Almanya

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

Almanya

Heiko Maas AB ülkelerine çağrıyı yaptı: Türkiye ile yeniden anlaşmalıyız

Almanya Dışişleri Bakanı Maas, Türkiye’nin AB için önemli bir göçmen yükünü üstlendiğini belirterek, Ankara ile yeni bir mülteci mutabakatı gerektiğini vurguladı.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye ile yeni bir mülteci mutakabatı talep etti.Welt gazetesine konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Maas, “Türkiye ile göç konusundaki iş birliğini güncellememiz gerekiyor” ifadesini kullandı.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 2016 yılında varılan mülteci mutabakatının geliştirilmesinin AB’nin çıkarına olacağını dile getiren Dışişleri Bakanı, “Türk hükümeti ile yaşadığımız tüm sorunlara rağmen, bu ülkenin bizim için, önemsiz görülemeyecek bir göçmen yükünü üstlendiğini takdir etmeliyiz” dedi. Maas ayrıca, bu bağlamda Türkiye tarafından “bakılan” sığınmacı sayısının yaklaşık dört milyon olduğunu vurguladı.

Ankara ile Brüksel arasında varılacak yeni bir mutabakat neticesinde Türkiye’ye AB’den yeni kaynaklar aktarılmasının da gerekeceğinin altını çizen Heiko Maas, “Herhangi bir rakam vermek istemiyorum ancak bunun parasız olmayacağı gayet açık” ifadesinde kullanarak, Türkiye’nin büyük bir maddi sorumluluğun altına girerek, diğer ülkelerin bundan tasarruf etmesini sağladığını dile getirdi.

Akdeniz’de kurtarma misyonu

Söz konusu röportajda, son günlerde gündeme gelen, Libya açıklarında görev yapacak yeni bir denizde kurtarma misyonu ile ilgili soruya da yanıt veren Dışişleri Bakanı Maas, “AB’ye üye ülkelerin tavrına baktığım zaman bu tarz bir misyon için koşulların oluşmuş olduğunu göremiyorum” diyerek, konuyla ilgili olumsuz görüş bildirdi.

Çok sayıda üye ülkenin yeni bir denizde kurtarma misyonuna karşı olduğunu belirten Maas, “Yeni bir kurtarma misyonu hayata geçirilse bile, Avrupa’ya yönelik göçün tamamına kucak açamayız” dedi. Heiko Maas bunun yerine, özellikle insanların yaşadığı yerlerden kaçmasına neden olan sebeplerle mücadele için daha kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu savundu.

Kaynak: DW Türkçe

Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor! Dünyaya duyurdular: 14 bin 500 PKK’lı var

Almanya iç istihbaratı yayımladığı raporda, terör örgütü PKK’yı şiddet kaynağı olarak tanımladı.
Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatının 2020 Raporu’nda terör örgütü PKK’nın karanlık yüzü bir kez daha ortaya kondu.

AA’nın haberine göre, İçişleri Bakanı Bakanı Horst Seehofer tarafından kamuoyuna tanıtılan ve Anayasayı Koruma Teşkilatınca hazırlanan 420 sayfalık raporda, şiddetin PKK’nın stratejik bir seçeneği olmaya devam ettiği vurgulandı.

PKK’nın Almanya’daki en büyük yabancı aşırılık yanlısı grup olmaya devam ettiği belirtilen raporda, terör örgütünün Almanya’da kendi açısından gerekli görmesi durumunda şiddet uygulayabilecek durumda olduğuna işaret edildi.

Terör örgütü PKK’ya 12 sayfa ayrılan raporda, eli kanlı örgütün Almanya’da 14 bin 500 üyesi bulunduğu, 16,5 milyon avro yardım ve haraç topladığı ifade edildi.

Raporda, 2013’ten bu yana Almanya’dan PKK’ya katılmak üzere 290 kişinin Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyine gittiği aktarılarak, bunlardan 32’sinin öldüğü ve 150’sinin de Almanya’ya geri döndüğü kaydedildi.

Terör örgütü PKK’nın Almanya’da gençlerin beyinlerini yıkadığı vurgulanan raporda, örgütün sosyal medyayı aktif kullanarak örgüte militan devşirme peşinde olduğu belirtildi.

İstihbarat raporunda, Almanya’da “sözde festival” adı altında düzenlenen etkinliklerin, terör örgütünün propagandasını yayma ve militanları arasındaki kaynaşmayı sağlaması için yapıldığı kaydedildi.

Batı’da Müslümanlara yönelik skandal adımlar devam ediyor! O ülkeye çağrı

Müslümanlara karşı ırkçılığın tavan yaptığı Almanya’da Alman milletvekili Hans-Jürgen Irmer, görevlerinin “Siyasal İslam ile mücadele” olduğunu söyledi. Irmer, Avusturya’da hükümetin Müslümanlara ait kuruluşları dijital harita oluşturarak fişlemesinin benzerinin Almanya’da da yapılmasını istedi.

atı’da İslam ve Müslümanlığa karşı skandal adımlar atılmaya devam ediyor. Irkçılığın tavan yaptığı günlerde Avrupa ülkelerinde peş peşe açıklamalar geliyor.

Avusturya hükümeti, Avusturya’da camilere ve Müslümanlara ait kuruluşlara yer verilen “İslam haritası” oluşturmuştu. Müslümanlara yönelik ayrımcılığı tetikleyen bu gelişme tartışmalara neden olmuştu.

Haritanın yayımlanmasının ardından Salzburg kentinde bir camiye ırkçı saldırı yapılmış, caminin camlarına “Hitler geri döndü” ifadeleri yazılmıştı.

Benzer bir “Müslümanları fişleme haritasının” Almanya’da oluşturulması için çağrı yapıldı.

Alman Junge Freiheit gazetesinin haberine göre, Almanya’da Hristiyan Demokratlar Partisi (CDU) Milletvekili Hans-Jürgen Irmer, en önemli görevlerinin arasında “Siyasal İslam ile mücadelenin” yer aldığını belirterek, “Böyle bir harita Almanya’da da olmalı” diye konuştu.

Avusturya’daki mevcut uygulamayla ilgili de konuşan Irmer, bunun doğru bir uygulama olduğunu söyledi.

Kaynak: AA

Libya, Batılı 5 ülkeye resti çekti! Müdahaleye sert tepki

Libya Devlet Yüksek Konseyi ABD, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın 24 Aralık’ta yapılması kararlaştırılan genel seçimlere ilişkin açıklamasını “Libya’nın iç işlerine müdahale” olarak nitelendirdi.

Libya Devlet Yüksek Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, Batılı 5 ülkenin Libya’daki büyükelçilikleri tarafından yapılan “seçimler öncesinde ülkedeki ilgili devlet organlarında herhangi bir değişiklik olmaması” yönündeki çağrısının “büyük şaşkınlıkla karşılandığını” ifade edildi.

Söz konusu çağrının “Libya’nın iç işlerine müdahale olarak kabul edildiği” vurgulanan açıklamada, “Egemenliğin ihlali sadece paralı askerler aracılığıyla değil, aynı zamanda kesin surette reddettiğimiz dış dayatma girişimlerinde bulunmakla da mümkündür.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “Yabancı ülkelerin büyükelçileri, diplomatik normlara göre belirlenen görevlerinin ötesine geçmemeli, ev sahibi ülkenin yasalarına uymalı ve hiçbir bahane altında bunları çiğnememelidir.” ifadeleri kullanıldı.

Batılı 5 ülkenin büyükelçilerinden Libya’da ortak açıklama

Libya’daki ABD, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya büyükelçilikleri tarafından dün yapılan ortak açıklamada, ülkede 24 Aralık’ta yapılması beklenen seçimlerin “kolaylaştırılması” çağrısında bulunulmuş ve “Seçimlere hazırlanmada temel rolü olan ilgili devlet organlarında, onları aksatacak herhangi bir değişiklik yapmak için uygun zaman değildir.” ifadelerine yer verilmişti.

Libya‘da devlet kurumlarına yeni yöneticilerin belirlenmesi için Temsilciler Meclisi tarafından oluşturulan Teknik Komisyon, şu anda Yüksek Seçim Kurulu dahil bazı kurumlara yönetici adaylarının belirlenmesi için çalışıyor.

Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, 5 Mayıs’ta düzenlediği basın toplantısında, Yüksek Seçim Kuruluna yeni bir başkan seçilmesi için çağrıda bulunanlar olduğunu söylemişti. Bu durumun, seçimlerin zamanında yapılmasını engellemesinden endişe ettiğini dile getiren Koni, yeni bir başkan seçildiği takdirde seçimler tamamlanana kadar kurumun yetki ve görevlerinin yeni başkana devredilmemesi çağrısında bulunmuştu.​​​​​​​

Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Abdulkadir Huveyli ise “Yüksek Seçim Kurulu başkanlığında yapılacak bir değişikliğin seçim sürecini etkilemeyeceğini” belirtmişti.

Almanya’dan çarpıcı Türkiye açıklaması

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısında konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Türkiye, NATO içinde çok önemli bir müttefikimiz. Almanya bunu her zaman vurguladı. Gelecekte de çok büyük önemi olacaktır” açıklamasında bulundu.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ikili ve heyetler arası görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin “Almanya olarak her zaman yapıcı ilişkiyi savunuyoruz. Almanya olarak olumlu bir katkımız olacaksa bunu yapmaya hazırız.” ifadesini kullandı.

Almanya’nın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığını üstlendiğini hatırlatan ve ülkesinin AB dönem başkanlığında yapıcı diyaloğu sürekli vurguladıklarını dile getiren Maas, Çavuşoğlu ile görüşmelerinde Avrupa Konseyinin ele aldığı konuları da konuştukları kaydetti.

Heiko Maas, insan haklarının korunması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarının uygulanmasının pek tabii Konseye üye ülkelerin ortak taahhütlerinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Türkiye’de beklentilerin olduğunu biliyoruz. Bu Şansölye (Angela) Merkel ile Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan arasında dün yapılan görüşmede konu oldu. Şu an da geçen yılın ve aramızdaki münakaşanın AB içinde izler bıraktığını görüyoruz. Almanya her zaman diyaloğa, yapıcı bir ilişkiye ihtiyacımız olduğu ve elbette adım adım sonuçlara varmamız gerektiği görüşünü benimsemiştir.” ifadelerini kullandı.

Bunun iki tarafa da bağlı bir mesele olduğunu vurgulayan Maas, “Şu anda çok yapıcı bir dönemde olduğumuz için son derece mutluyuz.” dedi.

Maas, Almanya’nın, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine ne gibi ek katkı sunabileceğine ilişki soru üzerine, “Buna en fazla Türkiye katkı sağlayabilir. Biz bunun diyalogla ilgili olduğunu biliyoruz ve bunu AB dönem başkanlığımızda açıkça ifade ettik. Elbette sonuçlar konusunda da. Geçen yıl AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler açısından zor bir yıl oldu. Bu senenin çok daha iyi bir yıl olacağı görülüyor. Bu yüzden temas halinde kalmamız da önemlidir.” diye konuştu.

Ankara’nın beklentilerinin yanı sıra AB üyelerinin beklentileri üzerine de konuşulması gerektiğini belirten Maas, “Bu diyaloğu burada yaptığımız gibi yapıcı bir şekilde yürütürsek, o zaman AB ile Türkiye arasındaki ilişkinin gelişeceğinden ve bu diyaloğun, AB üye ülkeleriyle de daha yapıcı olacağından eminim. Daha sonra bunun hangi sonuçlara varabileceğini görebiliriz.” ifadesini kullandı.

Doğu Akdeniz’de çözüm için karşılıklı güven şart

Türkiye’nin Yunanistan ile olan Doğu Akdeniz konusundaki diyaloğunu öven Maas, “Sadece diyalog güvenli bir çözüm getirecektir. Öncelikle karşılıklı güvenin oluşturulması gerekiyor. Çözüm açısından diyalog şart. Türkiye’yi ve tabii ki AB ortaklarımız Yunanistan ve Kıbrıs’ı çözüm konusunda ilerlemeleri için cesaretlendirmek istiyoruz.” dedi.

Heiko Maas ayrıca turizm konusunda insanlara belli bir perspektifin sunulması gerektiğini, mümkün olduğu kadar turizm yapılmasını arzuladıklarını, geçen yıl da bu konuyu ele aldıklarını ve başarılı şekilde uyguladıklarını bildirdi.

Libya’daki gelişmelere de değinen Alman Dışişleri Bakanı, bu ülkedeki gelişmeler ışığında durumun kırılgan olduğunu düşündüklerini ifade eden Maas, “Bu nedenle tüm ülkelerin, Berlin Libya Konferansı’nın kararları gereğince paralı askerlerin çekilmesi sözünü tutmalarını istiyoruz. Barışçıl ve birleşik bir Libya için destek vermeyi sürdürmeyi umuyoruz.” dedi.

Suriye’ye insani yardım göndermenin Türkiye üzerinden mümkün olduğunu vurgulayan Maas, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Suriye’deki endişelerimiz devam ediyor. Milyonlarca kişinin hayatı, insani yardımın yerine varabilmesine bağlı. Bu yalnızca Türkiye üzerinden mümkün olabiliyor. Rusya, Güvenlik Konseyinde Suriye’ye BM sınır ötesi insani yardım mekanizmasının uzatılmasını sağlamak zorunda. Bu, söz konusu yardıma güvenen insanlar için son derece önemli. Temmuz ayında Güvenlik Konseyinde gerekli ön koşulların oluşacağını umuyoruz.”

Türkiye NATO’da önemli müttefik

Maas, Türkiye’nin NATO’da önemli bir müttefik olduğuna işaret ederek, “Türkiye, NATO içinde çok önemli bir müttefikimiz. Almanya bunu her zaman vurguladı. Gelecekte de çok büyük önemi olacaktır. NATO müttefikleri olarak da birlikte iyi çalışıyoruz. Bu, şu anda Afganistan’da da kanıtlanıyor.” değerlendirmesini yaptı. Maas ayrıca Almanya’nın kısıtlayıcı silah ihracat politikasının süreceğini söyledi.

Maas, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşıları üzerindeki fikri mülkiyet hakkından geçici olarak feragat edilmesinin tartışılmasına Almanya olarak katılmaya açık olduklarını ancak dünya çapında bir aşılama yapılırsa virüsün mağlup edilebileceğini vurgulayarak, “Daha çok insanı daha hızlı aşılamaya yardımcı olmanın bir yolu buysa, o zaman bu soruyu kendimize sormamız lazım. Çünkü hepimiz bu salgını bitirmek istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Vatansız FETÖ’cülerin gözü, şimdi bu kararda

15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Türkiye’den kaçarak Avrupa’nın birçok ülkesine sığınan, Türkiye’de yargılanmaktan korktukları için vatansızlıkla karşı karşıya kalan FETÖ’cüler gözlerini Alman vatandaşlığına geçişlerde sürenin kısaltılmasına diktiler.

YENİ AKİT/ANKARA

Terör örgü FETÖ’nün firari teröristleri şimdi de çocuklarına kaldıkları ülkelerin vatandaşlığını alabilmek için lobi faaliyetleri yürütüyorlar.

Almanya’da yaşayan bir grup firari FETÖ üyesi oluşturdukları lobilerle siyasilere, yabancıların vatandaşlık alma konusunda kolaylıklar sağlamaları için görüşmeler yapıyorlardı. Bunun üzerine Almanya’nın 16 eyaletinin entegrasyon bakanlarını bir araya getiren konferansta yabancılardan doğan çocukların vatandaşlığa geçişini kolaylaştıran düzenlemeler yapılması çağrısında bulunuldu. Yapılan bu önerilerin Firari FETÖ üyelerinin yapmış oldukları lobi faaliyetleri sonucunda ortaya çıktığı belirtiliyor. Ancak Alman Vatandaşlık Kanunu’nda değişiklik yapılmasına İçişleri Bakanlığının sıcak bakmadığı öğrenildi. Çıkarılması mümkün gözükmeyen vatandaşlık esnekliği için en çok da Türkiye’den kaçan FETÖ firarileri ve PKK gibi diğer terör örgütü üyeleri yararlanmak istiyor. Böyle bir esneklik olması durumunda kimliklerini değiştirip, Alman vatandaşı olduktan sonra seyahat kısıtlamaları kalkmış olarak Türkiye hariç dünyanın bütün ülkelerine giriş çıkış yapabilecekler. Ayrıca çocuklarına da bir ülke kimliği verilmiş olacak. Şu ana kadar Türkiye’den firar eden ve yurtdışında çocukları olan firari FETÖ’cüler çocuklarına kimlik dahi alamıyorlar.

Generallerden Merkel’e darbe: Berlin’i kuşatın

Fransa, aralarında emekli generallerin de bulunduğu binlerce askerin imzaladığı ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a ülkede iç savaş uyarısının yapıldığı e-bildiriyi tartışırken, Almanya’da da binlerce emekli askerin Telegram adlı mobil mesajlaşma uygulaması üzerinden bir araya gelerek, Berlin’de ayaklanma ve darbe planladıkları ortaya çıktı.

Doğrulandı

Önce Berlin’de yayınlanan Der Tagesspiegel gazetesinde çıkan ve ardından güvenlik birimlerince de doğrulanan habere göre, “Emekli ve Eski Askerler Grubu” adı altında bir araya gelen yaklaşık 13 bin emekli ve eski asker, koronavirüs salgını kapsamında Merkel hükümeti tarafından alınan karantina kurallarını eleştiren veya salgının varlığını inkar eden hareketin içine sızmayı ve Berlin’de düzenlenen gösteri ve mitinglerde olay çıkartıp, devlet kurumlarına yönelik saldırılar düzenlenme planları konusunda iletişim içerisinde. 

Grubun üyeleri

Güvenlik kaynakları bu gruba eski askerler dışında, “Reichbürger” olarak bilinen, Almanya’nın 1937 yılındaki sınırlarını yeniden inşa etmeyi hedefleyen monarşist-aşırı sağcı grupla ilişkili kişilerin de üye olduğunu doğruladı. Grupta Alman ordusundan emekli askerlerin yanı sıra, 1990’da lağvedilen eski Doğu Alman Ordusu’nda (NVA) görev yapmış çok sayıda askerin de faal olduğu öğrenildi.

Hollanda’yı örnek aldılar

Grupta yer alan ve aralarında general ve albayların da bulunduğu emekli askerlerin, faal oldukları dönemi, görev aldıkları birimleri, ulaştıkları rütbeleri ve aldıkları madalyaları yayınlamaları dikkat çekerken, grup içinde yapılan yazışmaları değerlendiren uzmanlara göre, üyeler Hollanda’daki benzer bir oluşumu kendilerine örnek alıyorlar. Hollanda’da geçen Ocak ayında pandemi önlemlerine karşı düzenlenen ve Amsterdam’ın yanı sıra Lahey ve Rotterdam gibi birçok kentte yapılan gösterilerde yağma olayları yaşanmış, göstericiler polisle çatışmıştı. Hollanda hükümeti, gösterilere sosyal medya üzerinden organize olan emekli asker ve polislerin katıldığını, göstericilerin gözaltına alınmasını engellemek için polisle göstericiler arasına girdiklerini açıklamıştı. 

 “Savaşa gitmiyoruz. Savaşın tam ortasındayız”

Almanya’daki grubu kuran, ismi gizli emekli askerin diğer grup üyelerine “Asker olarak vazife yemini ederken, Alman halkını koruyacağımıza ant içtik. Halkımızın şimdi bize ihtiyacı var. Bu hükümeti devirmemiz gerekiyor” şeklinde bir mesaj gönderdiği, bir diğer grup yöneticisinin ise “Savaşa gitmiyoruz. Savaşın tam ortasındayız” şeklinde fikir belirttiği saptandı. Adını vererek fikir belirten bir diğer üyenin ise, 2. Dünya Savaşı’ndaki Stalingrad Muhaberesi’ne atfen, “Başkenti kuşatma çemberi altına alarak sonuna kadar savaşmamız gerekiyor” dediği, bu kişinin aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) Brandenburg Eyalet Parlamentosu milletvekili Daniel Freiher von Lützow olduğu öğrenildi. Lützow’un 1990’lı yıllarda Kosova’da görev yapan Alman birliklerinde asker olduğu öğrenilirken, gruptaki yazılarında pandemi önlemlerine karşı eylem ve gösterilerin “merkezi şekilde düzenlenmesini ve tek bir birlik olarak mücadele ve hareket edilmesini” önerdiği de ulaşılan bilgiler arasında.

 Gaziler birliği: Anayasamıza bağlıyız

Bu arada Alman Ordusu Gaziler Birliği bir açıklama yaparak, “Eski askerler/gaziler Havuzu olarak bir araya gelen grup, Alman devletinin hepimizin ortak şekilde temsil ettiği değerlerine karşı tavır alıyor. Federal Ordu’nun gazi ve eski askerleri olarak tüm mensuplarımızın, demokratik-özgürlükçü anayasamıza bağlı olması gerektiğini hatırlatıyoruz” şeklinde bir bildiri yayımladı.

 Son yıllarda aşırı sağ skandallarla gündemden düşmeyen Alman ordusu ile ilgili iddialar ülkede yoğun bir biçimde tartışılıyor. Geçen sene bir yedek subayın bilgisayarında Almanya’nın önde gelen bakan ve siyasetçilerinin isim, telefon ve özel adreslerinin bulunduğu, suikast hedefli bir liste ele geçirilmiş, 2017 yılında yakalanan üst teğmen Franco A.’nın üzerinde de dönemin Cumhurbaşkanı Joachim Gauck başta olmak üzere çok sayıda siyasetçinin adının yer aldığı benzer bir suikast listesi bulunmuştu. Franco A.’nın büyük bir saldırı düzenleyerek, saldırıyı mülteciler yapmış gibi göstermeyi planladığı ortaya çıkmıştı. 2018’de ise, “Hannibal’ın Gölge Ordusu” adı verilen gruba karşı yürütülen gizli operasyonda, tamamı askerlerden oluşan ve aralarında bir albayın da bulunduğu oluşumun, “X Günü” adını verdikleri bilinmeyen bir tarihte, Almanya’daki siyasetçilere yönelik suikastlar yaparak, iç savaş çıkartmayı, ardından da darbe planladığı belirlenmiş, çok sayıda asker ordudan uzaklaştırılmıştı.

Kaynak: Voice Of America

Almanya’da salgının başından bu yana 2 Bin 186 Türkiye kökenli öldü

Almanya’da Robert Koch Enstitüsü’nden (RKI) yapılan açıklamaya göre, Almanya’da son 24 saatte 306 kişinin virüs nedeniyle yaşamını yitirmesiyle toplam can kaybı 82 bin 850’ye çıktı. Almanya’da salgının başlangıcından bu yana vefat eden Türkiye kökenlinin sayısı ise 2 bin 186 olarak kayda geçti.

Son 24 saatte 24 bin 329 vaka

Ülkede virüs tespit edilen kişi sayısı 24 bin 329 artışla 3 milyon 381 bin 597’e yükseldi. Haftalık 100 bin kişide görülen yeni vaka sayısı, bugün 153.4 olarak belirlendi. Almanya’da yoğun bakımda tedavi gören Kovid-19’lu hasta sayısının 5 bin 30 olduğu bunlardan 2 bin 921’inin entübe edildiği ifade edildi.

Dünyaca ünlü futbolcu İlkay Gündoğan, Almanya’daki ırkçılığı anlattı: ‘Türk’sün’ diyerek…

İngiliz devi Manchester City’de forma giyen Alman Milli Futbolcu İlkay Gündoğan, “The Playes Tribune”a yaptığı açıklamada özel hayatıyla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Koronavirüs salgını döneminde aylarca ailesini bile göremediğini belirten Gündoğan, “8 ay boyunca kardeşimi ve ailemi göremedim. Diğer aile bireylerini ise yaklaşık bir yıldır görmüyorum. En yakın arkadaşlarımla uzun zamandır görüşemedim” dedi.

Hep yalnızdım!

KENDİSİNİ yalnız hissettiğini belirten Gündoğan, “Bazı insanlar futbolcuların mükemmel bir hayatı olduğunu düşünebilir. Fakat bizlerin de her zaman şanslı olmadığı gerçeği vardır. 18 yaşında evimden ayrıldım ve kariyerim boyunca bugüne dek hep yalnızlık çektim. Profesyonel futbolcuların kaderidir bu. Ünlü olabilirsiniz, ama bazı gerçekler hiç değişmez. Ben gençliğimi futbola kurban ettim” diye konuştu.

ımda neler düşündüğünü yakından gördüm. Gündoğan ismini duyunca ‘Sen Türk’sün, bu kirayı ödeyecek gücün var mı?’ diye sordular. Ben de ‘Profesyonel futbolcuyum’ deyince düşünceleri değişti. Ne acıdır ki bana bu şekilde davranan insanlar da yabancıydı.

Peki ben kimim?

İLKAY Gündoğan, “Kendimi hem Türk hem de Alman hissediyorum. Bunu kabul etmeyen insanlara ben de soruyorum. Peki ben kimim?” dedi. 8 yaşında Schalke’ye transfer olduğunu anlatan ünlü futbolcu, “9 yaşında sakatlanınca beni takımdan gönderdiler. O günlerde artık futbolculuk hayallerimin bittiğini düşündüm. 3 sene sonra beni yeniden istediler, ama bu kez ben gitmek istemedim” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın lokomotifi Almanya kaosa doğru ilerliyor

Hükümete sokağa çıkma yasağı dahil tek tip koronavirüs kısıtlamalarını yürürlüğe koyma yetkisi veren Enfeksiyon Yasası’ndaki belirsizlik Almanları tedirgin etti. Bugün uygulamaya girecek olan yasada öngörülen sokağa çıkma kısıtlamasında istisnai durumlar olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Kafalar karışık

YASADA, bir seyahatten dönecek olanların veya yolda olanların yasaya aykırı davranmış sayılıp sayılmayacaklarının belli olmaması kafaları karıştırdı. Federal Meclis hukukçularının hazırladığı bir rapora göre uçağı kaçırmamak için gece boyunca seyahat etmek isteyen biri, sokağa çıkma kısıtlaması getirildiği için bu seyahate çıkamayacak.