afrika’dan Starlite Aviation adlı havacılık şirketi aracılık etti. Belgeleri inceleyen bir uzman, söz konusu havacılık şirketinin satın alma mı yoksa transfer işlemlerine mi aracılık ettiğinin net olmadığını söyledi.

Saldırı botlarına şirket logosu

“Fulcrum Holding”, Libya’ya göndermek için Gabon’dan da SA 341 tipi Fransız yapımı 3 atak helikopter satın aldı. Malta merkezli Sovereign Charterers şirketinden ise Hafter’e destek verecek yabancı paralı askerlerden oluşan özel timin kullanması için MRC1250 tipi 20 kişi kapasiteli 2 bot satın alındı. Bu askeri helikopterlere ve botlara yakalanma ve uydudan fark edilmeleri riskine karşı ise coğrafi araştırmalar yaptığı süsü vermek amacıyla Ürdün’de kurulan şirketin logosunun işlendiği ortaya çıktı.

Vatiyye’de milislere ağır darbe

Libya ordusu, Hafter terör örgütü işgalindeki Vatiyye Askeri Hava Üssü’ne sevkedilen Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) temin ettiği iki Rus yapımı Pantsir hava savunma sistemi (HSS) ve Çin yapımı Wing Loong II tipinde bir silahlı insansız hava aracını (SİHA) imha ettiklerini duyurdu. Libya Ordusu resmi sözcüsü Yarbay Muhammed Kununu, yaptığı yazılı açıklamada, BAE’nin temin ettiği üsse sevkedilen Rus yapımı Pantsir tipinde iki HSS’nin hava unsurları tarafından imha edildiğini açıkladı.

Kununu, aynı şekilde BAE’nin temin ettiği Çin yapımı Wing Loong II tipinde bir SİHA’yı vurduklarını açıkladı. Hafter milislerinin işgalindeki hava üssündeki iki silah deposunun da Libya Ordusu’na bağlı hava unsurları tarafından hedef alındığı paylaşıldı. Libya Ordusu, üssü milislerden geri almak için düzenlenen operasyonlarla “paralı asker ile milislerin barınağı ve sivillere yönelik hava saldırılarının merkezi durumundaki Vatiyye Askeri Hava Üssü’nün etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığını” bildirmişti.

BAE’nin ”elektronik sinekleri” iş başında! Türkiye ve Katar’dan sonra o ülkeyi hedef aldılar

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından finanse edildiği belirtilen ve Arap dünyasında “elektronik sinekler” olarak adlandırılan trollerin Türkiye ve Katar’ın ardından yeni hedefinin Fas olduğu belirtiliyor.

Sosyal medya hesapları aracılığıyla Fas hükümeti ve Başbakanı Sadeddin el-Osmani’ye yönelik karalama kampanyası başlatan kişilerin, dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) de malzeme olarak kullandıkları ifade ediliyor.

Fas’ın Kovid-19’la mücadelede başarısız olduğu yönünde kampanya başlatan söz konusu sosyal medya kullanıcıları, Osmani hükümetine salgında vatandaşların ihtiyaçlarına cevap vermediği suçlamasında bulunuyor, ülkenin açlık kriziyle karşı karşıya olduğu iddialarını paylaşıyor.

Bu kampanyaların Fas’taki çeşitli çevrelerde memnuniyetsizlik oluşturduğu konuşulurken, Faslılar da karşı atağa geçerek “Teşekkürler Osmani” etiketleriyle hükümete destek paylaşımlarında bulunuyor.

Abu Dabi-Rabat arasındaki “adı konulmamış kriz”

Bu elektronik saldırıların, Abu Dabi ile Rabat arasında “adı konulmamış bir kriz”in varlığını gün yüzüne çıkardığı belirtiliyor. Söz konusu krizin ilk işaretleri, geçen yıl Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita’nın Al Jazeera televizyonuna verdiği mülakatta ilk kez Rabat’ın Yemen’deki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri koalisyonundan ayrıldığını resmen duyurmasının ardından ortaya çıkmıştı.

Ardından gelen süreçte, BAE’deki boş kalan büyükelçilik makamına bir yıl geçmesine rağmen kimsenin atanmaması çok konuşuldu. Medya organlarında, Rabat’ın Abu Dabi’deki büyükelçiliğini boşalttığı, tüm elçilik müsteşarlarını geri çağırdığı ve temsil düzeyini dahi düşürdüğü haberleri yer aldı.

Konuyu AA muhabirine değerlendiren Faslı iletişim uzmanı Abdussamed Binibad, bu elektronik saldırıların iki ülke arasında yaşanan benzersiz çekişmeyi gün ışığına çıkardığını savundu.

Binibad, söz konusu çekişmenin, Suudi Arabistan ve BAE’nin kararının dışında Fas’ın benimsediği açık bağımsızlık anlayışına dayandığını dile getirdi. Fas’ın Yemen’deki koalisyondan ayrılan tek devlet olduğunu hatırlatan Binibad, bunu ilan etmesinin de BAE’yi oldukça rahatsız ettiğini kaydetti.

Binibad, Fas’a karşı düzenlenen bu saldırıyı diplomatik teamüllere aykırı şeklinde niteleyerek, şunları kaydetti:

“Abu Dabi, 2017’deki Katar ablukasının ardından kendi çizgisine aykırı davranan ülkeleri bu yolla hedefe koyuyor ve bu araçları kullanıyor. BAE’nin bakış açısına karşı duran hangi ülke varsa kendisini BAE’nin elektronik sinekleriyle karşı karşıya buluyor.”

Halkın tepkisine ilişkin ise Binibad, “Faslı aktivistlerin bu saldırılara cevabı oldukça güçlüydü. Sosyal medyada hükümete destek paylaşımları yapıldı.” diye konuşu.

BAE Rabat’ın körfez krizindeki duruşundan rahatsız

Fas Medeniyetler Diyaloğu Merkezi Başkanı Abdulfettah Belamşi de Fas’a karşı düzenlenen sosyal medya saldırılarının arkasında, Rabat’ın Körfez krizindeki duruşundan hoşlanmayan BAE’deki bazı kesimlerin olduğunu ifade etti.

Söz konusu saldırıyı BAE’nin resmi duruşu olarak kabul etmenin mümkün olmadığını savunan Belamşi, şöyle devam etti:

“Bu türden kötülüklere karşı BAE devletinin sessiz kalması, devletin kendisi tarafından yapılabileceğinin mümkün olduğuna ilişkin şüpheleri uyandırıyor. İki ülke arasındaki ilişkileri zor duruma soktuğu için BAE’nin üzerine düşen, bu türden davranışları reddetmesidir.”

Saldırının zamanlamasına ilişkin ise Belamşi, “Bu elektronik saldırıların, Fas’ın diğer ülkeler gibi koronavirüs salgını nedeniyle istisnai uygulamalara yöneldiği bir dönemde gelmeye başlaması oldukça dikkati çekici.” dedi.

Belamşi, ayrıca “Muhtemel başarıları kendi sistemlerine zarar verir düşüncesiyle BAE, birçok Arap ülkesindeki siyasal İslami grupların başarısızlığı yönünde büyük çaba sarf ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Dışişlerinden Mısır, Yunanistan, GKRY, Fransa ve BAE’nin ortak bildirisine tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Mısır, Yunanistan, GKRY, Fransa ve BAE’nin ortak bildirisiyle ilgili, “Hesapları Türkiye tarafından bozulduğunda hezeyana kapılan bir grup ülkenin ikiyüzlüğünün ibretlik bir örneğidir.” dedi.

Sözcü Aksoy, Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanları tarafından kabul edilen ortak bildiri hakkındaki Bakanlığa yöneltilen bir soruya yazılı cevap verdi.

Libya’dan 5 ülkenin ortak açıklamasına tepki

Aksoy, şunları kaydetti:

“Mısır, Yunanistan, GKRY, Fransa ve BAE Dışişleri Bakanlarının bugün Doğu Akdeniz ve Libya konusunda yayınladıkları ortak bildirinin, takip ettikleri politikalarla bölgesel kaos ve istikrarsızlık peşinde koşan, halkların demokrasi ümitlerini darbeci diktatörlerin fütursuz saldırganlığına kurban etmekte beis görmeyen, ancak hesapları Türkiye tarafından bozulduğunda hezeyana kapılan bir grup ülkenin ikiyüzlüğünün ibretlik bir örneğidir.”

Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz konusunda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile diyaloğa girmek yerine, konuyla ilgisiz bölge dışı aktörlerden medet ummalarının, ancak mandacı ve sömürgeci bir mantığın eseri olabiliceğini belirten Aksoy, Türkiye’nin uluslararası hukuk temelinde meşru menfaatlerini korumak amacıyla attığı adımların haksız ve hukuksuz gerekçelerle çarpıtılmasının asla kabul edilemez olduğuna işaret etti.

Aksoy, aynı durumun Mısır için de geçerli olduğunu, bu ülke yöneticilerinin kendi halkının menfaatlerini ve haklarını korumak yerine, bunlardan çoktan feragat etmeyi tercih etmiş gözükmekte olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Doğu Akdeniz’le hiçbir alakası olmayan BAE’ni ise diğer ülkelerle bir araya getiren, Türkiye düşmanlığından başka bir şey değildir. Bu ülkenin hem bize, hem Libya’ya karşı sabıkası bellidir. Barış Pınarı Harekatımızla Suriye’de bir terör devletçiği kurma emellerine ağır bir darbe vurduğumuz Fransa’nın ise, bu ruh hali içinde Türkiye’ye karşı oluşturulan şer ittifakının hamiliğine soyunduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu ülkeleri aklıselime, uluslararası hukuka ve teamüllere uygun hareket etmeye davet ediyoruz. Bölgemizde barış ve istikrar şer ittifakları ile değil ancak samimi ve gerçek bir diyalog ve işbirliği ile tesis edilebilir.”

Ortak bildiri

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Fransa, Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’e bağlı milislerin sivil can kayıplarına yol açan saldırılarına değinmeden “Libya’daki taraflara ateşkes çağrısı” yapmıştı.

Hafter Libya’da sıkıştıkça destekçisi BAE saldırganlaşıyor

Halife Hafter’e bağlı milisler son dönemde askeri alanda üst üste kayıplar vermeye başlayınca, silah ve paralı asker tedarik ederek Hafter’i Libya’daki vekili olarak kabul eden Birleşik Arap Emrilikleri (BAE), uluslararası alanda saldırganlaşıyor.

Tüm dünya yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınıyla mücadeleye odaklanırken, Libya, pandemi dışı üst üste kritik gelişmelerin yaşandığı hareketli bir gündeme tanık oluyor.

Libya’nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), aralarında Fransa, Rusya, BAE ve Mısır’ın da yer aldığı uluslararası bir konsorsiyum tarafından desteklenen Hafter’e bağlı milislere karşı son dönemde çok sayıda askeri başarı elde etti.

Bir yıl önce başkenti ele geçirmek için hücum emri veren ancak aradan geçen bir yılın sonunda, saldırıdan savunmaya geçmek zorunda kalan Hafter, sahadaki yenilgilerini, kendi müttefiklerine karşı kötü hazırlanmış bir darbe girişiminde bulunarak gidermeye çalıştı. Hafter’in etraflıca planlanmadığı anlaşılan bu adımı da kendisini uluslarası alanda yeniden eleştirilerin merkezi haline getirdi ve köşeye sıkıştırdı.

Bugüne kadarki tüm müzakere masalarından ateşkes anlaşmalarını imzalamadan kalkan Haftar, son çareyi darbe girişiminden hemen birkaç gün sonra ramazan ayı gerekçesiyle ateşkes çağrısı yapmakta buldu.

Bugüne kadar Hafter ile defalarca müzakere masasına oturan, mutabakat ve iyi niyet anlaşmalarına imza atan UMH, Hafter’in bu çağrısını “aldatmaca” olarak nitelendirdi.

UMH’nin son dönemde Hafter milislere yönelik operasyonlarındaki başarılarının arkasında Türkiye’nin geçen kasım ayında Libya ile imzaladığı askeri ve güvenlik anlaşmasının olduğu, bu ülkeyi takip eden uzmanlarca sıkça dile getirildi.

Bunun üzerine Libya’da bugüne kadar Hafter’in darbe girişimlerinin arkasında yer alan BAE, Mısır ve Fransa gibi ülkeler de açıklamalarıyla Türkiye’ye saldırmaya başladı.

BAE ve Mısır’dan darbeci Hafter’e destek, Türkiye’ye itham

Libya’da bugüne kadar Hafter’in başkente saldırmak dahil birçok yasa dışı girişiminin arkasında yer alan BAE, Mısır ve Fransa açıklamalarıyla Türkiye’yi hedef aldı.

Hafter milislerine bugüne kadar yüzlerce askeri kargo uçağıyla binlerce ton askeri destek malzemeleri gönderen BAE ve bu malzemelerin ulaştırılmasına koridor sağlayan Mı sır, “Türkiye’yi Libya’da milis ve terörist gruplara destek olmakla” itham etti.

Hafter’in diplomatik, mali, askeri ve lojistik alandaki en ön sıradaki destekçileri Mısır ve BAE, darbe girişimine değinmeksizin, “Hafter’in liderlik ettiği sözde Libya Ulusal Ordusu’nun yanında yer aldıklarını” açıklayarak siyasi çözümden yana olduklarını duyurdu.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian da bir gazeteye verdiği röportajında, Libya, Doğu Akdeniz, sığınmacı krizi ve NATO’daki varlığı konularında Türkiye’ye yönelik eleştirilere girişti.

Yemen, Afrika Boynuzu ve Libya’daki yıkıcı aktör BAE

Özellikle “Arap Baharı” olarak isimlendirilen sürecin ardından Yemen iç savaşı içinde bir darbe, Afrika Boynuzu ülkelerindeki rejimlere çek defteri diplomasisiyle nüfuz etme çabası, darbe sonrası Sudan’ı şekillendirme girişimleri gibi yıkıcı politikalarıyla öne çıkan BAE, Libya’da da gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Hafter’in en koyu destekçisi olarak ön plana çıkıyor.

Libya’da 2014’te yapılan tartışmalı seçimin ardından Mısır’daki darbeye özenerek benzer bir girişimde bulunan Hafter, bu dönemde BAE’nin merceğine girdi.

Darbe girişiminin ardından Hafter ile y akın ilişkiler geliştiren BAE, bu muhteris darbeci generalin ülkenin tamamını ele geçirmesi için koşulsuz ekonomik, diplomatik ve askeri destek sağladı.

BAE’nin, Sudan’dan gelen paralı askerlerin Libya’ya ulaştırılmasından Hafter milislerinin elindeki Çin yapımı SİHA’lara, ülkenin doğusundaki Hadim Askeri Üssü’nü kullanarak savaş uçakları ve helikopterleriyle çeşitli saldırılar düzenlemesinden Libya’nın doğusuna tonlarca jet yakıtı göndermeye kadar uzanan geniş sicili, BM’nin ve bağımsız araştırma kuruluşlarının raporlarında kapsamlı biçimde yer aldı.

Trablus’un doğusundaki Tecura bölgesindeki göçmen barınağına Temmuz 2019’da düzenlenen ve 60’dan fazla göçmenin hayatını kaybettiği hava saldırısında da BAE’nin izlerine rastlandı.

BAE’ye işaret eden izler, ülke ismi vermeksizin BM’nin raporlarında da yansıdı.

Son olarak, ocak ayında Trablus’taki bir askeri okulun bahçesine düzenlenen ve 30’dan fazla öğrencinin hayatını kaybettiği saldırının arkasında da BAE’nin olduğu ortaya çıktı. Saldırı sırasında kullanılan füzenin parçaları, Libya’daki Çin yapımı SİHA’ları kullanan BAE’ye işaret etti.

Libya’ya gönderdiği yüzlerce kargo uçağı dolusu mühimmat, paralı askerler ve SİHA’larla dolu siciline rağmen BAE’nin Libya’daki istikrarsızlaştırıcı rolü Batı başkentlerinde görmezden gelindi.

Batılı diplomatlar, derin ekonomik, güvenlik ve politik ilişkilerinin bulunduğu BAE’yi gücendirmekten kaçındıklarını, gazetelere itiraf etti.

Fransa, Hafter’in ihlalleri karşısında sessiz

Uluslararası arenada kendisini insan hakları savunucusu olarak tanıtan ancak Suriye’de terör örgütlerine desteğini açıklamaktan geri kalmayan Fransa, Libya’daki müttefiği Hafter’in, sivil bölgeleri rastgele bombalamasına karşı bugüne kadar sessiz kaldı.

Hafter’in başkenti ele geçirmek için Nisan 2019’da saldırı emri vermesinden henüz çok kısa bir süre sonra, üzerinde diplomatik pasaport taşıyan silahlı 13 Fransız, Libya kara sınırından Tunus’a girmeye çalıştı.

Tunus makamları, Fransızların sınır görevlilerine silah ve mühimmatlarını teslim etmekte direndiklerini ancak daha sonra teslim ettiklerini paylaştı.

Libya’daki hükümet güçleri, Haziran 2019’da Giryan kentini ele geçirdiklerinde de Hafter milislerinin geride bıraktığı gelişmiş teknolojiye sahip Javelin tanksavar füzelerini buldu. Füzelerin önce BAE’ye ait olduğu düşünülürken, ortaya çıkan deliller karşısında Fransa bu mühimmatın kendilerine ait olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

Fransa Savunma Bakanlığı, Fransız özel birliklerinin terörle mücadele operasyonları sırasında kullanması için sağlanan füzelerin “Libya’da herhangi bir tarafa verilmediği ancak Libya içinde savaşan unsurlarının envanterinden kaybolduğu” savunmasını yaptı.

Barış Fırtınası, Libya’da rüzgarı tersine çevirdi

Libya’da COVID-19 vakası sıfır durumdayken BM, dünya genelindeki salgını göz önüne alarak 22 Mart’ta taraflara ateşkes önerisi yaptı. UMH öneriyi kabul etti, Hafter tarafı da çağrıyı kabul ett iğini duyurdu ancak dakikalar içinde Trablus’a roketli saldırı gerçekleştirmekten de geri durmadı.

Libya’da ilk COVID-19 vakasının 23 Mart’ta tespit edilmesinden bir gün sonra Hafter milisleri, Trablus’un aralarında hastanelerin de yer aldığı yerleşim bölgelerine son dönemdeki en yoğun saldırılarından birini gerçekleştirdi.

UMH askeri birlikleri, 25 Mart’tan itibaren “sivillerin hayatını korumak için” savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçtiklerini ve “Barış Fırtınası Operasyonu”nu başlattıklarını açıkladı.

Hükümet güçleri, başkentin güneyindeki ve batısındaki cephelerde ilerleme kaydederken, Hafter milislerine gelen yakıt ve mühimmat ikmal hatlarını da silahlı insansız hava aracı (SİHA) harekatlarıyla kesti.

UMH güçleri, 13 Nisan’da başkentten batıdaki kentlere doğru bir taarruza başladı ve Trablus’un batısından Tunus sınırına kadar 170 kilometre boyunca sahil şeridinde uzanan 3 bin kilometrekarelik stratejik alanı Hafter milislerinden arındırdı.

Hemen birkaç gün sonra UMH güçleri Hafter’in ülkenin batısında, başkente yönelik saldırılarında harekat ve ikmal merkezi olarak kullandığı, Terhune kentini milislerden geri almak için operasyon başlattı.

Askeri alanda sıkışan Hafter’den yeni darbe girişimi

İlki 2014 yılında olmak üzere Hafter’in “meclisi lağvettiği, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğu, terörle mücadele operasyonu başlattığı” gibi gerekçelerle kameralar karşısına geçerek kalkıştığı darbe girişimleri Libyalılar ve Libya’yı yakından takip edenler için sıra dışı bir durum değil.

Ülkenin batısında yaşadığı peş peşe yenilgilerin ardından uzun süre sessiz kalan Hafter, 23 Nisan akşamı yayınladığı görüntülü mesajında Libya’daki “siyasi geçiş sürecinin çerçevesini çizen BM’nin kabul ettiği Suheyrat Anlaşması’nın geçerliliğini yitirdiğini” ileri sürerek, “tüm Libyalıları ülkeyi yönetecek uygun kuruma yetki vermeye çağırdığını” söyledi.

Bu konuşmanın ardından Hafter taraftarları sokağa inerek, Hafter’in görevi üstlenmesini talep eden gösteriler düzenledi. Darbeci generalin destekçisi siyasiler, sözde devlet kurumları, milis komutanları, yerel meclisler ve aşiretler, Hafter’i ve Hafter’in liderlik ettiği Libya Ulusal Ordusu isimli silahlı grubu ülkeyi yönetmesi için seçtiklerini açıkladı. Hafter yanlısı basın da söz konusu kampanyaya geniş biçimde yer verdi.

Bu konuşmadan sadece birkaç gün sonra, Hafter, 27 Nisan’da kameraların karşısına geçerek Suheyrat Anlaşması’nın sona erdiğini ve “halkın kendisine verdiği yetkiyi kabul ettiğini” iddia ederek, ülkenin başına geçtiğini öne sürdü.

Hafter’in kendi çağrısıyla sokağa dökülen taraftarlarını bahane ederek sahnelediği bu darbesi, yenilgilerin ardından olası bir müzakere masasında ülkenin doğusundaki aktörler arasında kendisini tek muhatap olarak öne çıkarma çabası olarak yorumlandı.

Ülkenin doğusundaki Hafter yanlısı Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in sunduğu Suheyrat Anlaşması’nı yeniden formüle etmeyi içeren yeni bir uzlaşı teklifini de Hafter bu hamlesiyle boşa çıkardı.

Ancak, tıpkı Nisan 2019’da Libya bir barış görüşmesine hazırlanırken beklenmedik ve acele şekilde başkent saldırısını başlatan Hafter’in, bu darbe adımını da çok yönlü planlamadığı ortaya çıktı.

Hafter’in önde gelen destekçilerinden Fransa ve Rusya tek taraflı adımların kabul edilmeyeceğini duyururken ABD de aynı şekilde Hafter’in bu adımına karşı çıktı. Bölge ülkeleri ve komşu ülkeler de farklı düzeylerde Hafter’in bu girişimine eleştirel açıklamalar yaptı.

Başkenti bombalayan Hafter ateşkes istiyor

Darbe girişimi, sahadaki duruma herhangi bir etki yapamadığı gibi Hafter’i uluslarası alanda yeniden daha zor bir duruma itti.

Libya hükümet güçleri, Terhune ve ülkenin batısındaki stratejik Vatiyye Hava Üssü’nde sıkışan Hafter milislerine gönderilmek üzere yola çıkan yakıt, silah ve mühimmat ikmal konvoylarına, SİHA harekatlarıyla göz açtırmadı.

Başkentin güneyindeki cephelerde geri çekilmek zorunda kalan Hafter milislerinin Trablus’un yerleşim yerlerine ramazan ayının ilk haftasında da saldırılarına devam etti. Başkentte COVID-19 salgınından değil ama Hafter milislerinin saldırıları nedeniyle can kayıpları yaşandı.

Bir BAE stratejisi: Kontrol edemiyorsan böl ve yönet

Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği meşru hükümete karşı ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne destek vererek ülkenin fiilen 3’e bölünmesine neden olan BAE, Halife Hafter üzerinden de Libya’nın bölünmesi için mi çalışıyor? Bu sorunun yanıtını aradık.

Darbeci general Halife Hafter, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi döneminde Çad’a karşı girişilen bir savaşta esir düşüp ABD’ye götürüldükten sonra yaklaşık 20 yıl ülkesine giremedi.

2011 yılında Uluslararası Trablus Havalimanı’na indiğinde ülke, Kaddafi ve karşıtlarının sürüklendiği bir şiddet sarmalının içerisindeydi. Uzun yıllar ülkesiyle birlikte anılan Kaddafi, kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.

Esasen Hafter için Libya macerası da böyle başlamış oldu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Abdulfettah Yunus’un şüpheli bir suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından Hafter, Bingazi’deki villasını terk ederek ABD’ye gitmek zorunda kaldı.

İşte, Libyalı kaynaklara göre, Halife Hafter’in kısa bir süre olarak görülen bu yurt dışı seyahati, daha sonra girişeceği faaliyetlerle doğrudan ilintili.

Neredeyse “olağanüstü” sayılabilecek bir hızda arkasına medya desteği, mali destek ve aşiret desteğini aldı, 2014 yılında ülke yönetimini ele geçirdiğini duyurdu.

BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Fotoğraf: AA

[BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Fotoğraf: AA]

Tam bu sıralarda bölgede, Tunus’ta bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla tetiklenen ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin sonlandırılması için başlatılan “Karşı Devrimler” rüzgarı esmeye başlamıştı.

“Karşı Devrimleri” destekleyen ülkelerin başında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) geliyordu.Bölgesinde Ateş Ekiyor: Birleşik Arap Emirlikleri

Yılanların başlarıyla dans etmek: Yemen

Körfez ülkelerinin en büyüğü ve dünya petrol piyasalarında etkin Suudi Arabistan’ın güney komşusu ve dünyanın en fakir ülkelerinden Yemen de, “Arap Baharı” sürecinden etkilenenlerden biriydi.

Ülkeyi uzun yıllar yönetmiş Ali Abdullah Salih’e karşı ülkenin bütün kentlerinde ayaklanma başlamış, protesto gösterileri yerini şiddet görüntülerine bırakmıştı.

Suudi Arabistan ve “sadık” müttefiği BAE, Ali Abdullah Salih’e karşı yeni Yemen hükümetini desteklediğini açıkladı.

Ülkesindeki güç dengelerinde politika üretmeyi “yılanların başlarıyla dans etmek” olarak tanımlayan Ali Abdullah Salih, yüzyıllardır Yemen topraklarında Zeydilik olarak bilinen ve daha sonra kendilerini Husi olarak tanımlayan güçlerle iş birliği yapmayı tercih etti.

Nihayetinde, Ali Abdullah Salih, iç savaşın devam ettiği ülkesinde birçok taraf değiştirdi ancak İran destekli Şii Husiler tarafından başkent Sana’da öldürüldü.

Suudi Arabistan ve BAE ise Abdullah’a karşı Hadi hükümetini destekledi. Ancak Husiler, 2014 yılında Hadi hükümetine darbe yaptı. İran destekli Husiler, Eylül 2014’ten bu yana Sana ve bazı bölgelerin kontrolünü elinde bulunduruyor. 

Böylece, Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki koalisyon güçleri 2015’in mart ayında Husilere karşı Yemen hükümetine destek amacıyla askeri operasyon başlattı.

Uzun süredir dünyanın gözleri önünde, Yemen’de yıkıcı bir iç savaş yaşanıyor. 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından hazırlanan bir rapora göre, Yemen’de 15,9 milyon kişi gıda krizi içinde. Yemen’de açlık, iç savaşı gölgede bıraktı

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’ye göre, bugün toplam 30,5 milyonluk nüfusun 20,1 milyonu açlıkla karşı karşıya ve 14,4 milyon kişi de yaşamlarını sürdürmek veya kurtarmak için acil yardıma ihtiyaç duyuyor.

Suudi Arabistan ve BAE, mutlak hava gücü üstünlüğüne rağmen Husilere karşı kayda değer bir başarı elde edemedi. Hatta, İran destekli Husiler, Suudi petrol şirketi Aramco tesislerini vurdu. 

Yemen’de İran destekli Husiler ile hükümete bağlı güçler arasında yıllardır çatışmalar sürerken, güney bölgelerinde “ayrılık” fikirleri gündeme geldi ve “Güney Hareketi” adı altında ayrılıkçı bir hareket oluştu.

Güney Hareketi, savaş durumu ve krizleri gerekçe göstererek Mayıs 2017’de Siyasi Geçiş Konseyi adı altında bir oluşum kurulduğunu duyurdu.

BAE tarafından desteklenen Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı Hizam Emni birlikleri, 10 Ağustos 2019’da geçici başkent Aden’de, daha sonra da doğusundaki Ebyen ve Şebve kentlerinde kontrolü ele aldı.

Suudi Arabistan’ın girişimi sonucunda, Yemen hükümeti ile BAE’nin desteklediği ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi arasındaki krizi sona erdirmesi beklenen Riyad Anlaşması, 5 Kasım 2019’da imzalandı.

Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi (ortada), Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (sağda) ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın (solda). Fotoğraf: AA

[Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi (ortada), Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (sağda) ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın (solda). Fotoğraf: AA]

Ancak bu anlaşma da uygulamaya geçirilemedi. 

Kiralık milislerle ulus devlet: Libya

Aslında Libya’da yaşananlar da Yemen’den farklı değildi. Halife Hafter, Tunus’ta BM gözetiminde imzalanan Suheyrat Anlaşması’na rağmen, ülkeyi ele geçirme çalışmalarına hız verdi.

Önce ülkenin doğusundaki Derne, daha sonra ise ardında büyük bir yıkım bırakarak Bingazi’yi ele geçirdi.

Hafter milislerinin ele geçirdiği Bingazi kenti. Yıl 2019. Fotoğraf: Getty

[Hafter milislerinin ele geçirdiği Bingazi kenti. Yıl 2019. Fotoğraf: Getty]

Bu saldırılarda, Rusya’nın kiralık milis grubu Wagner, Sudan-Darfur’dan BAE’nin getirdiği Cancavid milisleri, Mısır ve BAE’li askeri uzmanlar destekçisiydi. Tüm bu desteklere rağmen Hafter ve destekçileri Arap milliyetçiliği ve Libya ulusalcılığı üzerinden propaganda yapmaya devam etti.

Öyle ki BAE, Çin yapımı silahlı insansız hava araçlarını kullanmaları için askerlerini Cufra Üssü’ne gönderdi. BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) yetkililerine göre, BAE’li askerlerden 6’sı bu üste hayatını kaybetti.

BAE’nin Halife Hafter’i Libya’nın lideri yapmak için verdiği destek bununla da sınırlı değildi.

BM raporlarına da yansıyan bilgilere göre, yabancı bir ülkeye ait savaş uçakları zaman zaman Trablus’u bombaladı. UMH’li yetkililerin işaret ettiği ülke BAE’ydi.

Kontrol edemiyorsan böl ve yönet

Halife Hafter’in Trablus saldırılarının üzerinden 1 yıldan fazla bir zaman geçti. Milis güçler, kayda değer bir başarı elde edemediği gibi, ülkenin batısındaki en önemli üsleri Vutye Hava Üssü, UMH birliklerinin saldırısı altında. 

Hafter’in kabilesi Furcan’ın merkezi konumunda olan, Trablus saldırısında lojistik üs olarak kullanılan Tarhuna ise kuşatma altında.

Tunus-Trablus arasındaki sahil yolu bir süre önce güvence altına alındı. 

Misrata’nın doğusu Veşeke ve Ebukureyn ile Trablus’un güneytindeki Selahaddin, Ayn Zara ve Gasr bin Ğaşir cephelerinde çatışamalar devam ediyor. 

Bu cephelerde, taksiksel ve günübirlik üstünlüklerin haricinde büyük bir yıpratma savaşı sürüyor.

Yemen’de ise BAE geçtiğimiz yıl, Suudi Arabistan’la birlikte Husilere karşı gönderdiği askerleri çekeceğini açıkladı. Aslında bu birçok soruyu da beraberinde getirdi.

BAE, Suudi Arabistan’ı Yemen’de yalnız mı bırakıyordu?

İki müttefik arasında görüş ayrılıkları mı vardı?

BAE gerçekten çekiliyor muydu?

Yemen’de bundan sonraki planı neydi?

Bu sorular kısa bir süre sonra açıklığa kavuştu. Zira BAE, Yemen’den çekilirken kendisine vekalet edebilecek bir gücü sahada bırakıyordu.

Üstelik bu güç, meşru hükümeti doğrudan karşısına alıyor, Suudi Arabistan’ın Husilere karşı operasyonlarını baltalıyordu.

BAE, Yemen’de uzun ve yorucu bir çatışmanın ardından Husilere karşı kesin bir askeri zafer elde edemedi. Üstelik Husilerin kontrol ettikleri alanları çoğaltırken, Suudi Arabistan içlerini vurdu ve BAE’nin başkenti Abu Dabi’yi de vurmakla tehdit etti.

Uzmanlara göre, söz konusu ülke Yemen’de Husilere karşı bir askeri zaferin elde edilebileceği inancını yitirdi. 

Suudi Arabistan’ın kontrolü altındaki meşru hükümet ve İran destekli meşru yönetim, BAE’nin Yemen’de üçüncü bir yol aramasına neden oldu:

Güney Geçiş Konseyi.

Bu konsey, geçtiğimiz günlerde geçici başkent Aden’de özerklik ilan etti.

Hem ülke içinden hem de uluslararası alandan gelen tepkilere rağmen özerklik ilanından vazgeçilmedi. 

Yemen fiilen 3’e bölünmüş oldu.

Libya’da neler oluyor?

Hafter, geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması yaparak halktan, ülkenin yönetimini ele almasını istediği kurum ya da kişileri desteklemesini talep etti.

Esasen, Libya’da güçlerin kontrol ettiği alanlara bakıldığında, ülke topraklarının çoğunluğunun milislerin kontrolü altında olduğu görülüyor. 

Ancak ülkenin en fazla nüfusa sahip kenti Trablus ve 3’üncü en fazla nüfusa sahip kenti Misrata, UMH bölgesinde.

Hafter’in bu açıklamasının ardından aşağıda isimlerini gördüğünüz kent ve kabileler destek açıklaması yaptı. 

Ülkenin batısından ise tek destek açıklaması gelmedi.

Grafik: Nursel Cobuloğlu

[Grafik: Nursel Cobuloğlu]

Libya bölünüyor mu?

Hafter, dün gece de bir açıklama yaparak halkın taleplerine olumlu cevap verdiğini ve ülkenin yönetimini ele aldığını savundu.

Bu, 2014 yılından beri 5’inci kez kendisini ülkenin lideri olarak ilan etmesiydi.

Tobruk’ta bulunan Temsilciler Meclisi (TM) ve kendi kontrolünde olan hükümetin görevine son verdi.

Libya yerel kaynakları, hem TM’nin hem de hükümetin doğrudan Halife Hafter’in kontrolünde olduğunu belirtiyor. 

Peki, durum böyleyken BAE destekli milis güçlerin lideri neden böyle bir açıklama yaptı?

Akıllara ilk gelen cevap; Yemen modeli.

Zira BAE’nin tamamında kontrol sağlayamadığı ülkelerde kendisine bağlı butik devlet kurma gibi bir alışkanlığı var. 

Somali’den tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland, BAE’nin bu konuda izlediği siyasetin ilk örneklerinden. Bu ülkeyle Somali’den bağımsız ilişki kuran ve askeri üs anlaşmaları izleyen ülke de BAE’den başkası değil.

Şimdi de sırada Libya mı var?

Libyalılar artık bu soruyu sıkça kendileri soruyor.

Siyasi anlaşmaları tanımadığını açıklayan ve ülkede yönetimi ele aldığını duyuran 76 yaşındaki darbeci Hafter’in sözleri de buna işaret ediyor.

Trablus’ta uzun süredir devam eden çatışmalardan kayda değer bir zafer elde edememesi ve yenilgilerin başlamış olması, BAE ve Hafter cephesine bu kararı aldırmış olabilir. 

Üstelik, Türkiye ile meşru Libya hükümeti arasında varılan güvenlik ve iş birliği anlaşmaları ile ufukta da bu durumun değişme ihtimali oldukça zayıfken…