Çok Kültürlü Televizyon

Kalben’i biraz tanımaya çalıştığımızda fark ediyoruz

43.591

Sesi, ruhu, görünümü ve söyledikleri birbirine denk kaç insan tanıyorsunuz? Kalben’in onlardan biri olduğuna şüphe yok. Konserinde karşılaştığınız kalabalığın da tıpkı onun gibi olduğunu gördüğünüzde içiniz rahatlıyor. Her şey sakin, huzurlu, doğal ve olması gerektiği gibi. Bu düzenin insanı olmadığını söyleyen Kalben’in zaten tek istediği şey de, hep birlikte konserlerde bağıra çağıra şarkı söyleyip birlikte derdimizi unutmak, gerekiyorsa yas tutup gerekiyorsa birlikte kahkahalarla gülmek ve her şeyi orada bırakıp evlerimize dağılmak…

 ki, başarı ve mutluluk gibi kavramlar size altın tepsi ile sunulmamış. Peki müzik ile olan bağlantınızın hayatta sizi mutluluğa götüren denklemin kökü olduğunu düşünüyor musunuz?
Aslında hiçbir zaman profesyonel anlamda müzik yapmayı düşünmemiştim ben. Ta ki o güzel insanlar o şarkıları sevip benim konserler yapmamı isteyene kadar. Müzik hiçbir zaman o ilk plandaki hayal değildi. Hep benim korumak istediğim, özel bir yerde sakladığım, sadece çok yakınım olan insanlarla paylaştığım ve çaldığım ufak tefek mekanlarda çok gizli yaptığım bir şeydi.

Neydi çocukluk hayaliniz peki?
Bir meslek hayalim yoktu. Yani bir şey olmak üzerine büyütülmedim. Dans etmeyi, müziği çok seviyordum, resim yapıyordum ama annem de babam da benim o alanlarda meslek sahibi olmamı istemiyordu. Sadece doğru düzgün bir mesleğin olsun, sağlam bir diploman olsun, bu ülkede ekonomik özgürlüğünü bir kadın olarak eline alabileceğin bir okuldan mezun ol gibi hayallerle büyütüldüm. Oysa kimi zaman sağlam bir mesleğin oluyor sonra onu içinden gelmeyerek icra ediyorsun. Yıllar içinde kazandığım deneyimler, yaşadığım şehirler, tanıştığım insanlar, bütün o kendime eklediğim parçalarla birlikte en önemli şeyin benim içimden gelerek en rahat neyi yapabildiğim ve en rahat neyi sunduğum olduğuna karar verdim. Ve müzikle tekrar tanıştım.

Aslında tarzınız da kendiniz de başkasınız. Standardize bir haliniz yok. Başka olan da her zaman kıymetlidir. Peki siz kendinizin kıymetini biliyor musunuz?
Sen deyince öğreniyorum ben. Şöyle ki, çok matematiksel ve tesadüfi bir şey burada olmam. Hiç burada olmayabilirdim, hiç sevdiğim adamı tanımayabilirdim, hiç gitar çalmayabilirdim, hiç annem o dünya güzeli kadın olmayabilirdi… Hani bunları düşündüğüm zaman deneyimimi, hayat yolculuğumu çok kıymetli buluyorum, ama kendime karşı genellikle kinayeli ve dalgacıyımdır. Yani kendimi çok ciddiye almayı sevmiyorum.

Tesadüf kelimesiyle kader kelimesini ne şekilde ilişkilendirenlerdensiniz?
Aslında evrensel bir tesadüf benim bahsettiğim, çok matematiksel ve biyolojik bir tesadüfün içindeyiz. İşi biraz o taraftan görüyorum. Rüya gören organizmalarız, bu bir rüya bizim için. Çok keyifli bir yerde yaşıyoruz, birbirimizi ezmek zorunda değiliz, korkutmak zorunda değiliz, birbirimize saldırmak zorunda değiliz. Bu yüzden kaderci olmak istemiyorum, çünkü her şeyi kadere bırakırsak birbirimize iyi davranmayabiliriz. Elimizde tutalım hayatlarımızı biraz, hatta olabildiğince kontrol etmeye çalışalım. İnsanlara ne kadar sevgi verebildim, nasıl davranabildim, kabalık ettim mi, aksi davrandım mı, kendi kişisel sorunlarımı onlara yansıttım mı, hep bunlara dikkat etmeye çalıştığım için kaderci olamıyorum.

Müzik ruhun gıdasıdır derler ama biz bu gıdayı sizden olduğu kadar kimseden bu kadar kalpten almıyoruz bünyeye. Ne popüler olma arzusu, ne genç ve seksi kadın olma çabası, ne de en iyiyi ben yapıyorum egosu…
Çok temele yakın, köklerime yakın olmak istiyorum ben. Doğduğum yeri, büyüdüğüm yeri, annemi babamı, bugüne kadar tanıdığım insanları hiç unutmadan, bu hikayeyi bütünlüklü bir şekilde ele alıp yansıtmak istiyorum. Ve şöyle bir tarafı da var, müzik beni çok onardı, çok iyileştirdi. Ben çok karanlık ve karamsar tarafları olan, insanlarla anlaşmakta ve kendini ifade etmekte çoğu zaman zorlanan, birtakım sorunları olan, bazı kötü alışkanlıklar edinip o kötü alışkanlıkları bırakmayı sevgiyle öğrenmiş biri olarak müzikten çok ilham ve çok destek aldım. Müzik beni hep iyileştirdi ve ben şu an müzik icra ederken öyle değilmiş, yani müzik beni iyileştirmemiş gibi davranamam. Ben aslında dostumla birlikte bir yolculuktayım ve bunu bir de eşimle, sevdiğim insanlarla birlikte yapıyorum. Tek başıma ortalarda, ben şöyle güzel müzik yaparım şeklinde dolaşmanın zaten anlamı yok. Kadın olarak ise odaklandığımız şeylerin hep heteroseksüel erkek normları üzerinden şekillenmesine çok üzülüyorum. Sürekli kendimizi değiştirmek, sürekli yaşlanmaktan korkmak ya da hep mükemmel görünmeyi istemek, hepimizi bir şey tüketmeye, satın almaya zorlayan ve kazandığımız paradan hiç keyif alamadığımız bir sistemin içine atıyor bizi. Bu yüzden bir kadın olarak tek istediğim şey galiba, kadınların özgürlükleri adına kendileri adına mutlu olmaları. Ben böyle bir devrimin parçası olduğumu hissediyorum, öyle bir dönemde öyle bir zamandayım.

Elele Avon Kadın Ödülleri 2016 töreninde annenize adanmış çok etkileyici bir konuşma yapmıştınız. Annenizle olan ilişkiniz nasıldı?
Annemi 19 yaşındayken kaybettim ve kaybettikten sonra annemi bir kez daha tanıma şansım oldu. Anne öyle özel bir insan ki, burada, yanında, fiziksel olarak olmasa bile sana çok şey öğretmeye, yine seni korumaya, yine senin fikrine ve ruhuna katkıda bulunmaya devam ediyor. Babam da canımdır ama benim ilk aşkım babam değil, annemdi. Ben ne yazık ki o gençlik yıllarımda, onun beni ne kadar korumak istediğini, beni kıymetli gördüğünü anlayamadım ancak yıllar içinde bunu öğrenme şansım oldu. Şimdi yukarı yıldızlara baktığımda bütün kaybettiğimiz güzel insanlarla birlikte onu da orada görüyorum, Didem Madak da annemin yanında şu an biliyorum, Fikret Kızılok da orada, çok sevdiğim başka insanlar da var orada. Böyle düşündüğüm zaman içim açılıyor ona çok müteşekkir oluyorum, bütün annelere müteşekkir oluyorum aynı zamanda.

Sizin tarzınızda bir kadının eşini sıkça iyelik ekiyle belirtmesi bazen garip geliyor desem…
Aslında bunları hep kalıplar içine koymuşuz, ben iyelik eki ile Ali’m dediğim zaman aslında o benim malım mülküm olsun diye demiyorum. Bir de onu çok seviyorum, Ali çok ismi ile birleşmiş bir insan. İçimden öyle geldiği için, onunla hayatımda ilk defa bir şeyleri mutlulukla üretebildiğim için, birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebildiğimiz için Ali’m diyorum. Neyi ne niyetle yaptığımı ben biliyorum, bunları açıklayamazsın, bunlar hep sevgiyle aşkla ilgili şeyler. Bunlar insanın içinden geliveren şeyler…

Aşkın bu noktada sizi nereden nereye taşıdığını düşünüyorsunuz?
Beni çok onardığını biliyorum, tıpkı müziğin yıllar boyunca yaptığı gibi. Bana çok yol açtığını, bana çok yol gösterdiğini, her gün beni yataktan kaldırdığını, beni giydirdiğini biliyorum. Ve ‘Hadi Kalben çalış biraz, müzik yap, biraz kitap oku, çık biraz dolaş’ ya da ‘bugün dünyayla ilgili bir güzellik planın var mı?’ gibi soruları hep aşktan soruyorum. Yoksa motivasyonu olan biri değilim, çok tembel çok karamsar biri olabilirim her an aşk olmasa.

Nasıl bir albüm var şu an elimizde?
Sonsuza Kadar aslında bir yol hikayesi gibi. Türkiye’de dünyada yaşadığımız olaylardan etkilenmekten hiç korkmayan, cesur olmaktan, korkularıyla yüzleşmekten, uzun uzun şiirler okumaktan çekinmeyen, kimi zaman çok kısa cümlelerle derdini anlatıp geri çekilip dinleyiciye bağırma, çağırma, dans etme özgürlüğünü bırakan ve herhangi bir türün içine girmeyecek yine Kalben dünyasının müziği olan, bizim sevgimizden bizim aşkımızdan bizim dostlarımızla yaptığımız müziğin içinden gelen bir yol hikayesi. Çok özgür bir albüm, ilk albümde özgürlüklerimizin farkında olabilecek bir pozisyonda değildik. Bu albüm ise aslında hep birlikte konserlerde bağıra çağıra şarkı söyleyip, birlikte derdimizi, acımızı unutmak, gerekiyorsa yas tutup gerekiyorsa birlikte kahkahalarla gülmek ve her şeyi orada bırakıp evlerimize dağılmak için yaptığımız bir şey. Dünyayı kurtarmıyoruz ama mikro bir dünyamız var orada ve Eskişehir’de miyiz, Isparta’da mıyız, Brüksel’de miyiz, o gün orayı kurtarmak, arşa değmek amacımız. Bunun kıymeti çok önemli benim için ve bunu elimizden alacak tüm maddeleri eledik bu albümde.

Peki kendinizde ilk albüm ile ikinci albüm arasında farklar var mı?
İlk albümde sanırım daha fazla umursuyordum. Başkalarının söylediği sözlerin yükünden kurtulmaya çalışıyorum, çünkü onlar beni hiçbir zaman ileri götürmeyecek. Onlar bana bir şey katmayacak aslında, onlar benim mutluluğumda, gelişimimde, bizim o dünya güzeli insanlarla buluşup şarkı söylediğimiz yerde yoklar. Onu ayırmayı öğreniyorum galiba. O yüzden bu albüm benim için çok kıymetli ve başka bir yerde.

En karakteristik özelliğiniz ne?
Bir şeyi sevdiğim zaman gerçekten çok seviyor ve onu korumak istiyorum. O sevgiyle birlikte yürüyorum, o sevgi beni ayağa kaldırıyor ve yürütüyor biliyorum. İnatçıyım o yüzden. Şunu da biliyorum, düzenin gerektirdiği hiçbir şey hoşuma gitmiyor yani kesinlikle bu düzenli değilim. Bu şekilde tükettiğimiz, sürekli yeni araçlar ürettiğimiz, sürekli bu araçları insanlara satın almak zorunda bıraktığımız, hani çocuklarımızın artık hiç kitap okumadığı bir yere geldik ve ben kesinlikle buralı değilim. Ben olduğum yerden sesleniyorum, o olduğum yerdeki insanları çok seviyorum ve o güzel insanlarla buluşmak konusunda çok inatçı ve çok özgürlükçüyüm. Ve hep de yolunu bulacağım.

Ünlü olma kavramının içi sizin için nasıl doluyor?
Valla ben ünlü değilim. Biz hala kendi konserlerimize gittiğimizde otoparka alınmadığımız oluyor, üzerimiz başımız aranıyor. Bir mekandan bile çıkamayan, eşofmanını giyip markete gidemeyen çok fazla popüler figürü olan bir toplumda yaşıyoruz ama ben öyle değilim.

Buna siz müsaade etmediğiniz için mi acaba?
Ben o kadar alakasız bir yerden geliyorum ki, ben müsaade etmek istesem bile oraya gidemem. Yani dokular uymuyor birbirine. Biz çok sevdiğim arkadaşlarımızla birlikte sahnede müzik yapıyoruz, kendi albümlerimizi kendimiz yapmaktan hoşlanıyoruz, sevgili eşim Berkant Ali İncesaraç ile dışarı çıkıyoruz, ya arkadaşlarımızın evine ya konserlere ya bazı lokanta, kafeler var oralara gidiyoruz. Bunlar hiç değişmedi, altı yıldır İstanbul’dayım, hep aynı yerler. Bu durumun beni hiç etkilediğini düşünmüyorum ve bizi etkilemesine izin vermemeliyiz diye düşünüyorum. Ürettiğimiz bir şey bu, insanlarla paylaştığımız bir şey bu, bunun bizi alıp bir yerlere taşımasına, karakterimizi değiştirmesine gerek yok bence, gerekli bulmuyorum daha doğrusu.

Siz sözlü ifadeleriyle güçlü bir insansınız. Peki sizin hayatınızda yeri olan, hayatınızın gidişatını etkileyecek kadar güçlü, şu an hemen aklınıza gelen bir söz var mı?
Bana bu hayatta en büyük ilhamı hep annem vermiştir; bana 5-6 yaşlarından itibaren hep ‘Ayaklarının üzerinde dur ve kanatların olsun uç’ demişti. O yüzden ikisini de sağlamaya çalışıyorum bu hayatta, bütün çocuklar için. Ama yine öncelikli olarak kız çocukları için.

Bir gün mutlaka, ne yapmayı arzu ediyorsunuz?
Bir ormanda hep dolaşayım özgürce. O orman benim hep sevdiğim insanlarla dolu olsun, artık bir ormanımız olsun ve rahat rahat ağaçların altında yaşayabilelim.

Kendinizle hiç anlaşamadığınız bir konu var mı?
Takıntılıyım. Takıntı haline getirebiliyorum bazı şeyleri. Mesela bir şarkının bir yeri var, onu nasıl duymak istediğimi çok iyi biliyorum ama anlatamıyorum. Mesela Sakin Ol Evladım’ın ilk albüme girmeme nedeni buydu.

Moda, güzellik, estetik gibi kadınsı konular hayatınızda ne kadar yer işgal ediyor? Bunlara kafa yorar mısınız?
Modaya bayılırım, skinny kotlarımı deri ceketlerimi, spor ayakkabılarımı, bez ayakkabılarımı çok severim. Fitilli kadife pantolonlarımdan 10 yaş geyikli kazaklarıma kadar dolabımda her zaman olmazsa olmaz değdiğim parçalarım da olmuştur. Sevdiğim müzik gruplarının tişörtlerini giymeye, tişörtlerimin yakalarını kesmeye, pantolonlarımı parçalamaya bayılırım. Çok sevdiğim markalar da var ama açıkçası modanın büyük markalarla, high fashion ile alakalı olduğunu düşünmüyorum. Doğru parçaları bir araya getirmekle ve kendini içinde çok iyi hissetmekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Gözlük ve sneaker konusunda biraz cömerdim ama onun dışında bir savurganlığım yok. Güzellik konusunda ise güzel hissetmek için çok uğraştığımız dönemin modası geçsin istiyorum çünkü çok güzel insanlarız zaten; doğmuşuz, yaşıyoruz, canlıyız, damarlarımızda kan akıyor; hadi yani! Yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki, sürekli makyaj yapıp saçımızı yapamayız, dışarı çıkmamız lazım biraz da. Güzelliğe ve modaya bakış açım bizi özgürleştiren şeyler olmaları bağlamında anlam kazanıyor, onlar hep bizimleler ama bizi kısıtladıkları zaman karşılarındayım biraz. Aslında öyle de değiller de yanlış anlaşılıyorlar. Tüketimle ilgili olmamalı bunlar, insanın karakteri ile ilgili bir şeyler olmalı.

Instagram kullanım amacınız da sadece görselden ibaret değil. Seviyor musunuz sosyal medyayı?
Sadece Instagram’ı çok seviyorum, çünkü bugüne kadar çalıştığım editörlük pozisyonları, sosyal medya direktörlükleri, yazarlıklar, copywriter’lıklar gibi işlerde hep “Metinler daha kısa olsun Kalben”, cümlesini o kadar çok duydum ki, şimdi o istediğim uzun cümleleri kuruyorum, anlatmak istediklerimi anlatabiliyorum, yazıyorum.

Cevap bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.