Çok Kültürlü Televizyon

Alman kanalında Almanya’ya demokrasi dersi verdi

0

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Alman televizyon kanalı ZDF’de Almanya’ya zor sorular yöneltti. Almanya’nın Türkiye’nin içişlerine yönelik hamlelerine tepki gösteren Yeneroğlu, ‘Biz de NSU davalarına karışsaydık tepkiniz ne olurdu?’ dedi. Cami cemiyetlerine baskı yapan Almanya’nın Türkiye’de darbe girişiminde bulunan FETÖ’cüleri görmezden geldiğini hatırlatan Yeneroğlu, ‘Cami cemiyetlerini radikalse FETÖ’cüler ne’ diye sordu. Almanya’nın Türkiye’deki referandumda ‘Evet’ diyeceklerin fikirlerini ifade etmelerine izin vermediğini de gündeme getiren Yeneroğlu, ‘Hayırcıları neden el üstünde tutuyorsunuz’ dedi.

Alman ZDF kanalında Maybrit Illner moderatörlüğünde yayınlanan tartışma programına konuk olan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AK Partili Mustafa Yeneroğlu, anayasa değişikliği referandumunu, Türkiye’nin terörle mücadelesi ve bu bağlamda özellikle yurtdışında oluşturulan tutuklu gazeteciler algısı üzerine değerlendirmelerde bulundu.

“DENİZ YÜCEL İLE İLGİLİ KARARI BAĞIMSIZ YARGI VERECEK”

Illner’ın “Sizce Deniz Yücel suçlu mu?” sorusunu yanıtlayan Mustafa Yeneroğlu, “Buna mahkeme karar verecek. Kendisi hakkında birtakım iddialar var. Bunları detaylı olarak bilmiyorum. Konu hakkında biraz bilgi edinmeye çalıştım. Bu bilgiler ışığında diyebilirim ki, avukatların tutukluluğun sona erdirilmesine dair verdikleri dilekçe çerçevesinde daha fazla bilgi edinebileceğiz.” şeklinde konuştu.

Illner’ın “9 ay önce bu programda Deniz Yücel ile beraberdiniz ve onunla tartışmıştınız. Sizce neden endişe etmeli?” sözleri üzerine Yeneroğlu, “Sanki Türkiye’de kişilerin işledikleri suçlar hakkında bağımsız yargı değil de Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da hükûmet karar veriyormuş gibi yaygın bir algı var burada nedense. Bu beni oldukça şaşırtıyor. Deniz Yücel’den önce Almanya’da öfkeye sebep olan başka davalar da vardı. Mesela 2007 yılındaki Marko davasını hatırlarsınız. Bu genç, bir genç kıza cinsel tacizde bulunmakla suçlanmıştı. 2007 yılında. O zamanlar da Almanya’da bir öfke seli oluşmuştu, ancak (Türkiye) hükûmeti o yıllarda bugünkü gibi yerden yere vurulmuyordu.” dedi.

“TÜRKİYE’DE DEVLET TERÖRE TEPKİ VERİYOR”

Yeneroğlu, Illner’ın “anlamaya çalıştığımız şu: Neden yoğun bir şekilde gazeteciler hedef tahtasına oturtuluyor? Gazetecilik suç mu? Bir şeyleri anlamak ve aktarmak istemeyi aktif propaganda faaliyeti olarak görmemek… Terör propagandası. Suçlama bu çünkü.” şeklindeki sorusuna “Türkiye’de özgürce işlerini yapan binlerce gazeteci var. Sayın Sancar’ın da sayılarla az önce ifade ettiği üzere çeşitli suçlamalara maruz kalmış gazeteciler de mevcut. Gazetecilerin meslekleri icabı bazı ayrıcalıklara sahip olması, cezadan muaf olmaları gibi bir durum hiçbir yerde geçerli değildir, Türkiye’de de bu böyledir. Almanya’da da gazetecilere soruşturmaların açıldığını biliyoruz. Ayrıca bir hususu sık sık unutuyoruz, Türkiye’de şu anda çok özel bir durum söz konusu ve bu da Almanya’da nedenle sonucun birbirine karıştırılmasına yol açıyor. Olağanüstü Hâl ve sert tedbirler alınması gibi uygulamalar netice itibarıyla devletin teröre verdiği tepkilerdir. Bunlar durup dururken ortaya çıkan uygulamalar değildir. Geçtiğimiz iki yılda Türkiye’de yaklaşık bin insanımızı teröre kurban verdik. 4 binin üzerinde insanımız terör saldırıları sebebiyle yaralandı. Bunları da konuşmamız gerekir.” sözleriyle yanıt verdi.

Illner’ın “Bu yüzden Olağanüstü Hâl var.” sözleri üzerine Yeneroğlu, “Bilhassa baskıcı uygulamalardan, tutukluluk hâllerinden bahsediyorsak terör örgütlerinden de bahsetmek zorundayız.” dedi.

“PKK’NIN ALMANYA’DAKİ FAALİYETLERİNDEN KİMSE NEDEN RAHATSIZ OLMUYOR?”

Almanya’nın Türkiye’ye yönelik tavrını eleştiren Yeneroğlu sözlerine şöyle devam etti: Cem Özdemir burada HDP için PKK aktivistlerinin örgütleri vasıtasıyla seçim çalışmaları tertip ediyor. Kimsenin de buna itirazı olmuyor. HDP için, muhalefet partileri için Almanya’nın her yerinde propagandaların yapıldığını görüyoruz. Sendikaların salonları kiralanıyor, belediyelere ait salonlar kiralanıyor. Bunlar kimseyi rahatsız etmiyor. Ama diğer tarafta Türk Hükûmeti ya da iktidar partisi tarafından buna cevap verildiğinde hemen yaygara koparılıyor.

YENEROĞLU’NDAN ZOR SORU: TÜRKİYE NSU DAVALARINDA AYNI ŞEKİLDE, AYNI ÖFKE ATMOSFERİYLE BURAYA KARIŞSAYDI…

Bir noktaya değinmek gerek. Sürekli olarak Almanya’nın hukuk devleti olduğu, ama Türkiye’nin olmadığı gibi bir ortam sunuluyor. O zaman şöyle bir düşünelim; Türkiye mesela NSU davalarında aynı şekilde, aynı öfke atmosferiyle buraya karışsaydı… Mesela 6-7 tanığın neden aniden öldüğünü, diğer yandan 9 Türkiyeli insanın öldürülmesine rağmen cinayetlerin, bilhassa da siyasi bağlantıların niye hâlâ aydınlatılamamış olduğunu…”

Illner, Yeneroğlu’nun sert sözlerine “Olayın aydınlatılması için çaba harcıyoruz. Hukukçular, mahkemeler…” şeklinde yanıt verdi.

“HAKKANİYETLİ OLALIM”

Yeneroğlu da “Aynen Türkiye’de olduğu gibi. Orada da mahkemeler Deniz Yücel davasını aydınlatmaya çalışıyorlar. Hakkaniyetli olalım lütfen.” dedi.

“BU BİLGİLER TARTIŞMALARDA HİÇ DİLE GETİRİLMİYOR”

Yeneroğlu sözlerine bu sözlerle devam etti: Seçime tabi tutulan Erdoğan değil idari sistem. Kasım 2019’da Cumhurbaşkanı seçime girer ve kazanırsa, demokratik başkanlık sistemi çerçevesinde hükûmetini oluşturabilir. Bu sistemde yasama ve yürütme birbirinden kati bir şekilde ayrılıyor. Hâlihazırda cumhurbaşkanı ve başbakan arasında olan yürütme yetkisi paylaşımı cumhurbaşkanlığı makamında toplanıyor. Parlamentonun bugüne kadarki bütün fonksiyonları, bütün yetkileri sistem değişikliğinden sonra da aynen kalıyor. Ayrıca cumhurbaşkanı, özgürlük haklarını ve ferdî hakları daraltmamak kaydıyla kararname çıkarma yetkisine sahip olacak ve bu kararnameler norm hiyerarşisinde parlamentodan çıkan yasalardan aşağıda olacak. Bunlar ayrıca anayasa ve parlamento tarafından kontrol edilebilecek. Ayrıca anayasada yasa değiştirme hakkı parlamentoya mahfuz olarak belirtilen noktaların yüzde 60, 70’ini zaten değiştirebilme gibi bir yetki zaten söz konusu değil. Tabii bu bilgiler tartışmalarda hiç dile getirilmiyor.

YENEROĞLU’NDAN ÖZOĞUZ’A: DARBECİ FETÖ’CÜLER RADİKAL DEĞİL Mİ?

Bu sözlerden sonra Yeneroğlu ve Türk kökenli Alman siyasetçi Aydan Özoğuz arasında şu diyalog yaşandı:

Yeneroğlu: O zaman vatandaşlık hakkı oluyor değil mi? İlginçmiş.

Aydan Özoğuz: Bundan kuşkunuz mu var Sayın Yeneroğlu?

Yeneroğlu: Açıklayayım isterseniz.

Özoğuz: Eğer yanı başınızda birisi suç işlemeyi planlıyorsa bunu bildirmez miydiniz?

Yeneroğlu: 11 Eylül’den beri, bunu en iyi siz biliyorsunuz, cami cemiyetlerinden polisle irtibat kişisi belirlemeleri baskıyla talep edildi.

Özoğuz: Radikalleri önlemek için.

Yeneroğlu: Sizin normlarınıza uymayan insanlar radikal öyle mi? Sizde tabi her şey özgürlük ve hukuk devleti ilkeleri gereğince yapılıyor!

Özoğuz: 11 Eylül’ün failleri sizce radikal değiller miydi?

Yeneroğlu: Tabii ki radikaldiler. Peki 15 Temmuz darbecileri neydi? Size göre tabii ki onlar radikal değil. Ama bize öyle düşünmüyoruz. Fark da burada.

Özoğuz: Darbecilerin hepsinin burada Almanya’da olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Yeneroğlu: Teröristlerin hepsinin cami cemiyetlerinde mi olduğunu düşünüyorsunuz?

Özoğuz: Hayır. Kimse bunu söylemiyor.

Yeneroğlu: Lütfen hakkaniyetli olun.

Özoğuz: Öyle yapıyorum.

Yeneroğlu: Hayır, yapmıyorsunuz.

Yeneroğlu: Cami cemiyetlerinde polisle irtibat kişisi belirlenmek zorundaydı ve bu kişiler problemli fikirlere sahip insanları polise bildirmekle yükümlüydü. Hatta isim listeleri, ayrıca kitap listelerini bildirmek zorundaydılar. Bu bildirilen kişiler tabii ki polis tarafından takip edilecekti. Hatırlıyorum o zamanlar Sayın Özoğuz kendisi bu uygulamayı problemli buluyordu. Şimdi hükûmette olduğunuz için farklı düşünüyorsunuz.

“AÇIK BİR ÇİFTE STANDART SÖZ KONUSU”

Illner’ın “Şunu öğrenmek istiyorum: İnsanların Erdoğan taraftarı ya da karşıtı olarak gruplandırıldığı ajan raporları bulunuyor. Bu raporlarda insanların terörist olup olmadıkları ile ilgilenilmiyor. Burada küçük bir farklılık söz konusu. Teröristleri yakalamak için emniyetin çalışmalarını desteklemekle insanların hangi düşünceye sahip olduklarını ortaya çıkarmaya çalışmak birbirinden farklı şeyler. Buna ne diyorsunuz?” sorusuna Yeneroğlu şu yanıtı verdi: “Evet” diyecek olan insanları, bilhassa da Almanya’da köşeye sıkıştırılacakları, suçlanacakları endişesi taşımaları gerekiyormuş gibi bir durum var. Ya da toplantı yapacak salon bulamama, bugün yine gördüğümüz üzere. Fikirlerini ifade etmeleri yasaklanıyor. Bunların hepsi meşru! Ama diğer yandan… Konuşmamı engelliyorsunuz… Ama diğer yandan “Hayır” diyecek olanların Almanya’da el üstünde tutulması, kamuoyu ya da mesela Cem Özdemir gibi üst düzey politikacılar tarafından hararetli bir şekilde desteklenmesi de gösteriyor ki burada değinilmesi gereken açık bir çifte standart söz konusudur. Siz dönüp dolaşıp sözü PKK’ya getirdiğimden söz ettiniz. Bizim Türkiye’de yaşadığımız problem, devletin sert tutumu, otoriterlik olarak adlandırılan uygulamalar, bunların hepsi sonuçta Türkiye’de yıllardır yaşananlara karşı bir tepkidir. Demokratik hukuk devletinin korunması ve idame ettirilmesi için terörizmle hep birlikte mücadele etmek zorunda olduğumuzu, birlikte hareket etmemiz gerektiğini ifade etmek yerine, bilhassa… Mesela HDP’yi ele alalım; şiddet kullanma tekelinin yalnızca devlette olduğu ilkesine riayet etmek zorunda, kamusal düzene riayet etmek zorunda.

Yeneroğlu’nun sözleri üzerine program konuklarından HDP’li Mithat Sancar “Bunlara riayet ediyoruz. Bizi suçlu gösteriyorsunuz.” dedi. Yeneroğlu da “O zaman lütfen açıklayın.” şeklinde yanıt verdi.

Cevap bırakın