Çok Kültürlü Televizyon

Son dakika: Esed’in cezaevlerinde tecavüze uğrayan kadınlar konuştu

7.678

Kadınlar, Suriye’de 7 yıldır süren iç savaşın en büyük mağdurları  arasında. Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıt altına alınan  tutuklamalardan derlediği bilgilere göre, çatışan taraflara ait gözaltı  merkezlerinde en az 8 bin 633 kadın tutuluyor. Bunlardan en az 7 bin 9’u Esed rejimine ait cezaevlerinde yargılanmaksızın alıkonuluyor.

SNHR verileri, rejim güçlerinin gözaltı merkezlerindeki en az 864 kadına ve 18 yaş altındaki en az 432 kız çocuğuna yönelik 7 bin 699 tecavüz  vakasına karıştığını bildiriyor. Ancak gerçekte tutuklu ve tecavüz edilen kadın sayısının, bu  rakamların çok üzerinde olduğu biliniyor. Bunun nedeni tutuklamaların çoğunun kayıt altına alınmadan  gerçekleştirilmesi ve tecavüz mağduru kadınların sessiz kalmak zorunda  bırakılması.

 

“9. sınıfta bir kıza herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti”

Şam’ın Doğu Guta bölgesinde yaşayan Um Muhammed, yüzünü başörtüsü ile  kapatarak, 2012 yılında sabah saatlerinde işe gittiği sırada rejim güçlerince bir  arabaya bindirilerek gözaltı merkezine götürüldüğü ve darp edildiğini anlattı.

3 kez sorgulandıktan sonra 7 kadın tutuklu ile aynı odaya konduğunu ve  bu sırada başörtüsünün zorla çıkartıldığını ifade eden Um Muhammed, “İçerideki  herkesin maruz kaldığı işkenceler yüzlerinden okunuyordu. 9. sınıfta bir kız  çocuğu vardı. Ona odadaki herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti. Çocuk çok  dindar bir aileye mensuptu. Daha sonra onu başka bir yere götürdüler ama geri  dönmedi. Eğer hayatta olsa dönerdi.” diye konuştu.

“55 yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi”

Başörtüsünün çıkarılmasına itiraz ettiğini belirten Um Muhammed, “Bu  nedenle ilk etapta işkence gördüm. Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım. 55  yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi.” dedi.

Gözaltına alındıktan 5 ya da 6 gün sonra tek kişilik hücreye  konulduğunu, yaklaşık 2,5 ay boyunca, 10 günde bir ekmek ve biraz peynirle  yaşadığını, hastalandığını ve sinir sisteminin çöktüğünü anlattı.

Um Muhammed, “İri yarı biri gelip beni bayıltana kadar döverdi. Benim  durumumda birisi daha vardı. 30’lu yaşlarda bir öğretmendi. O benden daha ağır  muamelelere maruz kaldı.” ifadesini kullandı.

“Onurunuzla girersiniz, ancak onurunuzla çıkamazsınız”

Esed rejiminin cezaevlerine giren her kadının tecavüz ve tacize maruz  kaldığını anlatan Um Muhammed, “Oraya onurunuzla girersiniz ama onurunuzla  çıkamazsınız. Kadınlara defalarca tecavüz ve işkence ediliyordu. Ben hücrede kalıyordum ama işkence ve eziyet seslerini duyuyordum. O sesler kulağımda, beynimde. Unutulmaz.” dedi.

Um Muhammed, cezaevinden çıktıktan sonra da mağduriyetinin sürdüğünü,  ailesinin kendisini reddettiğini, amcasının oğlu ile evlendiğini ancak, tecavüze  uğradığı öğrenildikten sonra boşandığını söyledi.

“Bana her vurduklarında yere düşüyordum ancak kaldırıp tekrar  vuruyorlardı”

Rejim hapishanelerinde işkence gören Hamalı iki çocuk annesi Sayha El  Barudayi de, eşiyle birlikte Lübnan’ın başkenti Beyrut’a giderken yoldaki bir  kontrol noktasında gözaltına alındığını dile getirdi.

 

Barudayi, eşine ait avcılık ruhsatını çantasında taşıdığı için  tutuklandığını belirterek, gözaltı merkezinde “teröre yardım ve yataklık”  suçlaması ile 4 saat boyunca sorgulandığını ve işkenceye maruz kaldığını dile  getirdi.

Hamalı Barudayi, “Bana her vurduklarında yere düşüyordum ancak  kaldırıp tekrar vuruyorlardı. Bütün bunların ardından askeri birimde tekrar  sorgulandım. Akabinde ellerimi arkadan kelepçeleyip gözlerimi bağladıktan sonra  beni bir hücreye attılar. 48 saat sonra kapıyı açıp bir dilim ekmekle 3 tane zeytin attılar.” dedi.

“Şokun etkisiyle ya isnat edilen bütün suçları ‘işledim’ diyeceksin  ya da direneceksin”

İşkencelerden sonra şoka girdiğini anlatan Barudayi şöyle devam etti:

“Şokun etkisiyle ya isnat edilen bütün suçları ‘işledim’ diyeceksin ya  da direneceksin. Ben direnmeyi seçtim ve serbest bırakılsam da tutuklu kalsam da  direnmeye yemin ettim. Ben Kızılay’da gönüllü çalışan biriydim. Tarafsız bir  şekilde her yaralıya ya da muhtaç insana yardım ederdim. Ancak bu zorbalar bizi  teröre yardım etmekle suçluyorlardı.”

Barudayi, tutulduğu odada 3 kadının daha bulunduğunu ve onların da  kendisi gibi suçlarla itham edildiğini belirterek, maruz kaldığı muamelenin  ağırlığını “Beni 8 saat gözlerim kapalı, ellerim arkadan kelepçeli ve ayaklarım  prangalı şeklide sorgulayan kişi ise neredeyse çocuğum yaşındaydı.” sözleriyle  ifade etti.

“Açlıktan kemikleri çıkmış, dövülmekten yaşlanmış, hareket eden cesetler gibiydiler”

Sorguda başörtüsünün kaldırılıp vücudunun üst kısmının açıldığını ve  darp edildiğini anlatan Barudayi, işlediği iddia edilen suçları kabul etmeyince  tabanı su dolu bir odaya götürülüp elleri arkadan kelepçeli şekilde asılmasını  şöyle aktardı:

“Bana çeşitli fiziki işkenceler yaptılar. Bayılınca askıdan indirip  yerdeki suya elektrik vererek tekrar ayıltıyorlardı. 66 kişi Humus  merkez  hapishanesine sevk edildik. Bizi uyuşturucu, tecavüz ve cinayet suçlarından  yargılanan kişiler ile aynı koğuşa koydular. Anne, baba ve çocuklarla bütün bir  aileyi bir arada görmem ve Banyas katliamından kurtulan 18 yaşındaki kızların  hapishanelerde suçlu gibi tutulduğuna şahit olmak beni adeta travmaya soktu.  Sanki Suriye’deki tüm kadınlar tutukluymuş gibi bir fikre kapıldım.”

Humus’tan sonra Banon cezaevine sevk edildiğini ve orada işkence gören  insanlara şahit olduğunu anlatan Barudayi “Açlıktan kemikleri çıkmış, dövülmekten  yaşlanmış, hareket eden cesetler gibiydiler.” dedi.

“İndiğim merdivenlerde sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum”

Barudayi, “Banon cezaevinde Filistin birimine sevk edildiğimde orada  İranlı Şiilerin varlığı dikkatimi çekti. Beni kalacağım koğuşa götürürlerken  indiğim merdivenlerde sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum. Odalar hep ölüm  kokuyordu.” diye konuştu.

Kendisinden başka 43 kadının olduğu bir koğuşa kapatıldığını,  enfeksiyon kapmış kadınların bulunduğu koğuşta pencere bulunmadığını ifade eden  Barudayi, “Sanki onları kurtaracak semadan inen biriymişim gibi yanıma  yaklaştılar ve dışarıda neler olduğunu sordular. Sanki yarın Esed rejimi  yıkılacak ve onlar da serbest kalacak gibi heyecanlı ve telaşlıydılar.” değerlendirmesini yaptı.

Barudayi, koğuşta 3 gün yemeksiz kaldıktan sonra her dört tutukluya  haşlanmış bir patates getirdiklerini söyledi ve şunları kaydetti:

“Listelerde adım olmadığı için bana porsiyon düşmüyordu. Yanımdaki  kadınlar paylaştı benimle. O kadar zorluklar içerisinde yaşamamıza rağmen  paylaştıkları patatesleri beni ağlatarak rahatlattı. İki hafta kaldım. 3 kez  sorgulandım koridorlarda. Özellikle 21.00’den sonra gençlerin inleme seslerinden  uyuyamazdık. 09.00 ve 17.00’de 15 dakikalık molaya çıkarılırdık.”

“Serum takılı eli bezden dışarı çıkmış şekilde sürüklenen cesetler gördük”

Barudayi, sorgu koridorlarını temizlemekten sorumlu Yediler (Es  Sebaat) isimli rejim güçlerinin ceset taşıdığına şahit oldukları anı şöyle  aktardı:

“Bir kez arkadaşımız idrar hastalığına yakalandı. Lavaboya götürmek  için izin  verdiler ama bitince lavaboda kalmamızı istediler. Unutttuk ve çıktık. Çıkarken Yediler’in bezler içinde ölüleri taşıdıklarını gördük. Serum takılı eli  bezden dışarı çıkmış şekilde sürüklenen cesetler gördük. Sanki zaman durdu o anda.”

Barudayi, Adra cezaevine sevk edildikten 2 hafta sonra çıktığı duruşmada beraat ettiğini belirtti.

“Şebbihalar benim başörtümü ve üzerimi açarak tüm mahallenin önünde yerlerde sürüklemeye başladılar”

Rejim hapishanelerinde tecavüze uğrayan ve rejimin birçok zulmüne  maruz kalan 24 yaşındaki Hamalı Meryem ise  4 çocuk annesi.

İç savaşın başında amcasının iki oğlunun Hama’da öncülük ettiği  gösterilere katılan Meryem, rejimin şiddete başvurmasından sonra, yaralıların  tedavisi için Hamidiye’de sahra hastanesi açtıklarını ve kendisinin de gönüllü  olarak hastanede çalışmaya başladığını söyledi.

Meryem, rejim güçleri Hama’ya girdiği sırada hastanedeki bir Esed  muhbiri tarafından ihbar edildiğini belirterek, “Kocam Tarım ve Hayvancılık  müdürlüğünde memurdu. Onu yakalamış ve sorguda beni sormuşlar. Kocam da eşi  olduğumu söyleyince ondan bilgi almaya çalışmışlar. Bu sırada arkadaşlarım bana  kaçmamı söylediler ama ben çocuklarımı çok özlemiştim. Rejimin Hama’daki  gösterileri bastırmaya çalıştığı sırada ben sabah 6’da anne babamın evine  geldim.” dedi.

Çocuklarına sarılıp ailesi ile hasret giderdiği anda rejim güçlerinin  aniden kapıyı kırarak eve baskın yaptığını ve 4 yaşındaki çocuğunu sağa sola  savurarak, “Annen nerede?” diye sorduklarını söyleyen Meryem, “Kızım o gün  korkudan altına kaçırdı. O günden beri halen tuvaletini tutamıyor. Şebbihalar  benim başörtümü ve üzerimi açarak tüm mahallenin önünde yerlerde sürüklemeye  başladılar. Beni zırhlı araca bindirdiklerinde araçta benimle birlikte 4 genç kız  daha gördüm.” ifadesini kullandı.

Meryem, şöyle devam etti:

“Birime ulaştığımızda ‘Teröristler geldi’ diye haykırmaya başladılar.  Komutan Süleyman adında birinin odasına girdiğimizde, bir taraftan fıstık yiyen,  bir taraftan da ırzımıza, şerefimize söven biriyle karşılaştık. O günden beri o  fıstığı ne alırım ne yerim. Hapishanede elimize 581 veya 518 rakamı vererek  fotoğraflarımızı çektiler. Ayrıca ‘Kadınları kadın polis arar’ cümlesi koca bir  yalandır. Beni bir asker soyarak aradı. İçim yandı.”

“Ön taraf ofis, arka oda tecavüz odası idi, ‘Allah için yapma’  derdim, ‘Allah yoktur’ derdi”

Meryem, bu süreçten sonra yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Sorgu odası tek yataktan ibaret bir yer. İşkencenin sınırı yok. Saat  gece 12’den sonra ne olurdu bir bilseniz. Komutan Süleyman, en güzel kızları  seçip odasına getirtirdi. Ofisinde iki oda vardı. Arka oda tecavüz odasıydı.  ‘Allah için yapma’ derdim. ‘Allah yoktur’ derdi. ‘Peygamber için’ derdim. ‘O izinde’ derdi. ‘Kim daha tatlı? Özgür Suriye Ordusundakiler mi, biz mi?’ diye  iğrenç sorular sorardı. Tecavüze uğrayan bir kız hamile kaldı. Hamileyken de  tecavüze uğruyordu. 6. ayında doğum yaptı. Çocuğunu önünde kurşun sıkarak  öldürdüler. O kız aklını oynattı. Şimdi ailesi onu iple bağlıyor. Başka bir arkadaşım 3. sınıf tıp fakültesi öğrencisiydi. Bekardı. Ona da tecavüz edildi.  Sefire bölgesinden Ahmet diye bir genç vardı, bizim yakarışlarımızı duydukça  ağlardı. Her gün sabah işkence. Akşam tecavüz. Kimse bize duyarlı olmadı. Sesimiz duymadı. Ne yaptık? Yaralılara yardım ettik. Muhasara altında olan ailelere gıda  gönderdik.”

“Sesimiz duyurmak için sadece Recep Tayyip Erdoğan babama sesleniyorum”

Meryem, hapishaneden çıktıktan sonra çok büyük şaşkınlık yaşadığını,  güler yüz ve merhametle karşılanmayı beklerken tüm toplumun kendilerini tecavüze  uğradıkları için aşağıladığını belirterek, bakkala bile girip alışveriş  yapamadığını söyledi.

Meryem, kocasının kendisini boşadığını, tüm ailesinin kendisinden yüz  çevirdiğini, bayramlarda dahi telefonlarına çıkmadıklarını, üstelik kardeşinin  kendisini öldürmekle tehdit ettiğini belirtti.

“Sesimiz duyurmak için sadece Recep Tayyip Erdoğan babama  sesleniyorum. Herkese sesimizi ulaştırdık ABD’ye, insan hakları örgütlerine, ama  nafile kimse duymadı. Erdoğan tutukluk sürecinden sonra serbest bırakılan  kadınlara yardım eli uzatsın.” çağrısında bulunan Meryem, hala içeride olan  arkadaşlarını merak ettiğini söyledi ve onların unutulmaması gerektiğini  vurguladı.

Cevap bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.