Azerbaycan

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Azerbaycan

İmzalar atıldı! Türkiye bir ülke ile resmen müttefik oldu

Başkan Erdoğan, 15-16 Haziran 2021 tarihli Azerbaycan ziyareti ve ziyaret çerçevesinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte Şuşa’ya giderek burada tarihi -tam adıyla, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”ni imzaladı. Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net ortaya koyuyor. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu.

Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı Araz Aslanlı, Anadolu Ajansı için “Şuşa Beyannamesi bölgesel barış ve iş birliğinin teminatı” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

AA’da yer alan analiz şöyle

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 15-16 Haziran 2021 tarihli Azerbaycan ziyareti ve ziyaret çerçevesinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte Şuşa’ya giderek burada tarihi bir belgeyi -tam adıyla, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”ni- imzalamaları öncelikle sembolik bir anlam taşıyor. Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ve stratejik ortaklığının, Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarırken verilen manevi, siyasi, teknik ve daha birçok desteğin artarak devam edeceğinin, sürecin geri döndürülmesine müsaade edilmeyeceğinin sembolü olarak bu beyanname önem arz ediyor.

Hatırlanacağı üzere 44 günlük savaşın ardından 10 Aralık’ta düzenlenen askeri zafer törenini de iki lider birlikte izlemiş ve bölgenin geleceğine ilişkin yapıcı önerilerde bulunmuşlardı. Şuşa’yı da kapsayan son ziyarette imzalanan belge ve yapılan açıklamalarla iki lider sadece Azerbaycan-Türkiye kardeşliği adına değil, geniş anlamda bölgenin geleceği için ortaya koydukları projelerde de ısrarcı olduklarının altını çizdiler.

Kardeşlikten stratejik ortaklığa

Aslında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri her zaman çok-boyutluluğu, derinliği ve potansiyeli itibarıyla hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın diğer ülkelerle olan ilişkileriyle kıyaslanamayacak kadar özel bir niteliğe sahip olmuştur. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde genellikle tarihsel, kültürel, toplumsal ve diğer faktörler ön planda olsa da Türkiye’nin özellikle son 15 yılda gerçekleştirdiği; askeri açıdan dışa bağımlılığın azaltılması, savunma sanayisindeki ciddi atılım, bölgesel ve küresel açıdan daha aktif dış politikanın tercih edilmesi gibi atılımlar ve Azerbaycan’ın denge politikası çerçevesinde benzer bir stratejiyi uygulamaya çalışması ikili askeri ilişkilerin niteliğini daha da derinleştirdi.

Daha önce 24 Ocak 1992 tarihli Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 2 Kasım 1992 tarihli İşbirliği ve Dayanışma Anlaşması, 9 Şubat 1994 tarihli Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Anlaşma, 5 Mayıs 1997 tarihli Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Deklarasyon ve diğer önemli belgelerin imzalanmasıyla önemli bir altyapıya sahip olan ilişkiler 16 Ağustos 2010’da Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması imzalanması ve 15 Eylül 2010’da iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasıyla farklı bir boyuta taşındı. Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’nın Askeri-Siyasi ve Güvenlik Konuları başlığı altındaki ilk altı maddesi ile Askeri ve Askeri Teknik İşbirliği Konuları başlığı altında yer alan 7, 8 ve 9. maddeleri iki ülke açısından zorunlu olarak değerlendirilen askeri ittifak anlaşmasının imzalanmamış olmasından kaynaklanan eksikliği önemli ölçüde giderici niteliğe sahip.

Bu hukuki altyapı çerçevesinde geliştirilen stratejik ortaklık, ayrıca her iki ülkenin aktif bir dış politika izlemesi, özellikle Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma konusundaki kararlılığı, Türkiye’nin giderek etkisini daha çok hissettiren bir güç haline gelmesi, ciddi maliyetine rağmen hem bir zorunluluktan hem de bir hedeften kaynaklanan birden çok noktadaki (bilhassa Suriye, Libya ve Ukrayna) aktif tavırları 44 günlük savaşta zaferi getirdi.

Stratejik ortaklıktan müttefikliğe

44 günlük savaş eski Sovyet coğrafyasındaki bir çatışmada ilk kez Rusya dışında bir gücün sonuçları belirleme kapasitesine ve becerisine sahip olduğunu ortaya koydu. Türkiye ile Azerbaycan’ın geliştirdiği ortaklık, uyguladıkları dış politika ve güvenlik politikası bu anlamda ciddi bir başarı doğurdu.

Kazanılan zaferin ardından da her iki ülke yapıcı tutumlarını sürdürmeyi tercih etti. Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 Aralık 2020’de düzenlenen askeri törene katılmak üzere gerçekleştirdiği Bakü ziyareti sırasında hem Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte düzenlediği basın toplantısında hem de askeri törendeki konuşmasında Ermenistan ile ilişkiler konusunda önemli açıklamalar yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bölgede oluşması arzu edilen altılı platformun herkesin kazanacağı bir girişim olduğunu, Ermenistan’ın da bu sürece katılarak olumlu adımlar atmasının Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa açabileceğini ifade etmişti. Türkiye’nin asla kapılarını Ermenistan’a kapatma derdinin olmadığını, Ermenistan halkına kini bulunmadığını, barışın ve iş birliğinin mümkün olabileceğini, bunun için Ermenistan’ın saldırgan söylem ve politikalarından vazgeçmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev de ortak basın toplantısında bölgedeki üçlü iş birliği formatlarını (Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Azerbaycan-Rusya-İran ve Türkiye-Rusya-İran) örnek göstererek bu iş birliği formatlarını genel bir formata dönüştürmenin mümkün olduğundan bahsetmişti. Ayrıca Ermenistan’ın son savaştan ders çıkarması ve geleceğe daha olumlu bakması halinde onun da bu formatta yer alabileceğini özel olarak vurgulamıştı.

İki ülke yetkililerinin zafere rağmen olumlu mesajlar vermekteki ısrarı da aslında bu bölgede çok alışılmış bir durum değildi. Nitekim daha önce üstün güçler askeri kazanımlarının ardından bu tarz yapıcı yaklaşımlar sergilememiş, tam aksine saldırgan söylem ve politikalarla karşı tarafı daha da baskı altında tutmaya çalışmışlardı.

Fakat bölgede emeli olan diğer güçlerin, özellikle de yıkıcı ve olumsuz politikalar uygulamaya çalışan ülkelerin karşısında Azerbaycan ve Türkiye’nin daha sağlam bir duruş sergilemesi ihtiyacı hâsıl oldu. Hem iki ülke kamuoylarının beklentisi hem de 44 günlük savaş sonrasında oluşan koşullar doğal müttefikliği ve stratejik ortaklığı hukuki bir belgeye dayalı müttefiklik düzeyine yükseltme gereğini doğurdu. Bu doğrultuda iki lider son savaşta Ermenistan işgalinden kurtarılmış -bir nevi Azerbaycan topraklarının Ermenistan işgalinden kurtarılmasının sembolü olan- Şuşa’da Müttefiklik İlişkileri Hakkında Beyannameyi imzaladı.

Şuşa Beyannamesi Azerbaycan ile Türkiye arasında imzalanmış olan ve içerisinde “müttefiklik” kelimesi geçen ilk belge olması itibarıyla çok önemli. Beyannamenin hemen giriş kısmında 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması’na bağlılığın, ortak çıkarlara dayalı bölgesel ve uluslararası stratejik konulardaki faaliyetlerin karşılıklı koordinasyonunun gerekliliğinin vurgulanması ayrıca mühim. Beyannamede Karabağ sorununun artık bittiğine ilişkin Azerbaycan’ın tutumuna tam destek verilirken, bu konuda 44 günlük savaş öncesine dönme çabalarına karşı kararlı bir tutum da ortaya konulmuş oldu.

Tarafların tüm önemli konularda ve uluslararası, bölgesel kuruluşlar çerçevesinde tüm platformlarda birbirlerini tam destekleyeceklerine ilişkin niyet beyanı ile tek millet-iki devlet ruhu belgeye yansıtıldı.

Taraflardan herhangi birinin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine yönelik tehdit ya da saldırı durumunda ortak danışmalar yapılması ve ortak hareket edilmesi konusu 16 Ağustos 2010’da Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının birinci ve ikinci maddelerinde yer alan hususlar olsa da bu kez daha vurgulu bir biçimde ifade edildi. Buna ek olarak tarafların Güvenlik Konseylerinin milli güvenlik konularında düzenli olarak ortak toplantılar düzenlenmesi de müttefiklik ilişkilerini derinleştirecektir.

Geniş anlamda bölgeyi kapsayan bir işbirliği

Şuşa Beyannamesi ve ziyaret sırasında yapılan açıklamalar sadece Türkiye-Azerbaycan ilişkileri açısından değil, genel olarak bölgenin geleceği açısından da oldukça mühim. Türkiye ve Azerbaycan ilk kez kendi aralarında imzaladıkları bir belgede ikili ilişkilerin dışındaki konulara ilişkin bu kadar vurgulu ifadeler kullandılar. Bildiride tarafların, Kafkasya bölgesinde istikrar ve güvenliğin pekiştirilmesi, ekonomi ve ulaştırma alanındaki tüm bağların yeniden sağlanması, ayrıca bölge devletleri arasındaki ilişkilerin normale dönüştürülmesi ve uzun vadeli barışın sağlanması yönündeki çabalarını sürdürecekleri ifade edilmek suretiyle aslında iki liderin 44 günlük savaşın sona ermesinden itibaren sürekli vurguladıkları hususlar resmi bir belgeye yansıtılmış oldu. Bu da aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye’nin bazı devletlerin 44 günlük savaş öncesine dönme çabalarına karşı ortak duruşun ve bölgenin barış, refah ve işbirliği bölgesi olması yönündeki kararlılığın göstergesi.

Şuşa Beyannamesinde Kafkasya çerçevesinde bölgeye yönelik değerlendirmelerin yanı sıra Türk dünyası ifadesi altı yerde vurgulandı. Şuşa Türk dünyasının tarihi-kültür beşiği olarak tanımlandı. Türk dünyasının gelişimine yönelik karşılıklı faaliyetlerin bölgesel ve uluslararası düzeyde ileriye götürülmesi için çabaların birleştirilmesi, Türk kültür mirasının uluslararası düzeyde tanıtımı ve teşviki alanında çabaların artırılması, Türk dayanışmasının daha da pekiştirilmesi amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), Uluslararası Türk Akademisi, Türk Kültür ve Mirası Vakfı, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlere ivme kazandırılması öncelikli hedefler arasında sıralandı.

Belgede Zengezur koridoruna ayrıca değinilerek -Şuşa Beyannamesi bu açıdan da bir ilk oluyor-, koridorun açılması hem Türkiye ile Azerbaycan arasında hem de genel olarak bölgesel iş birliği açıdan stratejik önemde değerlendirildi.

Beyannamenin barış vizyonu

Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net ortaya koyuyor. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu. 2010 yılında imzalanan anlaşma ve konseyin kurulması ile atılan adımlarla stratejik ortaklık düzeyine yükseltilen ilişkiler bu kez müttefiklik düzeyine taşınmış oldu. Bu, her iki ülke kamuoylarının uzun zamandır arzusuydu ancak dış etkenler nedeniyle gerçekleştirilmesinin kolay olmadığı kabul edilmekteydi.

Belgenin konu bazında (ikili ilişkilere dair her alanı, özellikle de askeri ilişkileri çok net bir biçimde düzenlemiş olması) ve coğrafi (Karabağ sorunundan başlayarak Kafkasya’yı ve Türk dünyasını kapsaması, geniş anlamda bölgesel ve küresel vurgular içermesi) açıdan geniş olması da çok önemli. Müttefikliğin sadece dar çerçevede tanımlanmayarak geniş anlamda bölgeyi kapsaması, özellikle Türk dünyası vurgusu beyannamenin geleceğe de ışık tutan bir veçhesi.

Tarafların, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki siyasi ve askeri işbirliğinin üçüncü devletlere karşı olmadığını ifade etmeleri diğer bazı ülkeler arasında imzalanmış belgelerdeki sıradan ifadeler gibi görünse de sürekli bölgesel iş birliğini derinleştirmeye yönelik söylem, proje ve planlar ortaya konulması Türkiye ile Azerbaycan’ın bu konulardaki samimiyetini gösteriyor.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi, ikili ilişkileri yeni bir aşamaya taşımakla beraber, öncelikle Karabağ sorunu açısından 44 günlük savaş öncesine geri dönme çabalarına ve genel olarak bölgede yeni bir saldırganlığa izin verilmeyeceğinin, ayrıca bölgesel iş birliğinin ve Türk dünyasında entegrasyonun derinleştirileceğinin garantisidir.

Başkan Erdoğan duyurdu! Türkiye Şuşa’ya başkonsolosluk açıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan işgalinden kurtarılan Dağlık Karabağ bölgesinde bulunan Şuşa’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Şuşa’ya bir başkonsolosluk açacağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 yıl sonra Ermenistan işgalinden kurtarılan Dağlık Karabağ’ın sembol şehri Şuşa’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından resmî törenle karşılandı.

Başkan Erdoğan için Şuşa Valiliği’nde karşılama töreni düzenlendi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Başkan Erdoğan’ı makam aracından inişinde karşıladı. Cumhurbaşkanlarının tören alanındaki yerlerini almasının ardından iki ülke millî marşları çalındı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile tören kıtasını denetleyen Başkan Erdoğan, askerleri selamladı. İki lider karşılamanın ardından baş başa görüşmeye geçti.

Şuşa beyannamesi imzalandı

İki lider, görüşmelerin ardından Şuşa Beyannamesini imzaladı. Aliyev, “Şuşa beyannamesi yeni iş birliklerimizin teminatıdır” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev konuyla ilgili, “Azerbaycan halkı adına Erdoğan’ı Suşa’dan selamlıyorum. Tarihi bir gün. Erdoğan’ı Karabağ toprağında selamlıyoruz. Azerbaycan halkı adına selamlıyorum. Ortaklığımız hakkında bildiri ilişkilerimizi en yüksek düzeye taşıyor. Bugün burada müttefiklik beyannamesi imzaladık. Gelecek iş birliğimizin teminatçısı. Bugün Türkiye ve Azerbaycan dünyada en yakın ülkeler. Tarih, kültür, ortak etnik kökler, din, dil. Halklarımızın kardeşliği. Eşsiz ortaklık örneği gösteriyoruz” dedi. 

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları:

Azerbaycan halkının Karabağ zaferini bir kez daha tebrik ediyorum. Karabağ tekrar eski ihtişamına tekrar kavuşacaktır, bundan hiç şüphem yok. Bölge en kısa zamanda İnşallah havalimanlarına da kavuşacak, turizmde sıçrama yaşayacak.

Türkiye olarak kardeşlerimize yeniden inşa sürecinde de her türlü katkıyı veriyoruz vermeye devam edeceğiz. Bir yandan yıkımları telafi ederken diğer yandan Azerbaycan topraklarını benzer felaketi yaşamaması için tedbirleri alacağız. Ermenistan’ı kendisine uzatılan bu iyi niyet elini tutmasını, fırsatı iyi kullanmasını temenni ediyoruz.”

İşte Aliyev’in konuşmasından satır başları:

“Şuşa Beyannamesi savunma ve askeri anlamda işbirliği öngörüyor. 2 mesele önemli. Savunma alanında, savunma sanayii alanında ve karşılıklı askeri yardımlaşma. Birbirimizin güvenliğini sağlayacağız. Müttefiklik hakkında imzalanan bildiride Zengezur koridorunun olması büyük önem taşıyor. Şuşa’yı kurtarmak büyük kahramanlık istiyordu.

“Gelecek iş birliğimizin teminatçısı”

Bugün burada müttefiklik beyannamesi imzaladık. Gelecek iş birliğimizin teminatçısı. Bugün Türkiye ve Azerbaycan dünyada en yakın ülkeler. Tarih, kültür, ortak etnik kökler, din, dil. Halklarımızın kardeşliği. Eşsiz ortaklık örneği gösteriyoruz.

“Erdoğan, savaş başlayan ilk saatlerde açık destek gösterdi”

Erdoğan, savaş başlayan ilk saatlerde açık destek gösterdi. Müdahale etmek isteyen güçleri durdurdu. Dedi ki; ‘Türkiye, Azerbaycan’ın yanında’. Azerbaycan’ın haklı sesi, Türk medyası tarafından dünyaya duyuruldu.

“Ermenistan diz çöktü”

Ermenistan diz çöktü. Beyaz bayrak kaldırdı, teslim oldu. 30 yıla yakın devam eden işgal son buldu. Azerbaycan buna son verdi. Kardeş Türkiye’nin desteğiyle. Bu gösterdi ki; irade, azim, güç ve adalet olan yerde her şeyi elde etmek mümkündür.”

Kars anlaşması

Kars Anlaşması sayesinde Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlığına kavuşmuş ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti, Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti adında üç devlet kurulmuştu. Rusya ise bölgeden çekilmişti.

Ermenistan’dan Azerbaycan’a skandal teklif

Ermenistan ordusunda görevli bir albay, 17 kamyon dolusu mayını bölgedeki 500-600 hektarlık alana yerleştirdiklerini itiraf etti. Ermeni komutan, Azerbaycan’ın elindeki esir askerlere karşılık mayın döşedikleri arazilerin haritasını vermeyi teklif etti.

Karabağ’da 44 gün süren savaş sonrası Ermenistan Azerbaycan’ın taleplerini kabul etmiş, çatışmalar sona ermişti. Ancak bölgedeki normalleşme adımlarına Ermenilerin yerleştirdiği mayınlar engel oluyor. Mayınlara ilişkin itiraf, Ermeni bir subaydan geldi. Ermenistan ordusunda görevli albay Koryun Kumaşyan, yerel bir kanala yaptığı açıklamada bölgeyi bizzat mayınladıklarını itiraf etti.

Haritayı verme teklif etti

TRTHaber’in haberine göre; Kumaşyan, döşedikleri mayınları pazarlık konusu yaptı. Azerbaycan’ın elindeki esir askerlere karşılık mayın döşedikleri arazilerin haritasını vermeyi önerdi. Ermeni albay açıklamasında 17 kamyon dolusu mayını bölgedeki 500-600 hektarlık alana yerleştirdiklerini de çekinmeden belirtti. Açıklamalara ilişkin video, özellikle sosyal medyada Ermeni subayın itirafı olarak tepki çekti.

7’si asker 27 kişi öldü

Üçlü mutabakatın sağlandığı 9 Kasım’dan bu yana Ermenilerce bölgeye yerleştirilen mayınların patlaması sonucu 7 asker ve 2’si gazeteci 20 sivil hayatını kaybetti. 86 asker ve 29 sivil ise yaralandı. Azerbaycan her platformda sivil yerleşim alanlarına yönelik mayınlama faaliyetinin bir savaş suçu olduğunu bildiriyor.

Azerbaycan’ın haklılığı ortaya çıktı

Ermeni tarafından bölgenin bilinçli olarak mayınlandığını belirtiyordu. Ermeni subayın mayın döşediklerine dair itirafı Azerbaycan’ın haklı olduğunu ortaya çıkardı.

Azerbaycan acı haberi dünyaya duyurdu

Karabağ’da savaşın bittiği 10 Kasım 2020’den bugüne kadar Ermenistan güçlerinin işgal döneminde döşediği mayınların patlaması sonucu 20 Azerbaycanlı sivil ve 7 asker hayatını kaybetti.

Azerbaycan Başsavcılığı, Ermenistan ile ateşkes mutabakatının imzalandığı 10 Kasım 2020’den bugüne kadar işgalden kurtarılan topraklarda, mayın nedeniyle yaşanan can kayıplarına ilişkin verileri açıkladı.

Buna göre, savaşın bittiği günden bugüne kadar 20 Azerbaycanlı sivil ile 7 asker, Ermenistan güçlerinin döşediği mayınlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Söz konusu dönemde, 86 asker ile 29 sivil ise mayın patlaması sonucu yaralandı.

Rusya’dan flaş Ermenistan çıkışı: Bildiriye uymaları gerekiyor

Azerbaycan’da mevkidaşı Ceyhun Bayramov ile görüşen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, durumun normale dönmesi için Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin 10 Kasım 2020 ve 11 Ocak 2021’de imzaladıkları üçlü bildirilerin tam uygulanması gerektiğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, temaslarda bulunmak için geldiği Azerbaycan’da mevkidaşı Ceyhun Bayramov’la görüştü. Görüşmenin ardından Lavrov ve Bayramov ortak basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Dağlık Karabağ’daki gelişmelerden bahseden Lavrov, durumun normale dönmesi için Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin 10 Kasım 2020 ve 11 Ocak 2021’de imzaladıkları üçlü bildirilerin tam uygulanması gerektiğini kaydetti.

Lavrov, üçlü bildirilerin her türlü askeri faaliyetin önlenmesini öngören mekanizmaları içerdiğini belirterek, “Bu bildiriler ayrıca kapalı kalarak, jeopolitik öneme sahip bu bölgenin ekonomik ve transit potansiyelini yıllardır engelleyen ulaşım hatlarının açılmasını da içeriyor. Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan başbakan yardımcıları başkanlığındaki çalışma grupları ulaşım hatlarının açılması hususunda çalışıyor. Ulaşım hatları açılırsa Güney Kafkasya ülkeleri komşu ülkelerle birlikte ulaşım ve lojistik mekanına dönüşecektir.” dedi.

“Ermenistan mayın haritalarını vermeyerek savaş suçu işliyor”

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov, Azerbaycan olarak üçlü bildirilerin uygulanmasını tam desteklediklerini ve yükümlülüklerini yerine getirdiklerini söyledi.

Bayramov, sık sık Ermenistan’ın yapıcı olmayan yaklaşımları ile karşılaştıklarını, Erivan yönetiminin üçlü bildirinin uygulama sürecini frenlemeye çalıştığını kaydetti.

Ermenistan ordusunun işgal döneminde bölgeye mayın döşediğini belirten Bayramov, “Ermenistan mayın haritalarını bize vermeyerek savaş suçu işliyor. Savaş sonrasında 22 vatandaşımız mayın patlaması sonucu yaşamını yitirdi, 100’den fazla vatandaşımız yaralandı.” diye konuştu.

Bayramov, Ermenistan’da intikamcı açıklamalar yapıldığını hatırlatarak, “Bu eğilimi tehlikeli olarak kabul ediyor ve dikkatle izliyoruz. Biz şimdiki sayfayı çevirmeye hazırız. İşgal durumu sona erdiği için Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesini konuşabiliriz. Azerbaycan bu yönde adımlar atıyor.” ifadelerini kullandı.

İsmail Demir’den kritik Azerbaycan mesajı: Kabiliyetleri birleştirmek istiyoruz

Temaslarda bulunmak için geldiği Azerbaycan’da şehitlikleri ziyaret eden Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Türkiye ile Azerbaycan arasında savunma sanayii alanındaki iş birliğini yeni bir seviyeye taşımak istediklerini belirterek “İki devletin kabiliyetlerini birleştirmek istiyoruz” dedi.

Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, temaslarda bulunmak için geldiği Azerbaycan’da şehitlikleri ziyaret etti. Merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in mezarını ziyaret eden Demir, 20 Ocak şehitlerinin defnedildiği Bakü Şehitler Hıyabanı’nı ve Bakü Türk Şehitliği’ni de ziyaret ederek şehit mezarlarına çiçek bıraktı, dua etti.

Demir’e ziyaretinde STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, Havelsan Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar ile Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı eşlik etti.

Demir, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, savunma sanayii konusunun bir ülkenin huzur ve barış içerisinde yaşaması için çok önemli olduğunu, yıllardır işgal altında bulunan Azerbaycan topraklarının yerli ve milli ürünlerin katkısıyla kurtarıldığını belirtti.

Yerli ve milli ürünlerin olmaması halinde harekatın başlangıçta oluşturulacak yasak ve ambargolarla akamete uğrayabileceğini söyleyen Demir, “Ama göründü ki kendi kuvvetine, kendi yerli sanayine dayanmak kadar güçlü bir şey yok. Bunu Azerbaycanlı kardeşlerimiz de gayet net görüyor ve biliyor. Bu aşamadan sonra iş birliğimizi savunma sanayii teknolojiler alanında yeni bir seviyeye taşımak üzere irtibatlarımız devam ediyor.” dedi.

Demir, Azerbaycan’ın, sahada kabiliyet gösteren ve fark doğuran tüm Türk ürünleri ile ilgilendiğini belirterek, “Biz sanayii beraber geliştirmek, iki devletin kabiliyetlerini birleştirmek istiyoruz. Bir ürünün satılması ve alınmasının çok daha ötesinde uzun soluklu bir iş birliği nasıl oluşturulur, nasıl beraber daha kuvvetli bir şekilde sanayii ve teknoloji altyapımızı güçlendiririz konusunda bir yol haritası olacak. Ürün alışverişi işin ilk aşamadaki bir parçası. Çok daha derin ve ileri adımlar atılması mümkün.” diye konuştu.

Azerbaycanlı akademisyen Doç. Şükürov: Ermenistan’ın tek çıkış yolu Türkiye ve Azerbaycan!

Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler uzmanı siyaset bilimci, Azerbaycan Korporasyon Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halik Şükürov, ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘Ermeni soykırımı’ ifadesini kullanmasının arkasında yatan nedene ilişkin değerlendirmesinde, “Bize göre bu uzun vadeli bir stratejinin bir yansıması.

Bu stratejinin altyapısı, gelecekte Ermenistan’ın ABD ile ilişkilerini daha da geliştirmeyi ve onu Rusya’nın ilgi alanından çıkarmayı amaçlamaktadır. ABD Başkanı Joe Biden’in ‘Ermeni soykırımı’ terimini kullanması, Ermenistan’daki yeni seçimlerdeki siyasi durumu etkilemeyi amaçlıyor. Genel olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ermenistan’daki çıkarlarını sağlamak temelde imkansızdır, ancak Amerika Birleşik Devletleri Ermenistan’ı etkileme yeteneğini kazanmak ve artırmak için mücadele etmektedir.” dedi. Şükürov, Ermenistan’ın tek çıkış yolunun ise Azerbaycan ve Türkiye’den geçtiğini söyledi.

‘Ermenistan’daki durum Ermeni halkı için acıklı olacak’

Ankarabakü’ye konuşan Şükürov, “Ermenistan’ın son dönemde üç siyasi görüşe ayrıldığını biliyoruz. Putin ve Rusya’nın 44 günlük savaşta Ermenistan’a bizsiz, siz hiçbir şey olmadığınızı ve Ermenistan’ın buna ikna olduğunu açıkladıkları gibi, ilk görüşün savunucuları Rusya yanlısıdır. Şu anda Ermenistan’da bu siyasi düşünceye sahip toplam siyasetçi sayısı yüzde 60’tır. Bununla birlikte, Ermenistan’daki mevcut Batı yanlısı hükümetin de büyük bir siyasi gücü var ve bu nedenle Rusya Ermenistan’ı cezalandırıyor. Üçüncü siyasetçi grubu ise bu ilişkilerden bıkmış, yaşamak ve barış yapmak isteyen sıradan Ermeni nüfusu. ABD’nin Ermenistan’ı etkilemek istediğini ve Rusya’nın Ermenistan’ı tam etkisi altına almak istediğini varsayarsak, seçim döneminde ve seçimden kısa bir süre sonra Ermenistan’daki durumun Ermeni halkı için acıklı olacağını söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Azerbaycan Korporasyon Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halik Şükürov

‘Ermenistan’ın çıkış yolu Türkiye ve Azerbaycan’dan geçiyor’

Halik Şükürov, Ermenistan halkı için tek çıkış yolunun Azerbaycan ve Türkiye’den geçtiğine dikkat çekerek, “Putin ve Rusya, Ermenistan’ın krizden çıkmasına izin vermeyecek. Ekonomik ve siyasi gelişme için Ermenistan’ın Rusya ve Batı’nın etkisinden vazgeçmesi, Azerbaycan ve Türkiye ile ekonomik ve siyasi anlaşmalar yapması ve bölgesel kalkınmadan faydalanması gerekiyor. Ermeni halkının, Rusya ve diğer güçler tarafından kendi çıkarları için kullanıldığını anlaması lazım.” ifadelerini kullandı.

Densize Azerbaycan’dan sert tepki

Densiz lakabıyla bilinen ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 yılında gerçekleşen Ermeni tehcirini “soykırım” olarak adlandırmasına Türkiye’nin yanı sıra kardeş Azerbaycan’dan da sert tepkiler yükseldi.

Muhammet Kutlu  Ankara 

Densiz lakabıyla bilinen ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 yılında gerçekleşen Ermeni tehcirini “soykırım” olarak adlandırmasına Türkiye’nin yanı sıra kardeş Azerbaycan’dan da sert tepkiler yükseldi. İktidardaki Yeni Türkiye Partisi Milletvekili Fatma YıldırımBatı Azerbaycan Topluluğu Gençler Teşkilatı Başkanı Namık Muradov ve Ankara-Bakü haber portalı Genel Yayın Yönetmeni Araştırmacı Yazar Oktay Hacımusalı, asıl soykırımı Ermeniler’in yaptığını bu konuda Türkiye’ye en son ders verebilecek ülkenin ise ABD olduğunu söyledi.

Gerçek, yüzlerini kızartır

Milletvekili Yıldırım, Biden’ın açıklamasının siyasi ve gerçek dışı olduğunu belirterek, “1915’te asıl Türklerin soykırıma maruz tarihi belgelerle sabittir. Sözde Ermeni soykırımının Batı ülkelerinin gündeminde hep durması da sadece siyasi amaçlara hizmet etmiştir. Ermenilerin uydurma iddiaları o ülkeler tarafından araç olarak kullanılsa da tarihi bu şekilde tahrif etmek imkansızdır. Türk devleti yıllar önce o döneme ilişkin arşivleri açmayı ve ortak bir komisyon kurmayı resmen teklif etti. Ancak yüzünün kızaracağını bilen Ermenistan arşivleri açmayı reddetti. Türkiye üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmak istenen asılsız iddialara karşı Azerbaycan halkı, her zaman olduğu gibi bugün de kardeş Türkiye’nin yanındadır” dedi.

Hem soykırımcı hem de utanmaz

Batı Azerbaycan Topluluğu Gençler Teşkilatı Başkanı Namık Muradov ise ABD’nin Biden’in bu yanlışı yüzünden itibar kaybedeceğini söyledi. Azerbaycanlıların 1988-1991’de Batı Azerbaycan’daki 61 köyden vahşice sürüldüğünü söyleyen Namık Muradov, “Dünyanın bir çok bölgesinde soykırımlara imza atanlar ve halen katliamlarına devam edenler utanmadan dünyanın karşısına geçip 1915’teki olaylara soykırım diyebiliyor. Biden çok adilse Ermenistan işgali altındaki doğduğum topraklara gitmemi de sağlasın!” tepkisini gösterdi.

Bindiği dalı kesiyor

Biden’in soykırım ifadesini, Türkiye’nin bölgede artan gücünü çekememesine bağlayan araştırmacı yazar Oktay Hacımusalı “Dünyanın en büyük yalanlarından biridir Ermeni iddiaları. Doğu Akdeniz, Karadeniz, Karabağ, Kıbrıs ve dünyanın birçok sorunlarının çözümü yönünde kendine özgü dış politika sergileyen Türkiye’nin yolunu böyle uydurma iddialarla kesmeye kalkmak akıl karı değildir. Bu Türkiye ABD ilişkilerini iyice zora sokacak. Biden caizse bindiği dalı kesiyor. Karabağ zaferi sonrası Ermeni tarafına verilmek istenen bir moraldan öte Ermenilere de zarar verecek bir yaklaşımdır. ABD Başkanı kaş yapayım derken göz çıkarmıştır ve onun bu düşünülmemiş kararı gerilimi gereksiz yere tırmandıracak bir eylem olmaktan öte uzun vadede ABD’nin de zor duruma düşmesine neden olacaktır” dedi.

Ermeni soykırımı” yalanına karşı bir araya geldiler

Batı Azerbaycan Topluluğu Ankara temsilciliği, Ermeni yalanları ve Zafer sonrası ortaya çıkan gerçekler isimli sanal konferans düzenledi. Konferansa Azerbaycan’dan, Türkiye’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden yazarlar, araştırmacılar, bilim adamları, konuyu merak eden ve öğrenmek isteyen üniversite öğrencileri katıldılar.

Batı Azerbaycan Topluluğu tarafından düzenlenen toplantıda açılış konuşması yapan araştırmacı yazar, Batı Azerbaycan Topluluğu Ankara temsilcisi Dr. Derya Akdemir, asılsız Ermeni iddialarına karşı tüm dünyadaki Türklerin güç birliği yapması gerektiğini söyledi. Ermeni yalanlarına karşı tam bir milli mücadele ruhuyla, hiçbir korku duymadan mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan araştırmacı yazar bazı ülkelerin Ermenilerin asılsız iddialarına inandığını, bunun da o ülkelerin uyguladığı çifte standart politikasından kaynaklandığını kaydetti. Dr. Derya Akdemir şanlı Azerbaycan ordusunun kazandığı zafere de değinerek, bazı gerçeklerin bu zaferin değiştiğine, artık dünyanın olaylara farklı gözle bakmak zorunda olduğuna dikkat çekti.

“Ermenilerin yalan makineleri sürekli yalan doğuruyor”

Daha sonra konuşma yapan Azerbaycan’da iktidarda olan Yeni Azerbaycan Partisi Milletvekili, Batı Azerbaycan Topluluğu Başkanı Doç. Dr. Aziz Alekberli öncelikle zafer dolayısıyla tüm katılımcıları tebrik ederek, her sene 24 Nisan öncesinde ve o gün sürekli olarak Ermenilerin yalan makinelerin yalan doğurduğuna dikkat çekti. Batı Azerbaycan Topluluğu başkanı, milletvekili Ermenilerin bu topraklarda hiçbir şekilde bir soykırıma maruz bırakılmadıklarını, tam tersi kendilerinin bölgede soykırım uyguladıklarını söyleyerek, tüm Türk yurtlarında Ermenilerin gerçekleştirdikleri soykırımların izlerine rastlamanın mümkün olduğuna dikkat çekti.

Örneğin Zengezur… Burası Azerbaycan’ın en eski topraklarından birisidir, eski tarihimiz o topraklarda yatmaktadır. Ermenilerin bu topraklara yeniden yerleştirilmesinin yüz yıllık bir geçmişi vardır” diyen Alekberli, şöyle devam etti:

Sovyet devletinin ilk yıllarında bu topraklar Azerbaycan’dan zorla alınarak Ermenilere verildi. Daha sonra 70 yıllık Sovyet döneminde bu topraklar Ermenileştirildi. 1988-1991’de Azerbaycanlılar bölgedeki 61 köyden vahşice sürüldü. Ermeniler bunu şimdi kabul etmek istemiyorlar, ancak Azerbaycanlıların köylerine dönmeleri ve kendi evlerinde yaşamaları için ilk aşamada şartlar oluşturulmalı. Aksi takdirde, o topraklara dönüş yolunu zaten biliyoruz. Zengezur’un Azerbaycan’a geri dönüşü Türk dünyası için büyük önem taşımaktadır, Türkler büyük Avrasya kıtasının tarihi sakinleridir ve bu bölgedeki halkların büyük çoğunluğu Türklerden ayrılmış veya doğmuştur. İnşallah Sayın Cumhurbaşkanımız, muzaffer Ali Baş Komutanımız İlham Aliyev’in sık sık söylediğpi gibi biz o topraklara tekrar geri döneceğiz’’

“Ermenilerin yaptığı soykırımları görmemek imkânsız”

Ermenilerin yaptıkları soykırımları görmezden gelmenin imkansızlığına dikkat çeken diğer konuşmacı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Toğrul İsmayıl Ermenilerin, yüz yıldır sözde soykırım iddiaları ile Türkiye’yi her platformda köşeye sıkıştırma gayreti içinde olduklarını, kendi yaptıklarının ise maalesef dünya kamuoyu tarafından gündeme getirilmediğini belirtti. Prof. Dr. İsmayıl yıllarca Ermenileri “Azerbaycan topraklarını işgalden vazgeçiniz. Felaket kapınızda!” diye sert şekilde uyardıklarını, Ermenilerinse bundan hiçbir şekilde bir sonuç çıkarmadıklarını söyleyerek, bugün artık kendilerinin gerçekten de zor durumda kaldıklarına vurgu yaptı.

Her yıl 24 Nisan günü çeşitli ağızlardan Ermenilerle ilgili üzüntü dolu sözler duyduklarını, fakat bu sözlerin ve hatta alınacak en sert kararların bile uluslararası hukuk açısından ne Türkiye’yi, ne de Azerbaycan’ı bağlamayacağını söyleyen uzman, konunun jepopolitik boyutuyla ilgili katılımcılara geniş bilgi vermeği de unutmadı.

“Soykırım görmek istiyorlarsa kendi yaptıklarına baksınlar!”

Eski Azerbaycan Askeri Ateşesi, Milli Savunma Bakanlığı eski Askeri Başdanışmanı Em. Tuğgeneral Yücel Karauz konferansta 1915 olaylarına değinmeden önce kardeş Azerbaycan halkını ve tüm Türk dünyasını tebrik etti. O sırada gelişen bazı olaylara dikkat çeken Karauz tehcir sırasında, Dâhiliye Naziri Talat Bey’in bu tehcirin amacının kesinlikle Ermenileri imha etmek ya da cezalandırmak olmadığını, onları savaş sahası dışına taşımak ve zararsız hale getirmek olduğunu bütün vilayetlere gönderdiği telgraflarla defalarca bildirdiğini söyledi. Emekli Tuğgeneral bu telgraflarda Ermenilere taarruz edenlerin ve kötü muamelede bulunanların yakalanıp cezalandırılacağını, Ermenilerin malları ile ilgili kötü muamelede bulunan vali ve mutasarrıfların da cezalandırılacağını yazıldığını da ayrıca belirtti. Yücel Karauz, “Hodri meydan, hep söylüyoruz açalım arşivleri, bakalım neler yazıyor orada? Savaş sırasında, 1915 ve 1916 yargılamalarında otuzdan fazla Osmanlı askeri ve idarecisi niye yargılanıyor: Ermenilere kötü davrandıkları için… Peki, bu nasıl bir soykırımdır, Allah aşkına? Soykırımın ne olduğunu mu bilmek istiyorlar, o zaman bir zahmet, etraflarında, bu coğrafyada yaptıklarına baksınlar” dedi.

ABD’ye böyle çağrı yaptılar: Türkiye’ye karşı atılan adımı bize karşı atılmış sayarız

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev, sözde ‘Ermeni soykırımı’nın Amerikan yönetimi tarafından dile getirileceğine ilişkin çıkan haberlerle ilgili açıklama yaptı. Hacıyev, “Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye’ye karşı atılan adımın Azerbaycan’a, Azerbaycan’a karşı atılan adımın da Türkiye’ye karşı atılmış olacağını defalarca vurguladı. ABD yönetiminin tarihi bir hata yapmayacağını umuyoruz.” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev, Azerbaycan Devlet Haber Ajansına (AZERTAC) yaptığı açıklamada, 1915 olaylarına ilişkin sözde ve sahte Ermeni iddialarının tanıtılması girişimlerine her zaman karşı çıktıklarını belirtti.

Sözde “soykırım”ın tanınmasının, tarihin sahteleştirilmesi anlamına geldiğini, tarihin tarihçiler tarafından araştırılması gerektiğini vurgulayan Hacıyev, böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde Azerbaycan’ın bunu şiddetle kınayacağını bildirdi.

Hacıyev, “Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye’ye karşı atılan adımın Azerbaycan’a, Azerbaycan’a karşı atılan adımın da Türkiye’ye karşı atılmış olacağını defalarca vurguladı. ABD yönetiminin tarihi bir hata yapmayacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.