1915 Olaylari

MultiTV

Çok Kültürlü Televizyon

1915 Olaylari

Biden’ın ‘soykırım’ skandalına İngiltere’den cevap

ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarıyla ilgili olarak “soykırım” ifadesini kullanmasının ardından İngiltere’den bir açıklama geldi. İngiltere’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Bakanı Simon Coveney “Ne Avrupa Birliği ne de Birleşmiş Milletler 1915 olayları ile ilgili bir karar almış durumda değil” dedi.

Geçen ay ABD-Türkiye ilişkilerini geren “soykırım” geriliminin ardından İngiltere’den dikkat çeken bir açıklama geldi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarıyla ilgili olarak “soykırım” ifadesini kullanmasıyla alakalı İngiltere’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Bakanı Simon Coveney, İngiltere parlamentosunda konuştu.

Bu konuda vekillerden gelen soruya yanıt veren Coveney, “Soykırım olup olmadığı konusunda uluslararası bir fikir birliği yok. Hükümetimiz bu konuda bir pozisyon almadı ve biz bu konuda görüş verebilecek bir konumda olmadığımıza inanıyoruz. Ne Avrupa Birliği ne de Birleşmiş Milletler 1915 olayları ile ilgili bir karar almış durumda değil” dedi.

İrlanda da tanımıyor

Coveney, herhangi bir karar alınması durumunda bunun bazı yasal sonuçları olacağını da söylerken, “Hükümet 1915 yılında yaşanan olaylarda çok sayıda Ermeninin ölümünü bir trajedi olarak tanımlıyor” dedi.

Öte yandan İngiliz The Times’a konuşan bir Dış İlişkiler yetkilisi de, “İrlanda da sadece uygun uluslararası bir mahkemenin oluşturularak karar alınması durumunda soykırımı tanıyacaktır ya da bir uluslararası fikir birliği oluşunca” dedi.

ABD’li isimden küstah Biden’a sert sözler: Sadece Ermenistan açmadı! Ne saklıyorsunuz?

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan döneminde Adalet Bakanlığı Müşavirliği görevini yürüten anayasa hukukçusu Bruce Fein, Biden’ın 1915 olayları için kullandığı küstah suçlamalarını sert bir dille eleştirdi. “Politikacılar, tarih okumazlar. Gizli siyasi amaçları var.” ifadelerini kullanan Fein, “Birinci Dünya Savaşı’ndaki tüm ilgili güçler arşivlerini açtı. Sadece Ermenistan arşivlerini açmayı reddetti. Ne saklıyorsunuz?” dedi.

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan döneminde Adalet Bakanlığı Müşavirliği yapan anayasa hukukçusu Bruce Fein, Başkan Joe Biden‘ın 24 Nisan açıklamasına tepki gösterdi. Fein, “Birinci Dünya Savaşı’ndaki tüm ilgili güçler arşivlerini açtı. Sadece Ermenistan arşivlerini açmayı reddetti. Ne saklıyorsunuz? Bu kadar büyük bir davanız olduğuna inanıyorsanız arşivlerinizi herkese açıp neden Türkiye aleyhine her türlü suçlayıcı kanıtın ortaya çıkmasını beklemiyorsunuz?” dedi.

Merkezi Washington’da bulunan bir hukuk firmasının kurucusu olan, birçok Amerikan muhafazakar düşünce kuruluşunda uluslararası hukuk uzmanı olarak görev yapan Fein, Biden’ın 1915 olaylarına ilişkin 24 Nisan’da yaptığı açıklamayı ve Ermeni iddialarını değerlendirdi.

SORU: Sayın Fein, öncelikle 1915 olaylarına ilişkin Biden bir açıklama yaptı ve bunu “soykırım” olarak niteledi. Eski bir bürokrat ve bir anayasa hukukçusu olarak sizin 1915 olaylarına ilişkin değerlendirmeniz ve görüşleriniz nedir?

FEIN: Siyasi açıklamalar, bu konuyla ilgili bir son nokta koyamazlar çünkü yasal dayanakları yok. Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015’te Perinçek’e karşı İsviçre adlı davada, Fransız Anayasa Konseyinin de daha önceki bir kararını da yineleyerek, yasama-yürütme mercilerinin yargı yetkisi olmadığını, soykırım suçuna yönelik suçu veya masumiyeti ilan edecek yasal yetkileri olmadığını açık bir şekilde ortaya koymuştu. Bu ancak bir mahkeme tarafından yapılabilir ve Soykırım Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca, olayların soykırım olup olmadığı konusunda bir anlaşmazlık varsa, bu durum Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanında yargılanacaktır. Bu madde 70 yıl önce 1951’de yürürlüğe girdi ve Ermenistan, Soykırım Sözleşmesi’nin dokuzuncu maddesinde belirtildiği gibi iddialarını Uluslararası Adalet Divanına götürmedi. Tabii Türkiye, herhangi bir kişi gibi masumiyet karinesine sahiptir ve şu ya da bu şekilde bir mahkeme karar verene kadar masumiyet karinesi geçerlidir.

1915 olaylarının 1861’de güney eyaletlerinin ayrılmak istediği ABD iç savaşı’ndan farkı yoktur

Şimdi 1915 olaylarına Soykırım Sözleşmesi hakkındaki bilgimle bakacak olursam, her iki tarafta da çok korkunç cinayetlerin birkaç nedenden ötürü bir soykırım teşkil ettiği bana oldukça şüpheli görünüyor. Birincisi, işlendikleri tarihte suç teşkil etmeyen fiillerin geriye dönük olarak suç olamayacağı şeklinde bir evrensel hukuk ilkesi vardır. Soykırım kavramı 1943’e kadar, yani 1915’ten on yıllar sonraya kadar bile icat edilmemişti. Dolayısıyla onları 1915’teki olaylara geriye dönük olarak uygulamak, uluslararası hukuka aykırıdır. Ancak burada geriye dönük işlem yapma sorunu olmadığını varsayarsak bile, Soykırım Sözleşmesi’nin hazırlanması sırasında, siyasi motivasyon nedeniyle işlenen bir cinayetin, bir öldürmenin soykırım olmadığı, siyasi duruşun açık oylamayla soykırım suçundan dışlandığı söz konusudur. Soykırım Sözleşmesi’nin hazırlanmasına katılanlar tarafından tartışıldı, bu hariç bırakılarak oylandı ve onaylandı. Yani örneğin, bölünme üzerine bir savaş olduğu için ölümler oldu, bunlar soykırım olarak tanımlanamaz. Çünkü bunlar siyasi anlaşmazlıklar üzerine, bir grubun bağımsız olmayı hak edip etmediğine dair anlaşmazlıklar üzerine çıkmıştır. Bunun (1915 olaylarının) 1861’de güney eyaletlerinin ayrılmak istediği ABD İç Savaşı’ndan farkı yoktur. Oldukça kanlı bir iç savaş yaşandı, yüz binlerce insan öldü. Bunlar da siyasi görüş üzerineydi. Bir taraf ayrılmak istedi, Birlik de buna ‘hayır’ dedi. ‘Anayasa kapsamında buna hakkınız yok’ dedi. Buradaki öldürmeler soykırım değildi.

Birinci Dünya Savaşı’nda yaşananlara bakarsanız, Osmanlı Ermenilerini kendi sözleriyle bile ele alırsanız, bunun açık bir şekilde soykırım olmadığı görülür. Osmanlı Ermenileri isyan ettiler. 1915’te Osmanlı İmparatorluğu vatandaşıydılar. Onlara bir sadakat borçluydular ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan siyasi bağımsızlık elde etmek için isyan etmeye çalışıyorlardı. Politik bir hedef gözettiler. Dolayısıyla ortaya çıkan ölümler tanım gereği soykırım değildi.

1919’daki Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Ermenileri, 1915’te savaşan taraf olarak İtilaf güçlerine katılmalarıyla övündüler. Bunlar kullandıkları kelimelerdi, bunu ihanet etmeden önce Osmanlı ordusunda general olan (Bağos) Nubar Bey söyledi. O zamanlar Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu’nun düşmanı olan Rusya ve Fransa ile bir olup Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılıklarını terk ettiler. Savaşan taraf olarak savaştılar ve savaşçı olarak öldüler. Bunlar soykırım cinayetleri değildi.

1915 olaylarını yahudi soykırımı ile karşılaştırılamaz

Dahası cinayetlerin soykırım olmadığını, savunmasız masum kurbanların öldürülmelerinin söz konusu olmadığını doğrulayan en azından ikinci dereceden kanıtlar var. Yine Paris Barış Konferansı’nda, Osmanlı Ermenileri, o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu parçalanmadan önce öyleydiler, Ermeni temsilcileri, Osmanlı Türklerinin de aynı oranda öldüğünü gayet açık bir şekilde belirttiler. Bunu örneğin Holokost ile karşılaştırın, bu imha kamplarında 6 milyon Yahudi öldü. Peki ya Naziler, yani failleri orantılı bir şekilde öldüler mi. Hayır ölmediler. İşte bu yüzden, Princeton’da çok ünlü bir Orta Doğu tarihçisi olan Bernard Lewis, Birinci Dünya Savaşı’nda, Ermenilere olanları Holokost’a benzetmenin mantıksız olduğunu söylüyor. Bu, eski Nobel Barış Ödülü sahibi ve İsrail Başbakanı Şimon Peres’in de yinelediği bir görüş. Dolayısıyla tüm koşullara, istatistiklere, Ermenilerin kendi beyanlarına baktığınızda, Birinci Dünya Savaşı trajedisinin soykırım nitelemesi olarak tartışacak makul bir durum olmadığına inanıyorum. Ve tam da bu nedenle Ermenistan’ın tam tamına 70 yıldır Türkiye’nin soykırım suçu işlediği iddiasını Uluslararası Adalet Divanına taşımayı reddettiğine inanıyorum. Bugün konuştuğumuz gibi, bu uluslararası mahkeme açıktır ve Ermenistan’ın iddiası karara bağlanabilir. İstemiyor çünkü korkuyor, kaybedecek.

SORU: Soykırımla iç savaş veya çatışma arasında bu kadar keskin bir çizgi varken, Biden yönetimi neden 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyen bir açıklama yaptı?

FEIN: Politikacılar, tarih okumazlar. Gizli siyasi amaçları var. Joe Biden ve ekibinin bu dönemle ilgili şaşırtıcı miktarda arşivleri ve tarihi yazıları okuduklarını düşünüyor musunuz? Tabii ki değil. Karar vermelerinin nedeni, gizli politik güdülere sahip olmaları, onlara kampanya katkısı veren, oy çıkaracak yardımı sağlayan paradır. Ve Türkiye için yazık ki, Amerikalı Ermeniler çok daha iyi örgütlenmişler, Türk Amerikalılardan çok daha zenginler. Dolayısıyla tüm bunlar politik açıklamalardır. Kanunla hiçbir ilgisi yok. Tartışma hiçbir zaman bitmiyor. Bitiremezsiniz de. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Fransa Anayasa Konseyinin de belirttiği üzere yasama veya yürütme erkleri soykırım suçunu yargılama yetkisine sahip değiller. Dolayısıyla bunlar siyasi olarak sonsuza kadar sürdürülebilir. Bu yüzden de Ermeniler bunu siyasi alanda tutuyorlar. Mahkemeye götürmüyorlar çünkü kaybedeceklerinden korkuyorlar. Siyasi arenada Amerikalı Türklerden çok daha güçlüler ve kazanırlar. Eğer katıksız siyasi sembollerle bir yanlışı ortak akıl olarak sunabiliyorsanız neden bir mahkemede kaybetme riskine giresiniz.

Ne saklıyorsunuz?

Uluslararası Adalet Divanının daha önceki soykırım suçlamaları hakkında karar verdiğini de belirtmek isterim. Hırvatistan tarafından 2015 yılında Sırbistan’a yönelik bir suçlama vardı, Bosna Hersek’in 2007’de Sırbistan’a, Karadağ’a karşı suçlamaları vardı. Yani soykırım iddialarına yönelik dava açılabiliyor, uluslararası mahkeme de karar veriyor. Adalet Divanı daha önce bu konuda hükümler verdi. Ermeniler niye direniyorlar, yine aynı noktaya dönüyorum, kaybedeceklerini düşünüyorlar. Davalarını şüpheli kılan bir başka neden de Birinci Dünya Savaşı’ndaki tüm ilgili güçler arşivlerini açtı. Sadece Ermenistan arşivlerini açmayı reddetti. Türkiye açtı, Fransa açtı, Almanya, Rusya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri açtı, sadece Ermenistan gizli tuttu. Ve bu da doğal bir çıkarıma götürür; ne saklıyorsunuz? Bu kadar büyük bir davanız olduğuna inanıyorsanız, arşivlerinizi herkese açıp neden Türkiye aleyhine her türlü suçlayıcı kanıtın ortaya çıkmasını beklemiyorsunuz? Ama hayır, hala kapalı tutmayı tercih ediyorlar.

SORU: Peki tüm bu söyledikleriniz üzerine, ABD Başkanı’nın, ABD’nin kurucu değerlerini göz ardı edip bu konuda tüm Amerikan değerlerinin aksine salt bir iç politika veya seçim kampanyasının parçası olarak bir açıklama yapması ABD’ye haksızlık değil mi?

FEIN: Kesinlikle bunun haksız ve adaletsiz olduğunu ve Amerikan değerlerine uygun olmadığını düşünüyorum. Ama maalesef burada öne çıkan sadece Türkiye değil. Birçok konuda yargıdan önce bazı atıflarda bulunarak saygınlığımızı kaybetmemiz talihsiz bir durum. ‘Burma’da soykırım var’, ‘Çin’de soykırım var’, ‘Darfur’da soykırım var’, her neyse. Bakın, soykırımı savunmaya çalışmıyorum, bu korkunç bir suç. Ancak 4000 yıldır evrensel olarak var olan masumiyet varsayımı var. Bir sorun varsa onu bir mahkemeye götürmeniz gerekir ve Uluslararası Adalet Divanı uzun süredir mevcut, kendini gösterdi ve Yugoslavya’nın dağılmasının ardından çıkan korkunç savaşlar hakkında karar verme kabiliyetine sahip olduğunu ortaya koydu. Bu soykırım suçlamasının etrafından dolaşmak, bir yargılama bile olmadan bir sonuca varıyormuşsunuz gibi görünmek oldukça pervasız ve damgalayıcı. Ayrıca şunu da söyleyebilirim ki biliyor musunuz, Başkan Biden’ın açıklaması, tüm Birleşik Devletler’de paylaşılan bir görüş değil. Açık olmak gerekirse çoğu Amerikalı, sorunun ne ile ilgili olduğunu gerçekten bilmiyor. Birleşik Devletler’de çok fazla tarih öğretmiyoruz. Uluslararası Adalet Divanı kararı çıkmazsa bu politik olarak zehirlemeye devam edecek sonsuza kadar, belki 50 yıl daha sürebilir. Tabii ki Başkan’ın açıklamaları bağlayıcı değildir, yani gelecekteki başkan gelir ve Başkan Biden’ın söylediğine inanmıyorum, farklı bir şeye inanıyorum derse, konuyu diğer tarafa çevirir. Kongre kararlarında olduğu gibi, biri diğerini bağlamaz ve bunlar mahkeme kararları değildir, bu yüzden onları tersine çevirmek kolaydır.

Soru: Ama bunların Türk-Amerikan ilişkilerine etkileri olacak gibi duruyor.

FEIN: Bunun Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde etkisi olabilir, bu kesinlikle doğru. Ben inanıyorum ki bu açıklama Amerikalı Ermenileri, ‘Başkan’ın da açıkladığı üzere bilmenize rağmen soykırımı inkar ettiğiniz için siz de suç ortağısınız ve nefret dolu insanlarsınız’ diyerek Amerikalı Türklere karşı daha gaddar, daha zorba, daha korkutucu olmaları konusunda cesaretlendiriyor. Bu tür şeyler çok yıkıcı. Ve yine eğitim programının, davanın neden gerekli olduğunu ortaya koymak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Fransa Anayasa Konseyi tarafından zaten kabul edilmiş noktayı basitçe ifade etmek için gerekli olduğuna inanmamın bir nedeni de bu.

Skandal “soykırım” açıklaması sonrası Biden’ı uyardılar: Hiçbir şey kazandırmaz

ABD’li askeri analiz dergisi The National Interest, Türkleri “soykırım” yapmakla suçlayan ABD Başkanı Joe Biden’a uyarıda bulundu. Yayımlanan makalede “Karar sadece nefret kazandırır” denildi.

National Interest’de (NI) yayımlanan bir analizde, Türkiye-ABD ilişkisindeki krizler ve Washington’ın tutumu ele alındı.

ABD’nin agresif tutumunun kaynağı olarak, Washington’ın Türkiye’nin eylemlerini yönetememesi gösterildi. Makalede, “Biden’ın Türkiye’ye zarar vermek için geriye kalan tek kurşunu olan ‘soykırım’ı tanınması da Türkiye’deki Amerikan karşıtı duyarlılığın artmasına hizmet edecek ve ABD’ye bundan başka hiçbir şey kazandırmayacaktır” denildi. Makalede, “Türkiye gibi müttefiklere karşı artık Amerikan gücünün sınırları olduğunu kabul etmesi gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.

Yalanlara dayandı

1915 olaylarına ‘soykırım’ diyen ABD Başkanı Biden’ın ‘hangi bilimsel kaynaklara’ dayandığını sorusuna Beyaz Saray ‘ABD diplomatik raporlarını’ kaynak gösterdi, ayrıntı vermedi. O diplomatik raporlar yine ABD’li yetkili ve tarihçiler tarafından yalanlanmıştı.

Türkiye’nin yol haritası

Başkan Erdoğan’ın Biden’ın telefonda ilettiği ‘soykırım’ deme planına karşı tepkisine dair yeni bilgiler var. Erdoğan’ın Biden’a ‘Yok hükmündeki bu adımınız bizim açımızdan size yönelik ciddi bir güven sorunu oluşturur.’ dediği öğrenildi. İki liderin NATO Zirvesi’nde YPG, FETÖ ve F-35 dahil tüm konuları konuşacağı, Ankara’nın adımlarını buna göre atacağı belirtiliyor.

Kararın perde arkası

Kremlin eski danışmanı Mikhail Delyagin ve Roma Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fabio L. Grassi, ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak nitelemesine tepki gösterdi. Delyagin, ‘Biden, Türkiye’nin yürütmekte olduğu bağımsız siyasetten rahatsızlığını bu kararla belirtmiş oldu.’ diye konuştu.

ABD Dışişleri’nden Türkiye açıklaması

ABD Dışişleri Bakanlığı, Başkan Joe Biden’ın 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak nitelediği açıklamanın, Türkiye’nin ABD mahkemeleri karşısındaki ‘egemen dokunulmazlığını’ etkileme amacı taşımadığını açıkladı.

Murat Bardakçı 1915 olayları hakkındaki tek ses kaydını paylaştı

İşte tarihçi yazar Murat Bardakçı‘nın “Üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen karşımızdaki cazgırların hiçbir şekilde değişmediklerini göreceksiniz” dediği 40 sene önce yaptığı mülâkatın ses kaydı ile ilgili kaleme aldığı o yazı;

ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan konuşmasında üzerimize soykırım çamurunu sıçratmasının ardından, günlerdir 1915 olaylarını tartışıyoruz.

Bugün, bu konuda bundan 40 sene kadar önce yaptığım bir mülâkatın ses kaydını yoruma girmeden yayınlıyorum…

Dinleyeceğiniz kayıtlarda konuşan kişi tehcirin mimarının, yani Sadrazam Talât Paşa’nın eşi Hayriye Talât Hanım…

1895’te bugün Yunanistan’ın sınırları içerisinde bulunan Yanya’da doğan Hayriye Talât Hanım, 10 Mart 1911’de sonraki senelerin “Talât Paşa”sı olan Talât Bey ile evlenmiş; kocasının Dahiliye Nazırlığı ve sadrazamlık yıllarında başta Ermeni tehciri olmak üzere hemen bütün önemli hadiselere şahitlik etmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü en yakından görmüş, üstelik Talât Paşa’nın, yani kocasının 19 Mart 1921’de Berlin’de bir Ermeni terorist tarafından şehid edilmesi gibi büyük bir felâketi de tatmıştı!

Hayatının sonuna kadar hep “İttihadçı” kalan Hayriye Talât Hanım, eski İttihadçılar’ın ve onların soyundan gelenlerin “hanımefendisi” idi. Meselâ, onu sık sık ziyarete gelen rahmetli Celâl Bayar, bu ziyaretlerinden birinde Hayriye Talât Hanım için bana “O, benim şefimin refikasıdır” demişti!

Uzun ama birbirinden acı hatıralarla dolu bir ömür süren Hayriye Talât Hanım 15 Ocak 1983’te, Şişli’deki evinde vefat etti…

Onunla, vefatından üç ay kadar önce, 1982 Eylül’ünde, birkaç gün boyunca ve tamamı saatler süren uzun bir mülâkat yapmış, mülâkatın bir bölümünü Milliyet Gazetesi’nde “Kocam Talât Paşa” başlığı ile bir haftalık dizi olarak yayınlamış ve ASALA terörünün bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü o günlerde diasporadan hem mektupla, hem teleksle dünya kadar hakaret ve tehdit mesajları almıştım…

Rahmetli Hayriye Talât Hanım, Talât Paşa’ya ait olan ve altmış küsur sene boyunca itina ile muhafaza ettiği evrakı vefatından birkaç hafta önce, “Günün birinde neşredersin” diyerek bana vermişti…

Bu evrakı, Hayriye Talât Hanım’ın torunu olan dostum ve arkadaşım Ayşegül Bafralı’nın, içerisinde Paşa’nın tehcir edilen Ermeniler ile ilgili kayıtlarının yeraldığı ve babaannesi tarafından eski bir bavulun alt kısmına dikilmiş olan “kara kaplı defter”i bularak bana vermesinin ardından, ancak 2008’de kitap olarak yayınlayabildim…

Talât Paşa’nın hanımının hatırasını hürmetle yâdederken, onun ile 1982 Eylül’ünde, henüz yirmili yaşlarımda olduğum sırada yaptığım uzun mülâkatın bazı bölümlerini burada onun sesinden yayınlıyorum…

Hayriye Talât Hanım, ilk kayıtta Talât Paşa’nın tehcir öncesinde Ermeniler’in önde gelenlerine yaptığı uyarıları anlatıyor ve Doğu Anadolu’da yaşanan kanlı olayları naklediyor. İkinci kayıtta kocasının 19 Mart 1921’de Berlin’de Sogomon Tehliryan adındaki bir Ermeni terorist tarafında şehid edildiği günü ve hissiyatını; son kayıtta da Alman mahkemesinde apar-topar yapılan yargılamada dinlenen yalancı şahitleri ve katilin hemen serbest bırakılmasını hikâye ediyor.

Ses kayıtlarını dinlediğinizde hadiselerin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen karşımızdaki cazgırların hiçbir şekilde değişmediklerini, hâlâ aynı olduklarını göreceksiniz…

Talat Paşa’nın ikna çalışmaları

Talat Paşa yapmayın dedi. Kaç senedir Bakın sizi Paşa yaptık, vekil yaptık, hariciye vekili yaptık. Hariciye vekili Ermeni, Posta Telegraf Nazırı Ermeni. Osmanlı devleti size başka muamele ediyor, rahatsınız, vazgeçin. Ruslar da Ermenileri kışkırtıyor.

“İşte o zaman paşa isyan etti”

Ondan sonra öyle bir hale getirdiler ki onlar yaparken arkadan da ordu vur emri verdi.

Ermeniler ‘haklısınız ama bize muhtariyet vermeniz lazım’ dediler. Onu çıkarın aklınızdan demiş. Siz katiyyen Türkiye’den muhtariyet alamazsınız. Ben neysen sen de o. Ben vekilsem sen de vekilsin. Muhtariyet isteyince işte o zaman Talat Paşa isyan etti. Son dakikaya kadar yalvardı. Yapmayın dedi vekiller paşalar, doktorlar hepsini veriyoruz size. Rahat, paranız malınız mülkünüz elinizde.

Bütün valilere emir verildi. Mala taarruz etmeyin, kadına taarruz etmeyin. Himaye edin. Yollarını açın, serbest bırakın, gitsinler.

“Camilere girip hamile kadınları yardılar”

Camilere girip hamile kadınları yardılar, çocukları aldılar süngüye taktılar. Ermeniler böyle gösterdi Ermeni zulmünü. Bunu yazıyorlar mı, bunu söylüyorlar mı? Sonra da bize muhtariyet diyorlar.

“Türkiye’yi kurtaracak kafaları yok edeceğız dedi ve yaptılar”

Paşanın katili muhakemede söyledi. Biz mücadele edemeyiz Türkiye ile fakat Türkiye’nin en akıllılarını, Türkiye’yi kurtaracak kafaları yok edeceğiz dedi ve yaptılar.

Talat Paşa’nın şehit edilmesi

Bir gazeteci gelecekti karısıyla, öğlen. Yemeğe geleceklerdi. (Berlin) Saat 11’de gene Türklerden çok sevdiğimiz Refik bey, o geldi. O iyi Almanca konuşurdu. Beraberken ‘Hiç gitmek istemiyorum’ dedi. Allah’ım ya Rabb’im. ‘Senden ayrılmak katiyyen arzu etmiyorum’ dedi. Paşa çocuk musun dedim, ille de eteğime mi yapışacaksın dedim. Ne bileyim sen yanımdayken bir kuvvet hissediyorum dedi sokak kapısında. ‘Şuraya bir kravat alıp geleceğim’ dedi. Ben çıkamam evde iki tane adam var bakmak lazım.

Refik Bey geldi ve beraber çıktılar. Köşe başına kadar gittiler, balkondan baksaydım görecektim. Köşeden dönerken orada meydan vardı. Orada o adam (Tehliryan) arkasından geldi. Ensesinden Adam söyledi zaten iki defa teşebbüs ettim, o kadar tesir altından kalıyordum ki bana baktığı zaman cesaret edip silahımı alamıyordum dedi. Paşa baston kullanırdı. Fena halde hırpalamış katili. Polisler kurtardı.

Bu belgeleri HDP’lilerin yüzüne vurun! Katliamın şahidi nu kitap

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermeni mezalimine maruz kalan Kürtlerin torunları atalarına uygulanan katliamları unutmuyor. Kürtlerin torunları, yaşanan katliamları “Toprak kazıldıkça halen katliam mağduru Kürtlerin kemikleri çıkıyor”, “Sadece Bitlis’te 100 bine yakın Müslüman Ermeni çetelerce katledildi”, “Ermenilerin, Kürtlere yaptığı zulmü kimse yapmamıştır”, “Kürtlerin yüzyıl başında Doğu’da yaşadıklarını kimse unutmuş değil” sözleriyle özetliyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki kanaat önderlerinin Ermenilerin yüzyıl önce Kürtlere dönük katliamlarına ışık tutan açıklamaları şöyle:

Müslümanlara katliam

Molla Salih Turgut, “Ermenilerin, Müslümanları katliamı söz konusudur. Fakat buna dünya gözünü kapatıyor. Onlara, katliam yapılmış diyenler o dönemde onları kandıranlardır. Kim bunu destekliyorsa kötü niyetlidir. Bu hatta Ermeni halkına zulümdür. Geçmişteki oyunun aynısını yine oynuyorlar. Elimde bir kitap var. 30 yıl önce Diyarbakır’da sahaflardan aldım. Ortası delik deşik. Satıcıya kitap niye böyle diye sorduğumda ‘Ermeni çeteleri, Bitlis’i işgal ettiklerinde bu kitabı süngülemişler’ demişti. Sözde soykırım iddialarından söz ediyorlar. Bu apaçık hiledir, oyundur. HDP’nin bunu yapması kesinlikle büyük güçlere büyük destektir” dedi.

Sadece Bitlis’te 100 bin kişi

Bitlis Eren Üniversitesi Öğretim Üyesi Muhammed Zahid Kuldaş da “Tarih bu işin ispatıdır. Tarihi belgelere baktığınızda Ermeni çeteleri tarafından sadece Bitlis’te 100 bine yakın Müslüman katledilmiş. Van’da bir günde 43 bin insan katledilmiş. Arşivler açıldıkça bazı gerçekler daha da ortaya çıkacaktır. Amerika’nın soykırım olmadığına dair ellerinde veri olmasına rağmen Türkiye’nin Orta Doğu’da güç haline gelmesini kabullenmiyor. Ermenilerin yazdığı kitaplarda Ermenilerin katliamı Kürtlere mal ediliyor” diye konuştu.

Çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürdüler

Mardinli kanaat önderi Abdurrezak Sağlam ise “Ermeniler o dönemde Kürtleri katletti. Bunu herkes biliyor. Kars’ta 10 yıl kaldım. Orada çok kişiden dinledim Ermenilerin Kürtleri katlettiğini. Çoluk, çocuk, kadın yaşlı demeden üstlerine benzin dökerek yaktıklarını anlatıyorlardı” ifadelerini kullandı.

Onların yaptıklarını hiç kimse yapmadı

Babat aşireti lideri Hazım Babat da “Ermenilerin yaptığı katliamlardan neden kimse bahsetmiyor. Ermenilerin, Kürtlere yaptığı zulmü kimse yapmamıştır. Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Ermeni ASALA örgütü, 31 elçimizi şehit etti. ASALA’nın eylemleri kesildi, PKK terör örgütü başladı. PKK terör örgütü de Ermenidir. HDP, Kürtlerin temsilcisi değildir” diye konuştu.

Diri diri yaktılar

Karslı kanaat önderi Dağıstan Yıldız da Ermeni katliamlarını şöyle anlattı:

“Bizim asıl köyümüz Ağadeve köyü. Ermeni katliamında çevre köylerden insanları getiriyor samanlığa koyuyorlar. Mandayı ateşe vererek o samanlığın içine bırakarak insanları diri diri yakıyorlardı. Bu yerler mevcut, bellidir. Halen insanların kemikleri çıkıyor. Geçenlerde çobanlara küçük ev yapacaktık, dozeri yere vurduğumuzda katledilen insanların kemikleri çıktı. Öyle olunca ev yapmaktan vazgeçtik. Amcalarım ve dedemi birlikte kılıçla katlediyorlar. Şimdi yerleri belirledik ve etrafını da çevreledik ve o yere de bir bayrak astık. Ben 72 yaşındayım. O dönemin şahitleri Ermenilerin zulüm yaptığını anlatıyor.”

Belgeleri HDP’nin yüzüne vursunlar

Kikan aşireti lideri Mehmet Timurağaoğlu, ‘utancınızla yüzleşin’ diyen HDP’ye “Bu kadar gerçekler ortadayken neden böyle açıklama yapıyor” tepkisini gösterdi. Timurağaoğlu, “O yılların tanıklarını dinlediğimizde bizzat Ermenilerin Müslümanları katlettiğini söylüyor. Meclis’te Kürtlere yapılan katliamların o belgelerini HDP’li vekillerin yüzlerine vursunlar. Ermeniler, soykırımı Kürtlere yaptılar. HDP kesinlikle Kürtleri temsil etmiyor. Kürtlük ile alakaları yok. Bugün, Amerika için asker oldular. Amerika ve Avrupa’nın bu topraklarda söz sahibi olmalarını, bu kirli emellerini devam ettirmelerini ve yüzyıllar boyu buradaki insanların köle zihniyeti ile yönetilmelerini istiyorlar” dedi.

Müslümanlar zulümden kaçtı

Mardin STK Platformu eski Başkanı Mustafa Aydın, “Ermeni milliyetçi ve fanatikler Rus işgalini ve Osmanlı’daki güvenlik zaafiyetini istismar ederek Müslüman halka ki çoğu Müslüman Kürt komşularına yönelik çetecilik faaliyetinde bulundular. Yüz binlerce aile köyünü yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Erzurum, Ağrı, Kars, Muş, Van ve Bitlis’teki Müslüman nüfusun çoğu batı illerine göç etti. Bu Müslüman nüfusun büyük kısmı Kürtler’di. Şu anda Mardin’in Kızıltepe, Artuklu, Nusaybin, Ömerli ve Mazıdağı ilçelerine dağılmış on binlerce aile köken olarak Erzurum ve Muş çevresinden kopup gelerek buralara yerleşmiştir. İnsan ve hukukla ilgili sicilleri kapkara ülke ve gruplar Ermeni soykırımı ithamlarıyla ne yapmaya çalışıyorlar? Kürtlerin yüzyıl başında Doğu’da yaşadıklarını kimse unutmuş değil. Dolayısıyla Kürtlerin arkasına sığınarak kimse tarihi ters yüz etmeye kalkışmamalıdır. Vilayet-i Hamse denen Doğu illerimiz işgal ve mezalimi yaşadı. Suriye’de ve Halepçe’de yaşadı… Şimdi de Anadolu’da mı yaşatmak istiyorlar” dedi.

Dedem iki kardeşini kaybetti

Bitlisli kanaat önderi Abdulgani Mutlu, “Tarih ve belgeler ne söylüyorsa biz onu söylüyoruz ve destekliyoruz. Ne Biden’in ne de HDP’nin açıklamalarını desteklemiyoruz. Ailemizde ve özellikle dedem o dönemde Bitlis’ten ta Kars’a kadar bu savaşı yaşamış bir şahsiyettir. Rus savaşında dedem iki kardeşini kaybetmiştir. Aile olarak da bu işi yaşamışız. Hamidiye alayları kurulduğu zaman dedem de savaşmıştır. Biz muhacir olmuşuz, yerimizden çıktılar Siirt taraflarına gitmişiz, 3-4 yıl sonra tekrar memlekete geri dönmüşüz” dedi.

Yaralıyı bile zehirlemişler

Burukan aşiretinden Derme Alparslan, “O tarihlerde büyük babamın ağabeyi de şehit düştü. Ermeni çetelerine karşı büyük babamın babası Hamit Bey mücadele verdi. Kars’ta Kuva-i Milliye başkanıydı. HDP’nin bu görüş ve düşüncelerini esefle kınıyoruz. O dönemlerde büyük babamın ağabeyi Sultan Bey, Ermeni çeteleri tarafından yaralanıyor, hastanede kendisine zehir veriliyor, öyle şehit düştü. Ermeni çetelerin burada yaptığı katliam unutulur mu?” diye konuştu.

Şer odaklarına çalışıyorlar

Batmanlı kanaat önderi Yusuf Özdemir ise HDP’nin açıklamasına tepki göstererek, HDP’nin Kürtleri temsil etmediğini söylerken, “HDP yöneticilerini araştırın çoğu Kürt değil, Kürt olanlar da Müslüman Kürt değil. HDP eşittir PKK. HDP ve PKK tamamen Kürtlere zarar verme politikası üzerine yürütülen örgüttür. Şer odaklarına su taşımak için açıklamalarda bulunuyorlar. Türkiye devletinin iyiliği için yapılmayan bir açıklamadır, kabul etmiyoruz” dedi. (Yeni Şafak)

Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Uğur Ünal: Hodri meydan işte belgeler

Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Uğur Ünal, Türkiye’nin 1915 olaylarına ilişkin tezlerinin sağlam belgelere dayandığını belirterek, “gerçekleri merak ediyorsa” ABD Başkanı Joe Biden’a belge gönderebileceklerini söyledi. Uğur, tehcirde alınan tedbirleri, ihmali olan görevlilerin yargılanmasını ve 1919’da tarafsız komisyon kurulması için yapılan çağrıyı gösteren belgeleri paylaştı.

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal, sözde soykırım iddiaları ile ilgili olarak “belgelerimize güvenimiz tam” dedi.

ABD Başkanı Biden’ın 24 Nisan’da sözde soykırım ifadesini kullanması ile tırmanan tartışmaları Yeni Şafak’a değerlendiren Prof. Ünal, şöyle konuştu:

Gerçeğe dayanmayan her iddia unutulur

Reagan 1981 yılında bu ifadeyi kullandı ancak o tarihte daha başkan seçilmemişti ve akabinde seçildiğinde resmi olarak bu ifadeyi kullanmadı. Reagan 40 yıl önce bu ifadeyi kullandıktan sonra gerçeğe dayanmayan, tarihe dair her iddia gibi bu da unutuldu. Biden’ın 1915 olaylarını soykırım olarak nitelemesini de bu bakış açısıyla değerlendirmeliyiz. 1915 olayları ABD başkanlarının kendi başlarına tanımlayacağı tarihi bir olay değil. Yabancı devletlerin veya yaşananlara ilişkin hiçbir söz hakkı olmayanların yaşananları nasıl adlandırdığının bir önemi yok. Bu konuda önemli olan tarihçilerin söyleyeceği.

Gerçeği isteyen arşivi incelesin!

Maalesef 1915 olayları, dünya tarihinde üzerinden en fazla kazanç elde edilmeye çalışılan konuların başında geliyor. Yapılması gereken aslında oldukça basit. Burada gerçeğe ulaşmak isteyen uzmanların özellikle tarihçilerin başta bizim sahip olduğumuz arşiv olmak üzere konu ile ilgili tüm devlet ve özel arşivleri incelemesi ve değerlendirmesidir. Doğru olan yaklaşım budur. Arşivlerimiz sonuna kadar açıktır. Belki belli bir süre kamuoylarının algısını etkileyebilirsiniz. Ancak tarihi gerçekleri değiştiremezsiniz. Türkiye, 1915 olaylarına dair tezlerini oldukça sağlam belgelere dayandırmaktadır. Bu nedenle bu durumda zarar görecek olan Türkiye değil, temelsiz iddianın sahipleri olacaktır. Temelsiz iddialar yok olmaya mahkumdur.

İddialara karşı 34 cilt

Ermeni sorunuyla ilgili 34 cilt kitap yayınladı Başkanlığımız bugüne kadar. Ayrıca 4 bin 643 belgeye de çeviri yazıları ile birlikte internet üzerinden ulaşılmasını sağladık. “Tehcire Giden Yol” kitabımız gerçekten 1915 olaylarına dair alanında ortaya konulmuş çok ciddi bir eser. Soykırım arayanlar bizim tarihimizde bulamazlar. Yorulmasınlar. Tarihimize, belgelerimize ve kendimize güvenimiz tamdır.

Biden gerçek tarihi merak ediyorsa iletilir

Devlet Arşivleri Başkanlığı olarak, sorumluluğumuz kapsamında herkesin bu belgelere erişimini sağladık. Biden’da 1915 olaylarının arşiv belgelerine dayalı gerçek tarihini merak ediyorsa herkese olduğu gibi kendisine de elbette Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle iletilir. Biden’dan sonra ABD senatosunda da bu yönde bir tasarı adımı atılması mümkün olabilir. Biz, bu yönde fikir sahibi olan ABD’li senatörlere istedikleri takdirde zaten erişime açık olan binlerce belgeyi detaylarıyla anlatabiliriz. Tarihi doğru okumak ve yanlış kararlar vermek istemeyen her insanın yapması gerektiği gibi bu birincil kaynakları iyi anlamalarını tavsiye ederim. “Tehcire Giden Yol” adlı eserimize 5 bine yakın sayıda online olarak ulaşılmış bugüne kadar. Ermeni ayaklanmalarını konu alan “Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları” yayınımız ise 3 bin 400’ün üzerinde indirilmiş. Diğer yayınlarımıza da toplamda 7 bin kez ulaşılmıştır. Dünyada bizim sahip olduğumuz sayı ve içeriğe ulaşabilen pek fazla arşiv bulunmuyor.

Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Patrikhanesi kurdu  

İstanbul Ermeni Patrikhanesi, İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmesinin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuş ve bağımsızlık tanınmıştır. Osmanlı, asimilasyonu değil aksine her milletin ve topluluğun kendi dini ve kültürel özelliklerini koruyup geliştirebileceği bir düzen amaçlamıştır.

Ermeni milletine karşı bir plan yoktu

Soykırım suçunun en önemli unsuru önceden planlanmış ve sistematik yani devlet hiyerarşisi içinde uygulanmış olmasıdır. Osmanlı Devleti’nin o dönem ki arşiv kayıtları incelendiğinde Ermeni milletine karşı planlı ve sistematik bir öldürme niyeti olmadığı açık şekilde görülebilir. 8 Ekim 1915 tarihli İçişleri Bakanlığı talimatnamesiyle tehcir sırasında Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için birçok önlem alınması isteniyor.

Tehcirde ihmali olanlar yargılandı

Osmanlı Devleti, tehcir sırasında yaşanan ihmal ve suistimallerin araştırılması için 30 Eylül 1915 tarihinde komisyonlar kurmuştur. Suçu olduğu düşünülen resmi görevliler görevden alınmıştır. Yine bu siviller ve resmi görevliler Divan-ı Harplerde yargılanmıştır. Divan-ı Harplerde aralarında asker, polis ve devlet memurlarının bulunduğu bin 673 kişi yargılanmıştır.

Kadın ve çocuklar zorla alıkonulmamıştır

Osmanlı Devleti, kadın ve çocukların sağlık ve güvenliğini çok ciddiye almıştır. Dönemin şartları ve savaş koşullarında kadın ve çocukların yer değiştirmeden en asgari düzeyde etkilenmesi amacıyla çeşitli önemler alınmıştır. Yol ve hava şartlarının uygun olmadığı durumlarda kadın ve çocukların sevki yapılmamıştır. Ayrıca kadın ve çocuklar hiçbir şart altında zorla alıkonulmamıştır.

Uluslararası komisyon kurulmasını önerdi

Osmanlı Devleti, Şubat 1919’da tehcirin sebeplerinin araştırılması amacıyla uluslararası tarafsız bir hukuk komisyonu oluşturulmasını önermiştir. Bu amaçla İsveç, Hollanda, İspanya, Danimarka hükumetlerine nota gönderilerek komisyona üye göndermeleri istenmiştir. Oluşturulacak komisyon, devletin aldığı tehcir kararının nedenlerini ve yaşananlarını şeffaflık içinde araştırma şansına sahip olacaktı. Tüm masrafları Osmanlı Devletince karşılanacak çalışma ne yazık ki adı geçen ülkelerin üye bildirmemesi nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

İhanetleri tespit edilenleri kapsıyor

27 Mayıs 1915’te çıkarılan yer değiştirme kanunu savaş esnasında “casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesini” kapsar ve herhangi bir dini veya etnik grubu belirtmez.

Can güvenliği için önlem

8 Ekim 1915 tarihli İçişleri Bakanlığı talimatnamesiyle tehcir sırasında Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması isteniyor. Görevlilerden bunun için gerekli önlemlerin alınması talimatı veriliyor.

1673 görevli yargılandı

Osmanlı, tehcir sırasında yaşanan ihmal ve suistimallerin araştırılması için 30 Eylül 1915 tarihinde komisyon kurdu. Divan-ı Harplerde aralarında asker, polis ve devlet memurlarının da bulunduğu bin 673 kişi yargılandı.

Ermenistan hep masadan kaçtı çünkü: Çözüm değil kriz istiyorlar

Türkiye karşıtı ülkelerin de desteğiyle tüm dünyayı olmayan bir soykırıma inandırmaya çalışan Ermenistan, bu konuda gösterdiği gayretin binde birini bile Türkiye’nin gerçeklerin ortaya çıkması için arşivlerin açılması ve ortak tarih karma komisyonu çağrılarına karşı göstermedi. Ermenistan’ın hep masadan kaçan taraf olmasının tek nedeni ise kutsadıkları yalanlarının ortaya çıkacağı korkusundan başka bir şey

Zekeriya Say  İstanbul

Türkiye’yi uluslararası arenada zor durumda bırakmak isteyen Batılı devletler ve yerli işbirlikçileri sözde soykırım yalanını tanırken, gerçeğin ortaya çıkmasından korkan Ermenistan sürekli çözüm masasından kaçtı. Soykırım iddiasının koca bir safsatadan ibaret olduğunu bilen Erivan yönetimi, ülkemizin iyi niyetli çabalarını her seferinde karşılıksız bıraktı.

Hiçbir tarihsel karşılığı bulunmadığı halde, Ermeni diasporası tarafından kutsal gerçeğe dönüştürülmeye çalışılan sözde soykırım iddialarıyla ilgili Türkiye’nin tüm girişimleri akim kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2003’ten itibaren “asılsız soykırım iddiası” ile ilgili Erivan yönetimine yaptığı çağrılar karşılık bulmadı. Erdoğan’ın, “İddia sahipleri, iddialarında samimiyseler bizim gibi arşivlerini açsınlar” teklifine olumlu cevap verilmedi. Türkiye’nin tüm arşivlerini açmasına rağmen, Ermenistan ve üçüncü ülkeler buna yanaşmadı.

Daveti iki defa reddettiler

İki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için Erdoğan liderliğindeki Türkiye ile Ermenistan arasında, 10 Ekim 2009’da ‘Zürih protokolü’ imzalandı. Protokol, karşılıklı güvenin tesisi ve mevcut sorunların çözülebilmesi için tarihsel kaynak ve arşivlerin bilimsel olarak incelenmesini, sınırların karşılıklı olarak tanınmasını öngörüyordu. Ermeni devleti protokolden çekildi. Sebep sonradan ortaya çıktı. Ermeni diasporasının Ermenistan Başbakan’ı Serj Sarkisyan’a “Türkiye ile görüşme” baskısı yaptığı açıklandı. Erdoğan, 2014 yılında tarihi bir adım atarak o dönem hayatını kaybeden Ermenilerin torunlarına başsağlığı diledi. 9 dilde yapılan taziye açıklamasına cevap bile vermediler. 2015’te ise Erdoğan, Sarkisyan’ı, Çanakkale Savaşı’nı anma törenlerine davet etti. Daveti iki defa reddeden Sarkisyan, “Dar görüşlü, boş ve alaycı hamle” deme küstahlığını da gösterdi. Masadan kaçan tarafın hep Ermenistan olmasının tek nedeni ise yalanlarının ortaya çıkma korkusu…

Biden bu cesareti nereden alıyor? Sezai Karakoç cevapladı

Şair ve Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç, ABD Başkanı Biden’ın 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımasına ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Biden’ın cesareti Müslümanların dağınıklığından aldığını söyledi.

Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden‘ın ‘soykırım’ iddialarına tepkilerini dile getiren bir açıklama yayımladı.

Yüce Diriliş Partisi’nin internet sitesinden yapılan açıklamada “Birinci Dünya Savaşı’nda her türlü soykırıma uğramış biz Müslümanları yüz yıl sonra halâ soykırımı yapmakla suçluyorlar. Bu cesareti Müslümanların dağınıklığından alıyorlar” denildi. “Biz, bu sebepledir ki, altmış yıldan beri Müslümanların birleşmesi gerektiğini her vesileyle söyledik, yazdık” ifadelerinin yer aldığı metinde “Bu yüzden mahkemelerde süründük. Partimiz, Diriliş Partisi kapatıldı. Her türlü düşmanlığa maruz kaldık” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“Allah’ın bize lûtfu olan ramazan geldi ve bizi her yıl olduğu gibi mucizevi manevi iklimine aldı. Allah’a hamdler olsun. O, içinde bulunduğumuz olağanüstü şartlarda ayakta durmamız için gereken gücü bize sağlamakta.

Öncelikle, dünyadaki bütün Müslümanların ramazanını kutlar, her türlü nimet ve sevabına kavuşmalarını umarız.

Esaret altında, her türlü zulümle ezilen kardeşlerimizin kurtulmasını, istilâya uğramış, işgal edilmiş, İslâm ülkelerinin bağımsızlıklarına kavuşmalarını ramazanın yüzü suyu hürmetine Allah’tan dileriz.

Altmış yıldır, her vesileyle söylediğimiz, yazdığımız ve davranışlarımızla ortaya koyduğumuz gibi, Müslümanların başına gelen bu felâketlerin sebebi, küçük küçük devletçiklere bölünmüş olmaları, birleşmemeleri ve her birinin batıda, doğuda ve kuzeyde yabancı devletlerle kendi başlarına ilişki kurup onlara tâbi olmaları ve kendi aralarında bitmez tükenmez anlaşmazlıklar, düşmanlıklarla zayıf kalmaları, istilâcıların cesaretini arttırmaları ve topyekûn İslâm âlemi olarak toparlanmamız bakımından, vakit kaybetmeleri ve kaybettirmeleridir.

Bugün, Yemen’de, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Filistin’de ve daha birçok İslâm ülkesinde süren savaşlar, açlık ve yoksulluklar, Afrika’da Müslüman halkların birbirine kırdırılması yürek yakıcı bir durum olarak göz önünde durmaktadır.

İslâm’ın, doğuşundan itibaren büyük devlet kurması, Peygamber Efendimizin kurduğu devletin büyütülmesi, devam ettirilmesi ve bunun 20. yüzyıla kadar getirilmesi bir lüks değildi, bir zorunluluktu. Müslümanların bağımsızlıklarını, inançlarını, maddî ve manevi bütün varlıklarını, şeref ve haysiyetlerini, onurlarını korumaları için olmazsa olmaz bir şart, bir gereklilikti.

Yüz yıldır, Osmanlı devletinin yıkılmasından bu yana, Müslümanlar, gerek kişiler olarak, gerekse topluluk olarak bu güvenceden mahrumdurlar. Olup bitenlerin temel sebebi budur.

Birinci Dünya Savaşı’nda her türlü soykırıma uğramış biz Müslümanları yüz yıl sonra halâ soykırımı yapmakla suçluyorlar

Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı Devletini yıkarken, Müslümanlara büyük katliamlar, soykırımları uygulayıp milyonlarca Müslümanı öldürten, ülkelerini yakıp yıkan, daha sonra da bugüne kadar katliamlarını, soykırımlarını devam ettiren, Cezayir’de iki milyon insanı öldürten, Afrika’da milyonlarca insanı birbirine kırdırtan, Afganistan’da, Irak’ta şu anda bile katliamlarını sürdüren Amerika ve Avrupa, kahraman Doğu Türkistanlıları zulümleri altında inleten Çin, Kırım ve birçok İslâm ülkesini istilâ etmiş olan Rusya, kendilerinin sebep olduğu Birinci Dünya Savaşı sırasında bizim gibi zarara uğrayan yurttaşlarımız Ermenileri bahane ederek, her yıl “soykırımı yaptınız” diyecekmiş gibi görünüp devletimizi tehdit ederek isteklerde bulundular ve şimdi de, daha da ileri gidip, utanmadan, “soykırımı yaptınız”, dediler. Soykırımını ta atalarından itibaren icat edip uygulayan, Kızılderilileri yok edip topraklarına yerleşen, tarihte milyonlarca insanı öldüren, öldürten, Roma zulümlerini icra edenler, Birinci Dünya Savaşı’nda her türlü soykırıma uğramış biz Müslümanları yüz yıl sonra halâ soykırımı yapmakla suçluyorlar. Bu cesareti Müslümanların dağınıklığından alıyorlar.

Biz, bu sebepledir ki, altmış yıldan beri Müslümanların birleşmesi gerektiğini her vesileyle söyledik, yazdık. Bu yüzden mahkemelerde süründük. Partimiz, Diriliş Partisi kapatıldı. Her türlü düşmanlığa mâruz kaldık.

Şimdi yapılması gerekeni, çok önceden defalarca söyledik, yazdık. İki örnek olarak, 19 Ekim 2007 tarihinde ve 10 Haziran 2010 tarihinde yayınladığımız bildirilerimizi bu bildirimizin devamı olarak sunuyoruz.

Bütün Müslümanların bir araya gelerek birleşmelerini, en büyük güç olarak doğuya, batıya, kuzeye, İslâm düşmanlarına dur demelerini, İslâm Milletinin ve Medeniyetinin yeniden dirilişe ermesini Allah’tan dileriz.”

Biden’ın ‘soykırım’ küstahlığına karşı Türkiye’den bomba hamle gelebilir!

Bloomberg’de yer alan bir haberde Türkiye’nin ABD Başkanı Joe Biden‘ın “soykırım” çıkışına karşı PYD‘ye operasyon düzenleyebileceği ifade edildi.

Üst düzey bir yetkiliye dayandırılan habere göre Türkiye ayrıca; 1980’de ABD ile imzalanan savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını dondurabilir.

İş birliği anlaşması dondurulabilir

Savunma iş birliğinin merkezinde yer alan pakt, hem Türkiye’ye hem de ABD’ye güvenlik yardımı sağlayarak istihbarat paylaşımına, ortak tatbikatlara ve ABD’nin Türk hava üslerine erişimini artırmaya olanak tanıyor.

Misilleme seçenekleri masada

Bloomberg’e konuşan yetkili; Türkiye’nin Biden’ın açıklamalarından PYD’ye karşı bir operasyon başlatabileceğini ve misilleme seçeneklerinin masada olduğunu söyledi.

Erdoğan’dan sert tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımasına sert tepki gösterdi.

Biden’ın açıklamalarını mesnetsiz ve hakikate aykırı olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihteki olayların araştırılması ve hakikatlerin ortaya çıkartılması, bu işin erbabına, tarihçilere bırakılmalıdır, siyasetçilere değil” ifadelerini kullandı.

Kendisinin belgelerle konuştuğunu vurgulayan Erdoğan, “Buyurun arşivlerimizi açalım tarihçiler baksın. Hodri meydan diyoruz” dedi.

Tarih otoriteleri soykırımı yalanlıyor

Türkiye’yi zor durumda bırakmak için sözde Ermeni soykırımı iddialarını, dünyanın ünlü tarihçilerinin araştırmaları çürütüyor. ABD’li, Rus, İngiliz, İrlandalı ve Fransız tarihçilerin yıllar süren araştırmalar sonrası yaptıkları açıklamalar, Ermeni iddialarının bir safsatadan ibaret olduğunu gözler önüne seriyor.

 Hakkı Bilir  İstanbul 

Dünyanın önde gelen tarihçileri, Ermeni soykırımı iddialarının bir safsatadan ibaret olduğunu bilimsel veriler ışığında dile getiriyor. Milletimize iftira bir iddia olmaktan öte gidemeyen sözde soykırım iddialarını tarihsel veriler de çürütüyor. İngiliz Tarihçi Bernard Lewis, Fransız tarihçi Dr. Maxime Gauin, Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg KuznetsovABD’li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthyİrlandalı Dr. Patrick Walsh gibi dünyanın önde gelen tarihçileri de Ermeni Soykırımı iddialarının büyük bir safsata olduğunu dile getiriyor.

Lewıs: Türkler soykırım yapmadı

Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı’yı arkadan hançerleyerek Anadolu’da Türk kıyımına girişen Ermeni çetecilerin torunlarının, tarihi ters yüz eden soykırım iddialarına dünyanın önde gelen tarihçileri sert tepki gösteriyor. Uluslararası sempozyumlarda, hakemli dergilerde ve ilmi röportajlarda görüş bildiren yabancı tarihçiler, soykırım iddialarını kesin dille reddediyor. İngilizlerin meşhur tarihçisi Bernard Lewis, 1993 yılında Fransa’da katıldığı bir sempozyumda soykırım iddialarının yalan olduğunu dile getiriyor. Lewis, “Ermeni soykırımı yoktur. 1915’te yaşanan olaylar, 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi Soykırımı ile eş değer tutulamaz. Ermeniler 1. Dünya Savaşı sırasında şiddet olaylarına başvurmuştur. O dönemki hükümetin Ermenileri ortadan kaldırmak gibi bir niyeti yoktur” ifadelerini kullanıyor.

Ermeniler iftira atıyor

Sözde soykırım iddialarının en büyük savunucularından olan Fransa’daki tarihçiler ise farklı bir söylem geliştiriyor. Fransız tarihçi Dr. Maxime Gauin, New York merkezli Türk-Amerikan Güvenlik Vakfına (TASFO) verdiği mülakatta, 1915 olaylarının bir “soykırım vakası” olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Gauin, ‘Soykırım gerçekleştirildi mi?’ sorusuna, “Milletvekilleri, memurlar ve üst düzey devlet adamları dahil, en az 350 bin, hatta büyük olasılıkla 500 bin Osmanlı Ermenisinin tehcirden muaf tutulması ve zorla tehcir kararının rasyonel bir ulusal güvenlik algısına dayanması hususlarını, soykırım olmadığına delil olarak gösterebilirim” şeklinde cevap veriyor. Rus tarihçi Prof. Dr. Oleg Kuznetsov da Ermeni iddialarını kesin dille reddediyor. “20. Yüzyılda Uluslararası Ermeni Terörizmi Tarihi” kitabının yazarı Rus tarihçi Kuznetsov, “Ermeniler, tarihi ve yasal belgelerle bu propaganda teriminin geçerliliğini doğrulamanın mümkün olmadığını biliyor” tespitinde bulunuyor.

Arşivleri saklıyorlar

ABD’li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy de Ermenilerin arşivleri sakladığı uyarısında bulunmuştu. McCarthy “Ermeniler, arşivlerine kimsenin bakmasına izin vermiyor, saklıyorlar. Türkler, Osmanlı arşivlerini, askeri arşivlerini açtılar. Türkler, herkese arşivlerini gösteriyor, hatta Ermeniler bile gelip bu arşivlerden faydalanıyor” diyerek Ermeni ikiyüzlülüğüne dikkat çekmişti. İrlandalı Dr. Patrick Walsh de Türk-Amerikan Güvenlik Vakfına verdiği röportajda, “Ermeni Soykırımı olarak adlandırılan şeyin hukuki veya tarihsel bir temeli yoktur” diyor.