ABD

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

ABD

Türkiye’yi ziyareti sonrası ABD’ye rest çekti: ‘Sömürgeniz değiliz, İçişlerimize karışamazsınız!’

Bitcoin’i resmi para birimi yaparak dolar hegemonyasından çıkan ilk ülke El Salvador’a karşı ABD’nin mali sistemine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle ABD’li senatörlerin yasa tasarısı hazırlamasına Devlet Başkanı Nayib Bukele’den “Biz sizin sömürgeniz değiliz, içişlerimize karşımazsınız” tepkisi geldi.

Bitcoin’i resmi para birimi yaparak dolar hegemonyasından çıkan ilk ülke El Salvador’un Devlet Başkanı Nayib Bukele, ülkesinin bitcoini resmi para birimi yapması karşısında harekete geçen ABD’li senatörlere ‘hadlerini bildiren’ açıklamalar yaptı. ‘El Salvador CEO’su’ titrini de kullanan Bukele, ülkenin bitcoini benimsemesinin ‘ABD’nin mali sistemi için oluşturabileceği potansiyel riskler’ konusunda endişe açıklayan – iki Cumhuriyetçi ve bir Demokrat – üç ABD senatörüne “El Salvador, Washington’ın sömürgesi değil, egemen bir ülkedir” yanıtını verdi.

ABD’de 2. Dünya Savaşı sonrası azalan nüfusa önlem olarak doğuma yönlendirilen halkın o dönem doğan çocuklarına verilen lakapla ‘baby boomer’ kuşağıyla 2000’li yıllarda doğan kuşağın alaycı etmek için kullandığı ‘OK Boomer’ (Tamam boomer) ifadesiyle söze giren Bukele, şöyle devam etti:
“Egemen ve bağımsız bir ulus üzerinde sıfır yetkiniz var. Biz sizin sömürgeniz, arka bahçeniz ya da ön bahçeniz değiliz. İçişlerimize karışmayın. Kontrol edemeyeceğiniz bir şeyi kontrol etmeye çalışmayın.”

Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı Demokrat Bob Menendez, Cumhuriyetçi senatörler Jim Risch ile Bill Cassidy’nin hazırladığı El Salvador’da Kripto Para Birimi Sorumluluğu (ACES) Yasası tasarısı, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Bukele’nin Orta Amerika ülkesine bitcoini benimsetmesi hakkında rapor ve plan hazırlamasını talep ediyor.

Senatör Risch, tasarıyı tanıtırken, “El Salvador’un kripto para birimini benimsemesi, ülkenin ekonomik istikrarı ve finansal bütünlüğü hakkında önemli endişeler uyandırdığı kadar ABD yaptırım politikasını zayıflatma, Çin ve organize suç örgütleri gibi kötü niyetli aktörleri güçlendirme potansiyeline sahip” dedi.

Senatör Cassidy, Bukele’nin politikasının ‘kara para aklayan kartellere kapı açıp ABD’nin çıkarlarını baltaladığı’ iddiasında bulunarak şöyle devam etti: “ABD kara para aklamayla mücadele etmek ve doların dünyanın rezerv para birimi olma rolünü korumak istiyorsa, bu konuyu doğrudan ele almak zorundayız.”

Bukele ise ABD Başkanı Joe Biden’ın salı günü Ukrayna hakkında yaptığı konuşmada egemenlik ve özgürlük vurgusu yaptığı 10 saniyelik bir video da paylaşarak “Buna El Salvador dahil, değil mi” diye sordu.

Orta Amerika’nın ekonomik sorunlarla boğuşan ülkelerinden biri olan El Salvador, 2001 yılında kendi para birimini kaldırarak ABD dolarına geçti. Dedeleri Osmanlı pasaportuyla Filistin’den Orta Amerika’ya göç eden Bukele, 2019’da devlet bakanı seçilmesi sonrası Haziran 2021’de Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) onaylamamasına meydan okuyarak, El Salvador’u bitcoini yasal para birimi olarak benimseyen ilk ülke yaptı.

Ardından 40 yaşındaki lider, El Salvador’un meşhur yanardağlarını dijital kripto para madenciliği için güç kaynağı olarak kullanma planlarında ilerleme kaydetti.

Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirecek gelişme! Rotayı Türkiye’ye çevirdiler

ABD’nin “EastMed” projesinden desteğini çekmesi Doğu Akdeniz’de tüm dengeleri değiştirdi. İsrail kaynakları, İsrail’in Türkiye ile olan ittifakının Yunanistan’dan çok daha önemli olduğunu ifade etti.

Arap basını, ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin ardından normalleşme sürecine giren Türkiye-İsrail ilişkilerini gündemine aldı. Türkiye-İsrail ilişkilerin karşılıklı olumlu açıklamalarla yoluna girdiği ifade edildi.

İki ülkenin gerilimi gündemde tutmak istemediği, ilişkileri ilerletmek için sükûnetin bol olduğu bir dil benimsemeyi tercih ettiği vurgulanan haberde, “Her ne kadar İsrail’in Türkiye ile işbirliği konusunda Atina ve Lefkoşa’yı rahatlatan açıklamaları olsa da olaylar tam tersi yönde ilerliyor” denildi.

“Türkiye ile ittifakımız Atina’dan daha önemli”

ABD’nin EastMed projesinden desteğini çekmesinin Doğu Akdeniz’de Türkiye-İsrail iş birliğinin kapılarını açtığı yazıldı.

Arap basını ayrıca İsrail güvenlik kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre; Lefkoşa ve Atina ile ittifakın Tel Aviv için önemli olduğunu ancak Türkiye-İsrail iş birliğinin bundan çok daha önemli ve daha büyük avantajlara sahip olduğunu duyurdu.

Eastmed anlaşması Ankara’nın tepkisine neden olmuştu

Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya ulaştırılmasını hedefleyen “EastMed” projesine ilişkin anlaşma, Atina’da Ocak 2020’de düzenlenen bir törenle Yunanistan, İsrail ve GKRY arasında imzalanmıştı.

Dönemin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise Ankara’nın projeye olan tepkisini “Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’yi ve Kıbrıs Adası’nın doğal kaynakları üzerinde eşit haklara sahip olan Kıbrıs Türklerini yok sayan hiçbir proje başarılı olamayacaktır” sözleri ile ifade etmişti.

Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerine ABD’den cevap

ABD’nin Moskova Büyükelçisi, Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerine dair Washington’ın cevabını içeren mektubu Rusya Dışişleri Bakanlığı’na teslim etti. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, belgeye dair açıklamada bulundu.

Ukrayna-Rusya sınırındaki hareketlilik, diplomasi trafiğini artırdı. ABD Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerine dair cevabını Moskova Büyükelçisi aracılığıyla Rusya Dışişleri Bakanlığı’na iletti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken teslim edilen belgeye dair açıklamada bulundu.

“Rusya’ya gönderdiğimiz mektup kamuoyu önünde söylediklerimizin tekrarıdır. Belge, ABD ve müttefiklerinin endişelerini içeriyor. Cevabımız ABD’nin diyaloğa açık olduğunu ve diplomasiyi tercih ettiğini yansıtıyor.”

ABD’nin cevabının Ukrayna ve Avrupalı müttefiklerle tam uyumlu olduğunu söyleyen Blinken, NATO’nun ise Rusya’ya cevabını ayrıca ileteceğini söyledi.

“Kiev’deki büyükelçilik açık kalacak”

“Ukrayna’daki ABD vatandaşları ülkeden ayrılmayı ciddi şekilde düşünmeli” diyen Blinken, Kiev’deki büyükelçiliğin açık kalacağını duyurdu.Blinken, Rusya’dan nasıl bir cevap geleceğinin sorulması üzerine “Nasıl cevap vereceğine karar vermek Rusya’nın işi. Biz her iki duruma da hazırız” dedi.

Blinken, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile cevabı takiben bir görüşme yapacak.

ABD’de korkunç son 24 saat

ABD’de Kovid-19 salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 2 bin 346 artışla 854 bin 76’ya çıktı.

Johns Hopkins Üniversitesinin derlediği verilere göre, virüs tespit edilenlerin sayısı son 24 saatte 1 milyon 142 bin 93 artarak 67 milyon 598 bin 609 olarak kayıtlara geçti.

Ülkede 2 bin 346 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle Kovid-19 kaynaklı can kaybı sayısı 854 bin 76’ya çıktı.

California, 7 milyon 216 bini aşkın vakayla ülkede ilk sırada yer alırken, bu eyaleti yaklaşık 5 milyon 623 bin vakayla Texas ve 5 milyon 153 bini aşkın vakayla Florida izledi.

California can kaybında da 78 bin 3 ile ilk sırada bulunurken, Texas’ta 77 bin 362, Florida’da 62 bin 504 kişi hayatını kaybetti.

Ülkede Kovid-19 aşılama istatistiklerini takip eden Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre, 5 yaş ve üstü nüfusun yüzde 79,9’una en az bir doz, yüzde 67’sine iki doz aşı uygulandı. Aşısı tamamlananların yüzde 41,8’ine ise hatırlatma dozu yapıldı.

Ülkede 249 milyondan fazla kişiye ilk doz, 209 milyondan fazla kişiye ikinci doz, 81 milyonun üstünde kişiye ise hatırlatma dozu uygulandı.

Yunanistan’a büyük şok! Türkiye Girit’te de Yunan’ı denize döktü!

ABD’nin, Yunanistan’ın büyük umut bağladığı EastMed projesine destek vermeyeceğini duyurmasının ardından bölgede arama yapan Fransız Total ve ABD’li ExxenMobil, sismik arama faaliyetlerini dondurma kararı aldı.

ABD, Doğu Akdeniz gazını “Deniz sınırlarını dikkate almadan” Avrupa’ya taşınmasını öngören EastMed Boru Hattı Projesi‘ne sıcak bakmadığını bildirdi. Yunanistan medyasına göre, Washington’ın görüşünü açıkça belirtmesi, projenin uygulanmasını artık imkânsız hale getirdi. Bazı Yunan haber siteleri, Washington‘ın gayrı resmi bir mektupla Türkiye’yi rahatsız etmemek için söz konusu boru hattını istemediğini bildirdiğini aktardı. Kathimerini gazetesi, Washingon’ın EastMed boru hattına ilişkin (olumsuz) görüşlerini Yunanistan‘ın yanı sıra Kıbrıs ve İsrail‘e de bildirdiğini yazdı. Haberde, olumsuz kararın “ABD’nin çevre dostu olmayan enerji projelerini desteklememe” yaklaşımı ile bağlantılı olduğunun iletildiği belirtildi.

Gerekçe: Çevre!

ABD’nin söz konusu tavır değişikliğinin arından Girit Adası’nda yapılan aramalar donduruldu. Yunan medyasında yer alan bilgilere göre, Total (Fransa), ExxonMobil (ABD) ve ELPE (Yunanistan) konsorsiyumu bu yıl sismik araştırma yapmama kararı aldı. Konsorsiyumun ilk planlamasına göre, Girit‘in batısında ve güney batısında, sismik araştırmalar Ocak-Şubat 2022‘de yapılacaktı. Konsorsiyumun faaliyetlerini dondurma gerekçesi de “çevre koruma” olarak duyuruldu. Üreme mevsimini dikkate alarak sismik araştırma faaliyetlerini Kasım-Nisan aralığı olarak belirleyen konsorsiyum, böylece faaliyetlerini planlanandan önce ve süresiz şekilde sonlandırmış oldu.

“ABD üretici olmamızı istemedi”

Gelişmeleri “ABD Yunanistan’ın bir doğal gaz üreticisi olmasını istemiyor” şeklinde yorumlayan Yunan medyası, ExenMobil ve Total’in Güney Kıbrıs’ta araştırmalara devam ettiğine dikkat çekti. capital.gr isimli Yunan ekonomi sitesi, söz konusu şirketlerin özellikle de Fransız Total’in Irak gibi ülkelere yöneldiğini belirtti. militaire.gr sitesi ise Yunanistan’ın kurduğu ittifakların işe yaramadığına dikkat çekerek, hükümetin silahlanma politikasını eleştirdi.

“Silah diplomasisi işe yaramıyor”

Yunan hükümetinin hem ABD, hem de Fransa ile milyarlarca euroluk silah anlaşması yaptığına dikkat çeken miliraire.gr, “Sözde “silah diplomasisi” bize hiçbir zaman kar getirmedi, ama ısrar ediyoruz” ifadelerini kullandı. Haberde, “Bütün bunlar, Türkiye’nin Kıbrıs’ta bir çatışma ortamı yaratmasıyla aynı anda oluyor” şeklindeki ifadelerle Türkiye’nin bölgede etkisini arttırdığına dikkat çekildi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında Ocak 2020’de imzalanan EastMed, bölge ülkelerinin deniz sınırlarını dikkate almadan Doğu Akdeniz gazının Kıbrıs ve Girit üstünden Avrupa’ya taşınmasını hedefliyordu.

Kaynak: Diriliş Postası

Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

İsrail gazını Güney Kıbrıs ve Yunanistan iş birliğiyle Avrupa’ya ulaştıracak EastMed projesinde ABD’nin son hamlesi Atina yönetiminin hoşuna gitmedi. Hukuksuz olarak değerlendirilen Doğu Akdeniz’deki bu projeye ABD’den geri adım geldi.

Doğu Akdeniz’in (Eastern Mediterannean) kısaltması EastMed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) olarak isimlendirilen doğal gaz boru hattı anlaşması İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın imza attığı bir proje.

Projeyle Türkiye’yi dışarıda bırakarak Doğu Akdeniz’de bir boru hattı kurulması ve İsrail gazının Avrupa’ya ulaşması amaçlanıyor.

Yunanistan hayal kırıklığı yaşıyor

Ancak hattın uzunluğu, ‘Türkiye’siz bir rota’ üzerinden ilerleyecekti.

Ancak şu günlerde Yunanistan Doğu Akdeniz konusunda hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayarak, İsrail ve Kıbrıs Rum kesimi ile birlikte hayata geçirmeye çalıştığı Eastmed’in rafa kalkacağı belirtiliyor.

Fotoğraf: AA | Yunanistan'ın başkenti Atina'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve İsrail arasında Eastmed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) projesinin inşası için anlaşma imzalandı. İmza töreni öncesi dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis kameralara poz verdi.

[Fotoğraf: AA | Yunanistan’ın başkenti Atina’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve İsrail arasında Eastmed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) projesinin inşası için anlaşma imzalandı. İmza töreni öncesi dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis kameralara poz verdi.]

Yunanistan, bu konuda umutlarını ABD’ye bağlamıştı. Ancak Trump yönetiminin desteklediği projeye, Biden yönetiminin kapıları kapattığı ifade ediliyor.

ABD’li büyükelçi başarısızlıkları anlattı

ABD’nin Atina Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, sosyal medyada Eastmed projesinin başarısızlıklarını anlatan bir yazıyı paylaştı. Yunanistan medyasına yansıyan mesaj, gündemin üst sıralarına çıktı.’EastMed’ Türkiye olmadan zor

Pentapostagma gazetesi, “Geoffrey Pyatt, Doğu Akdeniz ve El Dorado enerji beklentileri hakkında acı gerçekleri paylaştı” başlığını attı.

Washington yönetiminden geri adım

İngiliz haber ajansı Reuters da ABD’nin Eastmed projesinden ‘U dönüşü’ yaptığını yazdı.

Doğu Akdeniz'de Yunanistan'a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

Washington’ın, projenin ekonomik uygulanabilirliği ve çevresel faktörler nedeniyle oluşan çekinceleri ile kuşkularını Atina’ya ilettiğini öne sürdü.

Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Yunan medyasında daha önce çıkan benzer bir iddia da yer aldı. İddiaya göre ABD, Türkiye ile gerilim istemediği için Eastmed projesinden vazgeçtiğini İsrail ve Yunanistan’a iletti.

Yunan medyası gündemde tutuyor

Türkiye’nin kıta sahanlığından geçtiği halde hukuksuz bir tavırla İsrail, Yunanistan ve Rum yönetiminin EastMed planı ABD’nin yeni adımıyla hayal kırıklığı yarattı.Rum enerji uzmanından EastMed yorumu: Sürdürülebilir değil

Yunan medyası son günlerde konuyu gündemden düşürmüyor. ABD’nin Doğu Akdeniz’de yeni bir gerginlik çıkmasını önlemeye çalıştığı görüşünde birleşen Yunan medyası, “Washington, Ankara’ya göz kırptı” başlığıyla okurlarına gelişmeleri aktardı.

EastMed’in hayata geçirilmemesiyle Atina ve Rum kesiminin büyük zarar göreceğini ifade eden Kathimerini gazetesi, “ABD’nin desteğini çekmesi karşısında sessiz kalan İsrail’in ise ‘kaybedecek bir şeyi yok’ değerlendirmesinde bulundu.

Ta Nea gazetesi ise “ABD’nin kararı, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz politikasındaki temel unsurlardan birinin ölüm belgesidir” yazısıyla iddialı değerlendirmelerde bulundu.Uzmanlardan “EastMed” provokasyonu yorumu: Hukuka aykırı

Fiziki şartlar, maliyet ve kıta sahanlığı

Uludağ Üniveristesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, TRT Haber’de ABD’nin Eastmed adımını yorumladı.

2020 yılından itibaren projenin ciddi tartışmaların odağındaki konular arasında yer aldığını belirten Pirinçç, 3 ana başlık üzerinde durdu.

Teknik açından bakıldığında 1300 kilometre derin deniz altından boru hattı geçirmenin zorluğunu vurgulayan Pirinççi, “Bir sıkıntı olması halinde müdahale edilebilirlik noktasında sorun oluşturabilir düşüncesi hakim oldu” dedi.Doğu Akdeniz’de “EastMed” provokasyonu

Ekonomik açıdan ciddi bir finansman sağlanması gerektiğini vurgulayan Pirinççi, Türkiye’nin kıta sahanlığını ihlal eden projeyle ilgili şunları dile getirdi:

Türkiye’nin kıta sahanlığından geçen hat, Doğu Akdeniz’de herhangi bir uzlaşma yokken siyasi olarak tartışma konusu. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) burada Türkiye’nin alanından hattı kullanmak istiyor. Buna rağmen 2020’deki mevcut şartlara göre imzalanan anlaşma, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları konusuyla da doğrudan ilişkili hale geldi

Doğu Akdeniz'de Yunanistan'a ABD şoku: Eastmed rafa mı kalkıyor?

“Eastmed projesinin kısa vadede gerçekleşebileceğini öngörmüyorum”

Yunanistan, İsrail ve Rum yönetiminin bu hattı Türkiye’ye karşı bir hamle olarak kullanmak istediğini değerlendiren Pirinççi, “Hidrokarbon şirketleri bile bu alanda özel faaliyetler göstermekte Türkiye’den çekiniyorken ABD’nin son hamlesiyle Doğu Akdeniz’deki Eastmed projesi bir süre daha tartışılır bir konu haline geldi. Teknik, maliyet ve kıta sahanlığı başlıkları üzerinden ele aldığımızda Eastmed projesinin kısa vadede gerçekleşebileceğini öngörmüyorum” açıklamasını yaptı.

Pirinççi, ABD’nin geri adımıyla tekrar gündeme gelen Eastmed projesinde Washington yönetiminin iklim değişikliğini de önemsediğine dikkati çekti.

 Prof. Dr. Ferhat Pirinççi sözlerine şöyle devam etti:

Fosil kaynakların azaltılması, yeşil enerjinin artırılması yönünde adımlar atmak isteniyor. ABD yönetimi şu anda dikkatini başka alanlara yönetlmiş durumda. Trump döneminden farklı olarak Eastmed politikasından uzak bir Biden yönetimi olduğunu da söyleyebiliriz

ABD’de iki idam mahkumu enjeksiyon yerine kurşun talep etti

ABD’nin Oklahoma eyaletindeki iki idam mahkumu, bir yargıcın, idam mangasına öldürücü enjeksiyona alternatif olarak izin vermesi için dilekçe verdi.

2001’deki bir soygun sırasında iki kişiyi öldüren Donald Anthony Grant 27 Ocak’ta, 2005’te yüksek dozda metamfetamin kullanırken dört kişiyi öldüren Gilbert Ray Postelle, 17 Şubat’ta idam edilecek.

Geçen yıl ikisinin de affı reddedilmişti.

İki mahkum enjeksiyola idama karşı çıkarak, kurşuna dizilerek ölmek istedi.

Daha acısız olacağı öne sürülüyor

Mahkumlar bunun daha hızlı olacağını ve mevcut infaz tarzından daha az hataya yer olacağını savunuyor.

Avukat Jim Stronski yargıca, idam mangasının “bakması ürkütücü gelse de, daha hızlı olacağı konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi.

Temyiz başvurusunda bulunan uzmanlar da, idam mangası tarafından ölümün ya tamamen ya da neredeyse ağrısız olacağını ve ölümcül enjeksiyondan daha az hataya yer olacağını iddia etti.

Konuyla ilgili dava 28 Şubat’ta yapılacak. Dava sonuçlanana kadar infazın ertelenmesi isteniyor.

Can çekişerek ölmüştü

Geçen yıl idam edilen bir başka Oklahoma idam mahkumu olan John Marion Grant, enjeksiyon sırasında acı çekmiş ve 21 dakika can çekişerek yüzüne kusmuştu.

Oklahoma cezaevleri müdürü, başarısız infaz soruşturması nedeniyle istifa etmişti.

2014 yılında, Amherst Koleji Profesörü Austin Sarat, başarısız ölümcül enjeksiyonların oranının diğer infaz biçimlerinden yüzde 7 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Togg, ABD’de dünya sahnesine çıktı

Fikri ve sınai mülkiyeti yüzde yüz Türkiye`ye ait küresel bir marka ortaya çıkarmak ve Türk mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturmak amacıyla kurulan Togg, teknoloji dünyasının önemli buluşma noktası CES 2022’de yerini aldı.

ABD’nin Las Vegas şehrinde 5-7 Ocak tarihleri arasında düzenlenen CES`e vizyon otomobiliyle katılan Togg, yeniliklerini ve ilklerini dünya kamuoyuna duyurdu.

Küresel olarak tescil ettirdiği farklılaştırıcı yaklaşımı UseCaseMobility kavramı ile “Veri Bazlı İş Modelleri”, “Yeni Mobilite Servisleri”, “Akıllı Yaşam” ve “Akıllı Şarj” gibi teknolojik çözümlerini paylaşan Togg, geleceğe bakışını vurgulayan “Transition Concept Smart Device” adını verdiği konsept otomobilini de tanıttı.

Togg Üst Yöneticisi (CEO) Gürcan Karakaş, klasik bir otomobil şirketi olmadıklarını anlatarak, “Kendimizi bir teknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz. O nedenle teknolojideki en son yeniliklerin ve ilklerin buluşma noktası olan CES’teyiz. Doğu ile Batı’nın, akıl ve duygunun buluştuğu bir coğrafyada kurulmuş, mobilite alanında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketiyiz. Otomotiv endüstrisinin hızla mobilite ekosistemine dönüştüğü yeni dünyada kullanıcıyı ve veriyi merkezimize alarak, mobilite çözümleri üretiyoruz” ifadelerini kullandı.

Otomotiv endüstrisinin büyük bir hızla mobilite ekosistemine dönüştüğünü ifade eden Karakaş, “Değişen kullanıcı beklentileri doğrultusunda telefonda yaşanan dönüşüm, bugün otomotivde yaşanıyor. Yakın gelecekte büyük olan değil daha çevik, yaratıcı, iş birliğine açık, kullanıcı odaklı organizasyonlar başarılı olacak. Bu alandaki yarış da henüz başlıyor ve bu yarışın içinde biz de varız. Üstelik avantajlıyız çünkü biz bu dünyanın içine doğduk” dedi.

“Togg Akıllı Yaşam” adını verdikleri hizmetlerle bütünüyle bağlantılı bir otomobilden çok daha fazlasını sunduklarını söyleyen Karakaş, şunları aktardı: “Geliştirdiğiniz bir ürün gücünü kullanıcıdan almıyor ise bu ürün ve hizmet ölmeye mahkumdur. Kullanıcıyı odağa aldığımız ve veri üzerine inşa ettiğimiz iş modelimizle mobilite çözümleri üretiyoruz. Akıllı cihazımızın etrafında oluşan ekosistemle konforlu bir mobilite deneyimi yaşatacak çözümler üzerinde çalışıyoruz.”

Togg logosunun seçim sürecine de değinen Karakaş, global bir marka oluştururken doğum yerinin Türkiye olduğu bilinciyle hareket ettiklerini ifade ederek, “Logo tasarımındaki iki ok, ortasında değerli taş şeklini oluşturacak şekilde kaynaşarak, Doğu ve Batı’nın bir araya gelmesini simgeliyor. Markamız `duygusal` Doğu ve `rasyonel` Batı kültürlerinin harmanlanmasını temsil ediyor, Doğu ve Batı’nın kesişim noktasında Togg var” diye konuştu.

Öte yandan, Togg’un CES 2022’de dünyaya tanıttığı Transition Concept Smart Device olarak isimlendirilen vizyon otomobili, Murat Günak liderliğinde Pininfarina stratejik ortaklığıyla tasarlanıp, Turkish Cargo uçağıyla ABD’ye götürüldü.

İbrahim Kalın: Türkiye ile ABD arasındaki ortak mekanizma konusunda ilk girişim yapıldı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde mutabık kaldığı konularla ilgili bir mekanizmanın kurulması ve işleyişine ilişkin, Ankara’nın Washington’a mektup gönderdiğini açıkladı.

Her yıl dünyanın dört bir yanından on binlerce Müslüman’ı Şikago’da bir araya getiren ve bu yıl 20. düzenlenen “MAS-ICNA Yıllık Kongresi”ne katılmak üzere ABD’ye gelen Kalın, AA muhabirinin başta Türk-Amerikan ilişkileri olmak üzere, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Üç gündür Şikago’da Müslüman çatı kuruluşlarınca düzenlenen MAS-ICNA Kongresi’ndesiniz, Müslüman kanaat önderleriyle görüştünüz. Bu kongreyle ilgili ve Müslüman kanaat önderleriyle görüşmeleriniz hakkında değerlendirme yapabilir misiniz?

MAS-ICNA Toplantısı, Amerikan Müslüman toplumunun her yıl katıldığı en büyük toplantı. Her yıl yıl Noel zamanı Şikago’da yapılıyor ve gerçekten çok büyük bir katılım gerçekleşiyor. Biz de elden geldiğince katılım sağlamaya çalışıyoruz. Tabii burada yaşayan Türk vatandaşlarımız var, onlar katılıyor. Bu yıl Büyükelçimiz (Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan) ile buradayız, Konsolosumuz (Türkiye’nin Şikago Başkonsolosu Engin Türesin) burada, diğer öğrenci arkadaşlarımız var. Biz de elden geldiğince hem ülkemizi temsil etmek hem de Amerikan toplumuyla toplumun önde gelen liderleri ile Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmek için çeşitli görüşmeler yaptık. Gayet güzel verimli görüşmelerde oldu.

Bildiğiniz gibi Amerika Müslüman toplumu için Türkiye’nin de özel bir yeri var. Çünkü birçoğu Türkiye’ye geliyor, gelip yatırım yapanlar, Türkiye’ye tatile gelenler var, eğitim programları için gelenler var. Burası Amerika’da yaşayan Türklerle diğer Müslüman toplulukların kaynaşması açısından da güzel bir ortam sağlıyor. Burada tabii Amerika Müslüman toplumu son derece çeşitli unsurlardan oluşuyor, burada gruplar halinde onların temsilcileri var. Tabii Amerika büyük ülke, Amerika’nın çok farklı yerlerinde farklı şekillerde yaşayan insanlar var. Biz tabii onlarla bağlarımızı güçlendirmeyi her zaman önemsedik. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız da Amerika’ya her geldiğinde mutlaka Amerikan toplumunun liderlerini New York’ta olursa New York’ta, Washington’da olursa Washington’da veya gittiği diğer şehirlerde hep kabul eder, görüşür. Biz bu ilişkileri genel olarak Amerika ile kurduğumuz ilişkiler açısından da önemsiyoruz çünkü Amerika Müslüman toplumunun önde gelen temsilcileri, liderleri burada siyasetten ekonomiye, medyadan yerel siyasete kadar çok farklı alanlarda farklı pozisyonlara sahipler ve onlarla ilişkileri güçlendirmeyi de bizim ülkemiz açısından önemsiyoruz.

“Dışişleri Bakanlığı ABD’ye ortak mekanizma için mektup gönderdi”

Amerika ile ilişkilerden bahsettiniz. 2021 bitmek üzere ve yaklaşık bir yıldır Washington’da yeni bir yönetim var. Mevkidaşınızla defalarca görüştünüz. Bize 2021’de Türk-Amerikan ilişkilerini, yeni yönetimin yaklaşımlarını kapsayacak şekilde değerlendirebilir misiniz?

Şimdi Türk-Amerikan ilişkilerinin çok köklü uzun bir tarihi var. Stratejik ortaklık düzeyinde tanımlanmış bir ilişki ayrıca NATO bünyesinde de iki müttefik ülkeyiz. Fakat dönem dönem Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate almayan Amerikan politikalarının, bu müttefiklik ruhundan uzaklaştığına da şahit oluyoruz. Türk-Amerikan ilişkilerini gölgeleyen, zehirleyen 2-3 temel konumuz var üzerinde mutabakat sağlayamadığımız. Bunlardan bir tanesi; (Barack) Obama döneminden beri devam eden Amerikan yönetimlerinin PYD ve YPG’ye verdiği destek. Biz bu desteğin baştan beri yanlış bir politika olduğunu söyledik, değiştirilmesi gerektiğini de tekrar tekrar ifade ediyoruz. Çünkü bir defa DEAŞ’a karşı mücadele için eğer PYD ve YPG’ye bir destek verildi ise öncelikle ilkesel olarak bir terör örgütünü bir başka terör örgütünü destekleyerek ortadan kaldıramazsınız. İkinci olarak; Suriye’deki YPG ve PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu da herkes biliyor. Bunu Amerikalılar da biliyor; diğerleri de biliyor. Üçüncü olarak; burada özellikle Suriye toplumu içerisinde de büyük rahatsızlıklar yarattığının altını çizmek gerekiyor. Çünkü bir grubu çekerek, yani Suriye muhalefeti ve toplumu içerisinde sadece bir etnik grubu veya o grubun içinden de belli bir grubu yani PKK ya destek veren yahut PKK’lı olan bir Kürt grubu yanınıza çekerek bir Suriye politikası inşa etmeye kalkarsanız, bunun Suriye içinde de Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve geleceği açısından da büyük sıkıntı olacağı ortada. Temel ihtilaf konularımızdan bir tanesi bu.

İkincisi; S-400 meselesinden dolayı Türkiye’ye haksız şekilde uygulanan CAATSA (Amerika Hasımları ile Yaptırım Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımları var. Yine bu çerçevede F-35 programından Türkiye’nin çıkartılması gibi haksız ve hukuksuz bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.

Üçüncü olarak da FETÖ konusunda, ABD’deki FETÖ’nün yapılanmasıyla ilgili bizi tatmin edecek düzeyde somut adımların atılmamış olması, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin temel ihtilaf noktalarını oluşturuyor. Bizim beklentimiz, tabii burada Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate alan bir politika gözden geçirme sürecinin hayata geçirilmesi. Biden yönetimi iş başına geldiğinde, Trump döneminden sonra biz kendileriyle her düzeyde temaslar kurduk ve bu konulardaki kaygılarımızı endişelerimizi ve taleplerimizi dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Son olarak bildiğiniz gibi Roma’da G20 Zirvesi marjında Cumhurbaşkanımızın Sayın Biden ile yaptığı görüşmede, yine bu konular etraflı şekilde ele alındı. Sadece bu ihtilaf edilen konular değil, Kafkaslar’daki gelişmeler, Suriye’deki süreç, Irak, terörle mücadele, Doğu Akdeniz ve diğer konular, Ukrayna’daki gelişmeler de etraflı şekilde ele alındı.

O görüşmenin neticesi olarak da Türkiye Amerika ilişkilerindeki bütün konuları ele alacak bir mekanizmanın kurulması konusunda da mutabık kalındı. Şu anda Dışişleri Bakanlığımız, Amerika tarafına bir kağıt gönderdi. Bununla ilgili bu mekanizmanın yapısının nasıl olacağı, hangi konuların ele alınacağı ve sürecin nasıl işleyeceğine dair. Bununla ilgili çalışmamız da devam ediyor. Kapsamlı şekilde biz, bu ilişkileri karşılıklı çıkar ilişkisi ve saygı temelinde, eşit, adil, şeffaf bir ilişki olarak yürütmek istiyoruz ama bunu yaparken tabii ki Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları, öncelikleri, tehdit algısı her şeyden önce gelir. Bu çerçevede bu ilişkileri doğru bir zeminde ilerletebilmek ve pozitif bir gündemle hareket edebilmek için de görüşmelerimiz devam ediyor ve bundan sonra da bu yöndeki çalışmalarımız sürecek.

Türk-Amerikan savunma heyetleri arasında görüşmeler var, sizin de bahsettiğiniz üzerine Dışişleri Bakanlıkları arasında bir mekanizma kuruluyor. Sizce, Türkiye ile Amerika arasında yeni bir sayfanın açılması mümkün mü? Bu konuda gelecek yıla ilişkin beklentiniz nelerdir?

Belli şartlar yerine getirilirse, özellikle Türkiye’nin tehdit algısı ve ulusal güvenlik çıkarlarıyla ilgili konularda birtakım adımlar atılırsa yeni bir sayfa elbette açılır. Bu ilişkiler, çok daha pozitif bir gündemle ilerleyebilir ama yani temel meseleleri görmezden gelerek yahut erteleyerek yol almamız tabii ki mümkün değil. Buna rağmen biz, pozitif bir gündemle bu sorunları çözmek için savunma sanayinden terörle mücadeleye, ticaretten bölgesel konulara kadar her alanda yine dediğim gibi karşılıklı çıkar ilişkisine, saygıya dayalı bir ilişkinin geliştirilmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.

“Ukrayna krizi konusunda Türkiye’ye bir rol düşerse Türkiye, bunu oynayacaktır”

Batı ülkelerinin başkentlerinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik ikinci bir işgal girişimine yönelebileceği konusunda kaygılar var. Türkiye’nin bu konudaki pozisyonu nedir ve tam olarak Türkiye, bu krizin çözümüne yönelik nasıl bir yol izliyor?

Öncelikle Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan gerilimi biz de büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımız da bu konuyu hem Sayın (Vladimir) Putin ile hem Sayın (Volodimir) Zelenskiy ile yaptığı görüşmelerde, diğer Avrupa liderleri ile ABD Başkanı’yla ve diğer bölge liderleriyle yaptığı görüşmelerde de sürekli ele aldı ve almaya devam ediyor. Her iki tarafa da bizim tavsiyemiz; bu gerilimi bir an önce düşürmeleri. Ukrayna’nın doğusunda Donbas Bölgesi’nde bir askeri çatışmanın yaşanmaması için gerekli adımların atılması. Hatta bu konuda Cumhurbaşkanımız hem Zelenskiy’e hem Putin’e Türkiye’ye yani kendisine, özellikle Cumhurbaşkanımıza bir rol düşerse bu rolü oynayabileceğini de ifade etti. Burada tabii gerilimin düşürülmesi herkesin faydasına.

Yeni bir askeri çatışma, Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesi, Ukrayna toprakları içerisinde yahut üzerinde birtakım askeri hareketliliklerin olması, milis güçlerin harekete geçmesi, çatışmaların yaşanması kimsenin faydasına olmayacaktır. Bütün bölgede gerilimi daha da yükseltecektir. Zaten bu gerilimden dolayı binlerce Ukraynalı hayatını kaybetti ve biz prensip olarak, tabii ki Rusya ile iyi ilişkiler içerisindeyiz ama aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması konusunda da net bir tavrımız var. İki tarafa da tavsiyemiz; böyle bir çatışmadan uzak durmaları, gerilimi düşürmeleri, meselelerini müzakere yoluyla çözme yoluna gitmeleri. Bu yönde de Türkiye’ye düşen bir rol olursa Türkiye, bunu elbette oynayacaktır. Çünkü iki ülke ile de eş zamanlı olarak iyi ilişkileri olan bir Türkiye var. Bugün bu nitelikte olan çok fazla ülke yok. Yani bazı ülkeler Ukrayna’da ilişkiler içerisinde ama Rusya ile ilişkileri iyi değil; bazıları da tersi ama Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Putin ile hem Sayın Zelenskiy ile gayet iyi ilişkileri var.

Yani bu dönemde akıllı bir diplomasinin ve etkin bir diplomatik sürecin hayata geçirilmesi noktasında, Türkiye’nin oynayabileceği bir rol olursa tabii ki bunu Cumhurbaşkanımız seve seve yerine getirecektir. Uluslararası toplumun da burada çok dikkatli olması gerekiyor. Gerilimi artırıcı açıklamalar yahut tutumlardan ziyade gerilimi düşürmeye ve iki taraf arasındaki sorunlu meseleleri çözmeye dönük bir yaklaşımı sergilemeleri büyük önem arz ediyor. Çünkü konu, sadece Rusya ile Ukrayna arasında bir mesele değil biliyorsunuz. Yani daha büyük bir zaviyeden baktığınız zaman, mesele biraz Rusya ile batı ittifakı, Rusya ile NATO, Rusya ile Amerika ve Avrupa arasında yaşanan bir gerilimin neticesi olarak Ukrayna’ya yansıyor Dolayısıyla burada yani Batı ittifakına ABD’ye, Avrupa’ya- ki biz de o ittifakın bir parçasıyız, o ülkelerle sürekli temas halindeyiz, bir NATO üyesi ülke olarak sürecin içerisindeyiz- Avrupalılara da Amerikalılara da tavsiyemiz; gerilimi düşürmeye dönük sahici, somut, inandırıcı adımlar atmaları. Bu sağlanırsa elbette meselenin çözümüne ilişkin önemli bir zemin oluşur, yeni bir iklim oluşur ve bunu desteklemek için de herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerekir. Bizim herkese temel tavsiyemiz bu.

“Ermeni diasporasının sorumlu hareket etmesi gerekiyor”

Moskova, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri normalleştirme sürecine de ev sahipliği yapacak. Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme sürecine ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyim?

Şimdi hatırlarsanız 1992’de Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilerini sonlandırıp sınır kapısını kapattığı zaman temel mesele; Karabağ’ın işgal edilmesiydi. Bugün, yani geçen sene yaşanan 44 günlük savaş sonunda gelen zaferle artık Karabağ sorunu çözüldü. Karabağ, tekrar Azerbaycan toprakları olarak asli yerine kavuşmuş oldu ve 1992’de bizim Ermenistan’da ilişkilerimizi sona erdirmemize sebep olan mesele de ortadan kalkmış oldu. Dolayısıyla artık normalleşmemek için bir sebep yok. Zaten Cumhurbaşkanımız da en baştan itibaren Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sürece paralel olarak Türkiye’nin de Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme yolunda adımlar atılacağını ifade etmişti. Dolayısıyla bu yönde de biliyorsunuz özel temsilciler de atandı.

Ben sürecin bundan sonra yapıcı şekilde, hızlı ilerleyeceği kanaatindeyim. Ermenistan tarafında da bu yönde bir irade var. Bizim zaten irademiz bu konuda açık ve net. Ermenistan’a karşı önyargılı bir yaklaşımımız yok. Bizim sınır komşumuz olarak tabii ki sınırın açılmasını, diplomatik ilişkilerin başlamasını arzu ediyoruz. Bunun için belli şartların yerine gelmesi, belli konuların müzakere edilmesi gerekiyor zaten özel temsilcilerin yürüteceği süreç işte tam da bunu hedefliyor. Burada şunun da altını çizmek isterim; Ermenistan’ın bir tarafta Azerbaycan’la bir tarafta Türkiye ile ilişkileri normalleştirmesi bütün bölgeye katkı sağlayacağı gibi bunlardan daha fazla Ermenistan’ın da faydasına olacaktır. Çünkü Ermenistan, küçük, fakir, nüfusu az bir ülke, denize erişimi olmayan, ticaret yolları son derece sınırlı bir ülke. Azerbaycan’la bir barış anlaşması imzalaması halinde Azerbaycan’la ilişkileri gelişecek; Türkiye’de normalleşmesi halinde sınır ticaretinden sınır güvenliğine kadar, Türk Hava Yollarının uçuşlarına kadar birçok alanda farklı gelişmeler meydana gelecek ve bütün bunlar, Ermenistan’ın da Ermenistan halkının da faydasına olacaktır. Bizim ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşlarımızla da çok iyi ilişkilerimiz var. Bizim onlara karşı bir ayrımcılık yapılması, bir saldırı olması durumunda Allah korusun, biz her zaman çok net bir tavır aldık. Her düzeyde Türk Ermeni toplumu ile ilişkilerimiz var. Bir sorunları olduğunda bize her an ulaşabilirler.

Ermenistan’la normalleşme, mutlaka Türkiye Ermenilerin de Ermenistan’la daha rahat ilişki kurmalarını sağlayacak, başka alanlarda da rahatlamalar getirecektir ama burada özellikle dünyanın iki ülkesinde, yani Fransa ve Amerika da yoğunlaşmış olan Ermeni diasporasının da sorumlu hareket etmesi gerekiyor. Birtakım takıntılar üzerinden 1915 olaylarını ‘soykırım’ diye iddia edip bunu bir ön şart gibi gündeme getirmenin artık özellikle bu noktadan sonra kimseye faydası olmayacak. Artık Kafkaslar’da yeni bir sayfa açıldı, yeni bir dönem başladı ve diaspora topluluklarının da bu gerçeği görmesi gerekir, Ermenistan’ın faydasına ve bölgenin menfaatine olacak bir tavır ve tutum içerisinde olması gerekir. Bu gerçekleşirse buradan herkes istifade eder. Kafkaslar’da, yeni bir barış ve istikrar dönemi başlar ve bundan bütün ülkeler müstefit olur.

“Libya halkının, meşru yönetimin yanında olmaya devam edeceğiz”

Bildiğiniz üzere, Libya’da seçim süreci tıkanmış durumda, seçim ertelendi ve ülkede siyasi belirsizlik sürüyor. Türkiye, bu krizi aşma konusunda ne öneriyor ve krizin çözümü konusunda Ankara’nın katkılarından bahsetmeniz mümkün mü?

Baştan beri Libya’da siyasi süreci sonuna kadar destekledik, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Seçimler, bu siyasi sürecin adımlarından ve aşamalarından bir tanesiydi. Biz, yapılması yönünde gerekli telkinlerde bulunduk ama oradaki şartlarına uygun olmadığı için Libyalılar kendi aralarında bir mutabakatla seçimlerin ertelenmesine karar verdi. Şimdi tabii ne kadar ertelenecek, erteleme sürecinde neler yaşanacak, bu süreci kim nasıl yönetecek, bu sürede bir sonraki seçimlere kadar siyasi parti yasasından anayasaya kadar farklı konular nasıl yoluna koyulacak, bu konuda Libyalılar arasında devam eden bir siyasi müzakere süreci var ve biz bunu destekliyoruz, desteklemeye devam ediyoruz.

Libya’da doğu, batı ve güney gruplarının kesimlerinin bir araya gelmesi ve meşru bir siyasi süreç içerisinde meşru aktörlerin yer alması baştan beri desteklediğimiz bir şey zaten. Bu süreçte biliyorsunuz; Libya ile önemli anlaşma imzaladık. Birisi; Deniz Yetki Anlaşması diğeri de Askeri İşbirliği ve Eğitim Anlaşması. Bu anlaşmalar geçerliliğini aynen koruyor. Bununla ilgili zaman zaman Libya’nın içindeki bazı gruplardan yahut bazı bölge ülkelerinden itirazlar gelse bile Libyalılar bu konuda son derece açık ve net bir tutum içerisinde. Yani meşru Libya hükümetinin bu anlaşmalarla ilgili bir itirazı söz konusu değil ve bu anlaşmaların aynen devam etmesi yönünde iradeleri var. Bu bizim için memnuniyet verici. Dolayısıyla gerek güvenlik noktasında gerek siyasi sürecin desteklenmesi gerekse Libya’nın yeniden inşası ve altyapısının güçlendirilmesi konusunda Türkiye olarak, Libya halkının, meşru yönetimin yanında olmaya devam edeceğiz. Umarım; bu yeni siyasi süreç herhangi bir gerilime, çatışmaya yol açmadan en kısa zamanda yeni bir takvimle, şeffaf bir yol haritasıyla herkese ilan edilir ve artık ne zaman yapılacaksa seçimlerin takvimi, ne şekilde planlanacaksa Libyalılar tarafından, onların yönettiği süreçte biz de destekleyici, kolaylaştırıcı bir aktör olarak onların yanında olmaya devam edeceğiz.

“2022 yılı, güvenliğinden eşit şekilde istifade edebildiği bir yıl olur”

Kalın, 2021 yılının zor bir yıl olduğunu, Kovid-19 salgınının etkilerinin bu yıl da devam ettiğini gördüklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bunun insanların sosyal mobilitesine, bireysel hayatına, tabii ki küresel ekonomiye, ulusal ekonomilere ve bölgesel gelişmelere çok farklı etkileri oldu. Doğal afetler yaşandı. Umarım 2022 yılı; hepimiz için barışın, refahın, istikrarın, güvenin tekrar inşa edildiği ve yayıldığı, herkesin dünyanın farklı nimetlerinden, zenginliklerinden, barış, istikrar ve güvenliğinden eşit şekilde istifade edebildiği bir yıl olur. Türkiye olarak hem kendi bölgemizde hem de küresel konularda, bu yönde Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu rolü oynamaya devam edeceğiz. Kendisi uzun bir süredir ‘Dünya beşten büyüktür’ diyor. Gerçekten salgının yaşandığı dönemde küresel sistemin ne kadar kırılgan olduğunu, dünyanın beşten ve diğer ülkelerin toplamından daha büyük olduğunu bir defa daha gördük. Aynı zamanda yine Cumhurbaşkanımızın ‘daha adil bir dünya mümkün’ diye bir çağrısı var. Bununla ilgili de kitap yazdı. Bu, sadece BM Güvenlik Konseyi’nin yahut BM yapısının reforme edilmesiyle ilgili teknik bir çağrı değil. Dünyada adaletin hakim olduğu, gerçek manada ekonomik-siyasi ve toplumsal adaletin hakim olduğu, zengin ile fakirin, kuzeyli ile güneylinin, avantajlı ile dezavantajlı ve doğu ile batı arasındaki farkların uçuruma dönüşmediği, farklılıklarımızın zenginlik olarak tecrübe edildiği bir dünyanın mümkün olduğunu söylüyor.

Bu yönde tabii çevre krizinden iklim değişikliğine, ekonomik kaynakların adil şekilde paylaşılmasına, güvenliğin, barışın, istikrarın teminine kadar her ülkeye en büyüğünden en küçüğüne kadar büyük roller düşüyor. Umarım 2022; bu farkındalığın ve bilincin yükselişe geçtiği, aklın, vicdanın, duygunun, insanlığın, merhametin ve şefkatin hakim olduğu, dünya siyasetinin yönlendirildiği bir yıl olur.”

Cumhurbaşkanlığından Türkiye ABD ortaklığına ilişkin S-400 açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, iki ülke ilişkilerini ilgilendiren ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde mutabık kaldığı konularla ilgili bir mekanizmanın kurulması ve işleyişine ilişkin, Ankara’nın Washington’a mektup gönderdiğini ve S-400 problemi ile ilgili konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Her yıl dünyanın dört bir yanından on binlerce Müslüman’ı Şikago’da bir araya getiren ve bu yıl 20. düzenlenen “MAS-ICNA Yıllık Kongresi”ne katılmak üzere ABD’ye gelen Kalın, AA muhabirinin başta Türk-Amerikan ilişkileri olmak üzere, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı:

Soru: Üç gündür Şikago’da Müslüman çatı kuruluşlarınca düzenlenen MAS-ICNA Kongresi’ndesiniz, Müslüman kanaat önderleriyle görüştünüz. Bu kongreyle ilgili ve Müslüman kanaat önderleriyle görüşmeleriniz hakkında değerlendirme yapabilir misiniz?

Cevap: MAS-ICNA Toplantısı, Amerikan Müslüman toplumunun her yıl katıldığı en büyük toplantı. Her yıl yıl Noel zamanı Şikago’da yapılıyor ve gerçekten çok büyük bir katılım gerçekleşiyor. Biz de elden geldiğince katılım sağlamaya çalışıyoruz. Tabii burada yaşayan Türk vatandaşlarımız var, onlar katılıyor. Bu yıl Büyükelçimiz (Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan) ile buradayız, Konsolosumuz (Türkiye’nin Şikago Başkonsolosu Engin Türesin) burada, diğer öğrenci arkadaşlarımız var. Biz de elden geldiğince hem ülkemizi temsil etmek hem de Amerikan toplumuyla toplumun önde gelen liderleri ile Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmek için çeşitli görüşmeler yaptık. Gayet güzel verimli görüşmelerde oldu.

Bildiğiniz gibi Amerika Müslüman toplumu için Türkiye’nin de özel bir yeri var. Çünkü birçoğu Türkiye’ye geliyor, gelip yatırım yapanlar, Türkiye’ye tatile gelenler var, eğitim programları için gelenler var. Burası Amerika’da yaşayan Türklerle diğer Müslüman toplulukların kaynaşması açısından da güzel bir ortam sağlıyor. Burada tabii Amerika Müslüman toplumu son derece çeşitli unsurlardan oluşuyor, burada gruplar halinde onların temsilcileri var. Tabii Amerika büyük ülke, Amerika’nın çok farklı yerlerinde farklı şekillerde yaşayan insanlar var. Biz tabii onlarla bağlarımızı güçlendirmeyi her zaman önemsedik. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız da Amerika’ya her geldiğinde mutlaka Amerikan toplumunun liderlerini New York’ta olursa New York’ta, Washington’da olursa Washington’da veya gittiği diğer şehirlerde hep kabul eder, görüşür. Biz bu ilişkileri genel olarak Amerika ile kurduğumuz ilişkiler açısından da önemsiyoruz çünkü Amerika Müslüman toplumunun önde gelen temsilcileri, liderleri burada siyasetten ekonomiye, medyadan yerel siyasete kadar çok farklı alanlarda farklı pozisyonlara sahipler ve onlarla ilişkileri güçlendirmeyi de bizim ülkemiz açısından önemsiyoruz.

Dışişleri Bakanlığı ABD’ye ortak mekanizma için mektup gönderdi

Soru: Amerika ile ilişkilerden bahsettiniz. 2021 bitmek üzere ve yaklaşık bir yıldır Washington’da yeni bir yönetim var. Mevkidaşınızla defalarca görüştünüz. Bize 2021’de Türk-Amerikan ilişkilerini, yeni yönetimin yaklaşımlarını kapsayacak şekilde değerlendirebilir misiniz?

Cevap: Şimdi Türk-Amerikan ilişkilerinin çok köklü uzun bir tarihi var. Stratejik ortaklık düzeyinde tanımlanmış bir ilişki ayrıca NATO bünyesinde de iki müttefik ülkeyiz. Fakat dönem dönem Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate almayan Amerikan politikalarının, bu müttefiklik ruhundan uzaklaştığına da şahit oluyoruz. Türk-Amerikan ilişkilerini gölgeleyen, zehirleyen 2-3 temel konumuz var üzerinde mutabakat sağlayamadığımız. Bunlardan bir tanesi; (Barack) Obama döneminden beri devam eden Amerikan yönetimlerinin PYD ve YPG’ye verdiği destek. Biz bu desteğin baştan beri yanlış bir politika olduğunu söyledik, değiştirilmesi gerektiğini de tekrar tekrar ifade ediyoruz. Çünkü bir defa DEAŞ’a karşı mücadele için eğer PYD ve YPG’ye bir destek verildi ise öncelikle ilkesel olarak bir terör örgütünü bir başka terör örgütünü destekleyerek ortadan kaldıramazsınız. İkinci olarak; Suriye’deki YPG ve PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu da herkes biliyor. Bunu Amerikalılar da biliyor; diğerleri de biliyor. Üçüncü olarak; burada özellikle Suriye toplumu içerisinde de büyük rahatsızlıklar yarattığının altını çizmek gerekiyor. Çünkü bir grubu çekerek, yani Suriye muhalefeti ve toplumu içerisinde sadece bir etnik grubu veya o grubun içinden de belli bir grubu yani PKK ya destek veren yahut PKK’lı olan bir Kürt grubu yanınıza çekerek bir Suriye politikası inşa etmeye kalkarsanız, bunun Suriye içinde de Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve geleceği açısından da büyük sıkıntı olacağı ortada. Temel ihtilaf konularımızdan bir tanesi bu.

İkincisi; S-400 meselesinden dolayı Türkiye’ye haksız şekilde uygulanan CAATSA (Amerika Hasımları ile Yaptırım Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımları var. Yine bu çerçevede F-35 programından Türkiye’nin çıkartılması gibi haksız ve hukuksuz bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.

Üçüncü olarak da FETÖ konusunda, ABD’deki FETÖ’nün yapılanmasıyla ilgili bizi tatmin edecek düzeyde somut adımların atılmamış olması, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin temel ihtilaf noktalarını oluşturuyor. Bizim beklentimiz, tabii burada Türkiye’nin ulusal çıkarlarını dikkate alan bir politika gözden geçirme sürecinin hayata geçirilmesi. Biden yönetimi iş başına geldiğinde, Trump döneminden sonra biz kendileriyle her düzeyde temaslar kurduk ve bu konulardaki kaygılarımızı endişelerimizi ve taleplerimizi dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Son olarak bildiğiniz gibi Roma’da G20 Zirvesi marjında Cumhurbaşkanımızın Sayın Biden ile yaptığı görüşmede, yine bu konular etraflı şekilde ele alındı. Sadece bu ihtilaf edilen konular değil, Kafkaslar’daki gelişmeler, Suriye’deki süreç, Irak, terörle mücadele, Doğu Akdeniz ve diğer konular, Ukrayna’daki gelişmeler de etraflı şekilde ele alındı.

O görüşmenin neticesi olarak da Türkiye Amerika ilişkilerindeki bütün konuları ele alacak bir mekanizmanın kurulması konusunda da mutabık kalındı. Şu anda Dışişleri Bakanlığımız, Amerika tarafına bir kağıt gönderdi. Bununla ilgili bu mekanizmanın yapısının nasıl olacağı, hangi konuların ele alınacağı ve sürecin nasıl işleyeceğine dair. Bununla ilgili çalışmamız da devam ediyor. Kapsamlı şekilde biz, bu ilişkileri karşılıklı çıkar ilişkisi ve saygı temelinde, eşit, adil, şeffaf bir ilişki olarak yürütmek istiyoruz ama bunu yaparken tabii ki Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları, öncelikleri, tehdit algısı her şeyden önce gelir. Bu çerçevede bu ilişkileri doğru bir zeminde ilerletebilmek ve pozitif bir gündemle hareket edebilmek için de görüşmelerimiz devam ediyor ve bundan sonra da bu yöndeki çalışmalarımız sürecek.

Soru: Türk-Amerikan savunma heyetleri arasında görüşmeler var, sizin de bahsettiğiniz üzerine Dışişleri Bakanlıkları arasında bir mekanizma kuruluyor. Sizce, Türkiye ile Amerika arasında yeni bir sayfanın açılması mümkün mü? Bu konuda gelecek yıla ilişkin beklentiniz nelerdir?

Cevap: Belli şartlar yerine getirilirse, özellikle Türkiye’nin tehdit algısı ve ulusal güvenlik çıkarlarıyla ilgili konularda birtakım adımlar atılırsa yeni bir sayfa elbette açılır. Bu ilişkiler, çok daha pozitif bir gündemle ilerleyebilir ama yani temel meseleleri görmezden gelerek yahut erteleyerek yol almamız tabii ki mümkün değil. Buna rağmen biz, pozitif bir gündemle bu sorunları çözmek için savunma sanayinden terörle mücadeleye, ticaretten bölgesel konulara kadar her alanda yine dediğim gibi karşılıklı çıkar ilişkisine, saygıya dayalı bir ilişkinin geliştirilmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.

“Ukrayna krizi konusunda Türkiye’ye bir rol düşerse Türkiye, bunu oynayacaktır”

Soru: Batı ülkelerinin başkentlerinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik ikinci bir işgal girişimine yönelebileceği konusunda kaygılar var. Türkiye’nin bu konudaki pozisyonu nedir ve tam olarak Türkiye, bu krizin çözümüne yönelik nasıl bir yol izliyor?

Cevap: Öncelikle Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan gerilimi biz de büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımız da bu konuyu hem Sayın (Vladimir) Putin ile hem Sayın (Volodimir) Zelenskiy ile yaptığı görüşmelerde, diğer Avrupa liderleri ile ABD Başkanı’yla ve diğer bölge liderleriyle yaptığı görüşmelerde de sürekli ele aldı ve almaya devam ediyor. Her iki tarafa da bizim tavsiyemiz; bu gerilimi bir an önce düşürmeleri. Ukrayna’nın doğusunda Donbas Bölgesi’nde bir askeri çatışmanın yaşanmaması için gerekli adımların atılması. Hatta bu konuda Cumhurbaşkanımız hem Zelenskiy’e hem Putin’e Türkiye’ye yani kendisine, özellikle Cumhurbaşkanımıza bir rol düşerse bu rolü oynayabileceğini de ifade etti. Burada tabii gerilimin düşürülmesi herkesin faydasına.

Yeni bir askeri çatışma, Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesi, Ukrayna toprakları içerisinde yahut üzerinde birtakım askeri hareketliliklerin olması, milis güçlerin harekete geçmesi, çatışmaların yaşanması kimsenin faydasına olmayacaktır. Bütün bölgede gerilimi daha da yükseltecektir. Zaten bu gerilimden dolayı binlerce Ukraynalı hayatını kaybetti ve biz prensip olarak, tabii ki Rusya ile iyi ilişkiler içerisindeyiz ama aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması konusunda da net bir tavrımız var. İki tarafa da tavsiyemiz; böyle bir çatışmadan uzak durmaları, gerilimi düşürmeleri, meselelerini müzakere yoluyla çözme yoluna gitmeleri. Bu yönde de Türkiye’ye düşen bir rol olursa Türkiye, bunu elbette oynayacaktır. Çünkü iki ülke ile de eş zamanlı olarak iyi ilişkileri olan bir Türkiye var. Bugün bu nitelikte olan çok fazla ülke yok. Yani bazı ülkeler Ukrayna’da ilişkiler içerisinde ama Rusya ile ilişkileri iyi değil; bazıları da tersi ama Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Putin ile hem Sayın Zelenskiy ile gayet iyi ilişkileri var.

Yani bu dönemde akıllı bir diplomasinin ve etkin bir diplomatik sürecin hayata geçirilmesi noktasında, Türkiye’nin oynayabileceği bir rol olursa tabii ki bunu Cumhurbaşkanımız seve seve yerine getirecektir. Uluslararası toplumun da burada çok dikkatli olması gerekiyor. Gerilimi artırıcı açıklamalar yahut tutumlardan ziyade gerilimi düşürmeye ve iki taraf arasındaki sorunlu meseleleri çözmeye dönük bir yaklaşımı sergilemeleri büyük önem arz ediyor. Çünkü konu, sadece Rusya ile Ukrayna arasında bir mesele değil biliyorsunuz. Yani daha büyük bir zaviyeden baktığınız zaman, mesele biraz Rusya ile batı ittifakı, Rusya ile NATO, Rusya ile Amerika ve Avrupa arasında yaşanan bir gerilimin neticesi olarak Ukrayna’ya yansıyor Dolayısıyla burada yani Batı ittifakına ABD’ye, Avrupa’ya- ki biz de o ittifakın bir parçasıyız, o ülkelerle sürekli temas halindeyiz, bir NATO üyesi ülke olarak sürecin içerisindeyiz- Avrupalılara da Amerikalılara da tavsiyemiz; gerilimi düşürmeye dönük sahici, somut, inandırıcı adımlar atmaları. Bu sağlanırsa elbette meselenin çözümüne ilişkin önemli bir zemin oluşur, yeni bir iklim oluşur ve bunu desteklemek için de herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerekir. Bizim herkese temel tavsiyemiz bu.

“Ermeni diasporasının sorumlu hareket etmesi gerekiyor”

Soru: Moskova, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri normalleştirme sürecine de ev sahipliği yapacak. Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme sürecine ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyim?

Cevap: Şimdi hatırlarsanız 1992’de Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilerini sonlandırıp sınır kapısını kapattığı zaman temel mesele; Karabağ’ın işgal edilmesiydi. Bugün, yani geçen sene yaşanan 44 günlük savaş sonunda gelen zaferle artık Karabağ sorunu çözüldü. Karabağ, tekrar Azerbaycan toprakları olarak asli yerine kavuşmuş oldu ve 1992’de bizim Ermenistan’da ilişkilerimizi sona erdirmemize sebep olan mesele de ortadan kalkmış oldu. Dolayısıyla artık normalleşmemek için bir sebep yok. Zaten Cumhurbaşkanımız da en baştan itibaren Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sürece paralel olarak Türkiye’nin de Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme yolunda adımlar atılacağını ifade etmişti. Dolayısıyla bu yönde de biliyorsunuz özel temsilciler de atandı.

Ben sürecin bundan sonra yapıcı şekilde, hızlı ilerleyeceği kanaatindeyim. Ermenistan tarafında da bu yönde bir irade var. Bizim zaten irademiz bu konuda açık ve net. Ermenistan’a karşı önyargılı bir yaklaşımımız yok. Bizim sınır komşumuz olarak tabii ki sınırın açılmasını, diplomatik ilişkilerin başlamasını arzu ediyoruz. Bunun için belli şartların yerine gelmesi, belli konuların müzakere edilmesi gerekiyor zaten özel temsilcilerin yürüteceği süreç işte tam da bunu hedefliyor. Burada şunun da altını çizmek isterim; Ermenistan’ın bir tarafta Azerbaycan’la bir tarafta Türkiye ile ilişkileri normalleştirmesi bütün bölgeye katkı sağlayacağı gibi bunlardan daha fazla Ermenistan’ın da faydasına olacaktır. Çünkü Ermenistan, küçük, fakir, nüfusu az bir ülke, denize erişimi olmayan, ticaret yolları son derece sınırlı bir ülke. Azerbaycan’la bir barış anlaşması imzalaması halinde Azerbaycan’la ilişkileri gelişecek; Türkiye’de normalleşmesi halinde sınır ticaretinden sınır güvenliğine kadar, Türk Hava Yollarının uçuşlarına kadar birçok alanda farklı gelişmeler meydana gelecek ve bütün bunlar, Ermenistan’ın da Ermenistan halkının da faydasına olacaktır. Bizim ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşlarımızla da çok iyi ilişkilerimiz var. Bizim onlara karşı bir ayrımcılık yapılması, bir saldırı olması durumunda Allah korusun, biz her zaman çok net bir tavır aldık. Her düzeyde Türk Ermeni toplumu ile ilişkilerimiz var. Bir sorunları olduğunda bize her an ulaşabilirler.

Ermenistan’la normalleşme, mutlaka Türkiye Ermenilerin de Ermenistan’la daha rahat ilişki kurmalarını sağlayacak, başka alanlarda da rahatlamalar getirecektir ama burada özellikle dünyanın iki ülkesinde, yani Fransa ve Amerika da yoğunlaşmış olan Ermeni diasporasının da sorumlu hareket etmesi gerekiyor. Birtakım takıntılar üzerinden 1915 olaylarını ‘soykırım’ diye iddia edip bunu bir ön şart gibi gündeme getirmenin artık özellikle bu noktadan sonra kimseye faydası olmayacak. Artık Kafkaslar’da yeni bir sayfa açıldı, yeni bir dönem başladı ve diaspora topluluklarının da bu gerçeği görmesi gerekir, Ermenistan’ın faydasına ve bölgenin menfaatine olacak bir tavır ve tutum içerisinde olması gerekir. Bu gerçekleşirse buradan herkes istifade eder. Kafkaslar’da, yeni bir barış ve istikrar dönemi başlar ve bundan bütün ülkeler müstefit olur.

“Türkiye olarak Libya halkının, meşru yönetimin yanında olmaya devam edeceğiz”

Soru: Bildiğiniz üzere, Libya’da seçim süreci tıkanmış durumda, seçim ertelendi ve ülkede siyasi belirsizlik sürüyor. Türkiye, bu krizi aşma konusunda ne öneriyor ve krizin çözümü konusunda Ankara’nın katkılarından bahsetmeniz mümkün mü?

Cevap: Baştan beri Libya’da siyasi süreci sonuna kadar destekledik, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Seçimler, bu siyasi sürecin adımlarından ve aşamalarından bir tanesiydi. Biz, yapılması yönünde gerekli telkinlerde bulunduk ama oradaki şartlarına uygun olmadığı için Libyalılar kendi aralarında bir mutabakatla seçimlerin ertelenmesine karar verdi. Şimdi tabii ne kadar ertelenecek, erteleme sürecinde neler yaşanacak, bu süreci kim nasıl yönetecek, bu sürede bir sonraki seçimlere kadar siyasi parti yasasından anayasaya kadar farklı konular nasıl yoluna koyulacak, bu konuda Libyalılar arasında devam eden bir siyasi müzakere süreci var ve biz bunu destekliyoruz, desteklemeye devam ediyoruz.

Libya’da doğu, batı ve güney gruplarının kesimlerinin bir araya gelmesi ve meşru bir siyasi süreç içerisinde meşru aktörlerin yer alması baştan beri desteklediğimiz bir şey zaten. Bu süreçte biliyorsunuz; Libya ile önemli anlaşma imzaladık. Birisi; Deniz Yetki Anlaşması diğeri de Askeri İşbirliği ve Eğitim Anlaşması. Bu anlaşmalar geçerliliğini aynen koruyor. Bununla ilgili zaman zaman Libya’nın içindeki bazı gruplardan yahut bazı bölge ülkelerinden itirazlar gelse bile Libyalılar bu konuda son derece açık ve net bir tutum içerisinde. Yani meşru Libya hükümetinin bu anlaşmalarla ilgili bir itirazı söz konusu değil ve bu anlaşmaların aynen devam etmesi yönünde iradeleri var. Bu bizim için memnuniyet verici. Dolayısıyla gerek güvenlik noktasında gerek siyasi sürecin desteklenmesi gerekse Libya’nın yeniden inşası ve altyapısının güçlendirilmesi konusunda Türkiye olarak, Libya halkının, meşru yönetimin yanında olmaya devam edeceğiz. Umarım; bu yeni siyasi süreç herhangi bir gerilime, çatışmaya yol açmadan en kısa zamanda yeni bir takvimle, şeffaf bir yol haritasıyla herkese ilan edilir ve artık ne zaman yapılacaksa seçimlerin takvimi, ne şekilde planlanacaksa Libyalılar tarafından, onların yönettiği süreçte biz de destekleyici, kolaylaştırıcı bir aktör olarak onların yanında olmaya devam edeceğiz.

“2022 yılı, güvenliğinden eşit şekilde istifade edebildiği bir yıl olur”

Kalın, 2021 yılının zor bir yıl olduğunu, Kovid-19 salgınının etkilerinin bu yıl da devam ettiğini gördüklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bunun insanların sosyal mobilitesine, bireysel hayatına, tabii ki küresel ekonomiye, ulusal ekonomilere ve bölgesel gelişmelere çok farklı etkileri oldu. Doğal afetler yaşandı. Umarım 2022 yılı; hepimiz için barışın, refahın, istikrarın, güvenin tekrar inşa edildiği ve yayıldığı, herkesin dünyanın farklı nimetlerinden, zenginliklerinden, barış, istikrar ve güvenliğinden eşit şekilde istifade edebildiği bir yıl olur. Türkiye olarak hem kendi bölgemizde hem de küresel konularda, bu yönde Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu rolü oynamaya devam edeceğiz. Kendisi uzun bir süredir ‘Dünya beşten büyüktür’ diyor. Gerçekten salgının yaşandığı dönemde küresel sistemin ne kadar kırılgan olduğunu, dünyanın beşten ve diğer ülkelerin toplamından daha büyük olduğunu bir defa daha gördük. Aynı zamanda yine Cumhurbaşkanımızın ‘daha adil bir dünya mümkün’ diye bir çağrısı var. Bununla ilgili de kitap yazdı. Bu, sadece BM Güvenlik Konseyi’nin yahut BM yapısının reforme edilmesiyle ilgili teknik bir çağrı değil. Dünyada adaletin hakim olduğu, gerçek manada ekonomik-siyasi ve toplumsal adaletin hakim olduğu, zengin ile fakirin, kuzeyli ile güneylinin, avantajlı ile dezavantajlı ve doğu ile batı arasındaki farkların uçuruma dönüşmediği, farklılıklarımızın zenginlik olarak tecrübe edildiği bir dünyanın mümkün olduğunu söylüyor.

Bu yönde tabii çevre krizinden iklim değişikliğine, ekonomik kaynakların adil şekilde paylaşılmasına, güvenliğin, barışın, istikrarın teminine kadar her ülkeye en büyüğünden en küçüğüne kadar büyük roller düşüyor. Umarım 2022; bu farkındalığın ve bilincin yükselişe geçtiği, aklın, vicdanın, duygunun, insanlığın, merhametin ve şefkatin hakim olduğu, dünya siyasetinin yönlendirildiği bir yıl olur.”