ABD

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

ABD

ABD’nin kucağındaki terörist zora düştü

FETÖ’nün ABD’deki ve diğer ülkelerdeki operasyonlarında kullanılmak üzere örgüt tabanı ve esnaf yapılanmasından ‘himmet’ adı altında topladığı gelirlerdeki daralma, terör örgütünün Pensilvanya’daki yönetimini zora soktu.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’deki, eğitim, medya ve ticari kuruluşları kapatılan ve her türlü faaliyeti yasaklanan FETÖ, bu kurumlardan topladığı merkez payının yanında örgütün tüm organizasyonlarda çalışanlardan yaptığı kesintilerden ve esnaf yapılanmasından toplanan himmet yardımlarını da kaybedince ekonomik olarak toparlanamadı.

Türkiye’nin dışında, dünyanın dört bir yanından yıllarca düzenli toplanarak örgütün Pensilvanya‘daki merkezine gönderilen himmet paralarının ve bir çeşit kurumlar vergisi gibi toplanan yüzde 15 paylarının eskisi gibi tedarik edilememesi, terör örgütünde baş gösteren yönetim sıkıntılarını da beraberinde getirdi.

17-25 Aralık süreciyle başlayıp darbe teşebbüsünün yapıldığı 2016’ya kadar uzanan süreçte ABD’de yaptığı faaliyetleri kısıtlama yoluna giden örgüt, söz konusu dönemde, New Jersey’deki Ebru TV ismiyle İngilizce yayın yapan televizyonun da ekranını karartmak zorunda kalmıştı.

ABD’de 2011’den sonra günlük dağıtımını bırakarak haftalığa dönen ve 2012’den itibaren baskıya tamamen son veren örgütün gazetesi Zaman ise daha sonraki süreçte internet yayınına bile son vermişti.

Türkçe Olimpiyatları’nın ismi değişti

FETÖ’nün Türk toplumunun milli duygularını sömürmek için düzenlediği faaliyetlerden biri olan ve yıllardır kesintisiz yapılan Türkçe Olimpiyatları’nın çoğu, 17-25 Aralık sonrası iptal edilerek Teksas ve New York gibi bazı merkezlerde devam etti. Aynı süreçte adından “Türkçe” ifadesi çıkarılan organizasyonların “Uluslararası Dil ve Kültür Festivali” şeklinde adlandırılması dikkati çekti.

Türk şirketlerinden destek alamayan örgüt, olimpiyatların adından sadece Türkçe ifadesini çıkarmakla kalmayıp, içeriğini de daha kozmopolit bir yapıya dönüştürerek Türk kimliğinden uzaklaşırdı.

En son 2019’da yapılan festivalin 2 ana sponsorundan birinin FETÖ’nün ABD’deki ekran yüzü basketbolcu Enes Kanter’in kurduğu Enes Kanter Foundation ve ikincisinin de bir diğer FETÖ’cü şirket olması da dikkatlerden kaçmadı.

Proje tutmadı

Büyük firma sponsorları ve iş adamlarının desteğini kaybeden örgüt, darbe sonrası işini kaybeden üyeleri için FETÖ’nün Pensilvanya’daki merkezinden idare edilmek üzere “Muavenet” adı altında yardım sandığı oluşturarak kendi tabanı ve kurumlarından elde ettiği gelirleri artırma çabasına girdi.

FETÖ firarisi gazeteci Ahmet Dönmez’in, Cevdet Türkyolu ve Mustafa Özcan gibi isimlerin örgüt paraları ile şahsi servet yapmalarına tepki göstermesi üzerine bu yardım sandığı projesi amacına ulaşamazken sosyal medya üzerinden örgüt içi yolsuzluk konusunda yapılan tartışmaların giderek büyüdüğü görüldü.

Öte yandan Fetullah Gülen’den sonra örgütü ve parasal kaynakları kimin yöneteceği tartışması giderek büyüdü. ABD’nin bazı bölgelerinde ve bir kısım Avrupa ülkelerinde örgüt üyelerinin lokal yapılanmalara gittiği, kendi içlerinde “daha şeffaf ve demokratik” yapılar kurduklarını duyurmaları, bundan sonra Pensilvanya’nın her söylediğini kabul etmeyecekleri, kendi kaderlerini tayin edecekleri şeklinde algılandı.

Firari Dönmez’in, hazırladığı yazı dizisinde, Mustafa Özcan’ın tüm ülkelerdeki FETÖ kurumlarından elde edilen gelirin yüzde 15’ini ve örgütün üyelerinin maaşlarının yüzde 10’unu alarak bir kasada toplattığı ve konuyu bilenlerin buna “Yüzde 15 kasası” ismi verdiği bilgisini paylaştı.

Bu yüzdelerin örgüt içinde kurumlar vergisi ve şahsi vergi gibi görüldüğünü belirten Dönmez, şu ifadeleri kullandı:

Bölge imamları, il imamları ve birim sorumluları her ay düzenli olarak bütün illerde ve birimlerde toplanan gelirin yüzde 15 payını merkez kasaya aktarıyordu. Maaşlardan ‘himmet’ olarak toplanan yüzde 10’lar da bu kasada toplanıyordu. Sadece yurt içi de değil. Avrupa’da toplanan himmetlerin, bağışların veya diğer gelirlerin de belli yüzdeleri Özcan’ın kontrolündeki bu kasaya kalıyordu. Avrupa’dan bu kasaya aktarılan paraların, yıllık ortalama 3 milyon avro olduğu belirtiliyor.

Dönmez’in verdiği rakama bakıldığında, tabandan eskisi gibi para toplayamayan örgüt merkezinin ne kadar büyük maddi kayıp yaşadığı ortaya çıkıyor.

FETÖ’cü Ahmet Dönmez’in Mustafa Özcan’a yönelik iddialara yer verdiği yazısındaki itiraf niteliğindeki açıklamalarda, örgütün her yıl dini duygularını sömürdüğü yüz binlerce üyeden topladığı kurban paralarının bir kısmının ayrılıp, ABD’deki merkeze gönderildiği bilgisini paylaşarak şunları kaydetti:

Mesela sadece 2006 yılında Etiyopya’da tam 40 bin kurbanın kesilmediği, kesilmiş gibi tevillere gidildiği ve bu paraların belli kısmı başka harcamalara giderken ilgili oranın da merkezi kasaya aktarıldığı ileri sürülüyor. Bir cemaat görevlisi o yıl aldığı bir duyum üzerine bu iddiaları özellikle araştırıyor ve söylentilerin üzerine gidiyor. Sonuçta yukarıda anlattığım gerçeği ortaya çıkarıyor. Yıllarca bu organizasyonlar içerisinde yer almış aynı yetkili, sadece Afrika üzerinden elde edilen kurban ‘karlarının’ yani gerçek hisse tutarından arta kalan meblağın yıllar içerisinde 100 milyon avroyu geçtiğini bildiriyor. Aynı kişi, bunun hesabını sormak üzere çok uzun süre uğraşmasına rağmen hiçbir sonuç alamayınca sırf bu nedenle hiyerarşi ile yollarını ayırdığını da özellikle vurguluyor.

ABD’nin New York ve New Jersey eyaletlerinde yaşayan bazı Türk vatandaşları da kurbanların hepsinin kesilmediğine inandıklarını, yaşadıkları bir olayla anladıklarını ifade etti.

İsmini vermek istemeyen bir Türk, kurbanlarını kesmeleri için vekalet verdikleri FETÖ üyesi dernekten Kurban Bayramı’nın ilk günü öğlen saatlerinde telefon aldıklarını ve kendilerine “Etler geldi, isterseniz alabilirsiniz.” denildiğini aktardı.

Söz konusu vatandaş, daha önce kendilerine isterlerse kestirecekleri kurbanın 3’te 1 oranında etini alabilecekleri, kalanının hayır için dağıtılacağının söylendiğini, ancak bayram günü aldıkları telefonda özellikle “kurban” kelimesinin zikredilmediğini, sadece “et” denilerek takiye yapıldığını fark ettiklerini belirtti.

Öte yandan ABD yapılanmasını güçlendirmek isteyen FETÖ’nün, darbe sonrası Türkiye’den yanında yüklü miktarda paralarla kaçtığı söylenen örgüt üyeleriyle bulundukları eyaletteki esnafları iş ortağı yaparak hem bu kişilerin vatandaşlık süreçlerini hızlandırma hem de himmet zincirine yeni halkalar ekleme yolunu denediği kaydedildi.

ABD’deki Türk STK’lardan Biden’a 24 Nisan çağrısı

Türk Amerikan Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından Biden’a gönderilen mektupta, “24 Nisan’daki başkanlık bildirinizin Osmanlı-Ermeni trajedisini soykırım suçu olarak nitelendirmemesi Türk Amerikan toplumu için önemlidir.” denildi.

Mektupta, TASC’nin Amerika’da Türk, Azerbaycan ve Türkçe konuşan toplumlardan siyasi ve dini geniş bir yelpazede bir milyon kişiyi temsil ettiğine işaret edilerek, Biden’ın ülkedeki mevcut derin ayrılıkları iyileştirme misyonunu destekledikleri kaydedildi.

1885-1919 yılları arasındaki Ermeni isyanları ve Osmanlı’nın bunlara verdiği karşılıklar sonucu yaşanan trajik can kayıplarından derin üzüntü duyulduğu vurgulanan mektupta, “Soykırım suçlamalarından ziyade uzlaşmak, mesafe katetmek için adil ve uygun bir yoldur.” ifadesi paylaşıldı.

Mektupta, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre Ermeni olayının “soykırım” olarak görülmediği hatırlatılarak, “24 Nisan’da iftira atmaktansa, Ermenileri ve Türkleri ortak kökleri üzerine inşa etmek ve karmaşık geçmişle uygun bir şekilde hesaplaşmak adına bir araya getirmek için liderlik etmeye davet ediyoruz.” denildi.

“Ortaklığa zarar veriyor”

Washington merkezli Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA) de Biden’a açık bir mektup göndererek, 24 Nisan’da yapacağı açıklamada, Ermeni propagandalarını değil temsil ettikleri yarım milyon Türk kökenli Amerikan toplumunu da dikkate almaları çağrısında bulunuldu.

Mektupta, tarihin manipüle edilerek yanlış yorumlanması ve milletleri lekeleme çabalarının ABD’deki ve dünyanın her yerindeki Türkleri gücendirdiğinin altı çizilerek, Ermenilerin dayattığı “soykırım” ifadesi için, “Her girişim Türk Amerikan toplumuna ve ABD-Türkiye ortaklığına büyük zarar veriyor.” denildi.

Osmanlı Ermenileri trajedisi tartışmalarının açık ve titiz şekilde yapılacak tarihi ve hukuki araştırmalarla çözülebileceği vurgulanan Mektupta, “Biz Amerikalıları etkileyen pek çok konuda olduğu gibi Sayın Başkan, bu konuda da Türk Amerikan toplumu, hepimize ahlaki liderlik edeceğinizi içtenlikle ummaktadır.” ifadesine yer verildi.

Biden’ın seçim vaadi

ABD Başkanı Biden, geçen yıl başkan adayı iken yaptığı 1915 olaylarıyla ilgili açıklamasında, olayları “soykırım” olarak tanımlamış ve başkan seçilmesi halinde bu yöndeki bir Kongre tasarısına destek vereceğini ifade etmişti.

FETö kirli planlarından vazgeçmiyor! ABD ordusuna sızdılar

FETÖ’nün kapatılan yayın organlarından “Today’s Zaman” yazarlarından İhsan Yılmaz, örgütün ABD ordusuna sözleşmeli okullar üzerinden eleman soktuğunu itiraf etti.

FETÖ’nün kapatılan yayın organlarından “Today’s Zaman” yazarlarından İhsan Yılmaz bir internet sitesine verdiği röportajda, FETÖ’nün Türkiye’deki alışkanlıklarından vazgeçmediğini, Amerikan ordusuna da sözleşmeli okullar (charter school) üzerinden adam soktuklarını öğrendiğinde şok geçirdiğini, bu gibi illegal faaliyetlerin ABD’deki tabanı gelecekte çok ciddi tehlikeye atacağını belirtti.

Türkiye’den firar ettikten sonra Avustralya’nın Deakin Üniversitesinde akademik hayatına devam eden Yılmaz, ilk defa 2017’de haberi olduğu ABD ordusuna sızmaya yönelik “hususi hizmet” yapılanması iddiasını 2019’da ABD’den gelen üst düzey bir örgüt yöneticisinin doğruladığını anlattığı görüntülü röportajda, şunları söyledi:

“İki yıl kadar önce Amerika’dan bir ziyaretçim geldi. Dedim ki, bunlar ne kadar manyak, Charter School üzerinden Amerikan ordusuna adam sokuyorlar. Türkiye’de bu işi yapmaya alışmışlar, Amerika’ya gitmişler orada da bu işi devam ettiriyorlar. Sivil birisi 20 yıldır Amerika’da ama bakıyorsunuz, Türkiye’de Adil Öksüz ne iş yaptıysa onu yapmış. Hatta Amerika’ya gittikten sonra bile Adil Öksüz gibi eski talebeleri üzerinden o işleri yapmaya devam etmiş. Dedi ki, ‘Ya evet, ama o üniteyi lağvediyoruz’.”

FETÖ’nün ABD ordusuna 30’a yakın eyalette işlettiği sözleşmeli okullar üzerinden adam yerleştirme çabalarını ilk defa örgütün ABD’deki illegal yapılanmasını araştıran Amsterdam Hukuk Bürosu’nun raporunda okuduğunu belirten Yılmaz, ismini vermediği örgüt yetkilisinin bu bilgiyi doğrulayan sözlerini duyunca şok geçirdiğini ve örgütle tamamen bağlarını koparma kararı aldığını şu sözlerle ifade etti:

“Ben şoke oldum. Adamlar Amerika’da, buna hususi hizmet diyorlar, askeriyeye adam sokma ünitesi kurmuşlar. Onun bu cümlesini duyunca dedim ki, kesinlikle benim bu adamlarla bir işim olamaz ama tertemiz insanlar var, istiyorsunuz ki onların da gözü açılsın, kendilerini korusunlar, yanlış adamların yanlış işlerine bulaşmasınlar.”

“Şimdi Amerika’dakilerin de başını yakacak”

FETÖ’nün illegal faaliyetlerini ortaya koyan İhsan Yılmaz, örgütün ABD ordusuna sızma girişiminin tehlikesine dikkati çekti ve ABD’de yaşayan örgüt tabanını uyardı.

Yılmaz şunları kaydetti:

“Bin tane rapor yazdık, uyardık, bu adamın değişeceği, dönüşeceği yok. Şimdi Amerika’dakilerin de başını yakacak. Seni mahvederler. Amerika’nın 17 tane istihbarat örgütü var. Kod isimler kullanmalar. Adamın adı Murat, bakıyorsun alakası yok, başkaymış ismi. Hala bu hatalar yapılıyor. ‘Cemaatin ali heyeti’ denilen ekibin yarısı nerede ise yine bu adamlardan oluşuyor. Türkiye’de devletin içinde kalan yüzde 1’lik, binde 1’lik üniteleri hala kontrol edelim derdindeler. Yönetelim, yarın belki tekrar güçleniriz düşüncesiyle.”

Örgütte bulunduğu süre içinde muhatap olduğu birçok kimsenin gerçek adıyla tanımadığını fark ettiğini ifade eden Yılmaz, kandırılmışlık hissiyatını şu sözlerle açıkladı:

“STK diye adamın yanına gidiyorsun tokalaşıyorsun, ortak resim veriyorsun. Şimdi bize diyorlar ki, elinizi yıkayıp kurtulmaya çalışıyorsun. Evet, elimi yıkayıp kurtulmaya çalışıyorum. Çünkü ben kiminle tokalaştığımı bilmiyorum arkadaş. Tokalaşmışım ama senin elin kirliymiş. Ben seni öğretmen diye, STK yöneticisi, mübarektir, abidir diye tanıdım ama sen bir başka Mustafa Özcan’mışsın, Adil’mişsin (Öksüz). Tabii ki uzak durmaya, kendimi korumaya, hesaplaşmaya çalışıyorum. Niye bu kirliliği yaşattınız bize diye.”

“O zaman biz kızmıştık ama haklılarmış”

Türkiye’deyken 17-25 Aralık sürecinde Today’s Zaman’da demokrasi ve AB normları bağlamında FETÖ’yü de eleştiren yazılar yazdığını ancak dikkat edilmediğini söyleyen İhsan Yılmaz, “Yazılarıma atfen ‘cemaatin sivil kanadından güvenlikçi kanadına muhtıra’ gibi şeyler yazılmıştı. O zaman biz kızmıştık ama haklılarmış. Cemaati mahveden konulardan birisi bu güvenlik endişesi nedeniyle liyakat değil, sadakat aranmış olması. Askerde bile itiraz vardır, cemaatte o bile yok. Piyasada para kazanamayacak, iş bulamayacak sadece cemaatin içerisinde yaptığı işlerle itibarı olan kişiler yapışmışlar bu işlere.” ifadelerini kullandı.

“Eskiden benim bildiğim askerle ilişki, onlara dini motivasyon üzerine olurdu. İçerideki rakamlar yüzde 10, 20, 30’lara yükseldikçe, daha evvel Kemalist gruplar ne yaptıysa, diğer gruplara bunlarda aynısını yapmaya başlamışlar. ‘Ergenekon’la mücadele’ diye başlamış, bir şekilde siyasi gücü, davaları, yargıyı kullanarak bir iktidar mücadelesine ve hukuk dışı bir çizgiye dönüşmüş.” şeklinde açıklamalarda bulunan Yılmaz, bunları süreç içerisinde kendisi gibi eleştirenlerin de yapı içinde “münekkit” denilerek ötekileştirildiğini vurguladı.

Örgütün tepe yönetimine doğrudan eleştiri

Bir süredir internette örgütle ilgili mülakatlarının sebebini, “FETÖ tabanının geleceğini düşünerek onları uyarmak” olarak açıklayan İhsan Yılmaz, bu konuda eleştirdiği örgütün üst yöneticileriyle ilgili şunları söyledi:

“Siz şimdi o kibirli havanızı dayak yerken bile gösteriyorsanız, burnunuzdan kıl aldırmıyorsanız, geçmişe dair hiçbir hatanızı kabul etmiyorsanız, geçmişinizle ilgili bir mahcubiyetiniz yoksa bu insanlar o mağdurlara nasıl sahip çıkacak? Bu adamlarda hiçbir değişme yok, azıcık güçlense, elinden tutsam ya elimi ısıracak ya da ayağa kalksa beni o çukura kendisi itmeye çalışacak görüntüsü veriyorsunuz. Bunu bir türlü anlatamıyoruz. Cemaatin güven sorunu adıyla uzun uzun yazılar, raporlar da yazdım. Neden bu kadar insan size güven duymuyor?”

FETÖ’nün 15 Temmuz darbesinden yaklaşık 3 buçuk ay önce darbe tehdidinde bulunan FETÖ’cü Tuncay Opçin’in tweetini hatırlatan Yılmaz, “Adam gazeteci gözüküyor, cemaatle hiç alakası gözükmüyor ama ‘Yatakta basacaklar, şafakta asacaklar’ diye garip tweetler atıyor.” dedi.

FETÖ içinde birbirini dolandıranların olduğunu, örgütteki ahlak ve güven sıkıntısın yaşandığını söyleyen Yılmaz “Senin yüzünden benim gibi bir sürü adamlar da dayak yedi. Benim geçmişim gitti, geleceğim gitti. Hayatım boyunca bana falancısın, filancısın diyecekler. Kitap yazıyorsun, dünyanın en iyi yayınevlerinden çıkartıyorsun, dünyanın en iyi dergilerinde makale yayınlıyorsun, zamanında onlarla resim verdiğin için referans olarak kimse kullanmıyor.” ifadelerini kullandı.

“Gülen hatasız demiyorum”

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i de eleştiren Yılmaz, “Gülen hatasız demiyorum. Öyle bir şey olamaz. Kendisi iyi, çevresi kötü, böyle bir şey de olamaz. Sonuçta çevresinde o insanları tutan kendisi. Mustafa Özcan gibi, Adil (Öksüz) gibi kişilerle çalışmayı tercih eden o. Mahrem yapının işleyişi ile ilgili, orada farklı bir fıkıh, İslam hukuku anlayışı gidiyor. Zaruretler haramları mubah kılar. Kana kan dişe diş mücadele anlayışı var.” diye konuştu.

Röportaj verdiği Youtube kanalının linkini paylaştığı Twitter hesabına gelen yorumlara da cevap veren Yılmaz, “Charter okullardan ABD ordusuna adam sokmak için ünite kurmuşlar; Avukat R. Amsterdam bunu rapora yansıtınca da lağvetmişler. Aynı ‘heyet’, aynı şeyleri yapmaya devam ediyor; çok kişiyi yakacaklar farklı ülkelerde! Sorun ABD ordusuna kişilerin teşvik edilmesi değil. Bunlar, aynen Türkiye’de yaptıkları gibi bu askerleri hayatları boyunca rehberlik, murakabe diye takip edecekler.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Kendisine “trol” ve benzeri şekilde ithamlarla saldırıda bulunanlara seslenen Yılmaz, “Bunları duymak istemediği için kulaklarını kapatan, başkaları duymasın diye de avazları çıktığı kadar ‘dedikodu, MİT, çocukça, trolleştiler, zıvanadan çıktılar’ diye bağırarak psikolojik harp yapanları dikkate almayın. Dinleyin, kendiniz karar verin.” tavsiyesinde bulundu.

Daha önceki WhatsApp yazışmaları basına yansımıştı

Firari İhsan Yılmaz’ın 2017 yılında örgüt içi WhatsApp yazışmalarında benzer görüşleri dile getirdiği tespit edilmiş, yazışmanın içeriği Türk medyasında yer almıştı.

Yılmaz, ele geçirilen yazışmalarda, son defa örgütü uyardığını ve bundan sonra internette açtığı bir sayfa üzerinden fikirlerini paylaşacağını belirttiği grup mesajında şunları ifade etmişti:

“Bu, grup içi son yazım. Herhangi bir itiraz, sitem dile getiren hemen fitneci olmakla, AKP’ye çalışmakla, cemaati bölmekle, mazlumlara sahip çıkmamakla itham ediliyor. Nedense konuşanı susturmak için ayet, hadis gibi şeyleri ve prensipleri kullanan susturucular, bunları kendilerine uygulamıyor. Uyuşturucu müptelalığı gibi bazılarımızda yönetme müptelalığı var.”

Yılmaz, örgütün üst kademelerinde görev alanların yaşadığı lüks hayatı ise şu sözlerle eleştirmişti:

“Hizmet’te önde görülen, Hizmet’ten maaş alarak hayatını idame ettiren insanların hayat tarzları, standartları, evleri, arabaları, çocuklarını okuttukları okullar maalesef çok çok daha fazla göze batar ve konuşulur oldu. ‘Amma çok adamın kayınpederi zenginmiş yahu’ diye ironiyle ama acı bir şekilde bu gözlemler dile getiriliyor. İnsana değil, kurumlara önem verilmesi hastalığı devam ediyor. İnsanlar küsmüş, darılmış, kenara çekilmiş, dert eden az, hal hatır soran yok. İlişkiler mekanik, robot gibi. İnsanlık kaybolmuş.”

ABD’li senatörden ülkeyi karıştıran itiraf: Trump haklıydı

ABD’nin, Afganistan’dan çekilme kararı hakkında konuşan ABD’li Demokrat Senatör Bernie Sanders, “Donald Trump’ın ve yönetiminin hayranı değilim ama kendisi sonsuz savaşları bitirme konusunda haklıydı” dedi.

CNN’de yayınlanan bir programda konuşan Demokrat Vermont Senatörü Sanders, yeni yönetimin Afganistan’dan çekilme kararını değerlendirdi.

Biden yönetiminin dün duyurduğu ABD askerlerini Afganistan’dan 11 Eylül’e kadar çekme kararından büyük memnuniyet duyduğunu kaydeden Sanders, “Başkan Biden’ın yaptığı şey, Başkan Trump‘ın bir araya getirdiği anlaşma koşullarını devralmak oldu. Donald Trump’ın ve yönetiminin hayranı değilim ama kendisi sonsuz savaşları bitirme konusunda haklıydı” şeklinde konuştu.

Söz konusu savaşların sonsuza kadar sürmeyeceğini kaydeden Sanders, sahada askerlerin varlığı yerine diplomasi, eğitim ve sağlık gibi alanlardaki çabaların çok daha önemli olduğunu ifade etti.

Sanders ayrıca ABD’nin Afganistan’ı ve Afgan güvenlik güçlerini desteklemeye devam edeceğini ve bunu yapmak için orada asker bulundurmaya ve çok büyük bütçeler harcamaya gerek olmadığını belirtti.

ABD Başkanı Joe Biden, dün Afganistan’da kalan 2 bin 500 ABD askerinin tamamının, 1 Mayıs’tan başlayarak 11 Eylül tarihine kadar geri çekileceğini açıklamıştı.

Ermeni-Yunan işbirliği Türksat 5B uydusunun fırlatılmasını engelleme çabasında!

ABD’deki Yunan Amerikan Liderlik Konseyi ve Amerika Ermeni Ulusal Komitesi, Türksat 5A’dan sonra Türkiye’nin 5B uydusunu da uzaya fırlatacak olan Elon Musk’ın şirketi SpaceX’i durdurmaya çabasına girişti. Yunan-Ermeni örgütler, ABD Federal Havacılık İdaresi’ne gönderdikleri mektupta, ‘uydunun tehlikeli bir askeri uygulama’ için kullanılacağı söyleminde bulunarak fırlatmanın gerçekleştirilmemesini istedi.

Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ‘daki topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyon karşısında hezimete uğrayan Ermenistan tarafı, Azerbaycan’a verilen destek nedeniyle Türkiye’ye karşı adımlar atmaya devam ediyor.

Türksat 5A’dan sonra 5B için de baskı yapıyorlar

Ermeni lobisi, Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyona destek vermesini gerekçe göstererek Türksat 5A uydusunu fırlatacak olan SpaceX firmasına baskı yapmış, şirketin sahibi Elon Musk’tan anlaşmayı iptal etmesini istemişti.

Türkiye’ye karşı Yunan-Ermeni iş birliği

Hiçbir etkisi olmayan bu girişimin bir benzerini Ermeni lobisi şimdi de yanına Yunan örgütleri de alarak tekrarlıyor.

5A’dan sonra Türksat 5B uydusunu da Haziran’da fırlatması beklenen SpaceX’e Yunan Amerikan Liderlik Konseyi ve Amerika Ermeni Ulusal Komitesi bir mektup gönderdi.

Federal Havacılık İdaresi’ne mektup gönderdiler

ABD Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Federal Havacılık İdaresi’ne gönderilen mektupta, ‘uydunun tehlikeli bir askeri uygulama’ için kullanılacağı iddiasında bulunuldu ve fırlatmanın gerçekleştirilmemesi istendi.

ABD Büyükelçiği’nden flaş PKK açıklaması Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için…

ABD Büyükelçiliği’ndan flaş PKK açıklaması geldi. Büyükelçiliğinin sosyal medya hesabından “Murat Karayılan’ın yerini ihbar edenlere 5 milyon dolara, Cemil Bayık için 4 milyon dolara, Duran Kalkan içinse 3 milyon dolara kadar ödül verilecektir” ifadeli bir paylaşım yapıldı.

Büyükelçiliğin Twitter hesabından “hatırlatma” notuyla yapılan açıklamada “PKK’nın kilit isimleri Murat Karayılan’ın yerini ihbar edenlere 5 milyon dolara, Cemil Bayık için 4 milyon dolara, Duran Kalkan içinse 3 milyon dolara kadar ödül verilecektir. Bilgi sağlayan kişilerin kimliği tamamen gizli tutulacaktır” ifadelerine yer verildi.

Francis Fukuyama: Türkiye ana aktör oldu

Türk SİHA’larından övgüyle bahseden ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama, “SİHA’lar 2020’de Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselmesine önemli katkı yaptı” diye konuştu.

Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama, Türkiye’nin son yıllarda ürettiği silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) günümüz savaş taktiklerini değiştirdiğine dikkat çekerek, “SİHA’lar 2020’de Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselmesine önemli katkı yaptı.” ifadesini kullandı.

Amerikalı siyaset kuramcısı Fukuyama, “American Purpose” dergisinde yayımlanan “Orta Doğu’da homurdanmak” başlıklı makalesinde Türk SİHA’larının bölgesinde meydana getirdiği güçlü etkilerden övgüyle bahsetti.

Fukuyama, 2010’ların başında silahlı drone teknolojisi alanında ABD ile İsrail’in oyun kurduğunu ancak daha sonraki yıllarda Türkiye’nin bu alanda hızlı şekilde yeni bir aktör olarak ortaya çıktığını belirtti.

“Küresel görünüm, askeri SİHA’lar tarafından değiştirildi ve Türkiye burada ana aktör oldu.” değerlendirmesini yapan Fukuyama, Türkiye’nin kendi ürettiği SİHA’ları Libya, Suriye, Dağlık Karabağ ve kendi sınırları içinde terör örgütü PKK’ya karşı kullandığını kaydetti.

“Türkiye kendini büyük bir bölgesel güç simsarı seviyesine yükseltti”

Fukuyama, “Bu süreçte Türkiye, daha fazla sonuç üretme kabiliyetiyle ABD, Çin veya Rusya’dan daha fazla kendini büyük bir bölgesel güç simsarı seviyesine yükseltti.” yorumunu yaptı.

Türkiye’de üretilen Bayraktar TB-2 ve Anka gibi SİHA’ları örnek gösteren Fukuyama, zamanında ABD’den Predator ve Reaper drone’larını alamayan ve ardından İsrail’den Heron’ları alıp sonra bu ülke ile ilişkileri sorunlu hale gelen Türkiye’nin kendi SİHA’larını üretmeye net bir şekilde karar verdiğini belirtti.

Türk SİHA’larının performansının etkileyici olduğuna dikkati çeken Amerikalı siyaset bilimci, “Son Türk drone’ları oldukça etkileyici; örneğin TB2 24 saat havada kalabiliyor ve hem keşif hem de saldırı görevlerini ifa edebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin silahlı drone’larını ilk kez kapsamlı şekilde Mart 2020’de Suriye’de 36 Türk askerinin şehit edildiği saldırının ardından kullandığını ifade eden Fukuyama, hava savunma sistemi dahil bölgedeki tüm Suriye askeri unsurlarının SİHA’larla tamamen yok edildiğini hatırlattı.

Ardından önce Libya’da, sonra da Dağlık Karabağ bölgesinde kullanılan Türk SİHA’larının sahada icra ettiği misyonların şaşırtıcı olduğunu belirten Fukuyama, söz konusu hava araçlarının özellikle Ermenistan askeri unsurlarına verdiği zararın dikkat çekici olduğunu yazdı.

“Türkiye’nin SİHA kullanımı kara birliklerinin doğasını değiştirecektir”

“Bana öyle geliyor ki Türkiye’nin SİHA kullanımı, kara gücünün doğasını, mevcut güç yapılanmasını sarsacak şekilde değiştirecektir.” değerlendirmesini yapan Fukuyama, bu dönüşümün, Dreadnaought savaş gemisinin kendinden önceki savaş gemisi sınıflarını köhne bırakmasına ya da 2. Dünya Savaşı’nın başında uçak gemilerinin savaş gemilerini hükümsüz kılmasına benzediğini dile getirdi.

Yakın gelecekte artık savaş ve çatışmaların merkezinde insansız hava araçlarının olacağına dikkati çeken Fukuyama, Türk SİHA’larının etkinliğini şu ifadelerle anlattı:

“SİHA’lar bu durumu kökünden değiştirdi çünkü bunlar görece ucuz, yenilmesi zor ve pilotların yaşamlarını riske etmiyor. Dünyanın dört bir yanındaki ordular şimdilerde kendilerini SİHA’lara karşı nasıl savunacaklarını düşünüyor ve SİHA’larla SİHA karşıtı tedbirler arasındaki silah yarışını kimin kazanacağı belli değil. SİHA’lar 2020’de Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselmesine önemli katkı yaptı. Ülke, bahsedilen üç çatışmanın sonucunu kararlı şekilde tayin etti ve daha fazlasını yapabileceğini de vadediyor.”

Fukuyama, makalesinde, 1991 ve 2003’teki Körfez savaşlarında kara birliklerinin tanklar etrafında örüldüğünü, uzun yıllar bir tankı yok edebilmenin ancak başka bir tank ile mümkün olabildiğini ve gelişen teknolojiyle birlikte tankları imha etmek kolaylaşsa da halen ciddi zahmet ve maliyet ürettiğini kaydetti.

Türkiye’nin bölgesindeki ülkelerle zor ama dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını belirten Fukuyama, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığıyla İdlib’de muhtemel bir katliamın önüne geçtiğini vurguladı.

ABD’den Türkiye’ye üstü kapalı yeni tehdit: Türkiye, S-400’lerden başka Rus silahı almazsa…

ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerine dair bir açıklama yaptı. Jeffrey, ABD’nin S-400 konusunu artık kabullendiğini belirterek, “Türkiye S-400’leri elinde tutar ve bunun gibi kayda değer büyük başka Rus silahları almaz; ABD yaptırımları korur, şu an zaten var ki Türk ekonomisi üzerinde ciddi bir etkisi olmadı. Bu şekilde devam eder, konu gündeme gelirse iki taraf da pozisyonunu korur” dedi.

Türk-Amerikan ilişkilerinin bugününü ve muhtemel seyrini değerlendiren ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ilişkilerin bugün çok da yakın olmadığına işaret ederek “Şu an ilişkilerde bir sakinleşme döneminde olduğumuzu düşünüyorum, 6 ay sonra ilişkilerin ne durumda olduğuna yeniden bakalım, daha iyi olacağına eminim.” dedi.

ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi ve eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Türk-Amerikan ilişkilerinin son durumunu, yeni yönetim döneminde ilişkilerin muhtemel seyrini ve Suriye’ye ilişkin senaryoları, AA muhabirine değerlendirdi.

Türkiye ile ABD arasında NATO bağlamında 70 yılı aşan önemli bir ittifak ilişkisi olduğuna dikkat çeken Jeffrey, iki müttefikin son dönemde zorlu bir süreçten geçtiğini ve ilişkileri negatif etkileyen konular olduğunu belirtti.

Jeffrey, “Amerika ile Türkiye arasında çok kapsamlı ilişkiler var, bu ilişkiler devam edecek. Şu an ilişkiler çok da yakın değil. Henüz Başkan Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan görüşmedi ki, ikisi de birbirlerini iyi tanıyor. Şu an hataya çok fazla yer yok. Bu ilişkiler önemli ve önemli olmaya da devam edecek fakat daha önceki dönemlerde gördüğümüzden daha az iyi durumda.” değerlendirmesini yaparak hükümetler arasındaki güvenin artırılması gerektiğine işaret etti.

ABD’nin YPG/PKK’ya desteği

Türk-Amerikan ilişkilerinde ABD’nin YPG/PKK’ya olan desteğinin en önemli sorunlardan biri olduğu ve ABD’nin neden YPG/PKK’yı desteklediğine ilişkin soru üzerine Jeffrey, ABD’nin DEAŞ’la mücadele bağlamında Suriye’de bulunmasının kendi ulusal çıkarları olduğunu ve bunu sahada gücü olan bir ortak olmadan yapmasının mümkün olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Oraya gitmemizin nedeni, sadece Suriye’ye, Türkiye’ye ve Irak’a değil bölgenin tümüne ve hatta Avrupa’ya tehdit oluşturan DEAŞ idi. Ve sahada DEAŞ’la savaşabilmek için tek partnerimiz YPG idi.” dedi.

Bu süreçte Türkiye ile de her zaman irtibat halinde olduklarını aktaran Jeffrey, ABD ile Türkiye arasında bölgedeki güvenliğin nasıl sağlanacağı konusundaki çeşitli görüşmelerden Ankara’nın memnun olacağı bir sonucun çıkmadığını dile getirdi.

“Siyasi sözler vermedik”

Jeffrey, YPG/PKK’nın bölgede bir devlet kurma hayali olduğu ve Amerikalı yetkililerin bu konuda örgüte siyasi herhangi bir söz verip vermediği konusundaki soru üzerine şunları söyledi:

“Hayır vermedik. Bunu kendilerine her defasında söyledik. Hatta onların otonom sistemleriyle irtibat kurarken dahi temkinliydik. Eğer Suriyeli iseniz Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde yürüyen bir siyasi süreç ve yeni anayasa dahil belli koşullar olacaktır. Referandum, demokratik seçimler vesaire. Ne yapacaksanız Suriye muhalefeti ve Esed rejimi ile yaparsınız, bu sizin işiniz, bizim değil. Bu şekilde bunu herkese açıkça söyledik.”

Rusya ve İran’ın Suriye’deki varlığı ve bu bağlamda muhtemel bir Türkiye-ABD iş birliği konusuna da değinen Jeffrey, ABD, Türkiye ve İsrail’in bu ülkedeki mevcudiyetinin üç ülkenin de ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini ifade etti.

“Bu üç ülkenin (ABD, Türkiye ve İsrail) Suriye’deki askeri varlığı sayesinde gayriresmi bir ateşkes ve askeri bir ‘yenişememe’ durumu var. İdlib’deki bazı ufak çaplı olaylar dışında son 3 yıldır sahada ciddi bir değişiklik olmadı.” yorumunu yapan Jeffrey, bu durumun Esed rejimi üzerinde baskı yarattığını, Rusya ile İran’ı da bazı konularda zorladığını anlattı.

“Türkiye ile ABD, Suriye’de yakın ortaklar ve gayet tabii beraber çalışabilirler”

Suriye gibi oldukça zor bir konuda gerçekçi olduğunu vurgulayan Jeffrey, komple bir çözümün mümkün olmadığı yerlerde yeni realiteleri iyi okumak ve ona göre pozisyon almak gerektiğini kaydetti.

Ukrayna’dan örnek veren Jeffrey, ABD’nin ve Batılı müttefiklerin 2014’ten bu yana Rusya üzerinde yaptırımlarla baskı kurduğunu ancak bunun Rusya’yı Kırım’dan çıkarmaya yetmediğini belirterek “Rusya’yı Kırım’dan çıkarabildik mi? Hayır. Ancak (bu baskılar sayesinde) şu an fiili bir ateşkes var. Demek istediğim, giderek komplike hale gelen dünyada yenişememe ve taviz verilmiş sonuçlar artık yeni normaller oluyor. Türkiye ile ABD, Suriye’de yakın ortaklar ve gayet tabii beraber çalışabilirler.” değerlendirmesini yaptı.

S-400 konusunda uzlaşma ihtimalini düşük görüyor

S-400 konusunun son yıllarda ikili ilişkileri tıkayan en önemli konu başlıklarından biri olmasına ilişkin soru üzerine Jeffrey, bu konuda iki başkentin uzlaşma ihtimalinin pek olmadığını düşündüğünü dile getirdi.

Jeffrey, pratikte bu sorunun çözümünün pek kolay olmadığına işaret ederek şunları söyledi:

“Türkiye’nin gözünde bu tamamen bir egemenlik kararı: Neden egemen bir devlet, başka bir devletten silah alamasın? Fakat ABD yasalarına göre, bu bir ihlal; 2017’deki CAATSA yasasının ihlali. Aynı zamanda bizim en önemli askeri ve diplomatik programlarımızdan birine tehdit. Dolayısıyla sanıyorum şu anda yapılabilecek en iyi şey, hasarı sınırlandırmaktır.

Türkiye S-400’leri elinde tutar ve bunun gibi kayda değer büyük başka Rus silahları almaz; ABD yaptırımları korur, şu an zaten var ki Türk ekonomisi üzerinde ciddi bir etkisi olmadı. Bu şekilde devam eder, konu gündeme gelirse iki taraf da pozisyonunu korur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki muhtemel ilişkinin seyrini değerlendiren Amerikalı diplomat, Biden’ın şu anda önceliğinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iç politik dengeler, Çin’le rekabet ve iklim değişikliği olduğunu söyledi.

“6 ay sonra ilişkilerin daha iyi olacağından eminim”

ABD’nin yeni dönemde Orta Doğu’ya çok fazla para ve asker kaynağı ayırmak istemediğini, dolayısıyla bölgesel partnerlerle çalışacağını ifade eden Jeffrey, Türkiye ile ortaklık anlamında İdlib ve Trablus’u örnek gösterdi.

Jeffrey, “Şu an ilişkilerde bir sakinleşme döneminde olduğumuzu düşünüyorum, 6 ay sonra ilişkilerin ne durumda olduğuna bakalım, daha iyi olacağından eminim.” dedi.

Türkiye’nin son dönemde Avrupa Birliği (AB) ve diğer bazı bölgesel aktörlerle ilişkilerinde yeni bir sürece girmesi konusundaki yorumu sorulan Jeffrey, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle yaşadığı sorunların kendi alanını daralttığını düşündüğünü, dolayısıyla bahsi geçen ülkelerle ilişkileri düzeltmenin Türkiye’ye yarayacağına inandığını söyledi.

Biden’a “Kissingervari” politikalar önerdi

Biden yönetimine, Donald Trump dönemindeki gibi “reel politik” ve “Kissingervari” politikalara devam etmesini önerdiğini kaydeden Jeffrey, yeni yönetimin Rusya, Suriye ve genel anlamda Orta Doğu’yla ilgili politikaları inşa edecek ekipleri henüz yeterince oluşturamadığını ifade etti.

Jeffrey, Biden yönetiminin en önemli önceliklerinin Kovid-19, Çin ve iklim değişikliği olduğunu yineleyerek “Kovid-19 muhtemelen en az önemlisi ama en acil olanı, iklim değişikliği potansiyel olarak en ciddisi, uzun vadede Çin hepimiz için en kapsamlı tehdit.” dedi.

Bu konu başlıklarında ABD’nin Türkiye dahil birçok müttefikiyle çalışacağını söyleyen Jeffrey, şunları kaydetti:

“Ülkelerin iç meseleleriyle daha az ilgilenip olabildiğince geniş bir ittifakı muhafaza etmek önceliğimiz olmalı. Soğuk Savaş’ta yaptığımız şey buydu. Türkiye gibi çok önemli bir role sahip bir ülkeyle bunu başarılı bir şekilde yaptık. O noktaya yakında ulaşacağımızı düşünüyorum, o yüzden 6 ay alır dedim.”

Taliban İstanbul’a geliyor! ‘Türkiye ABD’den bunu isteyebilir’

Afganistan’da Taliban ile Kabil Hükümeti arasında kriz devam ederken Doha’da yapılan görüşmelerden istenilen sonuç çıkmadı. Dünya şimdi İstanbul’daki görüşmelere kilitlendi. İran Araştırmaları Merkezi’nden Rahimullah Farzam, İstanbul’daki görüşmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Türkiye, İstanbul Zirvesi’ndeki rolü karşılığında ABD’den S-400, YPG ve FETÖ gibi anlaşmazlıklarda bazı tavizler isteyebilir” dedi.

İran Araştırmaları Merkezi’nden Rahimullah Farzam, kaleme aldığı yazısında Afganistan-Taliban görüşmelerine dair çarpıcı ifadeler kullandı.

İşte o yazı:

2001 yılında işgal ettiği Afganistan’da istediği başarıyı elde edemeyen ABD, saplandığı bu bataklıktan uluslararası itibarını da zedelemeden çıkmak için zorlu rakibi Taliban ile uzlaşma yolunu seçti. Taraflar arasında 18 ay süren çetin görüşmelerin ardından 29 Şubat 2020 tarihinde Katar’ın başkenti Doha’da barış anlaşması imzalandı. Doha Anlaşması olarak bilinen bu anlaşma çerçevesinde Taliban, tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi ve tutuklularının serbest bırakılması karşılığında Afganistan hükûmetiyle müzakere masasına oturmayı kabul etti. Bu kapsamda Taliban ile Afganistan hükûmeti, 19 yıllık kanlı çatışmaların ardından ilk kez 12 Eylül 2020 tarihinde Doha’da müzakere masasına oturdu. Büyük umutlarla başlayan görüşmeler; taraflar arsındaki ciddi fikir ayrılıkları ve ülkede şiddetin giderek ivme kazanması gibi nedenlere bağlı olarak birçok kez tıkanma noktasına geldi. Ocak ayında ABD’de gerçekleşen iktidar değişikliği zaten ağır aksak ilerleyen barış görüşmelerini durma noktasına getirdi. Joe Biden’ın Beyaz Saray’a gelişiyle Washington’dan gelen Doha Anlaşması’nın gözden geçirileceğine dair açıklamaların ardından Taliban, müzakere masasını fiilen terk etti. Böylece beş ay süren Afganlar arası müzakereler herhangi somut bir kazanım elde edilemeden sona ermiş oldu.

ABD’nin Yeni Yol Haritası Nedir?

Biden’ın Beyaz Saray’a gelişi Afganistan barış sürecini yeni bir safhaya taşıdı. Biden’ın selefi Donald Trump’ın Taliban ile imzaladığı Doha Anlaşması’na uyup uymayacağı tartışılırken Dışişleri Bakanı Antony Blinken ülkesinin Anlaşma’yı gözden geçireceğini açıkladı. Blinken hemen ardından 7 Mart’ta Afgan liderlere bir mektup yazarak Washington’ın Afganistan konusunda bundan sonra izleyeceği yol haritasını paylaştı. Diplomatik teamüllere uymayan bir üslupla yazılan mektupta Blinken, Afgan liderleri “kapsayıcı yeni bir hükûmetin” oluşturulması için bir araya gelmeye çağırıyordu. Blinken ayrıca ilerleyen günlerde Türkiye’de Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde; Çin, İran, Rusya, Hindistan ve Pakistan gibi Afganistan sorununa etki edebilecek ülkelerin katılımıyla uluslararası bir konferans düzenleneceğini bildiriyordu. ABD Afganistan Özel Temsilcisi Zelmay Halilzad’ın daha sonra Afgan liderlerle paylaştığı Washington’ın taslak planında Blinken’ın mektubunda geçen “kapsayıcı yeni bir hükûmet” ifadesiyle bir geçiş hükûmeti kurulmasının kastedildiği anlaşıldı. Taliban’ın devrilmesinin ardından Kasım 2001’de Almanya’nın Bonn kentinde BM tarafından düzenlenen toplantıda tüm Afgan politik grupların katılımıyla bir geçiş hükûmeti kurulmuştu. ABD tıpkı 2001’de olduğu gibi ilk etapta tüm grupları kapsayan bir geçiş hükûmetinin oluşturulmasını istiyor. Bu anlamda İstanbul Zirvesi ikinci Bonn olarak değerlendirilebilir.

İstanbul Zirvesi’nde Hangi Konular Tartışılacak?

Yukarıda da işaret edildiği üzere ABD’nin “barış planı” çerçevesinde Afganistan’da bir geçiş hükûmetinin kurulması, İstanbul Zirvesi’nin öncelikli maddelerinden biri olacaktır. Henüz ayrıntılarının basınla paylaşılmadığı geçiş hükûmeti konusunda Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani dışında hemen hemen bir uzlaşı olduğu söylenebilir. Gani şu ana kadar çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda geçiş hükûmetine ilişkin muhalefetini birçok kez dile getirdi. Fakat ABD desteği olmadan iktidarını koruma gücü olmayan Gani’nin, Washington’ın baskısına karşı direnmesi beklenmemektedir. İstanbul Zirvesi’nde tartışılacak bir diğer öncelikli gündem maddesi de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi olacaktır. Doha Anlaşması’na göre ABD, 1 Mayıs 2021 tarihine kadar Afganistan’dan tamamen çekilmek zorunda. Amerikalı askerî uzmanlara göre Biden’ın 1 Mayıs’a kadar çekilme emri vermesi pek olası gözükmüyor. Nitekim Biden, 25 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında Doha Anlaşması’nda belirlenen takvime uymanın zor olduğunu söyledi. Amerikan medyasına göre Biden, çekilmeyi altı aylığına uzatmak veya zamana yayılan bir çekilme gibi seçenekler üzerinde duruyor. Washington’ın öncelikli hedefi Taliban’ı çekilmenin ileri bir tarihe ertelenmesi için ikna etmek. Biden yönetimi, Taliban’ın hâlâ Afganistan hapishanelerinde tutulan tüm savaşçılarının serbest bırakılması ve Taliban yöneticilerinin BM’nin kara listesinden çıkarılması gibi tavizler karşılığında Doha Anlaşması’nda belirlenen takvimin esnetilmesini isteyecektir. Fakat Taliban’ın bu senaryoya evet demesi düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Nitekim Biden’ın sözlerine Taliban’dan tepki gecikmedi. Taliban Sözcüsü Zabiullah Mücahit “ABD’nin Doha Anlaşması’nda belirlenen takvim çerçevesinde Afganistan’ı terk etmemesi durumunda savaşın devam edeceği” tehdidinde bulundu. Hemen ardından Taliban; Kandahar, Host, Helmend gibi büyük şehirler ve 50 ilçeyi kapsayan yıkıcı bir saldırı dalgası başlattı.

Türkiye, Afganistan Barış Sürecinde Nasıl Bir Rol Oynayabilir?

Türkiye; bir NATO müttefiki olarak ABD ile birlikte çalışabilme yeteneği, Afganistan sorununa etki edebilecek bölgesel ülkelerle yakın bağları ve Afganistan ile uzun yıllara dayanan iyi ilişkileri nedeniyle bu ülkede barışın tesisine katkı sağlayabilecek tüm niteliklere sahiptir. Türkiye bugüne kadar gerek ikili gerekse BM ve NATO çerçevesinde Afganistan’da çeşitli alanlarda büyük katkılarda bulunmuştur. Türkiye’nin Afganistan’a yaptığı katkılar başta merkezî hükûmet olmak üzere bu ülkedeki yerel aktörler ve Afganistan halkı tarafından takdirle karşılanmaktadır. Türkiye bu özelliğinden ötürü Afganistan’da etnik veya mezhep farkı gözetmeksizin bütün gruplarla diyalog kurabilmektedir. Bu da Türkiye’yi Afganistan’da barışın yeniden tesisine katkı sunabilecek nadir ülkelerden biri olarak öne çıkarmaktadır. Türkiye’nin tercih edilmesinin bir başka nedeni de Pakistan ile olan yakın ilişkileridir. Afganistan ile yaklaşık 2.400 km ortak sınırı paylaşan Pakistan, Afganistan meselesinde en kilit ülkelerden biri olarak kabul edilmektedir. Pakistan’ın özellikle askerî ve istihbarat birimlerinin Taliban’ın üzerinde ciddi bir nüfuzu bulunmaktadır. Birçok uzmana göre Pakistan’ın rızası olmadan Afganistan’da kalıcı bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu da Türkiye’nin Pakistan ile olan ilişkilerini önemli hâle getirmektedir. Bu açıdan Ankara ile İslamabad arasındaki stratejik ilişkiler, Afganistan’da istikrar ve barışın tesisi için fark yaratabilir. Son olarak Türkiye, nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan tek NATO üyesidir. Bu da Türkiye’yi Afganistan’da gözlemci sıfatıyla askerî güç bulundurması en kabul edilebilir ülke yapmaktadır. ABD veya herhangi başka bir ülkenin askerî güç bulundurmasını kesinlikle kabul etmeyen Taliban veya diğer muhalif gruplar, Türkiye’nin öncülüğünde oluşturulan barışı koruma görev gücüne itiraz etmeyebilir. Tüm bu bileşenler, Türkiye’nin Afganistan barış sürecinde çok etkin bir rol üstlenebileceğini göstermektedir.

İstanbul Zirvesi’nin Türkiye İçin Önemi Nedir?

Türkiye’nin Afganistan barış sürecinde aktif bir rol üstlenmesi Ankara-Washington ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir. Hâlihazırda Afganistan sorunu Biden yönetiminin acil olarak ilgilenmesi gereken dış politika maddelerinin başında yer alıyor. Yukarıda da işaret edildiği üzere ABD, Doha Anlaşması ile 1 Mayıs 2021 tarihine kadar Afganistan’dan çekilmeyi taahhüt etmiş durumda. Dolayısıyla Biden yönetimi zaman sıkışıklığından ötürü Afganistan konusunda acil adım atmak zorunda. Bu nedenle İstanbul Zirvesi kritik öneme sahiptir. Zirvenin ev sahibi sıfatıyla Türkiye’nin bu konudaki yapıcı rolü, Washington-Ankara ilişkilerine olumlu yansıyacaktır. Türkiye, İstanbul Zirvesi’ndeki rolü karşılığında ABD’den S-400, YPG ve FETÖ gibi anlaşmazlıklarda bazı tavizler isteyebilir.

Öte yandan Türkiye’nin Afganistan sorunu gibi oldukça kronikleşmiş bir sorunun çözüm arayışında üstlendiği rol, Ankara’nın uluslararası kamuoyunda ara buluculuk rolünü pekiştirecektir. Bu açıdan İstanbul Zirvesi gelecekte çözüm bekleyen benzer anlaşmazlıklar için bir örnek teşkil edebilir. Son olarak İstanbul Zirvesi, 40 yılı aşkın süredir iç savaşla boğuşan Afganistan halkı açısından barış için son umuttur. Başta Afgan siyasiler olmak üzere Afganistan halkı, İstanbul Zirvesi’ne Afganistan’da barışın tesisi için bir dönüm noktası olarak bakıyor. Afganistan Ulusal Uzlaşı Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah, “İstanbul Zirvesi’nden somut ilerlemeler bekliyoruz.” açıklamasında bulundu. Muhalif liderlerden İslami Parti Başkanı Gülbeddin Hikmetyar, İstanbul Zirvesi’ni “Afganistan’da barışa giden yolda önemli bir fırsat” olarak değerlendirdi. Tüm bu faktörler, Türkiye’nin Afganistan barış sürecindeki rolünün önemini ortaya koymaktadır. Ankara bu fırsatın farkında olarak hareket etmelidir. Doha Barış Görüşmeleri sadece Afganlara bırakılan görüşmelerin zor ilerlediğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla Türkiye sadece görüşmelere ev sahipliği yapmakla kalmayıp gerektiğinde inisiyatif alarak bir ara bulucu rolüyle hareket edebilir. Afganistan’da barış ve istikrar, iç ve dış dengelerin başarılı bir şekilde yönetilmesine bağlıdır. Bu yüzden Türkiye yerel aktörlerin yanı sıra Pakistan ile iyi ilişkilere sahip olma avantajından da yararlanmalıdır.

Türkiye’ye karşı iğrenç itiraf! “Eğittiğimiz en iyi grup…”

ABD’nin Suriye’de görevli en üst düzey bürokratı eski Büyükelçi William Roebuck, Türkiye’ye karşı savaşan terör örgütü PKK/SDG için “eğitip donattığımız en iyi grup” dedi.

Donald Trump döneminde ABD’nin Suriye’de görev yapan en üst düzey bürokratı olan, terör örgütü PKK ile Barzani’nin birleşmesi için görüşmeleri organize eden eski Büyükelçi William Roebuck, ABD kanalı CBSNEWS’ye ilginç açıklamalarda bulundu. Çalışmaları konusunda bilgiler veren Roebuck, Suriye’de görevinin ‘yerel ortak’ dediği PKK/YPG ile ilişkileri sağlamak olduğunu söyledi. Teröristlerle düzenli olarak bir araya geldiğini aktaran Roebuck, “Bazen her gün buluşurdum. Duruma göre bazen General Mazlum’la (terörist Ferhat Abdi Şahin’den bahsediyor) günde birkaç kez görüştüm” dedi.

Suriye’de İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın kendilerine destek verip Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise fon sağladığını söyleyen Roebuck, PKK/SDG’li teröristlere de övgüler yağdırdı. Eski Büyükelçi “Konuştuğum ABD Özel Kuvvetleri mensupları, eğitip donattıkları en iyi grup olduklarını söylüyor. Onlar güvenliğimizin belkemiğiydi. Harika ortaklardı. Ordumuzla sorunsuz çalıştılar” diye konuştu.

PKK/SDG’lilerin siyasi talepleri ve meşruiyet arayışları olduğunu, bunun için de ABD ile ilişkiyi sürdürmek istediklerini vurgulayan Roebuck, Trump’ın Suriye’den çekilme kararından sonra örgütle ilişkilerde gerilim yaşadıklarını söyledi. Roebuck, “SDG ile ilişkilerimiz üzerinde baskı yarattı. General Mazlum ile inanılmaz derecede zorlu toplantılar yaptım. Büyükelçi Jeffrey de Mazlum ile bazı zorlu toplantılar yaptı. Washington’a döndüğümüzde, başkan biraz rotayı tersine çevirdi ve Suriye’nin kuzeydoğusunun yaklaşık yarısında varlığımızı kurtarmayı başardık. SDG ile ilişkimizi kurtardık” ifadelerini kullandı.

ABD’li temsilci, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’nı da eleştirdi. Türkiye’nin terörden arındırdığı Tel Abyad’ta demografik temizlik yapıldığını öne süren Roebuck, şehirdeki Kürtlerin göçe zorlandığı iftirasını attı.

Kaynak: Yeni Şafak