AIHM

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

AIHM

Boğaziçi’nin ilk dekanı konuştu: Ülkem yargılandı masadan kalktım

Boğaziçi Üniversitesi’nde yeni açılan Hukuk Fakültesi’nin dekanlığına atanan Prof. Selami Kuran, AİHM yargıçlığına seçilemediği süreci anlattı. Kuran, “Türkiye’yi yargıladıkları için masadan kalktım” dedi.

Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasıyla başlayan protestolar devam ederken, üniversite bünyesinde yeni açılan Hukuk Fakültesi’nin dekanlığına atanan Prof. Dr. Selami Kuran’ın ismi üzerinde de bazı iddialar gündeme geldi. “AİHM’ye seçilemeyen Türk yargıç” olarak lanse edilen eski Marmara Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selami Kuran, Milliyet’e dekanlık sürecini ve AİHM’de yaşananları anlattı. Lisans ve doktora eğitimini Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Kuran, liseden sonra hukuk okuma idealiyle Zürih’e gittiğini ve bulaşıkçılık, komilik, garsonluk gibi işler yaparak hem çalışıp hem de okuduğunu söyledi. İsviçre’de geçirdiği 12 yılın sonunda Türkiye’ye döndüğünü belirten Kuran, İsviçre’de doktora yaparken tanıştığı Prof. Dr. Selçuk Öztek’in davetiyle Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde akademisyen olarak çalışmaya başladığını anlattı. Kuran, sorularımıza şöyle yanıt verdi: 

Boğaziçi Hukuk’ta farklı ne göreceğiz?

Benim aklımda dekanlık yoktu. YÖK başkanı Yekta bey arayıp görüşmek istediğini söyledi. Yüz yüze görüştük. Akademik olarak beni takip ettiklerini söylediler. Ben de Türkiye’deki Hukuk Fakültesi’ne giren birçok öğrencinin ticaret veya ceza hukukuna yoğunlaşıp, mezun olunca avukatlığa yöneldiklerini ancak dünyanın çok farklı bir yöne gittiğini belirterek, uzman yetkin hukukçulara ihtiyacımız olduğunu belirttim. Boğaziçi’nde uluslararası hukuk, deniz hukuku, AB hukuku, bilişim, enerji, insan hakları hukuku gibi tematik alanları önceleyen ve öğrencileri bu vizyona kanalize edecek bir eğitim anlayışımız olacak. Türkiye’nin en zeki, algısı açık, sorgulayan öğrencileri donanımlı hukukçu olmalı. Fakültede asgari 60, azami 100 öğrencinin eğitim alacağı bir yapı oluşturacağız. Türk Hukuku’nu Türkçe, diğer alanlarda İngilizce öğretim yapacağız. Yüzde 100 İngilizce hukuk eğitimi sömürge ülkelerinde olur. Türkiye’de hukuk fakültesi alanında bir numara olmayı hedefliyoruz.

Öğretim elemanlarını hangi kriterlere göre seçeceksiniz? Adrese teslim ilan veya kadrolaşma olacağından çekinenler var? 

Akademisyenler, Boğaziçi’nin akademik atama ve yükseltme kriterlerine uygun görevlendirilecek. Zamanla bu kriterleri de yükseltmeyi hedefliyoruz. Beni bilen bilir. Hiç kimsenin yaşam tarzı, siyasi görüşü, inancıyla ilgilenmem. Tek kriterim herkesin işini yapması, liyakat ve adalettir. Boğaziçi Hukuk Fakültesi’ne babamın oğlu gelse liyakat ve adaletten ödün vermem. Hakkı teslim ederim. Tekrar ediyorum; babamın oğlu veya yakınım bile olsa liyakat ve adaletten vazgeçmem.

Bu kadar tepki arasında yakınlarınızın dekanlık görevi için çekincesi olmadı mı?

Atama gündeme gelince eşimle konuştum. Kendisi 25 yıllık avukattır. Eşim, ‘Senin Boğaziçi gibi köklü bir üniversitede Hukuk Fakültesi’nin temelini atman ülke için çok önemli’ diyerek motive etti.

‘Ayrımcılık yapılınca masadan kalktım’

AİHM’ye yargıç olarak kabul edilmediğiniz konusu gündem getirildi?

2017 yılı sonunda Işıl Karakaş’ın görev süresi dolacağından, Dışişleri ve Adalet Bakanlığı’ndan Işıl hanımın yerine aday olup olmayacağımı sordular. Ben de ülkem için adaylığı kabul ettim ve süreç başlamış oldu. Benden önce 3 aday kabul edilmemişti. Akademik geçmişim, çalışmalarım birinci komisyon veya danışma paneli dediğimiz kurulda kabul edildi. Birinci komisyondan tam geçer not aldıktan sonra ikinci komisyona davet edildim. Mülakat şeklindeki komisyonda ağırlıklı olarak Avrupa parlamenterler meclisinden farklı siyasi gruplara mensup milletvekilleri bulunuyordu. Toplantı başlarken, 25 kişilik komisyon üyelerine ‘Burada hukukçu kimliğimle bulunuyorum. Avrupa hukuku, insan hakları, AİHM içtihadı, insan hakları ihlalleri ile ilgili her soruya çekinmeden cevap verebilirim’ dedim. Sonra sırayla sorular gelmeye başladı. İlk soru terörle mücadelede oldu. Seçilmiş HDP’li belediyelerin neden görevden alındığı şeklindeydi. Türkiye’deki hendek olaylarını anlattım. Ülkenin güvenlik güçlerinin bazı yerleşim yerlerine sokulmadığını, kasabalarda şehirlerde, yer altına tüneller açılıp terör örgütünün yığınak yaptığını, Avrupa’da hiçbir ülkenin bu duruma müsaade etmeyeceğini ve bazı yerel yöneticilerin terör örgütüyle iş birliği yaptığının kanıtlandığını anlattım. Bu kez 15 Temmuz ve FETÖ’den ihraç edilenleri sorular gelmeye başladı. 15 Temmuz’da yaşananları, sivil insanların katledildiğini, devlet bürokrasisine sızan bir örgüt yapılanması olduğunu ve devletin bu örgütü tasfiye ettiğini anlattım. Aslında mülakatın nereye gittiğinin farkındaydım ve ortam gerilmeye başlamıştı. ‘Türkiye’de uzun tutukluluk yargının kalite meselesi, hak ihlali sorunlarını konuşalım’ dedikçe konu dönüp dolaşıp siyasi sorulara geliyordu. En sonunda bir komisyon üyesi, ‘Türkiye’nin insan hakları ve demokrasiyle her zaman sorunu var. Kültürünüzden, inancınızdan, tarihinizden dolayı sorunlu ve sorumlusunuz’ deyince; ‘Ülkemde insan hakları ihlalleri olduğunu söyleyebilirsiniz ancak Türkiye’deki insanların tümünü inancı, tarihi, kültürüyle küçümseyemezsin’ diyerek çıkıştım. Bir toplumu küçümsemenin insan hakları ihlali olduğunu, soru ve yorumun hukuki değil siyasi olduğunu, mülakatta ayrımcılığa dayanan bu görüşü şiddetle redettiğimi dile getirip, ‘Burada yargıçlık seçimi değil, yargılama yapılıyorsa ne işim var’ diyerek masadan kalktım. Yargıçlık seçiminden çekildiğimi belirttikten sonra, siyasi iktidarı temsilen veya herhangi bir siyasi aidiyetle gelmediğimi, ülkemi temsilen geldiğimi ve aşağılanmaya sessiz kalmayacağımı söyledim. Adaylıktan çekildiğimi Dışişleri ve Adalet bakanlıklarına ilettim, Işıl hanım görevi de otomatikman uzadı.” 

‘İfade özgürlüğü insan hakkıdır’

Öğencilerin itirazlarını dile getirmesinin birincil öneme sahip insan hakkı olduğunu düşünüyor musunuz?

Aklı selimle hareket etmediğimiz, barışçıl şekilde ifade özgürlüğünü kullanmadığımız takdirde demokratik toplumsal yaşam sürdürülemez. Empati kurmanın önemine inanıyorum. Herkesin aklı selim içinde, barışçıl ve demokratik sınırlarda itiraz ve ifade özgürlüğünü kullanması insan hakkıdır. Ancak bunun dışına çıkmanıza da hiçbir ülkede müsaade edilmez.

Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan Selahattin Demirtaş açıklaması

Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AİHM’nin terör tutuklusu Selahattin Demirtaş ile ilgili verdiği skandal kararı değerlendirdi.

Eski Adalet Bakanı ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Bekir Bozdağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) terörden cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kararını değerlendirdi.

Bozdağ, “AİHM’in statüsüne bakmakta fayda vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak AİHM kurulmuştur. Türkiye Avrupa İnsan hakları Sözleşmesine taraftır. Türkiye AİHM’de bir üye bulundurmaktadır. AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin olduğu gibi bir temyiz mahkemesi değildir. AİHM’in, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan ülkelerin AİHS’ne aykırı şikayetlerini incelemekle görevlidir. Bu edenle temyiz mahkemesi gibi görev yapamaz” dedi.

AİHM’in verdiği kararlarını Türk mahkemeleri tarafından otomatik olarak uygulanamayacağına dikkat çeken Bozdağ, “AİHM hak ihlalinin varlığına karar verir. Hak ihlali tespit ettiği zaman tazminata hükmetmişse tazminat kararı veriyor. Yargılamanın yenilenmesine de karar verebilir. Bu durumda Türk mahkemelerini yargı yetkisi ortadan kalkmaz. AİHM’in kararlarını tanımak AİHM kararlarının aynen uygulamak anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel kararlarına karşı mahkemelerin takdir hakları mutlaksa AİHM kararlarında takdir hakları mutlaktır” diye konuştu

“Takdir Türk mahkemesinin”

AİHM kararlarını Türk mahkemeleri tarafından dikkate alındığını belirten Bozdağ, “AİHM, yargılamanın yenilenmesine kararı vermesi halinde mahkeme dosyaya yeniden bakmak zorundadır. Mahkeme dosyaya yeniden baktı, AİHM’in hak ihlalini inceledi, mahkeme bu konuda tamamen takdir yetkisine sahiptir. Dilerse yargılamanın yenilenmesine karar verir dilerse yargılamanın yenilenmesine karar vermez. Yargılamanın yenilenmesine karar vermesi halinde esasa ilişkin kararını değiştirmeyebilir veya değiştirebilir. Her iki halde de mahkemeler mutlak takdir yetkisine sahiptir. AİHM bir emir ve talimat mahkemesi değildir, temyiz mahkemesi değildir. Demirtaş ile ilgili AİHM’in verdiği kararları Türk iç hukuku açısından yenileme sebebidir. Mahkemeler dosyaya el atmakla mükelleftir. Kararı değiştirmek veya değiştirmemek konusunda Türk mahkemelerinin takdir hakkı mutlaktır” şeklinde konuştu.

Bozdağ, “Bazıları AİHM karar verdi bu karar Türk mahkemesi tarafından aynen uygulanmalıdır” dediğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Türkiye egemen bir devlettir. AİHM, Türkiye’nin egemen devlet olma hakkında saygı duymak zorundadır.Anayasa hiçbir kişi makam veya meri mahkemelere emir ve talimat veremez. Bu Anayasa Mahkemesi içinde, Meclis içinde, Hükümet içinde AİHM içinde öyledir. Sayın Cumhurbaşkanının itirazları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine değildir. AİHM’in siyasi karar vermesine itiraz ediyor. Kendisine bağlı olmakla yükümlü olduğu sözleşmeye aykırı hareket etmesine ilişkin itirazı vardır. Biz AİHM’in adil olmasını, tarafsız olmasını istemeye hakkımız vardır. Türkiye’nin ve Türk Hükümetinin AİHM’in kararlarını eleştirmek en doğal hakkıdır. Mahkeme kararları eleştirilemeyecek kutsal metinler değildir. AİHM, gücünü tarafsız ve adil karar vermekten almaktadır. Türk halkı AİHM’in objektif olmadığı ve Avrupa ülkelerini Türkiye’nin yönelik siyasal hesaplarına yönelik kararlar verdiği kanaati oluşursa bundan AİHM zarar görür. AİHM’in objektif, adil karar vermesi gerekir, bazı Avrupa ülkelerini Türkiye’ye yönelik siyasi hesaplarına göre karar vermemesi gerekir AİHM’in adalete uygun karar vermesi gerekir.”

AİHM’den Türkiye aleyhine yapılan koronavirüs başvurusuna ret

AİHM, 5 Rusya vatandaşının, COVID-19 bulaşma riski bulunduğu gerekçesiyle haklarındaki idari gözetim kararının kaldırılmasına yönelik tedbiren tahliye talebini reddetti.

Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan Rusya Federasyonu vatandaşı 5 kişi, Kovid-19 bulaşma riski altında olduklarını iddia ederek haklarındaki idari gözetim kararının kaldırılmasına ilişkin tedbiren tahliye talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu.

Merkezin fiziksel koşullarının kötü olduğunu, uzun süredir bahçeye ve havalandırmaya çıkamadıklarını, sık sık hastalandıklarını, tedavilerinin tam olarak yapılmadığını öne süren başvurucular, kendilerine yeterli temizlik maddelerinin, bulaşıcı hastalıklardan koruyucu malzemelerin verilmediğini, çocuklarının yeterli şekilde beslenemediğini, merkezin kalabalık olduğunu ileri sürdü.

AİHM, Anayasa Mahkemesinin de tedbir talebini reddettiği 5 kişinin, başvurusunu incelemeye aldı, hükümetten görüş istedi.

Adalet Bakanlığı belge, görüntü ve fotoğrafları AİHM’e gönderdi

Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğüyle görüşme yaparak, başvurucuların barınma koşullarına, sağlık ve yiyecek imkanlarına, kalınan odaların fiziki özelliklerine, salgın hastalıklardan korunmak için alınan tedbirlere yönelik belgeleri, görüntü ve fotoğrafları AİHM’e gönderdi.

Başvurucuların iddialarının gerçeği yansıtmadığı, barınma koşullarının uluslararası standartları karşıladığı aktarılan hükümet görüşünde, tedbir talebinin ve başvurunun reddine karar verilmesi gerektiği belirtildi.

AİHM, hükümet görüşünde sunulan ayrıntılı bilgi ve belgeleri inceledikten sonra başvurucuların iddialarını soyut bularak tedbiren tahliye talebini reddetti, başvuruyu da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bularak düşürdü.